•Evlilik ve Aile

  • EVLİLİK ve ÂİLE
  • Dünyadaki Cennet
  • En Hayırlı Eş
  • Sevgi Söylenmeli
  • Erkeğin Vazifeleri
  • Kadının Vazifeleri
  • Kadınların Süslenmesi
  • Eş Kıskanılmalı mı?
  • Bugünkü Aile Kültürü
  • Boşama-Boşanma
  • Evlilik ve Dine Hizmet
  • Bazı Zamanlar”

“EVLİLİK ve ÂİLE”

Cinsiyet, Cenab-ı Hakkın en büyük mucizelerinden birisidir. Fiziki, ruhi ve kalbi olarak, birbirinin tam mukabili iki cins ve onlardan üretilen yeni nesiller. Onları bu vazifelerine teşvik için işin içine konulan peşin ücretler. Annenin üstlendiği rolünü yapabilmesi için yüreğine doldurulan engin bir sevgi ve merhamet. Neresinden bakılırsa bakılsın, hikmet-i İlahinin kusursuz işleyişi. Ve bu iki cinsin bir araya gelerek kurdukları bir yuva.

  • Kur’an-ı Kerimde bu husustan şöyle bahsedilir:

ﻭَﻣِﻦْ ﺍَﻳَﺎﺗِﻪِٓ ﺍَﻥْ ﺧَﻠَﻖَ ﻟَﻜُﻢْ ﻣِﻦْ ﺍَﻧْﻔُﺴِﻜُﻢْ ﺍَﺯْﻭَﺍﺟًﺎ ﻟِﺘَﺴْﻜُﻨُٓﻮﺍ ﺍِﻟَﻴْﻬَﺎ ﻭَﺟَﻌَﻞَ ﺑَﻴْﻨَﻜُﻢْ ﻣَﻮَﺩَّﺓً ﻭَﺭَﺣْﻤَﺔً ﺍِﻥَّ ﻓِﻰ ﺫَﻟِﻚَ ﻟَﺎَﻳَﺎﺕٍ ﻟِﻘَﻮْﻡٍ ﻳَﺘَﻔَﻜَّﺮُﻭﻥ

“Yine O’nun âyetlerindendir ki, sizin için kendilerine ısınasınız diye nefislerinizden (öz varlığınızdan, sizinle aynı mahiyeti paylaşan insan ‘kardeş’lerinizden) eşler var etmiş ve aranıza yakınlık, sevgi ve merhamet koymuştur. Şüphesiz bunda, sistemli düşünebilen kimseler için dersler, (Allah’ı hatırlatan, O’na düşündüren) alâmetler vardır. (Rum Sûresi  21)

  • Hak Dîni Kuran Dili 

Allah’ın ulûhiyetinin delillerinden, eşyanın tabiata mahkum olmayıp, tabiatlar üzerinde hâkim ve onun için ölümden sonra diriltmeye de kâdir bulunduğuna işaret eden alâmetlerdendir. Ki, sizleri bir topraktan yaratmış, yeryüzünde hiç insan yok iken, onu bulunduğu durumda bırakmayıp kuru toprağa hayat vererek ifadesince çamurdan, bir sülâleden (süzülmüş bir çamurdan) siz insan cinsini yaratması ki, eğer o tabiata mahkum olsaydı, cansız toprağa o değişikliği vermesi mümkün olmazdı. Önce bir insan hücresi yaratılamayacağı gibi, bugün de bir insan gıdası yapılamazdı. Halbuki yaratılmış. Sonra da şimdi siz bir insansınız, yeryüzüne dağılıp duruyorsunuz, derisi çıplak, zarif bir yaratık olarak üreyip, çoğalıp yayılıyorsunuz.

Bir kara toprağın bu derece gelişip olgunluğu erdirtirilmesi, işte yüce yaratıcının Rabliğini ve ölüleri diriltmeye kudretini gösteren delillerindendir.

Yine O’nun âyetlerinden, ilâhlığının lütuflarını gösteren delillerinden ki sizin için nefislerinizden, yani maymun veya diğer bir hayvandan değil, kendi özlerinizden, aynı insan, beşer cinsinden eşler yaratmış kendilerine ısınasınız, meyledip yakınlık kurasınız diye.

Çünkü cinsiyet koklaşmaya, farklılık ürküntüye sebep olur. İnsan eşini başka hayvandan aramak zorunda kalsaydı, ne kötü olurdu! Hem aranıza bir sevgi ve merhamet koymuş; evlenme vasıtasıyla öyle insanî bir seviş ve esirgeyiş ki, hayvanlar gibi kızışma zamanlarına mahsus değil, hatta yalnız karı-koca arasında değil, genel olarak siz insanlar arasında bir sevgi ve merhamet duygusu yapmıştır.

Şüphesiz ki onda, nefislerinizden eşler yaratıp aranıza sevgi ve merhamet bırakmakta, âyetler vardır. Sadece bir âyet değil, birçok âyetler, Allah Teâlâ’nın tabiatları yaratıp, değiştirip, kemale erdiren kudretiyle beraber, rahmetine ve özellikle insanlar hakkındaki Rahman olan Allah’ın yardımına ve Rabbanî hükümlerine de delâlet eden deliller vardır.

Düşünecek bir kavim için, yani bu âyet, çok düşünülecek bir âyettir. Hem sadece ferdin düşünmesi yeterli değil, bütün kavim düşünmelidir. Düşünecek bir kavim için insan yaratılışının bu âyetinde öyle hikmetler, delâletler vardır ki, insanlığın nasıl yüksek bir ahlâk ve sevimli bir medeniyete hazır ve ne kadar mutlu bir hayat ve nimete aday olarak yaratıldığını ve bu hayatın bir rüknü olan kadının düşüş ve zilletten korunması için, sevgi ve esirgeme hisleriyle nasıl bir sosyal düzen takib etmek gerektiğini gösterir. (Rum Sûresi 21.Ayet Tefsiri)

***

“Dünyadaki Cennet”

Uyumlu ve sevgiyle kurulmuş bir aile hayatı, mü’minin dünyadaki cennetidir denilebilir. Ancak bunun tam tersi de söz konusudur. O bakımdan baştan seçimi doğru yapmalı, sonra da herkes kendine düşen anlayışı ve fedakârlığı ortaya koymalıdır. Baştan hata yapılmış olsa bile, karşılıklı anlayış ve fedakârlıklarla bu hata tolera edilmeli, insan sevdiğini bulamamışsa bile bulduğunu sevmeye çalışmalıdır. O zaman umulur ki Cenab-ı Hak bunlar arasında gerçek bir sevgi yaratır.

  • Kendisi hiç evlenmemiş olmasına rağmen, Üstad Hazretlerinin şu değerlendirmeleri oldukça manidardır:

*Nev-i beşerin hayat-ı dünyeviyesinde en cemiyetli merkez ve en esaslı zemberek ve dünyevî saadet için bir cennet, bir melce bir tahassungâh ise aile hayatıdır.

Ve herkesin hanesi, küçük bir dünyasıdır. Ve o hane ve aile hayatının hayatı ve saadeti ise; samimî ve ciddî ve vefadarâne hürmet ve hakiki ve şefkatli ve fedakârâne merhamet ile olabilir. Ve bu hakikî hürmet ve samimî merhamet ise, ebedî bir arkadaşlık ve daimî bir refakat ve sermedî bir beraberlik ve hadsiz bir zamanda ve hudutsuz bir hayatta birbiriyle pederâne, ferzendâne, kardeşâne, arkadaşâne münasebetlerin bulunmak fikriyle ve akidesiyle olabilir.

Meselâ der:

Bu haremim, ebedî bir âlemde, ebedî bir hayatta daimî bir refika-i hayatımdır. Şimdilik ihtiyar ve çirkin olmuş ise de zararı yok. Çünkü ebedî bir güzelliği var, gelecek. Ve böyle daimî arkadaşlığın hatırı için herbir fedakârlığı ve merhameti yaparım” diyerek, o ihtiyare karısına, güzel bir hûri gibi muhabbetle, şefkatle, merhametle mukabele edebilir. Yoksa, kıcacık bir iki saat sûrî bir refakatten sonra ebedî bir firak ve müfarakate uğrayan arkadaşlık, elbette gayet sûrî ve muvakkat ve esassız, hayvan gibi bir rikkat-i cinsiye mânâsında ve bir mecazî merhamet ve sun’î bir hürmet verebilir. Ve hayvanatta olduğu gibi, başka menfaatlerve sair galip hisler, o hürmet ve merhameti mağlûp edip o dünya cennetini cehenneme çevirir…” (10. Söz)

 

*Saadetin esaslarından “nikâh” ise: Evet insanın en fazla ihtiyacını tatmin eden, kalbine mukabil bir kalbin mevcud bulunmasıdır ki, her iki taraf sevgilerini, aşklarını, şevklerini mübadele etsinler ve lezaizde birbirine ortak, gam ve kederli şeylerde de yekdiğerine muavin ve yardımcı olsunlar. Evet bir işde mütehayyir kalan veya bir şeye dalarak tefekkür eden adam velev zihnen olsun, ister ki; birisi gelsin, kendisiyle o hayreti, o tefekkürü paylaşsın. Kalblerin en latîfi, en şefiki; kısm-ı sâni ile tabir edilen kadın kalbidir. Fakat kadın ile ruhî imtizacı (geçimi) ikmal eden, kalbî ünsiyet ve ülfeti itmam eden, surî ve zahirî olan arkadaşlığı samimîleştiren; kadının iffetiyle, ahlâk-ı seyyieden temiz ve pâk bulunması ve çirkin ârızalardan hâlî olmasıdır.” (İşâratül İ’caz)

 

*

  ﻭَ ﻟَﻬُﻢْ ﻓِﻴﻬَٓﺎ ﺍَﺯْﻭَﺍﺝٌ ﻣُﻄَﻬَّﺮَﺓٌ

(Meal:Ali Ünal) Onlar için, (dünyadaki bütün eza-cefa sebebi hallerden arındırılmış ve) ebediyen tertemiz hale getirilmiş eşler de vardır. (Bütün bu nimetler dünyadaki gibi bir sonla, ölümle kesilir mi gibi endişeleri de olmayacak) (Bakara-25)]

Mesken ve me’kelden (yiyecekten) sonra insanın en ziyade muhtaç olduğu, eşidir. Bu ihtiyacının Cennet’te temin edilmiş olduğuna, bu cümle ile işaret edilmiştir. Evet insan bir refikaya veya bir refike muhtaçtır ki, tarafeyn aralarında, hayatlarına lâzım olan şeyleri muavenet suretiyle yapabilsinler ve rahmetten neş’et eden muhabbet iktizasıyla, yekdiğerinin zahmetlerini tahfif etsinler ve gamlı kederli zamanlarını, ferah ve sürura tebdil edebilsinler. Zâten dünyada insanların tam ünsiyeti, ancak refikasıyla olur.” (İşâratül İ’caz)

***

 “En Hayırlı Eş”

Evliliğin hayatın zaruretlerinden olması, eşlerin birbirlerini tamamlayan iki şık teşkil etmesi, elbette ki karşılıklı sevgi, saygı ve muhabbete dayanan aileler için söz konusudur. Yoksa evlilik, eşlere hayatı zehir eden bir yapıya da dönüşebilir.

  • Konuyla ilgili olarak, Kur’anı kerim ve hadislerde meselenin değişik yönlerine temas edilir.

 İşte bazı örnekler:

ﻭَﻋَﺎﺷِﺮُﻭﻫُﻦَّ ﺑِﺎﻟْﻤَﻌْﺮُﻭﻑِ ﻓَﺎِﻥْ ﻛَﺮِﻫْﺘُﻤُﻮﻫُﻦَّ ﻓَﻌَﺴَٓﻰ ﺍَﻥْ ﺗَﻜْﺮَﻫُﻮﺍ ﺷَﻴْﺌًﺎ ﻭَﻳَﺠْﻌَﻞَ ﺍﻟﻠَّﻪُ ﻓِﻴﻪِ ﺧَﻴْﺮًﺍ ﻛَﺜِﻴﺮًﺍ

*“…Onlarla (Eşlerinizle) hoşça, güzelce geçinin. Şayet onlardan hoşlanmayacak olursanız, olabilir ki bir şey sizin hoşunuza gitmez de Allah onda birçok hayır takdir etmiş bulunur.” (Nisa:19)

* Hz. Ebu Hüreyre (radıyallâhu anh) anlatıyor: Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm) buyurdular ki: “Mü’minler arasında imanca en kâmil olanı, ahlâkça en güzel olanıdır. En hayırlınız da ailesine hayırlı olandır.” (Tirmizî, E. Dâvud)

* Ebu Hüreyre (radıyallahu anh) anlatıyor: Ey Allah’ın Resulü! dendi, hangi kadın daha hayırlıdır? “Kocası bakınca onu sürura garkeden, emredince itaat eden, nefis ve malında, kocasının hoşuna gitmeyen şeyle ona muhalefet etmeyen kadın!” diye cevap verdi. (Nesai)

“Sevgi Söylenmeli”

Dinimizde, normal bir insana bile onu seviyorsak kendisine sevdiğimizi söylememiz istenir. Bunu eşlerin birbirine söylemesi ise elbette daha önemlidir. Halbuki bizim Anadolu kültürümüzde bu yoktur, bir çok yerde de böyle birşey ayıp kabul edilir. Hiç şüphe yok ki işin gerçeği o anlayış değil şudur:

*Amr İbnu’l-As radıyallahu anhüma anlatıyor: Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm’a sordum:

– “(Ey Allah’ın Resulü!) İnsanların hangisi size daha sevgilidir?”

– “Aişe!” buyurdular.

– “Ya erkeklerden?” dedim.

– “Babası!” buyurdular.

– “Sonra kim?” dedim.

– “Ömer!” buyurdular ve başka bazı erkekler saydılar.”

(Buhari, Müslim, Tirmizi.)

“Erkeğin Vazifeleri”

Ailenin devamı ve huzuru, çocukların bir sevgi atmosferi içerisinde ruhen ve bedenen sağlıklı olarak büyütülmeleri, ancak huzurlu, eşlerin vazifelerini müdrik ve birbirlerine karşılıklı sevgi ve saygı hisleriyle dolu olmalarına bağlıdır. Kadının bir çok konuda daha hassas yaratılmış olmasına binaen, bu konuda erkeğin sorumluluğu biraz daha fazladır.

  • Efendimizin erkeklere yüklediği sorumluluk ve yaptığı tavsiyelerden bazıları şunlar:

* Hz. Ebu Hüreyre (radıyallahu anh) anlatıyor: Resulullah (aleyhissalâtu vesselâm) buyurdular ki: “Kadınlara hayırhah olun, zira kadın bir eyeği kemiğinden yaratılmıştır. Eyeği kemiğinin en eğri yeri yukarı kısmıdır. Onu doğrultmaya kalkarsan kırarsın. Kendi hâline bırakırsan eğri halde kalır. Öyleyse kadınlara hayırhah olun.” (Şeyhân, Tirmizi.)

*Hakîm İbnu Mu’âviye babası Mu’âviye (radıyallahu anh)’den anlatıyor: Ey Allah’ın Resûlü!, bizden her biri üzerinde, zevcesinin hakkı nedir?” dedim.Kendin yiyince ona da yedirmen, giydiğin zaman ona da giydirmen, yüzüne vurmaman, takbîh etmemen (kendisini veya işini çirkin bulmaman), evin içi hariç onu terketmemen.” (Ebû Davud.)

* Ebu Sa’îd (radıyallahu anh) anlatıyor: Resulullah (aleyhissalâtu vesselâm) buyurdular ki: “Şüphesiz ki Kıyamet günü, Allah’ın en çok ehemmiyet vereceği emanet, kadın-koca arasındaki emanettir. Kadınla koca birbiriyle içli dışlı olduktan sonra, kadının esrarını erkeğin neşretmesi, o gün en büyük ihanettir.” ( Müslim, E. Davud.)

“Kadının Vazifeleri”

Özellikle çocukların yetişmeleri açısından annenin yerini kimse tutamaz. Çünkü ona verilen bir kısım donanımlar erkeğe verilmemiştir. Her şeyden önce o bir şefkat kahramanıdır. Başka türlü bir çocuğun onca sıkıntısına ve eziyetine katlanılmaz. Halbuki o bunları severek yapar. Ancak ailede ona da düşen başka bir takım sorumluluklar vardır. O çocuklarına iyi bir anne olmanın yanında kocasına her anlamda iyi bir eş olmak zorundadır.

  • Efendimizin onlara yaptığı tavsiye ve uyarılardan bazıları da şunlar:

* Ümmü Seleme (radıyallahu anhâ) anlatıyor: Resulullah (aleyhissalâtu vesselâm) buyurdular ki: “Hangi kadın, kocası kendisinden razı olarak vefat ederse, cennete girer.” (Tirmizi.)

*Ebu Hüreyre (radıyallahu anh) anlatıyor: Resulullah (aleyhissalâtu vesselâm) buyurdular ki: “Nefsim kudret elinde olan Zât-ı Zülcelâl’e yemin ederim, bir erkek hanımını yatağa davet ettiğinde kadın imtina edip gelmezse, kocası ondan râzı oluncaya kadar semada olan (melekler) ona gadab ederler.” (Sahihan )

“Kadınların Süslenmesi”

Aşağıdaki hadis-i şeriflerden anlaşılıyor ki, kadınlar, kocalarının sevmedikleri kılık, kıyafet ve davranışlardan kaçınmalı, onların hoşla­nacağı şekilde hareket etmeli ve giyinmelidirler. Bu erkeklerin kadınlar üzerindeki haklarındandır. Ama bu durum, kocalarına karşı ve evde olmalıdır. Yabancı erkeklere ve sokağa çıkarken değil.

*Ebu Musa (r. anh)’dan: “Ümmetimin erkeklerine, ipek elbise ve altın haram kılındı, kadınlarına helal kılındı.” (Ebu Davud, Nesâî. Tirmizî, Nesâî.)

* Zeyneb binti Ebu Seleme (Allah Onlardan razı olsun) şöyle demiştir: Peygamber (sallallahu aleyhi vesellem)’in zevcesi Ümmü Habibe (Allah Ondan razı olsun)’in babası Ebu Süfyan ibni Harb vefat ettiğinde Ümmü Habibe’nin yanına varmıştım. Safranlı veya başka hoş bir koku istedi. Bu kokudan önce cariyesine sonra da kendi yanaklarına sürerek şöyle söyledi: “Allah’a yemin olsun ki benim koku sürünmeye ihtiyacım yoktur. Fakat ben Allah Rasulü’nün minberde şöyle buyurduğunu işittim: Allah’a ve ahiret gününe iman eden bir kadının ölünün arkasından üç günden fazla yas tutması helal olmaz. Ancak kocası için dört ay on gün süslenmeksizin bekleyebilir.Hadisin ravisi Zeyneb der ki: Daha sonra kardeşi vefat eden Zeyneb binti Cahş’ın yanına da gitmiştim. O da koku isteyip süründü ve şöyle dedi:

– “Allah’a yemin olsun ki benim koku sürünmeye ihtiyacım yok. Ancak ben Rasûlullah (sallallahu aleyhi vesellem)’in minber üzerinde şöyle buyurduğunu işittim: “Allah’a ve ahiret gününe inanan bir kadının bir ölü için üç günden fazla yas tutması helal değildir, ancak kocası için dört ay on gün süslenmeksizin bekleyebilir.”(Buhari, Müslim)

* Kerime Binti Hamam (r.a)’den rivayet edildiğine göre bir ka­dın, Hz. Aişe (r.a)’ye gelip, kına yakmanın hükmünü sordu. Hz. Aişe: “Bunda bir mahzur yok, ama ben hoşlanmıyorum. Çünkü habîbim Resûllah (s.a) onun kokusunu sevmezdi.” dedi. (Nesâi)

* Aişe (r.a)’den rivayet edildiğine göre: Hind Binti Utbe:“Yâ Resulullah, benimle bîyat et” dedi. Resûlullah (s.a.v); “Ellerini (n rengini) değiştirinceye kadar seninle bîyat etmeyeceğim. Onlar sanki vahşi hayvan ayağı gibi…” buyurdu. (Ebu Dâvud)

* Âişe (r.a)’ın şöyle dediği rivayet edilmiştir; Elinde Resulullaha mektup bulunan bir kadın, perdenin arkasından işa­ret etti (elini uzattı) Resûlullah elini tuttu (mektubu almadan çekti) ve: “Bu erkek eli mi, yoksa kadın eli mi bilmiyorum?” buyurdu. Kadın: “Kadın elidir” dedi. Resûlullah (s.a): “Eğer sen kadın olsaydın tırnakların (rengini) kına ile değiştirir­din” buyurdu. (Nesaî, Müsned)

“Eş Kıskanılmalı mı?”

Kıskançlık, insan tabiatındaki bazı olumsuz duygulardan birisi ve birçok kötülüğün sebebi olmasına rağmen, her zaman kötü değildir ve hatta sevdiklerini koruma manasında gereklidir. Eşlerin birbirini kıskanması da bu türdendir.

*Hz. Âişe (radıyallahu anhâ) anlatıyor: Resulullah (aleyhissalâtu vesselâm) bir gece yanımdan çıkıp gitmişti. (Benim nöbetimde) hanımlarından birinin yanına gitmiş olabilir diye içime kıskançlık düştü. Geri gelince halimi anladı ve: “Kıskandım mı yoksa?” dedi. Ben de: “Evet! Benim gibi biri senin gibi birini kıskanmaz da ne yapar?” dedim. Aleyhissalâtu vesselâm: “Sana yine şeytanın gelmiş olmalı” dedi. Ben: “Benimle şeytan mı var” dedim. “Şeytanı olmayan kimse yoktur” dedi. “Seninde de var mı” dedim. “Evet, ancak ona karşı Allah bana yardımcı oldu da müslüman oldu!” buyurdu. (Müslim, Nesâî.)

(Bugünkü Aile Kültürü)

Aile hayatının gerekli ve önemli bir ihtiyaç olmasının yanında, kültürümüzdeki aile anlayışının da etkisiyle günümüzde, büyük hatalar ve yanlışlıklar yaşanmaktadır.

  • Bunlardan bazılarına temas eden PIRLANTA MÜELLİFİ, şu çok önemli tesbit ve tavsiyelerde bulunuyor:

*“Bugün aile kültüründe bir kayma var. Çok boş yetişiyoruz. Bana şahsen sorsalar birisinin evlenip evlenemeyeceğini, bir belgesi yoksa evlendirmem. Muhakkak verilecek bir eğitimden sonra bu iş belgeye dayalı yapılmalıdır. Karşılıklı beğenmeler, bunlar hissi şeylerdir. Karşılıklı beğenmelerde çok şey nazara alınmıyor. Sevginin yarısı beğenmedir, diğer yarısı kabul ve sevilmedir. Aslında görücü usulü en isabetli yoldu. Benim bakmamdan, değerlendirmemden daha iyi, ana ve babanın değerlendirmesi daha isabetli olur. Bundan sonraki değerlendirmede nişanlılık döneminde olur. 3 ay, 4 ay, 6 ay birbirlerini tartarlar, test ederler. Meşru sınırlar içinde bu fırsat tanındıktan sonra evliliğe atım atılmalıdır…” (Pırlanta.)

*“Evlilikte eşler ne o ona minnet edecek, ne de o ona. Hayat paylaşılmalıdır. İnsanları minnet altına alıp preslersen rencide oluyorlar. Sen de kredi kaybına uğrarsın. Fazla değil evde üç defa anne baba kavga edip didişmişse, çocuklar nazarında da kendi aralarında da itibarlarını kaybederler. Anne ve baba aralarındaki bu durumu korumalıdırlar. Bir Peygamber gibi konumunu muhafaza etmelidirler. Dedemle ninemi hatırlarım. Birbirine o kadar bağlıydılar ki, Munise ninem dua ederken beni bu adamdan bir saat geri bırakma diye dua ederdi. Dedem Haşim ağaya bakan adam korkardı. Heybetli ve vakur bir hali vardı. Ama Munise Hanım onsuz edemem derdi. Ve bir saat arayla ruhlarını Hakka teslim ettiler…” (Pırlanta)

“Boşama-Boşanma”

Evliliğin başına gelebilecek en istenmeyen durum boşanmamdır. Boşanma, eşler arasında uyum ve anlaşmanın artık mümkün olmayacağı bazı durumlarda gerekli olabilir. Bunun için haram değildir. Fakat bu helâl Allah’ın en sevmediği helaldir. Allah’ın en sevmediği işi kim yapmak isteyebilir ki? Hemen boşanmaya tevessül etmek yerine, karşılıklı fedâkarlıklar ortaya konulmalı, son çare olarak en son boşanmaya baş vurulmalıdır. Hatta işin böyle neticelenmemesi için evlilik öncesinden bazı tedbirler almalıdır.

  • İşte bu çok önemli konuda PIRLANTA MÜELLİFİ, şu çok önemli değerlendirmeleri yapıyor:

* “Beğen beğenme, arzu et etme, bir defa evlenmişsin. Bu hayat yalnız bu dünyadan ibaret değil ki. Esas buranın öbür tarafı var. Burası imtihan yeri, katlanma yeri. Burada katlanmasını bilenlere orada kat kat fazlasıyla var. Yuva çok önemli. Ailenin temelleri sarsılmamalı ve çocuklar katiyen gözardı edilip bencillik yapılmamalıdır…” (***)

*“Eğer hislerinle hareket edip, Allah’ın en sevmediği mübah olan boşanmayı kullanırsan, Yahudiler gibi mağdup olup aynı kefede mütalaa edilirsin. Evlendikten sonra her şeye rağmen sabretmek esas olmalıdır. Bütün iradeni ortaya koyarak ailenin devamı için huzuru için elinden geleni yaptın ama huzurun karşılıklı temini artık mümkün değil, inancında bu mevzuda seni engelleyemiyor ve bağlamıyorsa, o zaman yapacak bir şey yok…” (***).

* “Bir de insanları mutlu görünce öyle seviniyorum ki, hiç bilemezsiniz. İnsanların problemleri olmayınca, insanların problemleri çözülünce hem de çok mutlu oluyorum. İnsan biraz katlanmasını bilmeli. Zaten fani dünya hiçbir şeyi ona bina etmeye değmiyor. Hele boşanma, ayrılma meselesi olunca, oturup ağlayasım geliyor. Çok rikkatime dokunuyor. İnsan bir meta değil ki kullanılsın, bir kenara atılsın. Bir de bu dünyanın öte tarafı var, değer mi hiç? Hâlbuki bazı şeylere katlanabilsek, bir arkadaş gibi bazı şeyleri paylaşarak götürsek ne olur? Efendimiz (a.s.m.)’in hiçbir mucizesi olmasa, 9 hanımını bir arada tutması yeter. Aleyhissalatü Vesselam, hiçbir fiske bile vurmamış. Hanımlarına bir kötü sözünü gösteremezsiniz…” (***).

*“Sarsılan aileler karşısında kalbim bir enkaz halinde çöküyor. Az bir anlayış Allah aşkına. Bunun ucu öbür âlemde de devam ediyor. Boşanma Allahın en sevmediği bir şey. Problem babadaysa, babanın inanç telakkisine düşmanlık oluşuyor. Fertlere iyi eğitim verilemiyor. Hac ve evlilikte diploma istemeli. Toplum aile molekülleri üzerinde duruyordu. Batı vebasıbize sirayet etti. Boynu bükülmüş çocukları düşününce içim cızz ediyor. Ne olur Allah aşkına diye yalvardığım çok insan olmuştur. Hele boşanayım vs. derse, benden de alakanı kes diyesim geliyor…” (***).

“Evlilik ve Dine Hizmet”

Evlendikten sonra ise, yapılan işin büyüklüğü ve önemi ne olursa olsun, aileyi ihmal etmemek gerekir. Mesela hizmet bu ihmale gerekçe yapılmamalı, bir şekilde planlama ile vazifeler yerine getirilmelidir.

  • Bu konuda PIRLANTA MÜELLİFİ şunları söylüyor:

*“Yaptıkları hizmetleri belli bir ölçüye göre yapmaya çalışanların, hânelerinde ölçüsüz adım atmaları düşünülemez. Evlatlarını ihmal etmelerine, yaptıkları hizmetleri bahane gösterenler, farkına varmadan evlatlarını, canı gibi sevdikleri hizmetlerine, düşman edebilirler. Hizmet için evlat ihmal edilemez. Evlat içinde hizmet fedâ edilemez. Bir yuvanın rükûnları, anne ve baba, evlerinde tuttukları evlatlar. Hizmet ile hâneyi birbirlerine tercih noktasına getirmek, olsa olsa, o kimsenin basiret ve firâset eksikliğindendir. Çünkü ehli basîret bir hizmet insanı, hâne’sinin efrâdına, hizmeti bir rakip değil, bir lütuf, bir ihsân gibi gösterir.

Bir kısım insanların vazife icabı yoğun çalışma tempoları sebebiyle de olsa, anne-babasını, ailesini, çoluk-çocuğunu ihmal etmesi kat’iyen doğru değildir. Allah Resûlü (s.a.s), yiyip içmeden kendilerini gece-gündüz ibadete veren ve bu arada ailelerini ihmal eden arkadaşlarına; “Nefsinizin sizin üzerinizde hakkı var, ailenizin sizin üzerinizde hakkı var, Allah’ın sizin üzerinizde hakkı var.. her hak sahibine haklarını, hakkıyla veriniz.” buyurmuştur. Evet, zannediyorum insanların hem iş yerlerine, hem de ailelerine ayıracakları vakitleri mutlaka belirlenmelidir. Daha işin başında iyi bir mesai tanzimi ile bu meseleyi çok rahatlıkla halledebilirler.Çalışan insanların memuriyet hayatlarını, iş streslerini vb. eve taşıyıp, orayı bir kaos ortamı hâline getirmeleri; evleriyle alâkalı meseleleri de iş yerine taşıyıp, vakitlerini bu şekilde israf etmeleri; meseleyi çözme yerine, huzursuzluğun ve verimsizliğin daha da artmasına sebep olacaktır.

Diğer bir husus da; âileye ayrılan zaman içerisinde, bir geziye çıkılacak veya akraba ziyaretine gidilecekse, aile fertleriyle beraber gitme.. ve bu şekilde geçirilen zamanın onlar için ayrıldığını hissettirme.. eve alınacak ihtiyaçları alıp sunarken bir hediye şeklinde takdim etme çok önemlidir. Hatta sabah evden ayrılırken, “sizi çok özleyeceğim..” esprisiyle dönüp tekrar tekrar geriye bakma.. Bütün bunlar, bir vefanın ifadesi olacak ve bu şekilde eve geliş-gidişler her zaman beklenir bir hâl olacaktır. Çoğu zaman vazifeli arkadaşlar, işleri icabı günlerce ailelerinden ayrı kalabiliyorlar. Bu durumda da endişe ve kuşkulara mâhâl bırakmamak için, arada bir, telefonla aile, eş-dostlarını arayıp hâl hatırlarını sormaları fevkalade önemlidir. Zannediyorum onları böyle memnun etmek, Allah (c.c)’ı da memnun etmek olacaktır. Benim tanıdığım öyle insanlar vardır ki, evinden ayrılırken hüzünle ayrılır ve dönüşlerinde de hep bir vuslat yaşarlar. Bunların yuvaları, her zaman huzurla tüter durur ve bu yuvalar, âdeta birer cennet köşesidir….” (***).

“Bazı Zamanlar”

Bazı zamanlar, evliliği tamamen terk etmek gerekir denilemese bile, Üstadın ve Gazzali Hazretlerinin de ifade buyurdukları gibi en azından ertelemek gerekebilir.

  • Aynı gerekçelerle PIRLANTA MÜELLİFİ de şunları söylüyor.

* “Bazı zaman öyle geliyor ki, bu arkadaşlar niye evlenir, niye dünya ile bu kadar iç içeler diye yer yer hafakanlar basıyor. Ama bir an geliyor arkadaşlarımızın beşer olduğunu, evi, barkı olacağını, ihtiyaçlarını ifa edebilmesi için bir şeyler almaları gerektiğini, maaşını, maaşla ilgili şeyleri düşünüp mazur görmeye çalışıyorum. Ama bazen payeleri, makamları, maaşları öne sürenler, hissettirenler karşısında inkısara düşüyor ve beni hafakanlar basıyor. Ben ön safta görünenleri hep Ebu Ubeyde gibi görmek istedim. Ama kızına, oğluna, arabaya, eve bağlanan insanları da görünce yer yer sükût-u hayale uğradığımı söyleyebilirim. Yine de bu arkadaşlar bizim arkadaşlarımız. Yine bana yeryüzünde arkadaş seç deseler, ben bu arkadaşları seçer ve tercih ederim…” (***).


PIRLANTADAN KISA NOTLAR

  • Her Hak Sahibine Hakkını Verin!

İnsan, kalbî ve ruhî hayatını besleyen ibadetleri asla ihmal etmemesi gerektiği gibi, sosyal hayatındaki umum hakları birden nazara alarak bunları ağırlıkları ölçüsünde sıraya koymalı ve her birisinin hakkını vermeye çalışmalıdır. Bilindiği üzere Al­lah Resûlü (sallallâhu aleyhi ve sellem), kendilerini ibadete ada­dık­larından ötürü ailelerini ihmal eden sahabilere hitaben şöyle buyurmuştur: “Nefsinizin sizin üzerinizde hakkı var, ailenizin sizin üzerinizde hakkı var, Allah’ın sizin üzerinizde hakkı var.. her hak sahibine hakkını veriniz.” (Buhârî, edeb 86, savm 51, teheccüd 15; Tirmizî, zühd 64.) Hadis-i şeriften de an­la­şılacağı üzere, ibadetle meşgul olma dahi insanın; nefsinin, eşi­nin, çocuklarının vs. kendisi üzerindeki haklarını ihmal etmesine yol açmamalıdır. Esasında namazın beş vakte tahsis ve tayini, mü’minlere zamanın tanzimi konusunda önemli dersler verdiği gibi, gece ve gündüzün yaratılış hikmetlerinin anlatıldığı âyet-i kerimeler de onlara bu konuda bir kısım doneler vermektedir. Mesela Kasas Sûresi’nde şöyle buyrulmuştur:

وَمِنْ رَحْمَتِهِ جَعَلَ لَكُمُ اللَّيْلَ وَالنَّهَارَ لِتَسْكُنُوا فِيهِ وَلِتَبْتَغُوا مِنْ فَضْلِه۪ وَلَعَلَّكُمْ تَشْكُرُونَ

-“O, rahmetinin eseri olarak gece ile gündüzü var etti ki, geceleyin istirahat edesiniz, gündüzün de hayatınız için çalışıp Al­lah’ın lütfundan nasibinizi arayasınız ve O’nun nimetlerine şük­re­desiniz.” (Kasas sûresi, 28/73)

Bu ve benzeri âyet-i kerimelerle Kur’ân-ı Kerim zaman tanzimi konusunda rehberlikte bulunup bize şu mesajı vermektedir: 

Eğer hayatınızı tanzim eder, gündüz, gündüz yapılması gerekenleri, gece de gece yapılması gerekenleri yapar; geceyi ayrı bir derinlikte, gündüzü de ayrı bir ufukta değerlendirirseniz karışık yaşamaktan kurtulur, plânsızlık ve programsızlıktan kaynaklanan engellere takılmaz ve çok daha bereketli bir hayat yaşarsınız. Disiplinli ve verimli bir zaman tanzimi için yirmi dört saatlik zaman dilimini yazıya dökebilirsiniz. Bu yapılabildiği takdirde sohbet-i cânan yörüngesinde arkadaşlarla bir araya gelmeden kitap okumaya; odamızı düzenlemeden evrad u ezkârla meşgul olmaya; eş ve çocuklarımızla belli meseleleri meşveretten istirahat etmeye kadar günün hangi saatinde hangi işin yapılacağı net bir şekilde tespit edilmiş olacaktır. Hatta oturup içilecek bir çaya, yenilecek bir yemeğe ayrılacak süre bile bu tanzimin içinde mütalâa edilebilir. [Mesai Tanzimi ve Aile Hayatımız / Buhranlı Günler ve Ümit Atlasımız]

***

  • Hizmet ehlinin mesai anlayışı ve Aile

Onlar hakka hizmet için üzerlerine aldıkları sorumluluğu mutlaka yerine getirmeye çalışır ve başladıkları bir işi asla yarım bırakmazlar. Bu arada eşlerine, çocuklarına, ailelerine karşı ihlal ettikleri haklar olduğunda da onları telafi etmek için gayret gösterir, hakkına girdiğini düşündüğü insanların gönüllerini almaya çalışırlar.

Mesela yeri gelir, bir buket gülle onların karşısına çıkar, geç kaldıkları için özür beyan eder ve sonra da ilk fırsatta, onlara verdikleri sözü yerine getirir, kastî olmayan hata ve ihmallerini telafi ederler.

Bu arada mutlaka yapılması gerekli olan bir işten dolayı meydana gelen gecikmeler karşısında da eşler birbirine müsamahalı davranmalıdır.

Asla unutulmamalı ki, böyle bir bekleme süresindeki saatler, dakikalar, hatta saniyeler bile bekleyenler açısından ibadet hükmüne geçer. Çünkü böyle bir bekleyiş ciddi bir fedakârlık sayılır. Bir yuvayı paylaşan eşlerden her birisinin diğerine ihtiyacı vardır. Onunla paylaşması, dertleşmesi gereken belli meseleler vardır. İşte kendi ihtiyacı olduğu hâlde, hizmet adına bir yerde koşturan hayat arkadaşını bekleyen bir insanın saniyeleri hiç farkına varmadan seneler hükmünde ibadet şeklinde kabul edilebilir. Zira mü’minin niyeti amelinden hayırlıdır. Eğer eşlerden biri hayır peşinde koşarken diğeri de maddî-mânevî ona destek oluyorsa, Allah’ın (celle celâluhu) izniyle, her ikisi de o salih amelden hâsıl olan sevabı paylaşırlar. [Mesai Tanzimi ve Aile Hayatımız / Buhranlı Günler ve Ümit Atlasımız]

***

Bu yazı 102 kez okundu