•Bakmayın-Göstermeyin

Normalde kadın ve erkeklerin, birbirinin mahrem olmayan uzuvlarına bakması haram değildir. Fakat genellikle fitnenin ilk kıvılcımı bakmakla başlar.

Bunun için bu konuda Kur’an’ı Kerim, önce erkeklere, sonra kadınlara seslenerek bakışları kontrol etmekle işe başlıyor:

  قُلْ لِلْمُؤْمِن۪ينَ يَغُضُّوا مِنْ اَبْصَارِهِمْ وَيَحْفَظُوا فُرُوجَهُمْۜ ذٰلِكَ اَزْكٰى لَهُمْۜ اِنَّ اللّٰهَ خَب۪يرٌ بِمَا يَصْنَعُونَ‌

“(Resûlüm!) Mümin erkeklere, gözlerini (harama) dikmemelerini, ırzlarını da korumalarını söyle. Çünkü bu, kendileri için daha temiz bir davranıştır. Şüphesiz Allah, onların yapmakta olduklarından haberdardır.” (Nûr/30)

  وَقُلْ لِلْمُؤْمِنَاتِ يَغْضُضْنَ مِنْ اَبْصَارِهِنَّ وَيَحْفَظْنَ فُرُوجَهُنَّ وَلَا يُبْد۪ينَ ز۪ينَتَهُنَّ اِلَّا مَا ظَهَرَ مِنْهَا وَلْيَضْرِبْنَ بِخُمُرِهِنَّ عَلٰى جُيُوبِهِنَّۖ

“Mümin kadınlara da söyle: Gözlerini (harama bakmaktan) korusunlar; namus ve iffetlerini esirgesinler. Görünen kısımları müstesna olmak üzere, zinetlerini teşhir etmesinler. Baş örtülerini, yakalarının üzerine (kadar) örtsünler…” (Nûr/31)

  • Dikkat edilirse âyette erkeklere bakmayın denilirken, kadınlara ayrıca “örtünün”, yani “göstermeyin” deniliyor.
  • Ayet-i kerimenin mefhumundan, saçınızı bile göstermeyin mânâsı açık olarak anlaşıldığına göre, daha nerelerin ve nelerin gösterilmemesi gerektiği kolayca anlaşılır.
  • Yine buradan anlaşılacağı üzere erkeklerde bakmak ve görmek, kadınlarda görünmek ve göstermek duygusu daha ön plandadır.

Bu uyarılara uyulmadığı takdirde ise, her fert olarak olmasa bile toplum olarak Allah’ın “yaklaşmayın” dediği o çirkin noktaya doğru karşılıklı adımlarla yaklaşılmış olur.

Hz. Mevlânânın dediği gibi insanlardaki bu istek, yeme içme isteği gibi tek taraflı değil, her iki cins itibariyle çift taraflı olduğundan daha karşı konulmaz bir arzudur ki buna şehvet deniliyor. Karşılıklı tavizler verildikçe istenmeyen hedefe biraz daha yaklaşılmış olur.

Şöyle diyor Mevlâna Hazretleri:

– “…Halkı, genç ve güzel kadınlardan (kadınlar açısından da erkeklerden) daha iyi avlayacak hiçbir tuzak olamaz dedi. Çünkü ​altın isteği, lokma dileği bir taraflıdır. Sen altına âşık olursun ama, onun canı yoktur ki sana âşık olsun. Lokmanın canı yoktur ki seni arasın, seninle konuşsun. Fakat ​genç kadınların sevgisi iki yandan olur. Sen onu sever, istersin, o da seni sever, ister. Sen ona yakınlaşmayı ararsın, o da senden yana yakınlaşmanın yollarını arar. Duvarı bir yandan delmeye çalışsan o kadar çabuk delinmez. Ama biri bu yanda öbürü o yanda dursa da duvarı delmeye koyulsa, duvarı iki yandan delen iki âlet tez kavuşur. Şimdi, seninle o kadının arasında bulunan perde, yani düşmanların korkusu, yabancıların sınayış korkusu perdesi bir duvara benzer ki onunla senin arandadır. Sen bu yandan o kadının sevgisiyle bir delik delmek için düzene girişirsin, o kadın da öte yandan bir düzenle duvarı delmeye girişir, böylece iki delik tezce birbirine kavuşur.” (Mecâlis-i seb’a’dan-362)

HARAM OLAN BAKIŞ

Gerek âyet-i kerimeler, gerekse Hadis-i şerifler giyinmeye, görmeye ve bakmaya dair sınırlar koyarken alışmanın, yavaş yavaş da olsa kaymanın önüne bir engel koymak için bunları koymuştur.

Aşağıdaki şu Hadis-i şerifleri de bu açıdan değerlendirmek gerekir:

* Cerîr b. Abdullah’tan -Allah ondan râzı olsun- rivâyet olunduğuna göre, o şöyle demiştir: “Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve selleme, yabancı bir kadına kasıtsız olarak ani bakış hakkında sordum. Bana, bir daha bakmamamı emretti.” (Tirmizî, Müslim)

* Yine Resûlullah efendimiz Hz. Ali (ra)’ye hitaben şöyle buyurmuştur: “İlk bakışa ikinci bakışı ekleme. Çünkü birincisi senin lehinedir, ikincisi ise senin lehine değildir.” (Ebu Davud)

*Huzeyfe radıyallâhu anh’den rivayet edildiğine göre Rasûlullah sallallâhu aleyhi vesellem şöyle buyurmuştur: “Harama bakmak, şeytanın zehirli oklarından bir oktur. Bu sebeple, Allah’tan korktuğu için harama bakmayı terk eden kimseye, mükâfat olarak Allah öyle bir iman verir ki, onun tadını kalbinde hisseder.” (Hakim, Müstedrek)

Bunlar ve benzeri Hadis-i şeriflerden anlaşıldığına göre birinci (ilk) bakış, insanın kendi isteğiyle değildir. Dolayısıyla insan bu bakıştan muaf tutulmuştur. Fakat iradesiyle bu bakışa devam ettirirse günahkâr olur.

Bir defasında Pırlanta Müellifi yukarıdaki Hz. Ali hadisini açıklarken,

-“O gün sokağa çıkarken ne göreceğini bilmiyordun. Bu gün ise ne göreceğin belli. Dolayısıyla ilk bakış hakkını daha evden çıkmadan kullanmış oluyorsun. Onun için zaruret yoksa sokağa bile çıkmamak gerekir” demişti. Bakmada durum böyle olunca, zaruret yokken baktırma ve göstermede ne olacağı âşikardır. Üstelik burada görülmesi muhtemel olan yerler, o günün toplum yapısı dikkate alınırsa kadınların mahrem yerleri de değildir. Demek ki fitneye sebep olması halinde normalde haram olmayan yüze bakışın hükmü bile aynıdır. ***

KONUŞMA, HAL VE TAVIRLAR

  Kuran’ı Kerimde, değil baktırma, gösterme, kadınların konuşma, hâl ve tavırlarının bile bu fitneyi uyandırmama esprisine göre ayarlanması gerektiği, Hazreti Peygamberin hanımlarının şahsında şöyle beyan ediliyor:

 يَا نِسَٓاءَ النَّبِىِّ لَسْتُنَّ كَاَحَدٍ مِنَ النِّسَٓاءِ اِنِ اتَّقَيْتُنَّ فَلَا تَخْضَعْنَ بِالْقَوْلِ فَيَطْمَعَ الَّذ۪ى ف۪ى قَلْبِه۪ مَرَضٌ وَقُلْنَ قَوْلًا مَعْرُوفًاۚ‌

“Ey Peygamber hanımları! Siz, kadınlardan herhangi biri gibi değilsiniz. Eğer (Allah’tan) korkuyorsanız, (yabancı erkeklere karşı) çekici bir eda ile konuşmayın; sonra kalbinde hastalık bulunan kimse ümide kapılır. Güzel söz söyleyin.” (Ahzâb/32)

Âyette geçen emir, her ne kadar Resûlullah (s.a.)ın hanımları için varit olmuş ve onların özel durumları için ifade edilmiş ise de, hüküm, bütün müslüman hanımları içine alır.

TAHRİK ETMEMEK

Tahrikin manası bile harekete geçirmek demek. İnsan her türlü tahrik olmaya açık bir varlıktır. Sesle, görüntü ile, koku ile tahrik olabildiği gibi, hayal ederek kendi kendisini bile tahrik edebilir. Kur’an’ı Kerim yürüyüş biçimini de bu kategoride ifade ediyor.

Nur suresi 31 ayetin devamı ile aşağıdaki hadis-i şeriflerden bu açıkça anlaşılabiliyor:

 وَلَا يَضْرِبْنَ بِاَرْجُلِهِنَّ لِيُعْلَمَ مَا يُخْف۪ينَ مِنْ ز۪ينَتِهِنَّۜ وَتُوبُٓوا اِلَى اللّٰهِ جَم۪يعًا اَيُّهَ الْمُؤْمِنُونَ لَعَلَّكُمْ تُفْلِحُونَ‌

“…Gizlemekte oldukları zinetleri anlaşılsın diye ayaklarını yere vurmasınlar (Dikkatleri üzerine çekecek tarzda yürümesinler). Ey müminler! Hep birden Allah’a tevbe ediniz ki kurtuluşa eresiniz.” (Nur Sûresi-31)

* Ebû Hüreyre radıyallahu anh’den: Resulullah aleyhissalâtu vesselâm buyurdular ki: “Ateş ehlinden iki sınıf vardır, henüz onları görmedim: Yanlarında sığır kuyruğu gibi birşeyler taşıyıp onu insanlara vuran insanlar; giyinmiş, çıplak kadınlar ki bunlar Allah’a taatten dışarı çıkmışlardır. Bunlar, başkalarını da baştan çıkarırlar. Başları deve hörgücü gibidir. Bu kadınlar cennete girmek şöyle dursun, kokusunu dahi almazlar. Halbuki onun kokusu şu şu kadar uzak mesafeden duyulur” buyurdular. (Müslim)

*Ebû Mûsa (radıyallâhu anh) anlatıyor: Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm) buyurdular ki: “Her göz yabancı bir kadına bakarak göz zinası işlemiştir. Herhangi bir kadın, kokusu dışarıdan hissedilen koku ile kokulanarak erkeklerin yanından geçerse, onlar da o kokudan istifade edip hoşlanırlarsa, o kadın zina etmiş gibi günah kazanır.” (Tirmizî, Ebû Dâvud, Nesâî)

  • Demek ki sadece giyinmek de yetmiyor.
  • Giyilen elbisenin, giyinmedeki esas maksadı gerçekleştirmesi gerekiyor.
  • Efendimiz yukarıdaki hadis-i şerifte çıplaklardan değil giyinmiş çıplaklardan bahsediyor.
  • Giyinmiş çıplaklık genellikle iki şekilde olur. Ya giyilen elbise şeffaf olup teni gösterir, ya da çok dar olup vücut hatlarını detaylarıyla gösterir.
  • Bol elbise ile de vücut hatları belli olur iddiasının hiçbir kıymet-i harbiyesi yoktur. Çünkü ana hatlarıyla belli olma ile, bütün detaylarıyla belirgin olma aynı şeyler değildir.
  • Ayrıca burada Hz. Peygamber’in (aleyhissalâtu vesselam) henüz görmediği, ama günümüze ait yaygın bir giyiniş ve modeli tarzını tasvir etmiş bulunması, Onun Peygamberliğinin delili sayılabilecek hususlardan birisidir.
  • Yine ayrıca, konuşma ve yürüyüş tarzına bile ölçü getiren bir dinin burada gözettiği maksat bellidir. Meselenin tahrik etmemek olduğu açıktır. Daracık bir elbise ile geniş bir elbisenin aynı etkiyi yapacağını söylemek ise mümkün değildir.

ALIŞKANLIK BELÂSI 

Bu konunun bir de alışkanlık haline gelmesi, mahzursuz telakki edilmesi, hattâ bir inanç ve karaktere dönüşmesi boyutu vardır.

Kültürde, âdet ve alışkanlıklarda meydana gelen değişiklikler, bunu yapanları zamanla yaşama biçimini taklit ettiği toplumun inançlarını ya da inançsızlığını da kabullenmeye götürür.

Birkaç sene önce bir bacımızın Twitter’da paylaştığı üzere:

– “Kimileri namahremin elini tutamaz, gözüne bile bakamazken, kimisi zinaya alıştıkça gözünde normalleşir. Açıldıkça açılası gelir kadının, kapandıkça kapanası gelir. 10 sene önce diz üstü giysi giyemeyen bir kadın, bir bakarsınız kısa şortlarla geziyor. Bu yüzden deniz tatilinden dönen bir kadın daha açık kıyafetler giymeyi normal görür. Yırtıldıkça yırtılır haya perdesi. Önemsenmedikçe kaybolur…

Tesettür ayetlerini içselleştirmiş kadınlar, daima bir adım ileri gitmek isterler. Çünkü tesettür bazılarının sandığı gibi kadını tutsak değil, bilakis özgür kılar. Mümin kadın tesettürün içinde kendisini öyle huzurlu, öyle özgür hisseder ki, hep biraz daha kaliteli tesettürü arzular.

– “Ablacığım ellerimi, yüzümü bile yabancı erkekler görmesin istiyorum” diyen kızı, ancak tesettür şuurunu yakalamış olanlar anlayabilir. Taviz verdikçe veresi gelir insanın. Dört parmak kısa pardesüden ne olur ki diye başlar, pardesü cekete, tuniğe döner…”

  Meselâ bir kerecik bile olsa bir plajda, o güne kadar eşinden başka kimseye göstermediği vücudunun bazı bölgelerini, hiç tanımadığı ve sayısını bilemeyeceği kadar çok başka insanlara gösteren birisi, artık kesinlikle daha önce göstermekten çekindiği o bölgeleri saklama ihtiyacı duymaz, plajdakine razı olanın bundan daha aşağısına razı olmaması düşünülemez. Onun için nefsimize, kendi hevâ ve heveslerimize, toplumun dayatmalarına ve modaya değil, bizi Yaratanın bizim için koyduğu ölçülere uymamız gerekiyor. Aksi takdirde, inançlarımızı kaybetmesek bile yaratılışımızdan sahip bulunduğumuz nezih fıtratı kaybetmemiz kaçınılmaz olur.

Bu yazı 62 kez okundu