□Zulüm
□Zulme Meyletmeyin
□Sempati bile Duymayın
□Mânevî iştirak nasıl olur
□Zalim ile işbirligi yapanlar
□Küfre Denk Günahlar
□Hizmete ait Sırları Fâş etmenin Hükmü
□Zalime Tavır ve Süfyan-ı Sevrî
□İbret Gözüyle Bak!
□Kötü Tuzak Kuran Zâlimlerin Âkıbeti
□Mesnevî’den
□HE’nin zulüm sürecindeki rehberliği
***
ZULÜM
□Pırlanta Müellifi:
Adalet mülkün temeli, zulüm, bu temele yerleştirilmiş bir dinamit; adalet, Hakk’ı ve halkı hoşnut etmenin en emin yolu, zulüm, bu yolda yürekleri hoplatacak bir gulyabâni; adalet hakkın sesi ve soluğu, zulüm bir nefsânîlik hırıltısı; adalet, dünya ve âhiretin biricik emniyet vesilesi, zulüm bir gadr ü cevr dumanı, sisi; adalet, ubûdiyet de dediğimiz hakikatin Kur’ân’daki adı, zulüm hakikî insanî değerlere karşı saygısızlığın bir unvanı; adalet evrensel barışın en sağlam köprüsü, zulüm insanî ufku kirleten bayağılığın en denîsi… Zulüm ile şimdiye kadar kimse payidar olmamıştır; olmuş gibi görünenlerin de yanına kalmamıştır. Atalarımız ne hoş söylerler: “Zulm ile âbâd olanın âhiri berbâd olur.” Aslında, böyle birinin evvelinin de, âhirinin de berbâd olduğu açıktır; zira zulmün, bazen küfrün önünde bir günah hâline geldiği de olur ki, işte o zaman “gayretullah“a dokunur ve eden de hemen bulacağını bulur. Doğrusu insan küfre karşı mesafeli bulunduğu kadar zulümden de uzak durmalıdır; zira Allah nezdinde mazlumun âhı bir duâdır ve bu duânın kabulü de ilâhî adaletin muktezasıdır. Dememişler mi: Zâlimin zulmü varsa mazlumun da Allah’ı var Bugün halka cevretmek kolay, yarın Hakk’ın divanı var.
Zulüm bir haddini aşmışlık ve haksızlık, böyle bir günahı irtikâp eden zâlimin hasmı da Allah’tır. O çok merhametli olduğu kadar “ihkâk-ı hak” eden bir Âdil-i Mutlak’tır. Rahmetiyle ve hilmiyle zalime mehil üstüne mehil verir ama mazlumu, mağduru da sonuna kadar çiğnetmez. Bugün olmasa da yarın kendini bilmezlere haddini bildirir ve her şeye kâdir olduğunu gösterir. İnsanın hür ve muktedir olması, ona başkalarına zulmetme hakkını vermez; kuvvet, hakkın emrinde olduğu sürece değerler üstü değer kazanır; hürriyet de başkalarının haklarına saygılı davranıldığı ölçüde hakikî kıymetini bulur ve kalıcı olur. Hürriyet ve kuvvet mevzuunda, Hakk’ın takdir buyurduğu sınırlar içinde kalma, adalet ve istikamet; bu konuda sınır tanımamazlık ise, bir zulüm ve haksızlıktır. Adalet hemen her konuda dengeyi koruma ve itidalli olmanın Kur’ân kaynaklı adı; zulüm ise her alanda dengeleri alt-üst etmenin ürperten unvanıdır.
Konu Başlığı: Zulüm
Eser: Kendi Dünyamıza Doğru.
“ZULME MEYLETMEYİN”
Zalim olmamak için zulmetmemek yetmiyor. Zalime yardım da zulümdür. Çünkü hiçbir zalim, yardımcıları ve destekçileri olmaksızın insanlara zulmetmeyi göze alamaz. Zalime yardım edenin, ilgili âyet-i kerime ekseninde onun cezasına da ortak olacağı Pırlanta Müellifi tarafından şöyle anlatılıyor:
Zulmün Her Çeşidinden Uzak Durulmalı; “Âyet-i kerimede; “Zulmedenlere küçük bir temayülle dahi olsa eğilim göstermeyin. Yoksa ateş size dokunur. Aslında sizin için Allah’tan başka hiçbir yardımcı ve sizi sahiplenecek hiçbir güç yoktur. Sonra O’ndan da yardım görmezsiniz” (Hûd/113) buyurularak, Müslümanlara, küçük bir meyille dahi olsa zalimlere asla meyletmemeleri gerektiği vurgulanıp zulme girenlerin içinde yer almaları yasaklanıyor. Zira işlenen zulümlere ve onların sahiplerine az dahi olsa meyleden bir insan hiç farkına varmaksızın yavaş yavaş onların sürüklendiği levsiyatın içine düşebilir ki bu da bir yönüyle istikametten ayrılma demektir. Esasında zulüm, Kur’ân-ı Kerim’de çok geniş olarak ele alınmıştır. Mesela bu kelime, kâfir ve münafıkların yaptıkları haksızlık ve taşkınlıkları ifade için kullanıldığı gibi, bir kısım Müslümanların yaptıkları yanlışlıklar için de kullanılmıştır. Nitekim bir âyet-i kerimede şöyle buyurulur: “İman edip imanlarına zulüm bulaştırmayanlar var ya, işte korkudan emin olma onların hakkıdır, doğru yolda olanlar da onlardır.” (En’âm/82). Bu âyet-i kerime nazil olduğunda sahabe-i kiram çok korkmuş, âdeta canları dudaklarına gelmişti. Bunun üzerine Peygamber Efendimiz (sallallâhu aleyhi ve sellem) Lokman Sûresi’nde geçen, “Muhakkak şirk, büyük bir zulümdür.” (Lokman/13) âyet-i kerimesiyle onları teselli etmiş ve yukarıdaki âyette kastedilen zulmün şirk olduğunu ifade buyurmuştur. [Bkz: Buhârî, tefsîru sûre 1, istitâbe 1; Müslim, îmân 197].
BU AÇIDAN; Allah’ın yasaklarını çiğneme, emirlerine karşı lakayt kalma, insanları dinî vazifelerini yerine getirmekten alıkoyma, fitne ve fesada sebebiyet verme birer zulüm olduğu gibi, hak ve hakikati görmezden gelme, düşmanlık ve çekememezlik duygularıyla Müslümanlarla uğraşma, “adalet ve hak” deyip bunları yerine getirmeme, halkın hukukuna tecavüz etme, idarenin başına geçtiğinde insanların sırtından geçinmeyi bir hak olarak görme, milletin malını hortumlama gibi fiiller de zulüm kategorisi içinde yer alır. İşte âyette, zulüm çeşitlerinin tamamından uzak durulması emredilmekte; dahası bunları işleyenlere meyil de nehyedilmektedir.
Bu noktada, gözden kaçırılmaması gereken önemli bir husus; zulmün sadece apaçık haksızlık ve taşkınlıklar olarak anlaşılmaması gerektiğidir. Dolayısıyla bilinmelidir ki, mesela, herhangi bir mevkide bulunan bir idarecinin kendi yakınlarını, taraftarlarını, kendisi gibi düşünen insanları kayırması, kollaması zulüm olduğu gibi, milletin arpa kadar dahi olsa malını yeme de bir zulümdür. İşte âyet-i kerimede, hangi seviyede olursa olsun zulmeden bir insana meyletme, ateşin insana dokunması için yeterli bir sebep olarak gösteriliyor. Başka bir ifadeyle, yapılan zulmü görmezlikten gelerek zalimlerle beraber oturup kalkma, onlara imrenme, onların yerinde olmayı isteme gibi fiiller de “meyletmeyin” yasağına dâhildir.
Nitekim En’âm Sûre-i Celîlesi’nde, “Âyetlerimiz hakkında alaylı tavırla münasebetsizliğe dalanları gördüğün zaman, onlar başka bir konuya dalıp gidinceye kadar kendilerinden yüz çevirip uzak dur!” (En’âm/68) buyurulmaktadır. Yani Kur’ân-ı Kerim, takdis ve tebcil edilecek değerleri nâsezâ nâbecâ sözlerle hafife alıp zulüm irtikâp eden insanların bulunduğu yeri terk etmemizi emretmektedir. Evet, Cenâb-ı Hak bir taraftan istikameti hedef gösterip, taşkınlığa düşmekten Müslümanları men ederken, diğer yandan da zulüm ve haksızlığa meyletmeyi nehyetmiştir. Aslında niyetinde, yaşayışında, söz, tavır ve davranışlarında hep istikametin temsilcisi olan bir insan, zulüm ve haksızlığa da başkaldıracaktır.
Nitekim her çeşidiyle zulümden uzak durup istikamet üzere bulunmanın mükâfatını anlatan bir âyet-i kerimede şöyle buyurulmaktadır: “‘Rabbimiz Allah’tır.’ deyip sonra da istikamet üzere doğru yolda yürüyenler yok mu; işte onların üzerine ceste ceste melekler inip ‘Hiç endişe etmeyin, hiç üzülmeyin ve size vaad edilen Cennetle sevinin!’ derler.” (Fussilet,30)
Konu Başlığı: İstikameti Muhafaza ve Zulme Meyletmeme
Eser: Mefkure Yolculuğu
“SEMPATİ BİLE DUYMAYIN”
Üstad Bedîüzzaman Hazretleri (Hûd sûresi, 113) ayetini referans alarak ehl-i iman’ı uyarır.. Tüyler Ürperten o ikaz: وَلَا تَرْكَنُۤوا إِلَى الَّذِينَ ظَلَمُوا فَتَمَسَّكُمُ النَّارُ “Bir de sakın zulmedenlere meyletmeyin, sempati duymayın. Yoksa size ateş dokunur.” (Hûd sûresi, 11/113)] âyet-i kerîmesi fermanıyla; zulme, değil yalnız âlet olanı ve taraftar olanı, belki ednâ bir meyil edenleri dahi dehşetle ve şiddetle tehdit ediyor. Çünkü rıza-yı küfür, küfür olduğu gibi; zulme rıza da zulümdür. İşte bir ehl-i kemâl; kâmilâne, şu âyetin çok cevâhirinden bir cevherini şöyle tâbir etmiştir: Muîn-i zâlimin dünyada erbâb-ı denâettir, Köpektir zevk alan, sayyâd-ı bî-insâfa hizmetten! (Dünyada zalimlerin yardımcısı alçak kimselerdir, Köpektir zevk alan, insafsız avcıya hizmetten). Evet, bazıları YILANLIK ediyor, bazıları KÖPEKLİK ediyor. Böyle mübarek bir gecede, mübarek bir misafirin, mübarek bir duada iken, HAFİYELİK edip, güya cinayet yapıyormuşuz gibi İHBAR eden ve taarruz eden, elbette bu şiirin meâlindeki tokada müstehaktır.
Eser: RNK: Mektubat, 28.Mektup (4. Mesele, 2. Nokta)
“MÂNEVÎ İŞTİRAK NASIL OLUR?”
Kendisi bilfiil zulmediyor olmasa bile, bir insanın yapılan bir zulme taraftar olması, hatta ondan rahatsız olmaması ve susması bile onun zalimler kategorisinde olmasına yeter. Zalimler için mukadder olan ceza derecesine göre ona da verilir:
“..Umumî musibet, ekseriyetin hatasından ileri gelmesi cihetiyle; ekser nâsın o zalim eşhasın harekâtına FİİLEN veya İLTİZAMEN veya İLTİHAKEN taraftar olmasıyla manen iştirak eder, musibet-i âmmeye sebebiyet verir. (14. Söz)”
Zalimin zulmüne “İLTİHAK” etmek demek, söz konusu zulüm cephesinde belli bir GÖREV üslenmektir. “İLTİZAM”da bir görev üslenmemekle birlikte, KALBEN o cepheyi desteklemek söz konusudur. “FİİLEN”, kelimesi iltihaka benzerse de ondan daha geri bir konumdadır. Demek ki, bir Müslüman hem zulmetmeyecek hem de zalimden ve onun zulmünden razı olmayacak, yaptığı zulmü övmeyecek, taraftar olamayacak ve ZULMÜNÜN YAYILMASINA asla katkı sağlamayacaktır. Yoksa onun zulmüne meyletmiş olacağından zulmüne ORTAK olur. Malumdur ki, Kur’ân-ı Azimüşşan, değil zulüm yapmayı, zulme edna bir meyil ve rıza göstermeyi bile şiddetle yasaklamıştır.
“Fakat büyük dairenin câzibedarlığı cihetiyle küçük dairedeki lüzumlu ve ehemmiyetli hizmeti bıraktırıp lüzumsuz, mâlâyani ve âfâkî işlerle meşgul eder. Sermaye-i hayatını boş yerde imha eder. O kıymettar ömrünü kıymetsiz şeylerde öldürür. Ve bazen bu harp boğuşmalarını merakla takip eden, bir tarafa kalben taraftar olur. Onun zulümlerini hoş görür, zulmüne şerik olur.” (Şualar, 11. Şua, 4. Mesele)
Bedîüzzaman Hazretleri 2.Dünya Harbi münasebetiyle, Müslümanların bazen camiyi ve cemaati bırakıp, harp boğuşmalarını ve zalimlerin satranç oyunlarını radyo vasıtasıyla dinleme şevkine girmelerinin, kendilerini ciddi anlamda zarara uğratacağını ifade ediyor. Bu tarz davranışlarla Müslümanların, kendilerinin yaratılış vazifeleri olan farz ibadetlerini ciddi anlamda ihmal ettiklerini ve bu sebeple ciddi zarar ettiklerini ifade eder. Böylece hayat sermayemizin boş yere gittiğini, kıymetli ömrümüzün kıymetsiz şeylerde harcandığını hatırlatır. Bununla beraber, bu harp boğuşmalarını takip etmekle bazen zalimlerin yanında yer alıp, onların zulümlerine de ortak olabilecekleri hususunda müminleri ikaz eder. Üstad’ımızın bu gibi değerlendirmeleri aşağıdaki ayette aynen geçtiği gibi, bazı ayet ve hadislerde de sarih ve açıktan net ifade edilmektedir. “Zulmedenlere küçük bir temayülle dahi olsa eğilim göstermeyin. Yoksa ateş size dokunur. Aslında sizin için Allah’tan başka hiçbir yardımcı ve sizi sahiplenecek hiçbir güç yoktur. Sonra O’ndan da yardım görmezsiniz” (Hud, 11/113) Ayette de ifade edildiği gibi, zulme taraf olmak zulmü işlemekle aynı seviyededir. Öyle ise zalimin zulmüne taraf olmamak müminin bir şiarı ve bir özelliği olması icap eder. Bir şeye körü körüne taraftar olmak, o şeyin zulüm ve haksızlıklarını da hoş görmeye sebep olur. Müslüman sadece Kur’an’ın ve Sünnet’in ölçüleri ile olaylara bakar bakmalı ve Kur’an’ın ve Sünnet’in ölçüleriyle taraf olur..
“ZALİM İLE İŞBİRLİĞİ YAPANLAR”
“Müslüman müslümanın kardeşidir. Ona zulmetmez, ONU (DÜŞMANINA) TESLİM ETMEZ. KİM, (mümin) kardeşinin bir ihtiyacını giderirse Allah da onun bir ihtiyacını giderir. KİM, bir müslümanı bir sıkıntıdan kurtarırsa, bu sebeple Allah da onu kıyamet günü sıkıntılarının birinden kurtarır. KİM bir müslümanı(n kusurunu) örterse, Allah da kıyamet günü onu(n kusurunu) örter.” (Buhârî, Mezâlim, 3; Müslim, Birr, 58)
“KİM dünyada bir müslümanı bir sıkıntıdan kurtarırsa, bu sebeple Allah da onu kıyamet günü sıkıntılarının birinden kurtarır.” Bu cümleye mefhûm-u muhalifinden baktığımızda.. MÜ’MİN kardeşini dünyada sıkıntıya sokanlar hatta ZALİMLERİN ellerine teslim edip zulüm görmesine sebeb olanlar.. bu yaptıklarıyla kendilerini dünya ve ahirette sıkıntıya sokacakları muhakkak hatta Kur’an ve Sünnet’e göre cehennemi netice verecek korkunç bir günah işledikleri aşikâr..
“KÜFRE DENK GÜNAHLAR”
Nifak gibi; KARANLIK ODAKLARA ELEMANLIK YAPMA, MUHBİRLİK KILIFI ALTINDA İFTİRA ve TEZVİRDE BULUNMA GİBİ, bir hareketin heyet-i umumiyesine zarar verecek tavır ve davranışlar vardır ki, bunlar KÜFRE DENK GÜNAHLARDIR. Bu tür günahların affolması için fertlerin haklarını helâl etmeleri yetmez. Zira bunlar hukuk-u ammeden sayıldığı için, bunlara hakkullah taalluk eder.
Eser: İrşad ve Nifak
Konu Başlığı: Yaşatma İdeali
“İMAN VE KUR’AN HİZMETE AİT SIRLARI FÂŞ ETMENİN HÜKMÜ”
Fıkıh kitaplarında, “Zinaya zorlanan kimsenin zina etmesine cevaz yoktur. Zorda kalan kimse ise, diliyle Allah’ı inkâr edebilir” hükmü yer alır. Zinada kul hakkı bahis mevzûudur ve kul, hakkını helâl etmedikçe, bu günahtan kurtulmak mümkün değildir. Aynı mevzûda İbn-i Âbidin, “Birisi Efendimiz (sav)’i -hâşâ- tezyif etse ve sonra da tevbe etse, yaptığı bu tevbe kabûl olmaz” der. Neden? Çünkü, hakkını helâl edecek şahıs artık ortada yoktur. Hizmette (aynı zamanda islamda ), Efendimiz (sav)’den bu yana gelmiş geçmiş bütün müslümanların ve ayrıca Kıyâmet’e kadar gelecek bütün mü’minlerin hakkı bahis mevzûudur. O halde, böyle bir da’vânın aleyhinde olabilecek şekilde düşman cepheye koz vermek, altından kalkılmaz bir vebal olsa gerek.
Eser: Fasıldan Fasıla-1
Bölüm: Perspektif
“ZALİME TAVIR ve SUFYAN-I SEVRİ”
Süfyan es-Sevri, Ebu Hanife’nin çağdaşı, erken dönemin etkili alimlerinden birisidir. Kendisi idarecilere yaltaklanmayan, zulümden nefret eden bir insandı:
Sevri, Ali b. Hasan’a diyor ki: Zulümden, zalime yardımcı olmaktan, onunla dostluk kurmaktan, onunla yemekten, yüzüne tebessüm etmekten veya ondan bir şey almaktan sakın. Böyle yapacak olursan ona yardım etmiş olursun ve YARDIMCI ORTAK DEMEKTİR. (Ebu Nuaym/Hilye/9000)
Zalimlerin yüzüne bakmak yanlıştır. Amellerinizin heba olmaması için yoldan çıkaran yöneticilerinizin yüzüne kalpten onlara nefretle bakın.” (Ebu Nuaym/Hilye/9645), başka bir rivayet şöyle aktarılmıştır: “(Zâlimlerin) evlerine de, binekleri üzerinde geçerken kendilerine de bakmayın.”
Ebû Şihâb bildiriyor: Bir gece Süfyân es-Sevrî ile beraberdim. Uzaktan ”bir ateş görünce: “Bu ne?” diye sordu. Ben: “Karakol amirinin ateşi dediğimde: “Hadi başka bir yoldan gidelim de onların ateşiyle (veya ışığıyla aydınlanmayalım)!” karşılığını verdi [Ebu Nuaym, Hilye , 9649]
Îbnu’l-Mübârek bildiriyor: Süfyân es-Sevrî’ye: “Yöneticilerin yanına girsen” denilince: “Allah’ın beni: «Onların yanında ne konuştun?» diye hesaba çekmesinden korkarım” karşılığını verdi. Kendisine: “Söyleyeceğini söyler ve onlardan korunursun!” denildiğinde de: “Denizde yüzmemi söylüyor; ancak giysilerimin ıslanmamasını istiyorsunuz öyle mi?” karşılığını verdi.
Süfyân es-Sevrî, yöneticilerden birinin emrinde bir işte çalışmak isteyen bir kardeşine sitem edince, adam: “Ey Ebû Abdillah! Bakmak zorunda olduğum bir ailem var!” dedi. (Ebu Nuaym/Hilye/9659) Bunun üzerine Süfyân ona şöyle karşılık verdi: “Utandıracak işlerin altına girme! Kapı kapı dolaşıp dilenmen, onların emrinde bir işte çalışmandan daha hayırlıdır.” [Ebu Nuaym/Hilye/9685]
Hayyân bildiriyor: Bana ulaştığına göre Süfyân: “Onların beni dövmesinden korkmuyorum. Korktuğum, dünyalıklarıyla beni celbetmeleri; sonra da kötülüklerini kötü olarak göremememdir” demiştir. [Ebu Nuaym/Hilye/9659]
Süfyân es-Sevrî’nin yanında sultandan bahsedilince: “Onlar altın yese biz çakıl taşı yeriz!” dedi. [Ebu Nuaym/Hilye/9683]
Süfyân es-Sevrî der ki: “Zâlim birinin bekası için dua eden kişi, Allah’a isyan edilmesini istiyor demektir.” [Ebu Nuaym/Hilye/9685]
Zulumle dine hizmet edilmeyeceğini düşünüyordu: Süfyân es-Sevrî der ki: “Zâlim birinden para veya mal veya silah alıp da Allah yolunda savaşa çıkan kişi dönene kadar attığı her bir adımda lanetlenir.” [Ebu Nuaym/Hilye/9478]
Sevrî valilerden ve sultanlardan hiçbir şey kabul etmezdi. Sadece bir keresinde çok sevdiği bir dostunun oğlu tarafından getirilen malı kabul etmek zorunda kaldı (İbn Sa’d, VI, 372). Onu da hemen kardeşi Mübarek’e vererek dağıtmasını söyledi. Kardeşi kendisine itiraz edince ona ‘Sen onu afiyetle yiyeceksin, ben ondan hesaba çekileceğim, bu asla olmayacak’ diye karşılık verdi. (Ebû Nuaym,Hilye, VII,3-4)
Mekke valisinin gönderdiği 200 dinarı da reddetmişti. Onu helal bulmuyor musun?’ diye sorulduğunda ‘Hayır ama alçalmaktan korkuyorum’ dedi. (Hılye, VII, 40.) İlim yolculuklarında kervanlarda ücret karşılığı çalıştığı da nakledilmiştir. (Iclî, Ma’rifetü’s-sikât, I, 409)
Sufyân’in hayatının son dönemlerinde fakirleştiği, kardeşinin gönderdiği yiyeceklere muhtaç duruma geldiği, hatta bir hac yolculuğu esnasında onun üzerindekilerin sadece bir-iki dirhemlik kıyafet olduğu ve acınacak halde olduğu nakledilmiştir. (Hatîb, Târîhu Bağdâd, IX, 162)
Süfyân’ın siyasi otoriteye karşı tutumu hakkında “Süfyân, devlet memuriyetlerini reddetmek suretiyle idare şekline karşı düşmanlığını göstermek isteyen ve böylece sarayın kinini üzerlerine çeken sâdık, yaşlı dindarlardan biriydi.” diyen M. Plessner, kaynakların, Onun ölünceye kadar, fâni iktidar sahiplerinden kaçmak için saklanmak mecburiyetinde kaldığını naklettiğini söyler (“Süfyân-üs-Sevrî”, İA, XI, 83.)( Ömer Faruk Akpınar, “Süfyân es-Sevrî’nin Hayatı ve Eserleri”, Usûl, 22 (2014/2), 115-168)
Galiba bu tutumlarının hepsi şu muhasebe şuurundan kaynaklanıyordu: Bir adam Süfyân es-Sevrî’yi takip ediyor ve onun her zaman gömleğinin cebinden bir kağıt çıkarıp baktığını görüyordu. Adam kağıtta ne yazılı olduğunu öğrenmek istedi ve bir gün kağıt eline geçince üzerinde: “Ey Süfyân! Allah’ın huzurunda duracağını hatırla” yazılı olduğunu gördü. [Ebu Nuaym/Hilye/9934]
@FatihKumas4 hesabından alınmıştır
“ZULMÜ MÜBAH GÖRMEK”
“Sonra her ikisinin de ebedi olarak ateşte kalmaları kendilerinin akıbetleri oldu. Çünkü birisi âmir tavrıyla küfre teşvik etmiş, diğeri de tutup yapmıştı. Demek ki âmirin Allah’a karşı isyan emri yapıldıktan sonra kendisine emredileni de sorumluluktan kurtaramaz. Eğer bu isyan küfür ise, cezası ebediyyen cehennemdir. Ve işte bu, yani cehennem ateşinde ebedî kalmak yalnız o ikisine mahsus değil bütün zalimlerin cezasıdır. Zulmü iyi veya mübah gören gerek âmir, gerek memur bütün haksızların cezası, sonsuza kadar cehennemde kalmaktır. Çünkü zulmü helal saymak da küfürdür…” (HDKD> Haşr/17)
“…Ancak zalim olduğu kesinlik derecesinde sübut bulan zamanının sultanına âdil diyen ve dolayısıyla zulmü adaletle vasıflandıran kimsenin küfre girdiği yolunda kanaat belirtmesi, Ebü’l-Kāsım el-Kâ‘bî’yi zalim devlet adamlarıyla ilişki içinde olduğu için kınaması devrin siyaset ve devlet adamlarıyla münasebetlerinin iyi olmadığını göstermektedir…” (TDVİA>Mâtürîdî)
“İBRET GÖZÜYLE BAK”
Zalim yöneticilere elbise diken bir terzi, büyük İslam alimi Abdullah İbn Mübarek’e, “Onlara elbise dikmekle ben zalimlere yardımcı oluyor muyum?” diye sorar. Ve aldığı cevap karşısında âdeta taş kesilir: “Hayır!” der İbn Mübarek, “Sana iğne iplik satanlar zalime yardımcı oluyor. Sen ise, doğrudan zalim olmuş oluyorsun!” Artık anlayana
“KÖTÜ TUZAK KURAN ZALİMLERİN ÂKIBETİ”
Nahl Sûresi:
[45] (Allah’ın dininin tebliğini önlemek için) türlü türlü şer planları yapanlar, yoksa Allah’ın kendilerini yerin dibine geçirmeyeceğinden veya kendilerini yok edecek felâketin hiç farkına varmayacakları bir yerden başlarına gelivermeyeceğinden emin midirler?
[46] Yahut, çalımlı çalımlı dolaşırlarken Allah’ın kendilerini kıskıvrak yakalayıvermeceğinden (mi emindirler)? –Allah’ın bunları yapmasına asla mani olabilecek değillerdir.
[47] Yahut da (kendilerine gelir ve yollarını düzeltirler mi diye) güçlerinden, mallarından eksilte eksilte ve içlerine korku sala sala yakalamayacağından mı (emniyettedirler)? (Allah, azap göndermeden önce böyle defalarca ikaz eder ve mühlet tanır.) Çünkü Rabbiniz, (kullarına) gerçekten çok acıyandır, onlara karşı hususî merhameti pek bol olandır.
Fâtır Sûresi:
[43] Yeryüzünde büyüklük taslamakta, (uyarılara kulak asmayı) kibirlerine yedirememekte ve kötülük planları kurmaktadırlar. Ama kötülük planları, ancak onu kuranların ayağına dolanır. Yoksa, (benzeri planlar içinde olan ve neticede Allah’ın helâk ettiği) önceki topluluklar neyle karşılaşmışlarsa, onlar da aynı sonucu mu bekliyorlar? Allah’ın sünnetinde (toplumların hayatı için koyduğu kaideler, kanunlar bütününde ve onların davranışlarına mukabele tarzında) hiçbir değişiklik bulamazsın. Allah’ın sünnetinde hiçbir başkalık bulamazsın.
[44] Hiç yeryüzünde dolaşıp da, kendilerinden önce yaşamış (ve kendileri gibi davranmış) toplumların âkıbetlerinin nasıl olduğuna bakmazlar mı? Onlar, bunlardan daha güçlü idiler. Ama ne göklerde ve ne de yerde Allah’ı engelleyebilecek hiçbir şey yoktur. O, her şeyi hakkıyla bilendir, her şeye hakkıyla güç yetirendir.
[Şerh]Yani, Allah’ın insanlara hangi inanç, tutum ve davranışları karşısında nasıl muamele edeceği bellidir ve değişmez. O, insanlar gibi değildir; yaptığında hata yoktur ve olamaz, dolayısıyla da hiçbir zaman –tabir caizse– fikir ve karar değiştirmez. O, daima doğru ve hikmetlerle dolu olanı yapar. Eğer O hükmünü icraya koymuşsa, buna kimse mani olamaz; hakkında hüküm icra edilen kimse de ondan kurtulamaz. (Allah Kelâmı Kur’an-ı Kerim ve Açıklamalı Meâli-Ali Ünal)
Kays İbnu Ebî Hâzım anlatıyor: “Hz. Ebu Bekir (ra) Cenâb-ı Hakk’a hamd ve senadan sonra buyurdu ki: Ey insanlar! Sizler şu âyeti okuyor ve fakat yanlış anlıyorsunuz: ‘Ey iman edenler, siz kendinize bakın. Doğru yolda iseniz sapıtan kimse size zarar veremez.’ (Maide: 105). Biz Peygamberimizin (sav): ‘İnsanlar, zâlimi görüp elinden tutmazlarsa, Allah’ın, hepsine ulaşacak umumî bir belâ göndermesi yakındır’ dediğini işittik…” (Ebu Davud, Tirmizi) YİNE “O (s.a.v.) şöyle buyurur: ‘Allah’a yemin ederim ki; ya iyiliği emreder, kötülükten nehyeder, zalimin elini tutup zulmüne mani olur, onu hakka döndürür ve hak üzerinde tutarsınız; ya da Allah Teâlâ kalplerinizi o zalimlerin kalbi gibi yapar.” (Ebû Dâvûd)
MESNEVİ’den
Mevlânâ Hazretleri Mesnevîsinde, hem akıl hem de gönül penceresinden baktığı zulüm meselesinde, hem zalimlere hem de onları fark edemeyen zavallılara seslenerek şiirimsi ifadelerle şunları söylüyor:
“…Ey zulümle bir kuyu kazan! Sen kendin için tuzak hazırlıyorsun. ipekböceği gibi kendi etrafını örme; kendine kuyu kazarsan bari kararlıca kaz! Zayıfları sen yardımcısız, kimsesiz sanma; Kur’an’dan ‘iza câe nasrullah’ı oku Sen filsen, düşmanın senden ürkmüşse sana ceza olarak işte ebabil kuşu gelip çattı. Yerde bir zayıf aman dilerse, gökyüzü askerleri birbirlerine karışırlar. Sen birisini dişinle ısırıpta kan içinde bırakırsan diş ağrısına tutulunca ne yaparsın?” (Mevlânâ, Mesnevî, 1 /1309)
“Bir insan, saman çöpü gibi havaya kapılmış, maskara olmuşsa zalimi mazlûmdan nasıl fark edebilir? Zalimi mazlûmdan ayırt eden, zulümkâr nefsinin boynunu vurmuş kişidir. Yoksa içten içe nefse zebun olan kişi, deliliğinden mazlûmlara düşman kesilir. Köpek, daima yoksula, âcize saldırır, fırsat bulursa ısırır da. Komşularından av kapmak aslanlara göre ayıptır, köpeklere değil. Zalime tapan, mazlûmu öldüren kişilerin hepsi de pusudan çıkarak köpekçesine saldırdılar.” (Mevlânâ, Mesnevî, 3/2434)
HOCAFENDİ’NİN ZULÜM SÜRECİNDEKİ REHBERLİĞİ
@yukselcayiroglu 18 Haziran 2024
Devleti ele geçiren zalim bir rejim, Hizmet hareketini bitirmek istiyor ve düşmana bile yapılmayacak insanlık dışı zulümleri kendi dindaşına, kendi vatandaşına reva görüyor. Hizmet insanlarını hem Hocaefendi’den hem davalarından hem de birbirinden koparmak istiyor. Onları, devletlerinin yanında yer almaya, hükümete biat etmeye, yargıya teslim olmaya ve “itirafçı” olmaya davet ediyor. Pek çok hizmet gönüllüsü ortalığın toz bulanık olduğu böyle bir dönemde ne yapacağı noktasında tereddüt içine düşebiliyor. Acaba özür dileme, yaranmaya çalışma, en azından susma, zalimin hışmından kurtulma adına bir çare olarak görülebilir miydi? Doğru olan polise teslim olmak mıydı yoksa saklanmak ve kaçmak mı? Bütün tehlikeler göze alınıp ülkede mi kalınmalıydı yoksa bir yolunu bulup başka diyarlara cebri hicretler mi gerçekleştirilmeliydi?
Hocaefendi’nin, “Zalimin zulmünü kolaylaştırmak, haksızlık yapan kimselere yaptıkları işte imkân ve fırsat tanımak da bir çeşit zulüm olduğu gibi, zalimin işini zorlaştırma ise bir çeşit ibadettir. Mü’minin, kendisine zulmeden birinin işini kolaylaştırması Allah’a karşı da terbiyesizliktir.” şeklindeki yaklaşımı pek çok insanın zihninde dönüp duran sorulara cevap verdi, onların nasıl hareket etmeleri gerektiği noktasında yol gösterici oldu. Bu öylesine temel ve anahtar bir yaklaşımdı ki herkes atacağı adımlarla zalimin işini kolaylaştırıp kolaylaştırmadığını tespit edebilir ve buna göre bir hareket tarzı belirleyebilir.
Hocaefendi’nin şu sözü ise zulme ve zalime bakışını göstermesi açısından fevkalâde önemlidir: “Eğer akıllarının köşesinden azıcık olsun özür dilememiz gibi bir düşünce geçiyorsa, bütün bütün akıllarını yitirmişler demektir. Mü’min, zalimden özür dilemez.”
bir Duâ:
Düşmanlıkla oturup kalkanların işledikleri GÜNAH ve ZULÜMLERİ sen yüzlerine çarp; BİR başkasının onları rezil rüsvay etmesini intizar ettirme bize ALLAH’IM! (Tevhîdnâme’den)