6. Peygamberimizin Çarşı-Pazar Dolaşarak Halkı İslâm’a Çağırması
7. Peygamberimizin Yakın Akrabalarını İslâm’a Daveti
8. Peygamberimizin Yolculuk Sırasında İnsanları İslâm’a Daveti
9. Peygamberimizin İslâm’a Davet İçin Yaya Olarak Yolculuk Yapması
10. Savaş Meydanlarında İslâm’a Davet
11. Peygamberimizin İslâmiyet’i Tebliğ Gayesiyle Beldelere Öğretmenler Göndermesi
12. İslâmî Esasları Yerine Getirmeye Davet
➖Peygamberimizin, Cerîr’i İman Etmeye ve Farzları Yapmaya Davet Etmesi
➖Peygamberimizin, Bu Konuda Muaz b. Cebel’e Talimatı
➖Peygamberimizin, Havşeb Zî-Zuleym’i Farzları Yerine Getirmeye Çağırması
➖Peygamberimizin Abdülkays Heyetini Farzları Yerine Getirmeye Daveti
➖İmanın Hakikatiyle İlgili Alkame Hadisi
6. Peygamberimizin Çarşı-Pazar Dolaşarak Halkı İslâm’a Çağırması
Rebia b. Ubbâd şöyle demiştir: “Allah Resûlünü cahiliye dönemimde Zü’l-Mecâz çarşısında gördüm, “Ey insanlar! Lâ ilâhe illâllah deyiniz ki kurtuluşa eresiniz” diyordu. Halk da başına toplanıyordu. Arkasından da parlak yüzlü, şaşı gözlü, saçları iki örgülü bir adam dolaşıyor, peşinden giderek, “O, yalancı bir dönmedir!” diyordu. Bu adamın kim olduğunu sordum: “Amcası Ebû Leheb’dir” dediler. Bu hadisin diğer bir rivayetinde, farklı olarak şu ek bilgi vardır: “Allah Resûlü, Ebû Leheb’den kaçıyor, o da onu izliyordu.” Başka bir rivayette de şu ifadeye rastlıyoruz: “Halk, birbirini ezercesine Allah Resûlünün başına yığılmıştı. Durmaksızın o kadar söz söyleyen bir kimse görmedim.” (Heysemî, Mecmau’z-Zevâid, 6/20(9834))
Tarık b. Abdullah anlatıyor: “Bir gün Zü’l-Mecâz çarşısında iken baktım kırmızı hırkalı bir adam orada şöyle diyordu: ‘Ey insanlar! Lâ ilâhe illâllah deyiniz ki kurtuluşa eresiniz.’ Arkasından da ayaklarını ve bacaklarını kanlar içinde bırakmış bir adam vardı. O da: ‘Ey ahâli! O yalancıdır, ona uymayın.’ diyordu. Ben bunun sebebini sordum: “Hâşimoğullarından bir delikanlı; Allah’ın peygamberi olduğunu iddia ediyor, ötekisi de amcası Abdü’l-Uzzâ yani Ebû Leheb’dir” dediler. (Heysemî, Mecmau’z-Zevâid, 6/20(9835))
Mâlik b. Kinâneoğullarından bir adam anlatıyor: “Zü’l-Mecâz çarşısında Allah Resûlünü gördüm, dolaşıp şöyle diyordu: ‘Ey İnsanlar! Lâ ilâhe illâllah deyiniz ki kurtuluşa eresiniz” Ebû Cehil de ona toprak atıyor ve: “Bu sizi dininizden saptırmasın! “Tanrılarınızı bırakmanızı, Lât ve Uzza putlarını terk etmenizi istiyor!” diyordu. Allah Resûlü ise, ona dönüp bakmıyordu bile” Râvi der ki: “Ben o zata, ‘Allah Resûlünü bize tasvir et.’ dedim. ‘Kırmızı iki hırka içinde orta boylu, dolgun vücutlu, güzel yüzlü, saçları simsiyah, teni bembeyaz, gür saçlı idi.’ dedi” (İbn Kesîr, el-Bidâye, 3/139)
7. Peygamberimizin Yakın Akrabalarını İslâm’a Daveti
Peygamberimizin, Yakın Akrabalarını Allah’a İman Etmeleri İçin Yemeğe Davet Etmesi Hazreti Ali’den (radıyallahu anh) gelen bir rivayet şöyledir: “Peygamber Efendimiz (sallallahu aleyhi ve sellem) , Abdulmuttaliboğullarını yemeğe çağırdı. On kişi kadardılar. Her biri, sofraya oturduklarında bir kuzu yiyebilen ve yedi-sekiz litre içebilen kimselerdi. Allah Resûlü ise, onlar için bir tencere yemek hazırlamıştı. Doyuncaya kadar yediler. Yemek sanki hiç dokunulmamış gibi kaldı. Akabinde, Allah Resûlü ufak bir bardak içecek istedi. Kanıncaya kadar içtiler. Getirilen içecek, sanki hiç içilmemiş gibi duruyordu. Müteakiben Allah Resûlü: “Ey Abdulmuttaliboğulları! Ben öncelikle size, sonra da genel olarak bütün insanlara peygamber olarak gönderildim. Şurada Allah’ın bereket mucizelerini de gördünüz. Hanginiz kardeşim ve arkadaşım olmak üzere bana biatta bulunur?” diye sordu. Kimse ayağa kalkmadı. En küçükleri ben olmama rağmen ben kalktım. Allah Resûlü: “Sen otur” dedi. Sonra üç kez aynı soruyu sordu. Her defasında da ben kalkıyordum, o da “otur” diyordu. Nihayet üçüncüsünde, elini elime vurdu ve biatımı kabul etti.” (İbn Kesîr, Tefsîr, 3/350)
8. Peygamberimizin Yolculuk Sırasında İnsanları İslâm’a Daveti
Peygamberimizin Bir Bedevîyi İslâm’a Çağırması
İbn Ömer (radıyallahu anh) anlatıyor: “Bir yolculukta Allah Resûlü ile beraberdik. Karşımıza bir bedevî çıktı. Kendisine yaklaşınca, Allah Resûlü, adama nereye gittiğini sordu. Bedevî “Aileme gidiyorum.” dedi. Efendimiz: “Bir hayır yapmaya var mısın?” diye ona teklifte bulundu. Adam: “Nedir o?” diye sorunca Allah Resûlü: “Bir olan Allah’tan başka ilâh olmadığına, O’nun eşi ve ortağı bulunmadığına, Muhammed’in O’nun kulu ve Resûlü olduğuna şehâdet eder misin?” dedi. Adam: “Söylediklerinin doğruluğuna dair bir delilin var mı?” diye sordu. Allah Resûlü: “İşte gördüğün şu ağaç, Benim doğruluğuma şahit olacak.” buyurdu. Allah Resûlü vadinin sağ kenarında duran ağacı çağırdı. Ağaç yeri yararak geldi, Resûlü Ekrem’in önünde durdu. Allah Resûlü, ağaca üç defa şâhitlik ettirdi. Ağaç da söylediklerinin doğruluğuna şehâdette bulundu ve tekrar eski yerine döndü. Bedevî, kavminin yanına gitmek üzere ayrılırken şunları söylüyordu: “Eğer kavmim bana uyarsa onları da sana getiririm. Beni dinlemezlerse ben de senin yanına döner, seninle birlikte olurum.” (İbn Kesîr, el-Bidâye, 6/125)
9. Peygamberimizin İslâm’a Davet İçin Yaya Olarak Yolculuk Yapması Yürüyerek Tâif’e Gidişi
Abdullah b. Ca’fer (radıyallahu anh) şöyle anlatıyor: “Ebû Tâlib vefat edince Peygamber Efendimiz (sallallahu aleyhi ve sellem) yürüyerek Tâif’e gitti. Onları İslâm’a çağırdı, ama onlar davetini kabul etmediler. Geri döndü. Bir ağacın gölgesi altında istirahat edip iki rekât namaz kıldı, şu dua ile durumunu Allah’a arz etti: “İlâhî! Zayıflığımı, insanlar karşısındaki çaresizliğimi ancak sana arz ve şikâyet ediyorum. Ey merhametlilerin en merhametlisi olan Rabbim! Sensin Erhamü’r-Râhimîn! Beni kime bırakıyorsun? Bana kötü muamelede bulunacak düşmana mı, yoksa akrabam olan bir kısım idarecilere mi? İlâhî! Eğer bana kızmadıysan hiçbir şeyden gam yemem. Şu var ki senin affediciliğin benim için sınırsız ve çok geniştir. Ey Allah’ım! Öfkene maruz kalmaktan yahut hoşnutsuzluğunu kazanmaktan, Senin, karanlıkları aydınlatan, dünya ve âhiret işlerinin dirlik-düzenini temin eden Zatına sığınıyorum. Allah’ım! Benden razı oluncaya kadar senin afvını diliyor ve dileniyorum. Senden bağımsız hiçbir güç ve kuvvet yoktur, bütün güç ve kuvvet sendendir.” (Heysemî, Mecmau’z-Zevâid, 6/37(9851))
10. Savaş Meydanlarında İslâm’a Davet
Peygamberimiz, İslâm’a Çağırmadan Kimseyle Savaşmamıştır
İbn Abbâs (radıyallahu anh) şöyle demiştir: “Resûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem) güzellikle İslâm’a çağırmadan hiçbir kavimle savaşa girişmemiştir” [Dârimî, Sünen, 2/286 (2444)]
Peygamberimizin, Gönderdiği Askerî Birliklere Verdiği Talimat
Abdurrahman b. Âiz (radıyallahu anh) naklediyor: “Resûlullah herhangi bir yere bir müfreze gönderdiğinde: “Halka iyi davranın, onlara Müslümanlığı tebliğ etmedikçe onların üzerlerine yürümeyin. Yeryüzünün şehirlerinde veya kırsal bölgelerinde oturanlardan hiçbir ev halkı yoktur ki, onları benim yanıma Müslüman olarak getirmeniz; kadınlarını ve çocuklarını esir alıp erkeklerini de öldürmenizden daha çok beni sevindirmiş olmasın” buyururdu. [el-Hindî, Kenzu’l-Ummâl, 4/758(11300))]
11. Peygamberimizin İslâmiyet’i Tebliğ Gayesiyle Beldelere Öğretmenler Göndermesi
Mus’ab b. Umeyr’i Medine’ye Göndermesi
Hazreti Urve b. Zübeyr (radıyallahu anh) anlatıyor: “Ensâr, Allah Resûlünün sözlerini duyup gönülleri O’nun davet ettiği hakikatlere kalben ve zihnen ikna olunca, onlar O’nu tasdik ederek iman ettiler. (Daha önceleri geçtiği üzere, Allah Resûlünün Birinci Akabe’de o altı kişi ile görüşmesi, onların gelecek sene hac mevsiminde tekrar buluşmak üzere söz verdikten sonra kavimlerine dönmeleri Ensâr’ın iman etmesine güzel bir vesile teşkil eder.) Evet, o altı kişi Peygamberimize: “Bize yanından bir adam gönder de halkı Allah’ın kitabına uymaya çağırsın. Bu, kısa zamanda kitaba tâbi olunmasını temin eder.” diye haber gönderdiler. Bir rivayete göre, bu haberi getiren iki kişi Muâz b. Afra ile Râfi b. Mâlik’tir. Bunun üzerine Allah Resûlü, Abdüddâroğullarının kardeşi Mus’ab b. Umeyr’i gönderdi. Mus’ab, Beni Ganem kabilesinden olan Es’ad b. Zürâre’ye konuk oldu. Onlarla sohbet ediyor, kendilerine Kur’ân’dan âyetler okuyordu. Neccâroğulları, Es’ad b. Zürâre’ye baskı yapınca Mus’ab’ı onun yanından ayırdılar. Bunun üzerine Mus’ab, Sa’d b. Muâz’ın evine geçti. Sa’d b. Muâz’ın manevi desteğiyle, durmadan ve yılmadan insanları Allah’a imana çağırıyordu. Cenâbı Hak onun vasıtasıyla Ensâr’a hidayet nasip ediyordu. Öyle ki Ensâr hanelerinden Müslüman olmayan pek az ev kalmış, en önde gelenler bile Müslüman olmuştu. Amr b. Cemûh da İslâm’la şereflenmiş, böylece putlara olan inanç tamamen kırılmıştı. Mus’ab b. Umeyr, Allah Resûlünün yanına döndü. Bundan sonra Mus’ab, “Mukrî” yani “Kur’ân Öğretmeni” diye çağrılmaya başlandı” ([bn Cevzî, Sıfatu’s-Safve, 1/391)]
Peygamberimizin, Ebû Ümâme’yi Yöre Halkına Öğretmen Olarak Göndermesi
Ebû Ümâme (radıyallahu anh) anlatıyor: “Resûlü Ekrem (sallallahu aleyhi ve sellem), Allah’a davet etmek, İslâm’ın esaslarını kendilerine sunmak üzere beni kavmime gönderdi. Yanlarına vardığımda develerini suya götürmüş, sütlerini içmişlerdi.
Beni görünce: “Merhaba Sudayy b. Aclân! Duyduğumuza göre sen de dininden çıkıp o adamın tarafına geçmişsin.” dediler.
“Hayır! Ben sadece Allah ve Resûlüne iman ettim. Resûlullah da beni size İslâm’ı ve hükümlerini anlatmam için gönderdi.” dedim. O arada kanla dolu tabaklarını getirip ortaya koydular ve etrafına toplanıp yemeye başladılar.
Bana: “Sen de gel Sudayy!” dediler.
Ben: “Yazık size! Ben, bunu sizlere haram kılan Peygamberin yanından geliyorum, yenilmesi helâl olan, yalnız Allah’ın adı anılarak kestiklerinizdir.” dedim.
Birbirlerine: “Ne demiş bu adam?” diye sordular.
Dedim ki: “Kendisine bu hususta şu âyet indi: “Size şunlar haram kılındı: Kendiliğinden ölen hayvan, kan, domuz eti, Allah’tan başkasının adına kesilen, henüz canı çıkmadan yetişip şartına uygun tarzda kestikleriniz müstesna; boğulmuş, bir şey vurularak öldürülmüş, yukarıdan yuvarlanmış, boynuzlanmış yahut canavar tarafından parçalanmış olup da ölen hayvanların etleri, putlara ait sunaklarda kesilen hayvanların etleri ve zar atarak, kumar oynayarak elde edilen etler.” (Mâide, 5/ 3) Kendilerini İslâm’a davet etmeye başladım, ama bir şeylerden kaçınıyorlardı. “Yazık size! Bari bir yudum su verin, susuzluktan yanıyorum!” dedim. “Sana su vermeyeceğiz, kendi hâline bırakacağız ki susuzluktan ölesin!” dediler. Yanımda bir sarığım vardı, başımı sarıkla doladım ve o kavurucu sıcakta kızgın kumlar üzerinde uyumuşum. Biri uykumda bir cam bardak ile bana geldi. İçinde kimsenin tatmadığı lezzette bir içecek vardı. O içeceği, bana sundu, ben de içtim; bitirince uyandım. Gerçekten, onu içtikten sonra ne susadım ne de susuzluk hissettim” [Taberânî, Mu’cemu’l-Kebîr, 8/279(8074)]
Peygamberimizin, Cerîr’i İman Etmeye ve Farzları Yapmaya Davet Etmesi
Cerîr b. Abdullah (radıyallahu anh) anlatıyor: “Nebî (sallallahu aleyhi ve sellem) bana haber göndererek beni huzuruna çağırttı. Yanına vardığımda bana: “Cerîr, niçin geldin?” diye sordu. “Yâ Resûlallah, senin huzurunda Müslüman olmak için geldim.” dedim. Bunun üzerine sırtıma bir elbise attı ve sahâbilerine dönerek: “Size bir kavmin eşrafından olan birisi geldiğinde kendisine ikramda bulununuz.” buyurdu ve akabinde, “Cerir, seni Allah’tan başka tanrı bulunmadığına, benim Allah’ın Resûlü olduğuma şehâdet getirmeye, Allah’a, ahiret gününe, kadere, farz namazları kılmaya, farz olan zekâtı ödemeye davet ediyorum.” buyurdu. “Ben de bunları yapmayı kabul ettim. Bundan sonra Allah Resûlü beni ne zaman görse tebessümle karşılardı.” (İbn Kesîr, el-Bidâye, 5/78)
Peygamberimizin, Bu Konuda Muaz b. Cebel’e Talimatı
İbn Abbâs (radıyallahu anh) anlatıyor: “Peygamberimiz (sallallahu aleyhi ve sellem), Muâz b. Cebel’i (radıyallahu anh) Yemen’e (vali olarak) gönderdiği zaman ona şöyle emretmişti: “Ey Muâz! Sen kitap ehli bir kavme gidiyorsun. Onlara gittiğinde kendilerini, Allah’tan başka ibadete lâyık biri olmadığına, Muhammed’in de Allah’ın Resûlü olduğuna şehâdet getirmeye davet et. Bu iki şehâdeti getirip sana itaat ederlerse, onlara, Allah Teâlâ’nın her gece ve gündüz kendilerine beş vakit namazı farz kıldığını bildir. Bu hususta da sana itaat ederlerse onlara, zenginlerinden alınıp fakirlerine verilmek üzere Cenâb-ı Hakk’ın üzerlerine zekâtı farz kıldığını haber ver. Bu mevzuda da sana itaat ederlerse, mallarının en kıymetlilerini almaktan kaçın! Mazlumun duasından sakın. Zira mazlumun duasıyla Allah arasında perde yoktur.” (Buhârî, Sahîh, 2/544(1425))
Peygamberimizin, Havşeb Zî-Zuleym’i Farzları Yerine Getirmeye Çağırması
Havşeb Zî-Zuleym anlatıyor: “Allah’u Teâlâ, Muhammed (sallallahu aleyhi ve sellem)’i muzaffer kılınca ben kendisine Abd-i Şer maiyetinde kırk süvari gönderdim. Elçilerim mektubumla birlikte Medine’ye Allah Resûlünün yanına varınca Abd-i Şer: “Hanginiz Muhammed?” diye sordu. “Budur.” diyerek gösterdiler. Efendimize: “Ne getirdin? Eğer getirdiğin esaslar hak ise sana uyacağız.” dedi. Resûlullah: “Namaz kılacak, zekât verecek, insanların kanını dökmeyecek, iyiliği emredecek, kötülükten de sakındıracaksınız.” buyurdu. Abdi Şer: “Getirdiğin bu esaslar gerçekten çok harika! Uzat elini sana biat edeceğim.” dedi. Nebîler Nebîsi (sallallahu aleyhi ve sellem) ona: “Senin ismin nedir?” diye sordu. “Abd-i Şer!” diye cevap verdi. Peygamberimiz: “Hayır! Bilakis senin adın Abd-i Hayr olmalıdır.” buyurdu. Râvi diyor ki: Bu zat, Allah Resûlüne iman ve biat etti. Peygamberimiz de onunla Havşeb Zî-Zuleym’e cevap gönderince Havşeb de Allah ve Resûlüne iman etti.” (el-Hindî, Kenzu’l-Ummâl, 1/535(1531))
Peygamberimizin Abdülkays Heyetini Farzları Yerine Getirmeye Daveti
İbn Abbâs (radıyallahu anh) anlatıyor: “Abdü’l-Kays başkanlığındaki elçiler heyeti Peygamberimizin (sallallahu aleyhi ve sellem) huzuruna geldikleri zaman Peygamberimiz: “Hoş geldiniz! İnşallah bu gelişinizden dolayı pişman olmazsınız ve zarar görmezsiniz.” buyurdu. Onlar: “Yâ Resûlallah, seninle aramızda Mudar müşriklerinden filan grup var, onun için sana ancak Haram aylarında gelebilme imkânına sahibiz. Binaenâleyh bize buyruklarından güzel bir şeyler söyle de onu yaptığımızda cennete girelim, geride kalanlarımızı da ona çağıralım.” dediler. Resûlü Ekrem: “Size dört şeyi emrediyorum, dört şeyi de size yasaklıyorum. O dört şey, Allah’a imanda sebat etmek ki Allah’tan başka ilâh olmadığı inancınızı sürdürmektir, namaz kılmak, zekât vermek, Ramazan orucunu tutmak, ganimet mallarının beşte birini vermektir. Size dört şeyi de yasaklıyorum: “Dübbâ, nakir, hantem ve müzeffet (denilen içki kaplarına hurma yahut üzüm şırası koymak) tan nehyederim. Bunları iyi belleyin, geride kalanlarınıza da bunları anlatın.” buyurdu. (Müslim, Sahîh, 1/46(23))
İmanın Hakikatiyle İlgili Alkame Hadisi
Alkame b. Hâris (radıyallahu anh) anlatıyor: “Kavmimden yedi kişinin yedincisi olarak Allah Resûlüne geldim. Kendisine selâm verdik, selâmımıza mukabelede bulundu. Kendisiyle konuştuk. Konuşmalarımız hoşuna gitti. Aramızda geçen konuşma şöyleydi: “Siz necisiniz?” diye sordu. “Müminleriz!” dedik. “Peki, her sözün bir hakikati vardır, imanınızın hakikati nedir?” dedi.
“On beş haslettir. Şöyle ki: Beşini sen bize emrettin, beşini elçilerin emretti, beş tanesi de Câhiliye döneminde kazanıp de şu ana kadar sahip olduğumuz ahlâkımızdır. Eğer sen bize onları da yasaklarsan ayrı mesele. Senin dediğin neyse ona uyarız.” dedik.
“Size emrettiğim o beş husus nedir? dedi Efendimiz. “Sen bize, Allah’a, meleklerine, kitaplarına, peygamberlerine, hayır ve şerrin Allah’ın takdiri ile olduğuna inanmamızı emrettin.” diye cevap verdik. Allah Resûlü: “Peki size, elçilerimin emrettiği o beş haslet nedir?” dedi.
“Elçilerin bize, Allah’tan başka tapmaya lâyık bir ilâh olmadığına, O’nun eşi-benzeri bulunmadığına inanmamızı, senin O’nun kulu ve Resûlü olduğuna şehadet getirmemizi, beş vakit namaz kılmamızı, farz olan zekâtı vermemizi, Ramazan ayı orucunu tutmamızı, gücümüz yettiğinde Beytullah’ı hacc ve ziyaret etmemizi emrettiler.” dedik.
Resûlü Ekrem: “Câhiliye döneminden kalma o beş hasletiniz ve huyunuz nelerdir?” diye sordu. “Bollukta şükür, belalara karşı sabır, düşmanla karşılaştığımızda davaya sadakat göstermek, düşmanlarımızın başına inen musibetlere de sevinmemektir.” dedik.
Bunun üzerine Peygamber Efendimiz (sallallahu aleyhi ve sellem): “Anlayış kabiliyeti olan ve düzgün konuşan kibar insanlar!.. Bu hasletlerle neredeyse peygamberlik ufkuna yaklaşmışlar!” diye iltifatta bulunarak bize tebessüm ettikten sonra şunları söyledi: “Size beş haslet tavsiye edeceğim ki, Allah böylece güzel huylarınızı iyice kemale erdirsin: “Yemeyeceğiniz kadar çok şey toplamayın, içinde oturmayacağınız ev yapmayın, yarın elinizden çıkacak dünya menfaati için birbirinizle zıtlaşmayın, huzurunda toplanıp kendisine varacağınız Allah’ın azabından sakının, neticede gidip ebediyyen kalacağınız ahiret yurduna şevkle yönelin!” (el-Hindî, Kenzu’l-Ummâl, 1/476(1363))
-Muhtasar Hayâtü-s-Sahâbe-