•Salât-ı Tefrîciye ve Salâten Tüncînâ

•Kavlî ve Fiilî duâ

•Bedîüzzaman Ufkundan Duaların Fazileti

•Salât ü Selamın önemi 

•Salât-ı Tefrîciye ve Salât-ı Müncie (salâten tüncînâ)

•Duâlar ve Sayılar

***

 

 

“KAVLÎ VE FİİLÎ DUA”

Dua deyince, sadece DİLLE YAPILAN DUÂ anlaşılmamalıdır. Bir de FİİLÎ DUÂ vardır. Mü’min kişi arzularını Rabbinden diliyle taleb ettiği gibi fiilen de teşebbüs edecektir. Dili ile taleb ettiği şeyin gerçekleşmesi için aklın gösterdiği sebeplere başvuracaktır.

Nitekim, hastalıklardan kurtulmak için Allah’a dua etmemiz meşru olmakla birlikte, ilaç almamız, maddî olarak tedavi yollarına başvurmamız Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm) tarafından irşad buyurulmuştur. Kezâ helâl rızık taleb edilmesini, rızkın bol olması için Allah’a dua edilmesini tavsiye eden, dualarında bunlara yer vererek fiilen örnek olan Hz. Peygamber (aleyhissalâtu vesselâm) rızkın meşru yollarını da göstermiş; ziraat, ticaret ve san’atla meşgul olmayı, bunların helâl rızkın kapıları olduğunu söylemiştir. Öyle ise duanın ibâdet yönünden başka, dünyevî ve şahsî hayatımızı ilgilendiren ayrı bir yönü daha vardır: Dua etmek suretiyle arzularımızı, ihtiyaçlarımızı, bir başka ifade ile gerçekleştirilmesi gereken hedefleri ifadeye döküyor, şuur haline getiriyoruz. Yapılacak işleri bir bakıma gündeme getiriyor, plana programa alıyoruz. Rabbimizden dilimizle, sözlü olarak istediğimiz şeylerin gerçekleşmesi için gerekli sebeplere başvurmaya geçiyor, imkânlarımızı, kapasitemizi kuvveden fiile geçiriyoruz. Sözgelimi, Allah’tan buğday isteyen çiftçi, sabanla rahmet kapısını çalmalı, diğer gerekleri olan gübreleme, sulama, koruma gibi sebeplere de başvurulmalıdır. Fiilen çalışma ile gerçekleşecek işler için, ” KAVLÎ DUÂ YETERLİDİR” diyen bir HADİS MEVCUT DEĞİLDİR. Bilakis Kur’ân-ı Kerim: “Kişiye sâdece çalıştığı vardır” buyurmuştur. [Necm Sûresi-39] [İbrahim Canan, Kutub-i Sitte Tercüme ve Şerhi, Akçağ Yayınları:6/511]

***

 

 

“BEDÎÜZZAMAN UFKUNDAN DUALARIN FAZİLETİ”

KULLUK, Cenâb-ı Hakk’ın emrine ve rızasına bakar. KULLUĞUN SEBEBİ Allah’ın emri olması, neticesi ise O’nun rızasıdır. MEYVESİ ve FAYDALARI, ahirete aittir. Fakat asıl gaye olmamak ve kasten istenmemek şartıyla, dünyaya ait faydalar ve kendi kendine ortaya çıkan, istenmeden verilen neticeler kulluğa aykırı olmaz. Belki zayıflar için teşvik edici ve tercih ettirici olur. EĞER dünyaya ait faydalar ve menfaatler kulluğun, virdin veya zikrin sebebi veya sebebin bir kısmı olursa kulluğu kısmen iptal eder. Belki HUSUSİ FAYDALARI bulunan o virdi NETİCESİZ bırakır. İşte bu sırrı anlamayanlar, mesela yüz hususi faydası bulunan Evrâd-ı Kudsiye-i Şâh-ı Nakşibendî’yi veya bin hususi faydası olan Cevşenü’l-Kebîr’i o FAYDALARIN BAZILARINI ASIL MAKSAT KABUL EDEREK, öyle niyet ederek okuyorlar. O FAYDALARI GÖREMİYORLAR, göremeyecekler ve görmeye hakları da yoktur. Çünkü o FAYDALAR, şu VİRDLERİN SEBEBİ OLAMAZ. ONLAR kasten ve bizzat istenmez, çünkü Allah’ın bir lütfu suretinde, o hâlis virdin talepsiz neticesi olarak ortaya çıkarlar. OKUYAN onları niyet ederse ihlâsı bir derece bozulur. Belki kulluktan çıkar ve kıymetten düşer. Yalnız şu kadar var ki, böyle hususi faydaları olan virdleri okumak için ZAYIF İNSANLAR bir TEŞVİK EDİCİYE ve TERCİH ETTİRİCİYE muhtaçtır. O faydaları düşünüp şevke gelerek evradı SIRF ALLAH RIZASI İÇİN, ahiret için okursa bu onun niyetine zarar vermez, hatta makbuldür. Bu hikmet anlaşılmadığından ve çokları, kutub zâtlardan, selef-i sâlihînden rivayet edilen faydaları görmediklerinden şüpheye düşer, hatta onları inkâr eder. [Lem’alar, 17.Lem’a (13. Nota, 2. Mesele)]

***

 

 

Kainatın İftihar Tablosu Efendimiz Hazreti Muhammed’e (aleyhissalâtü vesselam) SALAVÂT-I ŞERİFE getirmek sayısız faziletleri bulunan ve uhrevî-dünyevi pek çok murad ve maksada ermeye vesile olan güzel amellerin başında gelmektedir. Her şeyden önce Kur’ân-ı Hakîm’de, “Muhakkak ki, Allah Teâlâ ve Tekaddes Hazretleri ve cümle melekleri, Nebiy-yi Zîşân üzerine salât ederler. Ey iman şerefiyle müşerref olan müminler! Siz de O’na salât ve selam ediniz” [Ahzâb, 33/56] buyurulmuştur.

İkinci olarak, ashâb-ı kirâm efendilerimizden bazıları Resûl-ü Müctebâ (aleyhi ekmelüttehâyâ) Efendimiz’e, “Biz, Senin üzerine nasıl salavât-ı şerife getirelim” diye sorduklarında Efendimiz (aleyhi elfü elfi salâtin ve selam), “Allahümme salli alâ Muhammedin ve alâ âli Muhammed… deyiniz” [Tirmizi, Vitr 20.] buyurmuştur. İşte o gün bugün ashabı ve ümmeti, O Efendiler Efendisi’ni, “Allahümme salli alâ Seyyidinâ Muhammedin…” diyerek Salli-Bârik dualarıyla sabah akşam, gece gündüz anmaya devam etmekte, O’na sadâkat ve vefalarını, teşekkür ve medyuniyetlerini tazelemektedirler. Aşere-i Mübeşşere’den Talha ibn-i Ubeydullah’ın (radıyallahü anh) rivayetine göre, Resûl-i Ekrem (aleyhi efdalüssalavât ve ekmelüttahiyyât) Efendimiz bir gün sürur dolu olarak, “Rabbimden bana şöyle bir şey geldi: Ümmetinden kim sana bir defa salât ü selamda bulunursa, Cenab-ı Allah ona ON HASENE lütfeder, ON GÜNAHINI siler, derecesini ON KAT yükseltir ve onun bir salâtına on salavât ile mukabelede bulunur” buyurmuştur. [Müsned, 4: 29.]

Diğer bir hadis-i şeriflerinde ise Peygamberimiz (sallallahü teâlâ aleyhi ve sellem) Efendimiz, “Kıyamet gününde Müslümanların bana en yakın olanları, benim üzerime en çok salâvat getirenlerdir” buyurur. [Tirmizi, Vitr 21.]

Bunlardan başka bir bela, musibet veya hastalıkla imtihan edilen ya da bir zalimin zulmüne maruz kalan yahut haksız yere hapsedilen ve bunlar gibi herhangi bir sebepten dolayı gam ve tasa yükü altında kalan ve bu kederlerden kurtulmayı ümit eden mü’minlerin, Fahr-i Kâinat Efendimiz’e daha çok salât ü selam getirmeleri ve bu salavât-ı şerifelerle muratlarına nâil olacaklarına işaret eden rivayetler de vardır. Ezcümle, “Her kim bir ihtiyaç ve zaruretten dolayı bir darlığa düşerse, benim üzerime çokça salât ü selamda bulunsun. O salavât vesilesiyle Cenab-ı Hak, o kulunun tasa, gam ve kederlerini giderir, rızkını bollaştırır ve ihtiyaçlarını giderir” [Büstânü’l-Vâizîn ve Riyazu’s-Sâmiîn, s. 295.] mealindeki rivayet bunlardan birisidir.

Şüphesiz bu konuda nakledilen rivayetler pek çoktur. Bu rivayetlerin muhtevalarını özetleyecek olursak, salât ü selam her şeyden önce âlemlere rahmet olarak gönderilen Efendimiz’e (sallallahü aleyhi ve sellem) karşı biz ümmetine bakan yönüyle bir vefa borcu, bir sadâkat beyanı, bir sevgi ve muhabbet ifadesidir. Salât ü selamlar mutlaka O’na ulaş(tırıl)ır. Dualar, salât ü selamlar arasında kabule daha da karîn olurlar. Salât ü Selam, rahmet-i Rahman’a mazhariyetin ve Resûl-i Ekrem Efendimiz’e yakınlığın en başta gelen vesilelerinden biridir. Mübarek ismi zikredildiğinde salât ü selam getirmemek de en büyük cimriliktir. İşte bütün bu ve benzeri hususlar, baştan bu yana Allah dostlarının gönül gözlerini salavât-ı şerifelere çevirmiş, onlar da Kur’ân ve Sünnet’ten aldıkları ilhamları değerlendirerek sayısız salât ü selamlarla Efendiler Efendisi’ne teveccühte bulunmuşlardır.

Nitekim bugün elimizde bu salât ü selamları biraraya getiren pek çok salavât mecmuası bulunmaktadır. Ehl-i keşif ve mükaşefeden bazıları bu salât ü selamların adedi ile ilgili olarak dört bin, on iki bin gibi rakamlar telaffuz etmişlerse de, İsmail Hakkı Bursevî hazretleri gibi bazı büyük zatlara göre salât ü selamlar sayılamayacak kadar çoktur. Öteden beri salât ü selamlardan bazıları inananlar arasında diğerlerine göre daha fazla bilinmiş, manevî ve maddî te’sirleriyle –te’sir-i hakikinin, Müessir-i Hakiki olan Hazreti Allah’a ait olduğu hakikati mahfuz– daha ziyade tecrübe edilmiş, daha çok tekrar ve terdâd edilegelmiş ve tavsiye ve teşvike mazhar olmuş, böylece de inananlar nezdinde daha büyük alâka ve rağbet görmüştür.

“Salli-Bârik” dualarının üstün konumları mahfuz, işte bu yüksek teveccühe mazhar olan salavâtın ilk sıralarında belki de hemen başında Salât-ı Tefrîciye gelmektedir.

***

 

 

“SALÂT-I TEFRÎCİYE

اَللَّهُمَّ صَلِّ صَلاَةً كَامِلَةً وَسَلِّمْ سَلاَمًا تَامًّا عَلَى سَيِّدِنَا مُحَمَّدٍ الَّذِي تَنْحَلُّ بِهِ الْعُقَدُ وَتَنْفَرِجُ بِهِ الْكُرَبُ وَتُقْضَى بِهِ الْحَوَائِجُ وَتُنَالُ بِهِ الرَّغَائِبُ وَحُسْنُ الْخَوَاتِمِ وَيُسْتَسْقَى الْغَمَامُ بِوَجْهِهِ الْكَرِيمِ وَعَلَى آلِهِ وَصَحْبِهِ فِي كُلِّ لَمْحَةٍ وَنَفَسٍ بِعَدَدِ كُلِّ مَعْلُومٍ لَكَ.

“Allahım! Efendimiz Muhammed’e kusursuz bir salât ve rahmet, mükemmel bir selâm ve selâmet vermeni diliyoruz. O Peygamber (ve O’na öyle bir salât ü selam) ki, O’nun hürmetine düğümler çözülür, sıkıntılar ve belalar O’nun hürmetine açılıp dağılır, hacet ve ihtiyaçlar O’nun hürmetine yerine getirilir. Maksatlara O’nun hürmetine ulaşılır, güzel sonuçlar O’nun hürmetine elde edilir. O’nun şerefli yüzü hürmetine yağmur yüklü bulutlarla rahmet istenilir, Allah’ım, O’na, ehl-i beytine ve ashabına her göz kırpacak ve nefes alıp verecek kadarlık zaman diliminde (her an) Sana malum olan varlıklar sayısınca salât ü selam olsun.

***

Kelime anlamı itibariyle “fereç yani kurtuluş vesilesi salât ü selam” demek olan Salât-ı Tefrîciye’nin fazilet ve faydaları hakkında ehli tarafından risaleler kaleme alınmış, şartlarına riayet ederek okuyanların, Allah’ın inayet ve sıyanetiyle bela ve musibetlerden azâde kalacağı; düşmanların istilasından, zalimlerin zulmünden korunacağı ve geçim sıkıntısı çekmeyip bol rızka nâil olacağı gibi muştu edalı beyanlarda bulunulmuştur.

•İzmir müderrislerinden merhum Kasapzâde Osman Ferid’in, Nazillili Seyyid Muhammed Hakkı’nın (v. 1884) Hazînetü’l-Esrâr adlı eserinden istifade ederek kaleme aldığı Peygamber Efendimiz Üzerine Salavât-ı Şerîfe Getirmenin Dünyevî ve Uhrevî Fezâili İle Salât-ı Tefrîciye’nin Havâssını Mübeyyin Risâle’de [Büstânü’l-Vâizîn ve Riyazu’s-Sâmiîn, s. 295.] 

•İmam Kurtubî Hazretleri’nin “Salât-ı Tefrîciye” olarak isimlendirdiği bu kıymetli salât ü selamı –ki, Salât-ı Tefrîciye-i Kurtubiye diye de anılır–

•Mağrib yani Endülüs, Fas, Tunus ve Cezayir ulemasının, ateşin kuru otları yakmadaki sürati gibi, muradlarının çok çabuk bir şekilde gerçekleştiğini gördükleri için “Salât-i Nâriye”; sırlara ehil bazı kimselerin, şifaya vesile olması yönünü nazara alarak “Miftah-u Kenzi’l-Muhît (Âlemleri Kuşatan Hazinenin Anahtarı) diye isimlendirdiklerini söyler. Başka bazı kaynaklarda, “Salât-ı Nuraniye” diye de isimlendirilmiştir.

İmam Kurtubî Hazretleri Salât-ı Tefrîciye’nin hususiyet ve meziyetleri hakkında şunları buyurur: Bir mü’min mühim bir işinin gerçekleşmesini ya da büyük bir belanın savulup gitmesini istediği vakit Salat-ı Tefrîciye’yi 4444 defa okursa, Allah Teâlâ, sonsuz hikmeti iktiza ederse, o mü’min kulunu muradına eriştirir ve dileğini gerçekleştirir. Her gün 41 veya 100 defa o salât-ı şerifeyi okursa, Allah (azze ve celle) o kulunun kalbinden gam ve hüznü giderir.

•Dehrin elem veren hadiselerinden onu âzâde kılar.

•Zararları ondan def’ eder.

•Kapalı gibi görünen hayr u hasenât kapılarını onun için açar.

•İşlerini kolaylaştırıp rızkını genişletir.

•Halini güzelleştirir.

•Kalblerde onun için sevgi vaz’ eder ve sözünde te’sir yaratır.

•Hazreti İmam’a göre bütün bunlar, okumaya devam şartına bağlıdır.

•Hazinetü’l-Esrâr adlı eserde geçtiğine göre büyük Hadis âlimi İbn Hacer el-Askalânî hazretleri de 4444 sayısını Salât-ı Tefrîciye’nin tesirinde “iksir-i a’zam” olarak görmüştür.

Bu konuda ayrıca fütüvvet hareketinin ilk temsilcilerinden büyük sûfî İmam ed-Dîneverî’nin (v. 951), “Bir kimse Salât-ı Tefrîciye’yi beş vakit namazın peşinden ON BİRER kere tekrar etmek suretiyle kendine vird edinirse, o kimsenin rızkı kesilmez, kendisi de yüksek mertebe ve geniş imkanlara nâil olur”; “Mürseller (alâ nebiyyina ve aleyhimüsselam) adedince günde 313 DEFA okursa manevi sırlar kendisine açılır”;

•Şeyh Muhammed Tunûsî’nin, “Bir kimse bu Salât-ı Tefrîciye’yi her gün 21 kere okursa sanki onun rızkı semadan iniyor ve arz onu yeşertip bitiriyor gibi olur”; Seyyid Muhammed Hakkı’nın, “Bir mü’min, Salât-ı Tefrîciye’yi günde 100 kere okumaya devam ederse matlubuna vâsıl ve ümit ettiği şeylere nâil olur” dediklerini de yine adı geçen risaleden öğrenmekteyiz.

•Salât-ı Tefrîciye’nin faziletlerini anlatmak için kaleme alınan Merhum Osman Ferid’e ait risalede ayrıca Cezayir’in işgali sırasında idam edilmek üzere olan bir mahpusun bu salât ü selamı 4444 defa okuyup kurtulması; Aydın, İzmir, İstanbul ve etrafındaki beldelerde farklı kişilerin Salât-ı Tefrîciye okuyarak giriftar oldukları musibetlerden sıyrılmaları, sar’a ve görme kaybı gibi hastalıklarından şifa bulmaları; İzmir’in işgali sırasında ulemâ, meşâyih ve sulehâdan erkek ve kadınların Salât-ı Tefrîciye okumaya devam ettikleri ve nihayet düşmanın vatan topraklarından def’ edilmesi gibi müşahhas tecrübelere de yer verilmektedir.

***

 

 

Yukarıda ifade edilen bilgilere ilave olarak “RAHMET HAZİNESİNİN ANAHTARI EFENDİLER EFENDİSİNE SALÂT ve SELÂM” (ışık yayınları) adlı eserde şu kıymetli bilgiler vardır.

Bu salât ü selâmda evvela Hz. Peygamber’e (sallallahu aleyhi ve sellem) layık, kusursuz bir salât ve selâmın yapılması Yüce Allah’tan rica edilmektedir. Sonrasında da Efendimiz’in Hak katındaki değerine farklı açılardan nazar edilmektedir.

•Cenâb-ı Hak, adeta yaptığı ve yapacağı her şeyi Resûlü’nün hürmetine bağlamıştır. Sanki her şey, “Sen olmasaydın kâinatı yaratmazdım.” şeklinde hadis olarak da rivayet edilen bir güzel sözün mazharı, yaratılış ağacının hem tohumu hem de meyvesi olan Efendimiz’le alâkalıdır. Örneğin Allah Teâlâ bir kulunun sıkıntısını giderecekse bunu Resûlü’nün hatırına yapmakta, birilerinin ihtiyaçlarını yerine getirecekse bunu da yine Yüce Nebî için yerine getirmektedir. Cenâb-ı Hak, Habibi’nin adı anıldı diye insanlara istediklerini vermekte, semanın kapılarını açıp onlara rahmetini yağdırmakta, yeryüzüne bereketin her türlüsünü ihsan etmektedir.

TEFRÎC KELİMESİ “herhangi bir sıkıntı ve zorluktan birisini kurtarmak, problemini gidermek” mânâsında bir mastardır. İhlâsla okunduğunda bu salât ü selâmın da böyle bir tesiri Allah’ın izniyle vardır. Bu salavâtın yapılması, Yüce Allah’ın hazinelerine ulaştıran kapının anahtarı gibidir. Cenâb-ı Hak, bu anahtarı kullanan kullarına murad ve takdiri büyüklüğünde ihsanlarda bulunur. Allah Teâlâ’nın bu salavât hürmetine ihsanlarda bulunduğu veya sıkıntıları giderdiği asırlar boyunca tecrübe edilegelmiştir.

  • •İmam Nebhânî, “Müminler taleplerinin yerine getirilmesini veya sıkıntılarının giderilmesini arzu ettiklerinde bir mecliste toplanır, 4444 defa bu salavâtı okurlar ve istediklerine hızlı bir şekilde nâil olurlardı.” demektedir.
  • •Yine bu salavâtın 100 defa okunması hâlinde istenilenin ötesinde nimetlere mazhar olunacağı ifade edilmiştir. Sırların keşfi için 333 defa bu salât ü selâmın yapılması tavsiye edilmiş, 1000 defa okunduğunda ise gözlerin görmediği, kulakların işitmediği, insanın aklına hayaline gelmeyen nimetlerin bahşedileceği söylenmiştir.
  • •İbn Hacer el-Askalânî de bu rakamlara “Tesirin sebebinde bir iksir” olduğunu söyleyerek dikkatleri çekmiştir. Daha önce de değinildiği üzere, bu rakam ve sayıları bizzat Efendimiz’le irtibatlandırmak, O’nun bir sünneti gibi algılamak doğru değildir.

Bunlar Hak dostlarının değişik hâlet-i ruhiyeleri esnasında, rüyada, yakazaten, uyku ile uyanıklık arasında, ilham vasıtasıyla veya keşfen elde ettikleri sırlı parolalardır. Bunlar adeta rahmet hazinesinin kilidini açan anahtarın dişleri, şifreleri hükmündedirler. Salâtü selâmların disipline edilmesi açısından da böyle bir yaklaşıma ihtiyaç vardır. Elbette salât ü selâm getiren her mümin, bir defa söylemiş olsa bile, bundan istifade eder, nasiplenir. İlâhî emri yerine getirmiş, Efendimiz’i kendisinden haberdar etmiş olur. Ancak kâmil mânâda istifade edebilmesi, maksadın tam tahakkuku, büyüklerin yaptığı müjdelere mazhariyet için sayılara hassasiyet gösterip riayet etmek lüzumludur.

Bu hususu sahih sünnette geçen rakamları ifade ederek teyit edebiliriz. Allah Resûlü (sallallahu aleyhi ve sellem) bazı ibadetlerle alâkalı olarak rakamları nazarlara sunmuştur. Örneğin O, cemaatle kılınan namazın, yalnız kılınan namazdan 25 veya 27 kat daha sevaplı ve faziletli olduğunu ifade etmiş, (Buhârî, Ezân 30, Müslim, Salât 272) namazların akabinde söylenilen Sübhanallah, Elhamdülillah ve Allahuekber’in 33’er defa söylenmesi gerektiğini beyan buyurmuştur. (Müslim, Mesâcid: 146; Ebû Dâvûd, Vitir: 2) Ayrıca İhlâs Sûresi’nin Kur’ân’ın üçte biri sevabına eşit olduğunu söylemesi (Buhârî, Fedailu’l- Kur’ân, 13; Tevhid 1) de aynı kategoride değerlendirilebilir. Bu hadisler gösteriyor ki rakamların bir yeri ve kıymeti vardır. Onları dindeki yerlerini değiştirmeden, oldukları gibi anlayıp amel etmek güzeldir. İfrat ve tefrite düşmeden, büyüklerin dediklerini, onların dedikleri çizgiyi koruma hassasiyetiyle yerine getirmek en doğru ve evlâ olandır.

 

 

” SALÂT-I TEFRÎCİYE OKUMANIN ADÂBI “

Cenab-ı Allah’a yapılan dua ve yakarışlarda, kendileriyle O Yüceler Yücesi’ne teveccüh edilen vird ve zikirlerde adâba riayet etmek, hem “edeb-i Hak, edeb-i tarîkat ve edeb-i hizmet” gibi açılardan, hem de duaların kabul görmesi zaviyesinden büyük önem arz etmektedir. Bu edep düsturları içerisinde huşû ve hudû, ihlas ve samimiyet, Eûzü-Besmele ile başlamak, başta ve sonda salât ü selam okumak ve kıbleye yönelmek gibi umumi bir kısım prensipler olduğu gibi, Allah dostlarının, ümit edilen neticenin gerçekleşmesi için bazı dua ve virdler hakkında hususi olarak vaz’ ve tespit etmiş oldukları bir takım usûl ve şartlar da vardır. Mesela, yine bir salât ü selam olan Kaside-i Bürde’nin nasıl bir usûl ile okunacağına, hatta hangi beyitlerinin hangi tasanın izalesi yahut arzunun gerçekleşmesi için kaç defa tekrar edilmesi lazım geldiğine dair oluşmuş bir gelenek mevcuttur.

Yine, Ahmed et-Ticanî hazretlerine ait El-Cevheratü’l-Kemâl isimli salât ü selam için tespit edilmiş âdâb da bu cümleden olarak düşünülebilir. Bunlara kısaca temas ettikten sonra, Salât-ı Tefrîciye’yi okuma âdâbı hakkında yukarıda adı geçen risalede üzerinde durulan hususlara bakabiliriz: •Öncelikle okumaya başlamadan önce kişi beş, on ya da yirmi beş kere, “Estağfirullahe’l-Azîm ve etûbü ileyh / Yüceler Yücesi Allah’tan bağışlanmamı diler ve tevbemi kabul buyurmasını niyaz ederim” diyerek istiğfar ve tevbede bulunur.

İkinci olarak, Eûzü-Besmele ile başlayarak yukarıda meali geçen, Ahzâb sûre-i celîlesindeki Nebiy-yi Ekrem Efendimiz’e salât ü selamı emir ve tavsiye buyuran âyet-i kerîmeyi okur.

•Üçüncü olarak, Salât-ı Tefrîciye’yi hangi maksat yahut maksatlar için okuyacaksa, on(lar)a niyet eder. Mesela, “Ya Rabbî! Okuyacağım salât-ı şerife hürmetine muradımı hâsıl eyle” ya da “Şifa ihsan buyurup şu hastalıktan beni halâs eyle” veya “Fakirlikten, borçlardan kurtar” diyebilir.

•Dördüncü olarak, okuduğu salavâtın sayısında yanılmamak için elinde tespih gibi bir şey ile okumaya başlar ve böylece gece gündüz okumaya devam eder. Sayıya riayet etmek, özellikle eksik bırakmamak gayet derecede önemlidir. Bununla beraber şu da bir hakikattir ki sayı tastamam olmadığı zaman okunan duanın bir anlam ifade etmediğini söylemek doğru değildir. Az da okunsa, çok da okunsa –niyetin samimiyet ve derinliğine göre– Allah nezdinde mutlaka bir karşılığı olacaktır.

Son bir husus da şudur:

Kendisi okumaya muktedir olamayanlar, başkalarından, özellikle dualarının nezd-i ulûhiyette makbul olduğuna inandıkları kimselerden de yardım isteyebilirler. Bu son düşünceye, tek başına okumaya güç yetiremeyenlerin, aralarında paylaşmak suretiyle de okuyabileceklerini ilave etmek herhalde isabetli bir yaklaşım olacaktır. Özellikle ortak bir niyet ve maksat için okunuyorsa bu paylaşma işi “duanın külliyet kesbetmesi” ve “iştirak-i a’mâl-i uhreviye” açısından da çok yerinde ve güzel olur.

 

 

“PIRLANTA MÜELLİFİ ’nin Salât-ı Tefrîciye Hakkındaki Mülahazaları”

PIRLANTA MÜELLİFİ, Salât-ı Tefrîciye’yi her gün belli miktarda okumak üzere kendisine vird edinmiş olan bir rehber ve mürşiddir. Ayrıca her gün yakınında bulunan ve misafir olarak ziyaretine gelen kimselerin iştiraki ve PIRLANTA MÜELLİFİ’nin teşrifiyle gerçekleşen “dua saatleri”nin bazılarında Salât-ı Tefrîciye okunması tavsiyesinde bulunmuş ve bu seçkin salât ü selam, dua meclisinde hazır bulunanlarca aralarında taksim edilmek suretiyle aynı mecliste okunmuştur.

Salât-ı Tefrîciye’nin bir ilham semeresi olduğu kanaatini taşıyan Muhterem PIRLANTA MÜELLİFİ, onun zor zamanlarda müracaat edilmesi gereken bir dua olduğunu da şöyle anlatır:

Izdırar hâlinde yapılan işte bu dualar hiçbir zaman geri çevrilmemiştir. Bildiğiniz üzere Hazreti Eyyub ve Hazreti Yunus da (aleyhimesselâm) bütün bütün çaresiz kaldıkları bir esnada el açıp Allah’a dua dua yalvarmış, Cenab-ı Hak da ekstra lütuf ve ihsanlarla, onları, içine düştükleri o sıkıntılardan kurtarmıştır. Daha niceleri için Cenab-ı Hakk’ın bu türden inayet ve yardımları olmuştur. Belki de, Salât-ı Münciye ve Salât-ı Tefrîciye gibi dualar, böyle zor durumda kalan insanlara Cenab-ı Hakk’ın birer ilhamıdır. O günden bugüne biz de sıkıştığımız, başımız ağrıdığı zamanlarda hemen oturur ve belli bir adette o duaları okumaya dururuz.” [Cemre Beklentisi (Kırık Testi-10) s. 232.]

Salât-ı Tefrîciye gibi duaların Kur’ân ve Sünnet’te yer almasalar bile asılları itibariyle dinde oldukları hususuna dikkat çeken Muhterem PIRLANTA MÜELLİFİ , yürüdükleri yolun önemli rükünlerinden biri de seyahatler olan hizmet erlerine bu güzide salât ü selamı okumaları tavsiyesinde de bulunmaktadır:

“Üzerinize aldığınız, disiplin olarak benimsediğiniz bir evrâd u ezkârınız varsa yolculuk süresince onu da okuyabilirsiniz. Bununla, temeli dinin kaynaklarında olup doğrudan doğruya Vâzı-ı Şeriat tarafından vaz’edilmeyen meseleleri kastediyoruz. Meselâ âyet-i kerimede emredilen salât ü selâmın temeli dinde vardır. Ama bazen meselâ Salât-ı Tefrîciye’yi okuyarak da Efendimiz’e (sallallâhu aleyhi ve sellem) salât u selâm getirebilirsiniz. Gideceğiniz yere kadar bin, gelirken de bin tane okur; başka bir sefer daha bu şekilde yapar ve kendi kendinize 4444 rakamını tamamlayabilirsiniz.” [Kalb İbresi (Kırık Testi-9),s.104.]

Netice

Bilindiği üzere salât ü selamlar da dâhil olmak üzere bütün dualar sadece Allah’ın (celle celâluhu) hoşnutluğunu kazanabilmek için söylenir ve okunur. Bu asıl gayeye, Resûl-i Ekrem Efendimiz’in (aleyhissalâtü vesselam) yakınlığına ve şefaatine erebilme maksadı ve uhrevî başka bazı mükâfatlara nail olma arzusu da eklenebilir. Dünyevî maksat ve gayeler ise, dualarda asla esas niyet ve hedef olamazlar. Belki ahirete müteallik mükâfata tâbi olarak mülahazaya alınabilirler. Salât-ı Tefrîciye de böyledir. Onu tekrar ederken dünyevî bir kısım elemlerden kurtulma ve emellere ulaşma mülahazası, Hakk’ın rızasını kazanma mülahazasının arkasında ve yedeğinde düşünülmelidir. Bununla beraber pek çok defa tecrübe edilmiştir ki bu güzide salât ü selam, âdâbına tam riayet edilerek ve tastamam bir teveccüh ile okunduğunda nice sıkıntılardan kurtulmaya ve nice matluplara erişmeye vesile olmuştur. Her şeyin doğrusunu Hazreti Allah bilir.

***

 

 

“SALÂT-I MÜNCİE”

RAHMET HAZİNESİNİN ANAHTARI EFENDİLER EFENDİSİNE SALÂT ve SELÂM” ve NAMAZI ANLAYARAK KILMAK (ışık yayınları) adlı eserlerinde şu kıymetli bilgiler vardır.

اَللَّهُمَّ صَلِّ عَلٰى سَيِّدِنَا مُحَمَّدٍ وَعَلٰى اٰلِ سَيِّدِنَا مُحَمَّدٍ 

صَلَاةً تُنْج۪ينَا بِهَا مِنْ جَم۪يعِ الْأَهْوَالِ وَالْاٰفَاتِ 

وَتَقْض۪ي لَنَا بِهَا جَم۪يعَ الْحَاجَاتِ 

وَتُطَهِّرُنَا بِهَا مِنْ جَم۪يعِ السَّيِّئاَتِ 

وَتَرْفَعُنَا بِهَا عِنْدَكَ أَعْلَى الدَّرَجَاتِ 

وَتُبَلِّغُنَا بِهَآ أَقْصَى الْغَايَاتِ 

مِنْ جَم۪يعِ الْخَيْرَاتِ فِي الْحَيَاةِ وَبَعْدَ الْمَمَاتِ،

اٰم۪ينَ يَا مُج۪يبَ الدَّعَوَاتِ وَالْحَمْدُ لِلّٰهِ رَبِّ الْعَالَم۪ينَ 

[Cezûlî, Delâilü’l-Hayrât, Salah Bilici Kitapevi, İstanbul 1968, s.74.]

Allah’ım! Efendimiz Hz.Muhammed’e ve Efendimiz Hz.Muhammed’in âline salât et, ki (o salât) ile bizi bütün KORKULARDAN ve ÂFETLERDEN koru, onunla bütün İHTİYAÇLARIMIZI gider, bizi bütün GÜNAHLARDAN temizle, bizi katında EN YÜCE DERECELERE çıkar, hayatta ve ölümden sonra bütün hayırlar adına EN İLERİ HEDEFLERE bizi ulaştır. Ey duâlara icâbet eden, bizim bu duâmızı da kabul et! Hamd, Âlemlerin Rabbi Allah’a mahsustur.

☆☆☆

•Bu salât ve selâm, salâten tüncînâ diye de bilinir. Müncie kelimesi, necat kelimesininden türeyip “kurtarıcı” mânâsına gelmektedir. Dua esnasında eller, yukarıya doğru açık olarak tutulur. İki elin avuç içi göğüs hizasında, semadan gelecek Rahmet-i İlâhiyye’ye açık bekler. Ancak, bazı zamanlarda bu iki elin yan yana birleşip, bitişik şekilde tutulması da sünnete aykırı değildir. Resûl-i Ekrem Hazretleri her iki halde de dua yapmıştır. Lâkin çoğu defa ellerini ayrı şekilde tutmuştur.

Şâfiî mezhebinde, duanın korku ve âfetler mânâlarına gelen (ehvêli ve’l-âfât) cümlelerinde ellerin içi, yere çevrilip, aşağıya doğru tutulur. Hanefi mezhebinde ise avuç içinin aşağıya çevrilmesi, sadece yağmur duasındadır. Şâfîlerin dua ederken musibetten sakınmak için ellerini aşağıya çevirmeleri bazı hadislere dayanmaktadır ki sünnettir.

•Bu hadislerden birisi şöyledir: “Peygamber Efendimiz Aleyhissalatü vesselam, Allah’tan bir şeyin olmasını istediği zaman ellerinin içini yukarıya çevirirdi. Ancak bir şeyden sakınacağı zaman ise ellerinin içini aşağıya çevirirdi.” [Bu konuyla ilgili hadisler için bkz: Ahmed b. Hanbel, Müsned, Beyrut, trs., 4/56; Heysemî, Mecmau’z-zevaid, Beyrut, trs., X, 168; Suyûtî, el-Fethu’l-kebir, Beyrut, trs., II, 357.] Bu sebeple ellerini dua ederken aşağıya çevirenler, bu hadislere göre amel etmiştir. Hanefiler ise bu konuda Şâfîleri taklit etmiş oluyorlar.

•Bu salât ü selâmla alâkalı olarak Hasan bin Ali el-Esvânî, “KİM, önemli bir işi veya bir sıkıntısı münasebetiyle bu salavâtı 1000 defa okursa, Allah Teâlâ onun sıkıntılarını giderir, arzu ettiklerine ulaştırır.” demiştir.

•Yine 1000 defa yapıldığında felç olanlara şifa vesilesi olacağı, veba ve benzeri bulaşıcı hastalıklar zamanında okuyanın bir nevi karantina altına girip bu tür hastalıklardan emin ve emniyet içerisinde kalacağı rivayet edilmiştir.

•1000 defadan fazla okumanın deniz yolculuğunda Allah’ın izniyle batmaya mani olacağı ve 500 defa söylenmesi durumunda zenginliğe nâil olunacağına dair de haber ve müjdeler bulunmaktadır. Bunlar müşahede ve tecrübeyle sabittir. {Yusuf bin İsmail en-Nebhânî, Efdalü’s-Salât alâ Seyyidi’s-Sâdât, 77.}

Gerçekten de bu salât ü selâma devam edilmesi durumunda Allah’ın izniyle belalardan emin olunacağı, musibetlere perde olacağı, maksatların hasıl olacağına dair kuvvetli bir inanç vardır. Bazı yaşanmış hadiseler bu inancı destekler niteliktedir.

Örneğin Salih Musa ed-Darîr başından şöyle bir hadisenin geçtiğini anlatır: “Rüzgârlı bir günde gemiye binmek zorunda kalmıştım. Fırtına öyle arttı ki batacağımızı zannettik. Ben tam o anda uykuya daldım. Rüyamda Peygamber Efendimiz’i gördüm. O (sallallahu aleyhi ve sellem) gemidekilere 1000 defa Salât-ı Müncie’yi okumalarını söylememi emretti. Ben uyanınca rüyamı insanlara anlattım. Biz 300 kadar o salavâtı getirdik. Allah da bizi o dehşet anlarından kurtardı.” [Abdurrahman Safuri,Nüzhetü’l-mecalis ve müntehabü’n-nefâis,Beyrut trs.,257-277.]

•Arif Muhammed Hakkı Efendi, 4000 ile 12000 arasında farklı üslûp ve muhteviyatta salavât olduğunu, bunların müminlerin Allah Resûlü ile olan irtibatlarına göre farklılık arzettiğini, bazılarının daha öne çıktığını ifade eder. Ona göre insanlar, salât ü selâmlardan maddi manevi çok istifade etmiş, birçok esrara vakıf olmuşlardır. Bazılarının okunması, sıkıntıların bitmesi ve arzulanan şeylerin tahsilinde vesilelik yapmaktadır. Salât-ı Müncie de bunlardandır. (Yusuf bin İsmail en-Nebhânî, Efdalü’s-Salât alâ Seyyidi’s-Sâdât, 77.)

Bu salât/dua, hadis kitaplarında geçmiyor, onun için bazıları, “bu dua sünnette yok, öyleyse bunu okumak bid’attir.” diyerek okumaz ve de okuyanları tenkit edebilirler. Evet, doğrusu bu dua hadis kitaplarında geçmiyor, fakat bu salât-ı şerîfe –biraz önce anlattığımız gibi- ilham ile yazılmıştır ve bir yönüyle yine Peygamber Efendimize dayanmaktadır. Onun için okunması bid’at değildir. Ayrıca, madem farz namazlardan sonra yapılan dualar kabul ediliyor, isteyen istediği duayı okuyabilir. Ne okuyana, ‘niçin okuyorsun?’, ne de okumayana ‘niçin okumuyorsun?’ diye sorulmaz ve okuması için ısrar edilmez. Okunursa sevabı vardır, okunmazsa günahı yoktur. Ben şahsen okurum, okunmasını da isabetli bulurum ama okumayana da niçin okumuyorsun demem. [Ahmet Şahin, Güncel Sorunlara Çözümler, Cihan Yay. İstanbul, s. 397-398]

Hâsılı kelâm; Bu duanın bu gibi özelliklerinden dolayıdır ki, biz de, duaların kabul edildiği bir an olan, farz namazlarımızdan sonra bu duayı okuyabiliriz. Bununla ilgili kütüb-ü sitte hadis ansiklopedisinde yer alan hadis şu şekildedir:

وعن أبى أمامة رَضِىَ اللّهُ عَنْه قال: ]قِيلَ يَا رسولَ اللّهِ : أىُّ الدُّعَاءِ أسْمَعُ؟ قالَ: جَوْفَ اللَّيْلِ الآخِرَ، وَدُبُرَ الصَّلَوَاتِ المَكْتُوبَاتِ[. أخرجه الترمذى.»جَوْفُ اللَّيْلِ«: المراد به الأ وقات التى يخلو الإنسان فيها بربه في أثناء الليل، »ودُبُرُ كُلِّ شَئٍ«، وراؤه وعَقِبُهُ، والمراد بعد الفراغ من الصلوات .

Ebû Ümâme (radıyallâhu anh) anlatıyor: “Derdi ki: “Ey Allah’ın Resûlü! En ziyade dinlenmeye (ve kabule) mazhar olan dua hangisidir?” GECENİN SONUNDA yapılan dua ile FARZ NAMAZLARIN ardından yapılan dualardır!” diye cevap verdi.” [Tirmizî, Daavât 80.]

***

 

 

“DUÂLAR VE SAYILAR”

Bazı duaların belirli sayılarda okunması ile ilgili hikmet.net yayınlanan bir yazıdan kısa bir bölümü fikir vermesi açısından paylaşıyoruz. 4444 ADET Tefrîciye okumayada aşağıda gelecek olan bilgiler penceresinden bakılması doğru olur diye Düşünüyoruz.. Allahu a’lem

Kaynağı ve sayısı hadislerde belirtilen bazı dua şekilleri vardır. Mesela, herkesin bildiği ve namazlardan sonra çekilen tesbihler (33’er defa sübhanallah, elhamdülillah, Allahu Ekber), ihlâs suresinin üç defa okunması yine günde yüz veya yetmiş defa tevbe-istiğfar çekilmesi gibi, hadislere ve Efendimiz’in (s.a.s) uygulamalarına dayanan dua şekilleri bulunmaktadır.Bunların hepsi temel kitaplarda geçmektedir. Bunun dışında yine MANEVİYAT ÖNDERLERİNİN kendilerinin Efendimiz’den (s.a.s) TEVARÜSLE veya KEŞFEN YAPMIŞ OLDUĞU duaların olduğu bilinmektedir. Bu zatlar KENDİ KEŞİFLERİYLE bazen bu dualar hakkında SAYI VERMEKTEDİRLER.

•Rivayetlerdeki sayıları şu şekilde değerlendirmek de mümkün olabilir. Nasıl ki bir doktor hastasına verdiği ilacın kullanım şeklini belirler, mesela günde 3 defa, 5 defa gibi, Efendimiz (s.a.s.) ve O’nu takip eden bazı mânâ hekimleri de bazı duaları okumak için belli sayılar vermiştir. MESELÂ, öğle namazının 10 rekât olup, akşam namazının 5 rekât olmasını neyle açıklayabiliriz.Bunların hepsinin mahiyetini bilmediğimiz farklı hikmetleri vardır.Bunlar Allah’ın rahmetine bir davetiye olabilir. Her ne kadar böyle olduğuna dair bir bilgimiz yoksa bile akla yaklaştırmak için bir misal verebiliriz. Allah’ın şifa vermesi için ilaç, şifreyle kilitli bir kapının arkasında olduğunu düşünürsek, BU SAYILAR o kilidin şifresi olabilir. Allah eğer şifa ve çözümü bu sayılara koymuşsa –kimse bunu ve aksini kesin olarak söyleyemez- sonuç almak mümkün olur. Bunun yanında bunlar aynı zamanda tecrübe edilmiş ve neticesi de genelde müspet olarak alınmış şeylerdir. Netice olarak bunları yapmakla Allah’tan bir şeyler isteniyor. (hikmet.net)

  • İstifade edilen Kaynaklar 

•Mustafa Yılmaz/Çağlayan Dergisi 1 Mart 2020

•Rahmet hazinesinin anahtarı efendiler efendisine salât ve selâm (ışık yayınları) 

•Namazı anlayarak kılmak (ışık yayınları) 

•hikmet.net

•Kütüb-ü Sitte Hadis Ansiklopedisi

•Risâle-i Nûr Külliyatı

Bu yazı 68 kez okundu