“KIRIK TESTİDEN YANSIYANLAR..”
01-] Dünyevileşmenin bulaşıcı bir hastalık gibi her tarafa yayıldığı günümüz dünyasında HER ORTAMI bir SOHBET-İ CANAN MECLİSİ HÂLİNE GETİRMEK,insanların ilgi ve dikkatlerini bir kere daha Ulûhiyet ve Rubûbiyet hakikatlerine çekmek ayrı bir ÖNEM ARZ EDİYOR. [11/12/2022]
02-] i’lâ-yı kelimetullah adına bir kısım meseleleri görüşmek için bir araya geldiğimiz ortamlarda bile öyle bir sohbet-i Canan’a dalmalıyız ki tam kapıdan çıkacağımız esnada birileri bize niçin toplandığımızı hatırlatmalı.[11/12/2022]
03-] Ülkeler fethetme, cihana hükmetme, insanları sevk ü idare etme gibi şeyler bizim ASIL MESELELERİMİZ OLAN İŞLERİN yanında çok küçük kalır. [11/12/2022]
04-] Dünya dârü’l-imtihandır, yani imtihan diyarıdır. Bu yüzden insan, YAŞADIĞI SÜRECE HER AN imtihanda olduğunu asla hatırdan çıkarmamalıdır. Hayat baştan sona imtihanlarla doludur ve herkesin imtihanı da farklı farklıdır. [05/12/2022]
05-] İnsanın karakterinin rengi, zor zamanlarda daha net ortaya çıkar. Rahat zamanlarda yaşayan insanların eline diline sahip olması, istikametini koruması kolaydır. Asıl, belâ ve musibetler gelmeye başladığında denge ve istikameti korumak zorlaşır. Maruz kalınan sıkıntının şiddetine göre farklı inhiraflar yaşanabilir. [26/12/2022]
06-] Birilerinin yüz, bin defa yalan söylemesi sizin tek bir defa yalan söylemenizi meşru kılmaz. Başkalarının kâfir sıfatı taşıması, çeşitli cürümleri irtikap etmesi size bunları mubah kılmaz. Haram her zaman haramdır. Bütün dünyanın balıklamasına bir haramın içine dalması, sizin için zerre haramı helâl yapmaz. [26/12/2022]
07-] Herkes karakterinin gereğini ortaya koyacaksa, zalimler devrilip gidecekleri âna kadar zulümlerine devam edecek, fasıklar fısk u fücurlarını bırakmayacak, münafıklar nifaktan vazgeçmeyecek demektir. İsimler, şahıslar değişse de bu durum devam edecektir. Buna göre imana ve Kur’ân’a gönül vermiş mü’minlere de mü’mince davranmak, imana yakışır hâl ve vaziyetlerini devam ettirmek düşer. [26/12/2022]
08-] İnsanın dilediği şeylerin meydana gelmesi, Cenab-ı Hakk’ın dilemesine bağlı olduğu için, geleceğe dair yapacağımız işleri ya da bir şeyin gerçekleşmesini beklediğimizi ifade ederken “inşaallah (Allah dilerse)” demek, yani O dilemeden hiçbir şeyin olmayacağını ikrar etmek çok önemlidir. [ 09/01/2023. ]
09-] Cenab-ı Hak bütün varlığı müthiş bir denge içinde yaratmış, her şeye hassas ölçüler takdir etmiştir. İnsanın da düşünce dünyasında, kalb ve ruh hayatında, Rabbiyle münasebetlerinde, insanî ilişkilerinde, tavır ve davranışlarında itidali koruması ve varlık nizamına uygun hareket etmesi çok önemlidir. Mizanın aşıldığı her şeyde dengesizlikler, bozukluklar, çatlaklar ve kırıklar ortaya çıkar. Mizanın kıstası ise en başta Kur’ân-ı Kerim ve Sünnet-i Sahiha’nın düstur ve kaideleridir. [09/01/2023.]
10-] Kehf Sûresi’nde Efendimiz’e (ﷺ) ve O’nun şahsında bütün mü’minlere hitaben şöyle buyrulur: “Hiçbir konuda: Allah’ın dilemesine bağlamaksızın, “Ben yarın mutlaka şöyle yapacağım” deme! Bunu unuttuğun takdirde Allah’ı zikret ve ‘Umarım ki Rabbim, beni daha isabetli davranışa muvaffak kılar.’ de.” (Kehf Sûresi, 18/23-24) [09/01/2023.]
11-] İnsan her işini mutlaka meşiet-i ilâhiyeye bağlamalıdır. Yapacağı her işin Allah’ın dilemesine bağlı olduğunu unutmamalıdır. Şayet kendi plan, proje ve stratejilerinin verâsında meşiet-i ilâhiyeyi mülahazaya almıyor, projelerinin tahakkuk etmesi için onun esas olduğunu hesaba katmıyorsa, olan her şeyin arkasında ilâhi iradeyi görmüyorsa o, hiç farkına varmadığı bir gizli şirke müptela demektir. [ 09/01/2023. ]
12-] Allah’a güvenen, sa’ye sarılan, hikmete râm olan kimseler işin sonunda mutlaka zaferyâb olurlar. Bugün olmasa yarın, burada olmasa ötede olurlar. Ne var ki insanoğlu aceleci bir fıtrata sahip olduğu için arzu ettiği güzelliklerin hemen gerçekleşmesini, vaat edilen nimetlerin hemen gelmesini arzu eder. Bu olmayınca da çoğu zaman ümitsizlik ve karamsarlığa düşer. Eğer imanı kuvvetli değilse kendi muradını ilâhî muradın önüne geçirerek Allah’ın hoşnut olmayacağı duygu ve düşüncelere girer. [ 30/01/2023. ]
13-] Kendilerini iman ve Kur’ân davasına adamış kimselerin murad-ı ilâhiyi esas almaları ve bu istikamette bir ömür geçirmeleri gerekir. Allah’ın muradını öğrenebileceğimiz yegâne kaynak ise vahy-i ilahîdir, yani en başta Kur’ân-ı Kerim sonra da Sünnet-i Seniyye’dir. Onlar için bu ilahî mesajı anlamaktan, yaşamaktan ve başkalarına ulaştırmaktan daha önemli bir vazife yoktur. Bir hadis-i şerifte de ifade edildiği gibi onlar dünyaya, fena yüzüne bakan cihetiyle sinek kanadı kadar ehemmiyet vermezler. [ 30/01/2023 ]
14-] İnsan olarak her gün farklı meşguliyetlerin içine giriyor, farklı tercihlerde bulunuyoruz ancak çoğu zaman yaptığımız işlerde, bulunduğumuz tercihlerde Cenab-ı Hakk’ın rızasının olup olmadığını bilemiyoruz. Belki farkına varmadan işlerimizin içine bencillik karıştırıyoruz.. Allah’ı anlatıyoruz zannıyla bilgiçlik taslıyoruz.. vifak ve ittifaka gelen ilahî inayeti şahsî kabiliyet ve istidatlarımıza nispet etmeye kalkıyoruz… Kim bilir günlük koşuşturmacalarımızda bunun gibi daha ne hatalara düşüyoruz. [27/02/2023]
15-] Müslümanlığı hakkını verererek yaşamanın önünde çoklarının farkında bile olmadığı bu tür gizli tehlikeler söz konusudur ve gerçekte hayatını muhasebe ve murakabe ekseninde götürmeyen, Allah (celle celaluhu) karşısında günde birkaç defa kendini sıfırlamayan kimselerin bu tür tehlikelerden uzak durması çok zordur. [27/02/2023]
16-] Cenab-ı Hak karşısındaki konumumuzu mülahazaya almayı hep bir ufuk olarak tutsak, gizli şirk ifade eden tavır ve ifadelerden uzak kalabilir ve Allah’ın üzerimizdeki nimetlerini fark ettikçe “yapıyorum” yerine “yaptırıyor” demeye başlarız. Kendi azim, gayret, irade ve cehdimizin O’nun meşietinin gölgesinin gölgesinin gölgesi olduğunu fark ederiz. Bu konuda kat etmemiz gereken epeyce bir mesafe var. [27/02/2023]
17-] Allah karşısındaki konumumuza göre bir kulluk tavrı belirlemek ciddi bir cehd ü gayret istiyor. Aksi takdirde hiç farkına varmadan Allah Teâlâ’nın lütuflarını kendimize mâl etme gibi bir hataya düşüyoruz. Bu da O’na, O’nun olanda ortaklık iddiası manasına şirkin bir çeşididir. [27/02/2023]
18-] Bizler Cenab-ı Hakk’ın sayısız ve harikulade lütuflarına mazharız. Her şeyden önce yoklukta kalmamış varlık sahasına çıkmışız. Var olmakla kalmamış canlı olmuşuz. Canlı olmanın yanında insan yaratılmış; akıl, şuur, irade ile donatılmışız. Bunun yanında Allah Teala’ya kul, Peygamber Efendimiz’e (sallallâhu aleyhi ve sellem) ümmet olmakla şereflendirilmişiz. Aynı zamanda Din-i Mübin-i İslâm’ın fesada maruz kaldığı bir zamanda ıslahçılar safında yerimizi almışız. Ömrümüzün geri kalan kısmını başımızı hiç yerden kaldırmadan secdede geçirsek yine de bu nimetlerin şükrünü eda edemeyiz. Fakat bu nimetlerin kadr ü kıymeti bilinemezse, bu küfran-ı nimet insanı tepetaklak baş aşağı da getirebilir. [27/02/2023]
19-] Allah Teâlâ bazı şahıslara daha hususi surette lütuflarda da bulunur. Kimilerine mal ü menal, kimilerine makam ve mansıp, kimilerine güç ve iktidar, kimilerine de şan ve şöhret lütfeder. Onlar bu nimetlerin kimden geldiğini bilir ve şükürle nimetlerin sahibine yönelirlerse kazanırlar. Aksi halde, sahip oldukları nimetleri kendilerinden bilir ve nankörlük yaparlarsa bu sefer de bunlarla kendilerini mahvederler. Tıpkı kaynaklarda ibretlik hayatlarına yer verilen Bel’am İbn-i Baura ve Bersisa gibi. Kim bilir tarihte Cenab-ı Hakk’ın lütuf ve nimetlerini suiistimal eden ve bu yüzden de mahvolan nice Bel’am ve Bersisalar gelip geçmiştir. [27/02/2023]
20-] Esasında tarihin uzak köşelerine gitmeye de gerek yok. Günümüzde de Allah’ın güç, kuvvet, iktidar, şan, şöhret ve itibar verdiği niceleri, bu imkânları kendilerinden bildikleri için zehirleniyorlar. Âlemin teveccüh ve alkışına aldanıyor, kibir ve gurura kapılıyor ve kendilerini âdeta bir mihrap hâline getiriyorlar. Her şeyin kendilerine bağlanmasını, her meselenin kendilerine sorulmasını, her müşkülün kendilerinde çözülmesini, herkesin kendilerinin sözünü dinlemesini arzu ediyorlar. Derken tarihe kirli bir sayfa olarak kaydediliyor, dünyalarını da ahiretlerini de berbat ediyorlar. [27/02/2023]
21-] Hizmet-i imaniye ve Kur’âniye davasına gönül veren insanlar, sergüzeşt-i hayatlarına bir göz atacak olsalar, Cenab-ı Hakk’ın kendilerine hiç ummadıkları nice sürpriz nimetler lütfettiğini göreceklerdir. Allah hizmet erlerini öyle nimetlerle serfiraz kıldı ki işin başlangıcında hayal dahi edilemeyen noktalara gelindi. [..] İşin sonu nereye varır, dün bunları veren Allah yarın daha neler lütfeder onu da bilemiyoruz. [27/02/2023]
22-] Allah’ın sağanak sağanak gelen lütuflarını görebilen, ümitsizliğe düşmez. Her şey O’nun elinde olduğuna, her şey O’ndan geldiğine ve O’na döneceğine göre ben niye yeise düşeyim ki! Halihazırdaki manzara iç karartıcı olabilir. Fakat yolu açan, yol veren, güzergâhları gösteren ve değişik köşe başlarında karşımıza çıkan gulyabanileri bertaraf ederek güzergâh emniyetimizi sağlayan O ise ben niye karamsarlık yaşayayım ki! Verenin de alanın da tekrar verecek olanın da O olduğuna gönülden inanıyorsam niye yeis bataklığında boğulayım ki! Bilakis azmime sarılır ve mesleğin diğer bir esası olan şevk yolunu tutarım. [27/02/2023]
23-] Allah’a ait lütufları sahiplenmek gizli bir şirk ve O’na ait hakları gasp olduğu gibi, bunları görmezden gelmek de nankörlük olur. İkisi de yanlıştır. En doğrusu, sahip olduğumuz lütufların farkında olmak ama bunları tahdis-i nimet mülahazasıyla zikretmek ve “Rabbimize binlerce hamd ü sena olsun ki bizleri böyle güzel işlerde istihdam ediyor.” diyebilmektir. [27/02/2023]
24-] Allah bugüne kadar iman ve Kur’an hizmetine sahip çıkan adanmışlara çok güzel hizmetler yaptırdı. Sahip olunan değerleri dünyanın farklı yerlerinde temsil etme, İslâm’ın dırahşan çehresine saçılan ziftleri kısmen de olsa temizleme, dine karşı oluşmuş önyargıları değiştirme, eğitim ve diyalog vasıtasıyla insanlar arasında barış köprüleri kurma gibi imkânlar verdi. Bugün de aynı yolda yürümeye devam ediliyor. Allah’tan ümidimiz o ki gelecekte de aynı hizmetler katlanarak yapılmaya devam edecek. [27/02/2023]
25-] Günümüzde Müslümanlık adına yaşanan çoğu problemin arkasında, Müslümanlığı içine tam sindirememiş, ihlas ve ihsan şuuruna erememiş şekil Müslümanları vardır. Onların, İslâm’ın ortaya koyduğu kriterlere aykırı davranışları, helâl-haram sınırlarını tanımamaları, İslâm’ın ve Müslümanların adına leke çalıyor, duruşunu bozuyor. Diriliş süvarilerinin yerine getirmesi gereken öncelikli vazife, ruh ve kalb hayatımız adına yitirdiğimiz değerleri yeniden ihya etmek ve bunların bütün canlılığıyla tabiatlara mâl olmalarını sağlamaktır. İnsanlığın şeklî ve surî Müslümanlıktan kurtulması da buna bağlıdır. [12/03/2023]
26-] İslâm’ın muhtevasını bir şiire benzetecek olursak, onun kafiyesi ihlastır ve bu, bütün amellerin derin bir kulluk şuuruyla yerine getirilmesi ve Allah’la irtibatlandırılmasıdır. Bilindiği üzere ihlas, yapılan her amelin sırf Allah emrettiği için, sadece O’nun rızası hedeflenerek yapılmasıdır. Hz. Pir’in Birinci Söz’ün başında dediği gibi insanın Allah için işlemesi, Allah için başlaması, Allah için görüşmesi, Allah’ın rızası dairesinde hareket etmesi, yani kısaca bütün işlerini O’nun rıza ve hoşnutluğunu gözeterek yapmasıdır. [12/03/2023]
27-] Elimizi dua için her kaldırışımızda Cenab-ı Mevla’dan rıza ve ihlas istemeliyiz. Bu konu o kadar önemlidir ki bir kişi akşama kadar hiç durmadan “Allahumme el-ihlas ve’r-rıda (Allahım, Senden ihlas ve rızanı istiyorum)” dese yine de azdır. Çünkü bir mü’minin bütün dünyevî mülâhazaları elinin tersiyle bir kenara iterek saf ve dupduru bir kulluk şuuru kazanması yaratılış gayesine matuf en büyük hedeftir. Bu açıdan değil sadece dünyevî beklentiler, kulluktaki zirve, ibadetlerin uhrevî beklentilere bile bağlanmaması, sadece ve sadece Rabbimizin hoşnutluğunu kazanmak için yapılmasıdır. [12/03/2023]
28-] Çok iş yapmak, büyük işler çevirmek, büyük çemberler döndürmek marifet değil; asıl marifet, yapılan her şeyi O’nun rızasına bağlayabilmektir. Zira marziyat-ı ilahiyeye bağlılıktan daha ulvi bir şey yoktur. Amel ve hizmetlerinizde ihlası yakalayamadığınız takdirde dünyanın rengini değiştirseniz dahi kendinizi kaybedersiniz. Zahiren çok kazanmış gibi görünseniz de Allah katında kaybetmiş tali’sizler kategorisine dahil olursunuz. Başardım zannettiğiniz işler de uzun ömürlü olmaz. Saman alevi gibi gelir geçer. [12/03/2023]
29-] İnsan, marifet-i Sani konusundaki derinliği ölçüsünde ihlasa muvaffak olur. Hakiki ihlâsa ulaşabilmek, marifetullahın, insanın bütün benliğine hükmetmesine bağlıdır. Böyle biri, ağzını açarken, konuşurken, gözlerini kırparken, elini-ayağını hareket ettirirken Rabbinin huzurunda olduğu şuuruyla yapar, bunu bir lahza olsun hatırından çıkarmaz. [12/03/2023]
30-] Bir ihya hareketinin, insanlığın ve Müslümanlığın yeniden layık olduğu veçhile temsil edilmesinin peşinde koşanların yapmaları gereken temel vazife, bu kulluk şuurunu canlandırabilmektir. Mesele sadece insanları namaza alıştırma değildir; tabir-i caizse onları “namaz delisi” yapabilmektir. [..] Bütün ibadetleri ihlasla ve şuurlu bir şekilde yerine getirme noktasında çok kararlı durmalılar. [12/03/2023]
31-] İnsanda en azından ibadetlerini şuurlu yapabilme noktasında bir niyet ve ceht olmalıdır. O, işin başında her şeyi derinlemesine duyamayabilir. Bu, ciddi ve sürekli ceht ve gayrete bağlıdır. Cüneyd-i Bağdadî ancak altmış seneden sonra arzu ettiği ibadet ve marifet ufkuna ulaştığını ifade eder. Aynı şekilde Bediüzzaman Hazretleri de ömrünün sonlarına doğru imrendiği zatlar gibi tesbih çektiğini, kendisiyle birlikte âdeta bütün varlığın “sübhanallah” dediğini duyduğunu söyler. Dolayısıyla asıl önemli olan, insanın böyle bir ufka talip olması ve onu yakalama adına sürekli gayret göstermesidir. [12/03/2023]
32-] İnsanoğlu, tabiatı itibarıyla hataya açıktır, herkes hata yapabilir. [..] Bir kıvama ulaşmış insanların inhirafları az olur. İnhiraf ettiklerinde de hemen Cenab-ı Hakk’a yönelir, iç döker, tevbe ve istiğfarla hata ve günahların isini, pasını siler süpürür, arınıp temizlenirler. Şayet bir yerde böyle bir keyfiyete ulaşmış bir heyet oluşursa, onlar orada maya olurlar ve bu hâl dalga dalga çevreye yayılır. [12/03/2023]
33-] Günümüzde insanlığın [..] bir dirilişe ihtiyacı var. Dini, Hz. Ebû Bekir, Hz. Ömer, Hz. Osman ve Hz. Ali (radıyallâhu anhüm ecmain) gibi duyacak, yaşayacak insanlara ihtiyaç var. Bize düşen de hep bu ulvî düşüncelerle oturup kalkma, onları gerçekleştirmeye çalışma ve bu konuda dua dua Allah’a yalvarma olmalıdır. Bunun dışında kalan şeylerin tamamı bizim için tali meselelerdir. [12/03/2023]