•Fıtır Sadakası ve Fidye

FITIR SADAKASI NE DEMEKTİR?

Dilimizde daha çok “fitre” olarak bilinen Fıtır Sadakası,

Ramazan Bayramı’na kavuşan ve temel ihtiyaçlarının dışında nisap miktarı mala sahip olan Müslümanların kendileri ve bakmakla yükümlü oldukları kimseler için yerine getirmekle yükümlü oldukları malî bir ibadettir.

Zekât doğrudan mala bağlı bir ibadet olmasına karşılık,

fıtır sadakası şahıslara bağlıdır ve şahıs başına verilmesi gereken bir mükellefiyettir.

Abdullah b. Ömer (radıyallahu anh): “Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm) sadaka-i fıtrı Müslümanlardan büyük-küçük, kadın-erkek, her bir hür ve köle üzerine bir sa’ (yaklaşık 3350 gr.) hurma veya bir sa’ arpa olarak farz kıldı.(Buhârî, Zekât 70; Müslim, Zekât 13) demiştir.

FİTRE NİÇİN VERİLİR?

  • Fitre bir ibadettir.
  • İbadetler ise Allah emrettiği için yapılır.
  • Allah emreder; kulları da bu emri yerine getirirler.
  • Allah’ın emriyle yapılan bu ibadetlerin ferdi ve içtimai pek çok yararı da vardır.
  • Ancak ibadet faydalar için değil, emredildiği için yapılır ki, ibadetten elde edilecek neticeler yok olmasın.

Fitrenin hikmetleriyle alakalı olarak, sahabenin ilmiyle mümtaz şahsiyeti İbn Abbas (r.a)’ın ifadesiyle, “Resûlullah fitreyi, oruç tutanı an­lamsız ve çirkin davranışlardan temizle­sin, fakirlere de yiyecek bir lokma olsun diye farz kılmıştır” (Müsned, 2/277). İbn Abbas’ın bu değerlendirmesi ele alınmış ve fitrenin namazdaki sehiv secdesine benzeyebileceği yorumu da yapılmıştır.

  • Fitre ciddi bir sosyal dayanışma kurumudur.
  • Fakir insanlar etraflarındaki kimselerle en azından bayram günlerinde paylaşma zevki yaşarken, aynı zevki veren adına da düşünebiliriz. Zira, farkına varabilenler için vermede büyük bir zevk vardır.

FITIR SADAKASININ ŞARTLARI NELERDİR?

Fıtır sadakasıyla mükellef olmanın şartları şunlardır:

•Müslüman olmak:

Fıtır sadakasının vacib olması için mükellefin Müslüman olması gerekir. Ancak Şafiî mezhebine göre Müslüman olmayan bir kimse bakmakla mükellef olduğu Müslüman yakınının fitresini ödemek zorundadır.

•Nisap miktarı mala sahip olmak:

Fıtır sadakası ile mükellef olmak için zekâtta olduğu gibi havayic-i asliyeden (temel ihtiyaçlar) başka nisap miktarı mala yani 85 gram altın veya 595 gram gümüş kıymetine denk mala sahip olmaktır.

Zekâttan farklı olarak, fıtır sadakasının vacip olması için sahip olunan malın nâmi (artıcı) özellikte olması ve üzerinden bir yıl geçme şartı yoktur. Şafiî, Malikî ve Hanbelî mezheplerine göre fıtır sadakası ile mükellef olmak için nisap miktarı mala sahip olmak şart değildir. Temel ihtiyaçlarının yanı sıra bayram günü ve gecesine yetecek kadar azığa sahip olan her Müslüman fitre ile yükümlüdür.

Fıtır sadakası ile mükellef olan bir kimse sahip olduğu malı kaybetse veya bu mal nisap miktarından aşağıya düşse fitre yükümlülüğü kalkmaz. Fakat fitre borcu olan bir mükellef ölürse, bu borcun geriye bıraktığı maldan alınıp ödenmesi gerekmez. Bununla birlikte ölen kimsenin varisleri kendiliklerinden öderlerse iyi olur.

•Ehliyet:

Fıtır sadakası ile mükellef olmak için akıllı ve bülûğ çağına ermiş olmak şart değildir. Ebû Hanife ve Ebû Yusuf’a göre, nisap miktarı mala sahip olan küçüğün ve akıl hastasının malından da fıtır sadakası verilmesi gerekir. Babası, zengin çocuğun malından fıtır sadakasını verir.

•Velâyet ve bakmakla yükümlülük:

Bir kimsenin kendi dışındaki kimselerin fıtır sadakası ile mükellef olması için, bunların kendi velâyeti altında ve bakmakla mükellef olduğu kimselerden olmaları gerekir. Fıtır sadakası ile mükellef olacak kadar mal varlığına sahip bulunan bir Müslüman, velâyeti altında bulunan ve fıtır sadakası ile yükümlü olacak kadar malî imkânı olmayan çocukların, akıl hastalarının ve aklî dengesini kaybetmiş kimselerin de fitresini ödemekle yükümlüdür.

Vefat eden oğulun çocuklarının fitrelerinin ödenmesi gerekir. Bununla birlikte bir kimse bakımını üstlendiği kişiler de olsa,anne-babası, büyük çocukları, karısı, kardeşleri ve diğer yakınları için fitre ödemekle mükellef değildir. Çünkü bu sayılanlar onun velâyetinde değillerdir; ama onların fıtır sadakalarını da bir mükellefiyet olmamakla birlikte verebilir. Hanefîlerin dışındaki âlimlere göre, kendisine fitre vacip olan kimse -imkânı varsa- Müslüman ve bakmakla mükellef olduğu (anne-baba gibi) akrabası, hanımı için de fıtır sadakası vermekle mükelleftir.

•Vakit:

Hanefî mezhebine göre fıtır sadakası Ramazan Bayramının birinci günü fecr-i sânînin doğuşu ile yani tan yerinin ağarması ile vacip olur. Çünkü bu sadaka bayrama (sadaka-i fıtır) izafe edilmiş, ona ait kılınmıştır. Buna göre Ramazan Bayramının birinci günü fecirden önce ölene, fakir düşene fıtır sadakası gerekmez. Fecirden önce doğan veya Müslüman olan kimsenin ise fıtır sadakasının verilmesi gerekir. Fecirden sonra dünyaya gelen çocuğa, Müslüman olan kimseye fıtır sadakası gerekmez. Diğer mezheplere göre ise fıtır sadakası Ramazan’ın son günü güneşin batması ile vacip olduğundan gerekir.

FİTRE NE ZAMANA KADAR ÖDENİR?

Fitrenin ödeme zamanı fitre verileninin en çok ihtiyaç duyacağı andır. Fitrenin asıl vaktinin bayram günü sabah namazı ile bayram namazı arası olduğu görülmektedir. Ancak günümüzün şartları altında fakirin bayram için o vakitte eline geçen parayla ihtiyacını karşılaması zordur. Bu yüzden en uygunu bayramdan bir-iki gün önce fitreyi ihtiyaç sahibine ulaştırmak, fitrenin manası da düşünülünce daha yerinde bir davranış olacaktır. Kadir gecesinin coşkusu ve bereketi bu konuda bize bir kapı olabilir. Kadir gecesinde veya Kadir gecesi ile bayram arasında fitremizi verebiliriz. Herhangi bir sebeple verilemeyen fitre bayramdan sonra da olsa ödenmelidir. Zira o bir vazife ve borçtur. Ancak fitrenin bayramdan sonraya bırakılması doğru değildir.

Kimler fitre verir?

Hanefi mezhebine göre fitre yükümlülüğü için bayram günü nisab miktarı mala sahip olmak gerekirken, diğer mezheplere göre bu miktar değil, bir insanın kendi temel ihtiyaç malzemelerinden başka malı olan kimse fitre vermekle yükümlüdür.

Biz ne kadar fitre vereceğiz?

Allah Resulü döneminde fitre en çok tüketilen gıda maddelerinden verilirdi ve bu yüzden de ölçü olarak fıkıh kitaplarımızda o zamanın en çok kullanılan ürünleri, arpa, buğday, hurma ve üzüm ölçü olarak alınır.

Ebû Saîd el-Hudrî Hazretleri bu durumu şöyle ifade eder: “Efendimiz devrinde fitreyi yiyecek maddelerinden 1 sâ’ olarak verirdik. O zaman bizim yiyeceğimiz arpa, kuru üzüm, hurma ve keş (yağı alınmış pey­nir) idi” (Buhârî, Zekât 74). Fitre bu gıda maddeleri esas alınarak verilebileceği gibi, her bölgenin yaygın olarak tükettiği gıda maddeleri üzerinden de verilebilir.

Fitre bu gıda maddelerinin asıllarından olabileceği gibi günümüz insanlarının ihtiyaçları da göz önüne alınarak para olarak da verilebilir. Hatta ihtiyacın çok olması ve fakirlerin dilencilik yapmaktan kurtarılması için para vermenin daha faziletli olacağı da söylenebilir. Fitresini para olarak verecek olan kimselerin, alt sınır olarak hadiste geçen gıda maddelerinin 1 sa’ (3 kg. kadar) ücretini fitre olarak hesap etmeleri mümkündür.

Bunun yanında bir fakirin günlük yemek ihtiyacının tespit edilmesi ve bunun ücretinin verilmesi de uygundur. Ancak bu, hadisteki en ucuz gıda maddesi olan arpanın ücretinin altına düşmemelidir. Alt sınır yakalandıktan sonra fazla verilen fitreler konusunda bir mahzur yoktur. Bunlar fazladan sadaka yerine geçer.

Esasen herkes kendi fitre miktarını kendisi de hesaplayabilir.

Bir insan kendi ailesinin günlük ortalama gıda harcamalarını hesaplayarak buna göre fitresini verebilir. 

Zira, Kur’ân’da yemin kefaretinin anlatıldığı ayette, “çoluk çocuğunuza yedirdiğiniz orta halli yemek çeşidinden on fakir doyurmak” (Maide Suresi, 5/89) ifadesi geçmektedir ki, bu aynı zamanda bize bir ölçü vermektedir.

Fitre kime verilir?

Zekat verilebilecek kimselere fitre de verilir. Burada fitre verenler yakından başlamak üzere en çok ihtiyaç olan yerleri düşünecek ve fitresiyle toplumsal gelişmeye bir katkıda bulanmayı öne alacaktır.

Müslümanlar hayır adına verdikleri zekat ve sadakaların nereye, hangi ellere gittiğine ve ne amaçlarla harcandığına da dikkat etmelidir. Hiç kimse, fitresinin birisinin içki sofrasına gitmesini istemez, istememelidir.

FITIR SADAKASININ MİKTARI NEDİR?

Daha önce geçtiği üzere fıtır sadakası ile ilgili hadis-i şeriflerde Allah Resûlü zamanında bu malî ibadetin hurma, arpa, kuru üzüm gibi o dönemin en çok kullanılan gıda maddelerinden 1 sâ’ (3.350 kg.lık bir ölçek) verildiği bildirilmektedir. Ayrıca dört büyük halifenin de içinde bulunduğu sahabe efendilerimizin uygulamasına göre buğdaydan 1/2 sâ’ sadakayı fıtır verildiği rivayet edilmektedir.

Fıtır sadakası ile ilgili bu rivayetleri değerlendiren fıkıh âlimleri, fıtır sadakasının cins ve miktarını şöyle tesbit etmişlerdir:

Hanefî mezhebine göre fıtır sadakası buğday, arpa, hurma ve kuru üzüm olmak üzere dört çeşit gıda maddesinden verilir. Buğdaydan –ki buna buğday unu dahildir– yarım sâ’, diğerlerinden 1 sâ’ fitre verilir.

Şafiî mezhebine göre fitre her çeşit hububattan, hurma ve kuru üzümden 1 sâ’ olarak verilir.Ancak fitre ülkede veya mükellefin bulunduğu bölgede en çok tüketilen gıda maddelerinden biriyle verilmelidir.

Klâsik fıkıh kaynaklarındaki bilgi ve ölçüler böyledir.

Ancak, Peygamber Efendimiz dönemindeki uygulamalara dikkatlice bakıldığında ve fıtır sadakasının mahiyeti ve gayesi göz önünde bulundurulduğunda,

genelde 1 sâ’ olarak verilen fitrenin bir fakirin bir günlük yiyeceği olduğu anlaşılmaktadır.

Ayrıca konu ile ilgili rivayetler, o dönemde fıtır sadakası olarak verilen gıda maddelerinin toplumun temel tüketim maddeleri olduğunu ve miktarlar arasında da denkliğin bulunduğunu göstermektedir.

  • Bu itibarla fitre ile, bir fakirin içinde yaşadığı toplumun hayat standardına göre bir günlük (sabah-akşam) yiyeceğini karşılanması hedeflenmiş olmalıdır. 

Dolayısıyla günümüzde fitrenin arpa, buğday, üzüm, hurma gibi gıda maddelerinden biriyle ve verilen ölçülere (1 sâ veya 1/2 sâ’) göre verilmesinin yeterli olmayacağı söylenebilir.

Bu ve benzeri mülâhazalardan hareketle günümüz İslâm âlimleri, fıtır sadakasının tesbiti konusunda iki ölçüden birinin esas alınması gerektiği görüşündedir:

*Buğday, arpa, kuru üzüm ve hurmanın 1’er sâ’ının para cinsinden ortalamasının alınması. Bu uygulama ile, Ramazan ayında bu zikredilen gıda maddelerinin çeşitli kalitelerine göre belirlenmiş birbirinden çok farklı birçok rakamın ortaya çıkması ve Müslümanların bu durum karşısında tereddüde düşmesi önlenmiş olacaktır.

*Fitre miktarı olarak, bir şahsın bir günlük normal yiyeceğini sağlayacak miktarın ölçü alınması. Bu miktarın hadislerde bildirilen gıda maddelerinin en ucuzunun bedelinden daha düşük olmaması gerekir.

Netice itibarıyla fitrenin bir kimsenin günlük (sabah-akşam) normal yiyeceğini karşılayacak miktarın ölçü alınarak verilmesi en isabetli olanıdır. Bunu da yaparken fitre verilecek fakirin hayat standartlarına göre bir günlük gıda ihtiyacı değil, fitre veren kimsenin bir günlük gıda tüketim ortalamasının ölçü alınması, fitrenin mana ve gayesine daha uygundur.

 

Kur’ân-ı Kerîm’de yemin kefareti ile ilgili olarak “Âilenize yedirdiğiniz yemeğin orta hallisinden on fakire yedirmek”(Maide Suresi/89) buyrulması böyle bir yaklaşımı desteklemektedir. Ayrıca hadislerde fitre ölçüsü olarak tesbit edilen ve fıkıh kitaplarında ölçü alınan miktarlar asgarî sınırlardır. Bu konudaki Peygamber Efendimiz’in emir ve tavsiyeleri, fakirlerin böyle günde el avuç açmaktan kurtarılması, onların da doyurulup bayram sevincine iştirak ettirilmesi yönündedir. Fitre verecek kimse, kendi ekonomik durumuna ve hayat standartlarına göre fakirin en az bir günlük yiyecek-içecek ihtiyacını karşılayacak bir parayı fitre olarak tespit edip vermelidir.

Bu da şöyle yapılabilir: Bir aylık mutfak masrafı otuz güne, sonra aile fertlerinin sayısına bölünür. Çıkan rakam kişinin bir günlük yiyecek masrafını gösterir. Bu rakam ölçü alınarak fitre verilebilir. İmkânı olan Müslümanların daha fazla vermesi iyidir. İşin doğrusunu Allah bilir.

FITIR SADAKASI NASIL ÖDENİR?

Fıtır sadakası bir ibadettir. İbadetlerde de niyet şarttır. Bu itibarla fitre verirken niyet etmek gerekir. Fitre verilirken niyet edildiği gibi, verilecek miktar önceden ayrılırken de niyet edilebilir. Niyet, fitreyi Allah rızası için verdiğine kalbin kastetmesidir. Kalbin kastı asıl olmakla birlikte dil ile de söylenebilir. Veren şahıs Allah’ın kendisine fakire, fukaraya, talebeye verilmek üzere emanet olarak verdiği malı, sahiplerine tevzi ediyor gibi verme-lidir. Fitreyi verirken “bu fitredir” demeye gerek yoktur.

Fakirin her türlü ihtiyacını karşılamasına yardımcı olması açısından fitrenin para olarak verilmesi daha iyidir.

Bununla birlikte ihtiyaç durumuna göre zikredilen gıda maddelerinden de verilebilir.

Fitrenin “temlik” suretiyle yani bizzat şahsın eline mülk olarak verilmesi gerekir. Dolayısıyla fitre ile mükellef olan bir kimsenin, bir fakirden alacağına mahsup ederek ona fitre vermesi geçerli olmaz.

FITIR SADAKASI NE ZAMAN VACİP OLUR?

Fıtır sadakası Ramazan Bayramı’nın birinci günü fecrin doğuşu ile vacip olur. Bundan dolayı Ramazan Bayramı’nın ilk günü fecrin doğuşundan önce dünyaya gelen çocuğun veya yeni Müslüman olan kimselerin de fitrelerinin verilmesi gerekir.

FİTRE VERİRKEN NİYET ETMEK GEREKLİ MİDİR?

Fitre de malî bir ibadet olması yönüyle zekât gibi ancak niyetle ifa edilir. Bundan dolayı fitre verecek kimsenin buna niyet ederek fitresini vermesi gerekir.

FİTRE VERMEK İÇİN AKIL VE BÜLUĞ ŞARTI ARANIR MI?

Fitre için akıl ve buluğ şartı aranmaz. Buna göre zengin olan çocuk ve delinin mallarından onların velisi fitrelerini verir. Eğer veli, zengin çocuğun fitresini ödemezse, çocuk ergenlik çağına girdikten sonra geçmiş yılların fitresini ödemelidir.

KADININ FİTRE VERMESİ GEREKİR Mİ?

Fitre verme mükellefiyeti açısından da kadın ve erkek arasında bir fark yoktur. Dolayısıyla nisap miktarı bir mala sahip olan kadının fitresini vermesi vaciptir. Ancak burada zekâttan farklı bir durum vardır. Fitre vermeyi vacip kılan nisap miktarı malda, zekâtta olduğu gibi artıcı ve çoğalıcı olma şartı aranmadığı gibi üzerinden bir yıl geçmesi de şart değildir.

Buna göre aslî ihtiyaçlarının dışında 85 gr. altın[1] veya bu miktarda herhangi bir mala sahip olarak bayrama giren kimsenin fitre vermesi vacip olur. Kişi nisap miktarı mala bayramdan bir gün önce sahip olmuş olsa bile fitresini vermesi gerekir. Ancak bayramın ilk günü fecrin doğmasından sonra doğan veya Müslüman olan ya da zengin olan kimse için fıtır sadakası vacip olmaz. Diğer üç mezhebe göre fitre vermek için nisab şartı yoktur. Yani bir kadının 85 gr. altını ya da o kadarlık bir malı veya parası olmasa da fitre miktarı verebilecek kadar imkânı varsa fitre vermesi gerekir. Malı nisab miktarına ulaşmayan Hanefîler, verme ahlâkını devam ettirme ve sadakanın büyük sevabını kazanma adına diğer mezheplerin bu hükmünü göz önünde bulundurabilirler. Diğer yandan fakir kadının fitre vermesi vacip olmadığı gibi kocası için de onun fitresini verme mükellefiyeti yoktur. Ancak kocası gönüllü olarak onun fitresini verirse tabii ki bu güzel bir davranış olur.

[1] Heyet, Türkiye Diyanet Vakfı İlmihal, s.442.

FİTRE KİMLERE VERİLİR?

Fıtır sadakasının verileceği yerlerle zekâtın verildiği yerler aynıdır. Bundan dolayı zekât verilmesi caiz olmayan yerlere fitre de verilemez. Buna göre zenginlere, usûl (anne, baba, dedeler, nineler) ve furû (erkek ve kız çocuklar ve torunlar) ile hanıma fitre verilemez.

FİTRE VERMENİN HÜKMÜ NEDİR?

Fitre vermek vaciptir. Mezhebimizde vacibe, amelî farz denmiştir. Yani yapılmasının mecburî olması açısından farz ile vacip arasında bir fark yoktur. Dolayısıyla imkânı olduğu hâlde fitresini vermeyen bir Müslüman günaha girmiş olur ve Allah affetmediği takdirde ahirette bunun cezasını görür. Diğer üç mezhep fıtır sadakasının farz olduğunu söylemişlerdir.

FİTRELER RAMAZANDAN SONRA VERİLEBİLİR Mİ?

Sadaka-i fıtır, Ramazan Bayramı’nın birinci günü tan yerinin ağarmasıyla vacip olmakla birlikte, Ramazan ayı içinde de verilebilir. Hatta fakirlerin bayram ihtiyaçlarını karşılamaları için, bayramdan önce verilmesi daha iyidir. Ancak Bayram sabahına kadar sadaka-i fıtır verilmemiş ise, Bayram günlerinde ödenmesi gerekir. Zamanında ödenmeyip sonraya kalan fitreler ise, mümkün olan ilk fırsatta ödenmelidir.

FİTRE BAYRAM NAMAZINDAN SONRAYA BIRAKILIR MI?

Fitrenin bayramın birinci gününden sonraya bırakılması uygun değildir. Bu-nunla birlikte bayramdan sonraya kalması durumunda fitre mükellefiyeti devam eder ve ilk fırsatta ödenmesi gerekir. Şafiî mezhebine göre, fitreyi bayram gününden sonraya özürsüz olarak geciktirmek haramdır.

ZAMANINDA ÖDENMEYEN FİTRE İÇİN NE YAPILMALIDIR?

Zamanında ödenmeyen fitre yükümlülüğü devam eder. Buna binaen ilk fırsatta fitrenin ödenmesi gerekir.

ORUÇ TUTMAYANLAR DA FİTRE VERMEKLE MÜKELLEF MİDİR?

Fitrenin manası, oruç ibadetini yerine getiren Müslümanların, kendilerini böyle bir ibadeti yapmaya muktedir kıldığı için Yüce Allah’a şükretmeleridir. Ancak fitre vermek için oruç tutmuş olmak şart değildir. Gerek bir mazereti olduğu için oruç tutamayanların, gerekse kasten oruç tutmamış olanların da fitre vermeleri gerekir.

FITIR SADAKASI NEDİR? “BAŞ ZEKÂTI” VE “FİTRE” AYNI ŞEY MİDİR?

Fıtır, “yaratılış, hilkat, orucu açmak” manalarına gelmektedir. Fıtır sadakasına “fitre” de denir. Fıtır sadakası; Ramazan Bayramı’na kavuşan ve temel ihtiyaçlarının dışında nisap miktarı mala sahip olan Müslümanların kendileri ve velâyetleri altındaki kimseler için yerine getirmekle yükümlü oldukları malî bir ibadettir.

Fıtır sadakası vermek Hanefîlere göre vacip, diğer mezheplere göre ise farzdır. Fıtır sadakasına “baş zekâtı” da denmektedir. Bu şekilde denmesinin sebebi onun şahsa bağlı, şahıs başına konmuş malî bir mükellefiyet olmasındandır. Teknik ifadesiyle fıtır sadakasının vacip olmasının sebebi, şahsın Ramazan Bayramı’nın birinci gününe kavuşmasıdır.

Peygamber Efendimiz (aleyhissalâtu vesselâm) birçok hadisi şeriflerinde fıtır sadakası verilmesini emretmiştir. “Abdullah b. Ömer’den rivayet edilen bir hadis-i şerif şöyledir: “Allah Resûlü, fıtır sadakasını köle, erkek, kadın, küçük ve büyüklerin üzerine 1 sâ’ (ölçek) hurma ve 1 sâ’ arpa olmak üzere takdir etmiş ve insanlar bayram namazına çıkmadan önce verilmesini emretmiştir.” (Buhârî, Zekât, 76).

Bu konuda Ebû Saîd el-Hudrî’den gelen bir rivayet de şöyledir: “Biz Peygamber Efendimiz döneminde fitreyi yiyecek maddelerinden 1 sâ’ olarak verirdik. O zaman bizim yiyeceğimiz arpa, kuru üzüm, hurma ve keş (yağı alınmış peynir) idi.” (Buhârî, Zekât, 74).

Başka bir hadiste de şöyle buyurulmuştur: “Vekâ­letiniz altındaki kimselerin fıtır sadakasını verin.” (Beyhakî, Sünen-i Kübrâ, 4/161).

Fıtır sadakası, Cenâb-ı Allah’ın kişiye ve velayeti altındaki kimselere lütfettiği hayat ve vücud nimetine karşı bir şükran olmak üzere dindeki yerini almış bir ibadettir.

Nitekim fıtır sadakasının vacip olması için oruç tutmak şart değildir. Oruç tutamayan veya tutmayanlara da fıtır sadakası vermek vaciptir. Fıtır sadakası, o yılın oruç ibadetini eda edebilen Müslümanların böyle bir ibadeti yapmaya muktedir kıldığı için Yüce Allah’a bir şükür manası da taşır. Aynı zamanda hadis-i şerîfte bildirildiği üzere fıtır sadakası, oruç tutan Müslümanın oruçluya yakışmayan davranışlarla zedelenen ibadetinin eksiklikle-rini tamamlar. Yoksulların bayram sevincine katılmalarını sağlar. (Ebû Dâvûd, Zekât, 17).

Ayrıca fıtır sadakası verilmesinin orucun kabul edilmesine, felaha ermeye, sekerâtü’l mevtten (ölüm anındaki ızdırap) ve kabir azabından kurtulmaya vesile olduğu da söylenilmiştir. Fıtır sadakası zekâttan çok daha geniş bir dairede mükellefler tarafından yerine getirilir. Böylece imkânı olan herkes Allah yolunda bir şeyler vermenin hazzını tatmakta ve toplumdaki muhtaç insanların durumlarını daha yakından görmekte ve anlamaktadır. Diğer taraftan fakir kimselere de onurları korunarak, isteme mecburiyetinde bırakılmadan yardım eli uzatılmış olmaktadır. Böylelikle aynı toplumda yaşayan fertler arasında kardeşlik, dostluk köprülerinden biri daha hem kurulmakta hem de işlerlik kazanmaktadır.

FİTRE, İFTAR OLARAK YANİ FAKİRLERE İFTAR DAĞITMA SEKLİNDE VERİLEBİLİR Mİ?

Fitreye fıtır sadakası da denir. Fıtr sadakasının hükmü, onu gereken yere ödemekten ibarettir. Fıtır sadakasının ödenme yeri zekâtın sarf yerlerinden biri olan Müslüman fakirlerdir. Fıtır sadakası da zekât gibi temlik olunur. Yani, bizzat şahsın eline verilir, mülkiyetine geçirilir. Dolayısıyla yemek bağışlama ile fitre ödenmiş olmaz. (Ni’met-i İslam)

Görüldüğü üzere fitrenin fakire yemek olarak verilmesi mahzurludur. Fitrede fakirin ihtiyacı gözetilir. Fakir için en iyi olan ne ise fitreyi ona göre vermek gerekir. Fitre ya bizzat gıda olarak ya da onun bedeline karşılık para olarak verilir. Hanefîler, fakirlerin ihtiyacını görmesi açısından fitrenin para olarak verilmesini daha münasip görmüşlerdir. [Yukarıdaki bilgiler hikmet.net sitesinden alınmıştır]

***

FİDYE NEDİR? 

Sürekli devam eden bir hastalıktan ya da yaşlılıktan dolayı oruç tutma imkânları olmayan kimselerin, tutmaları gereken her gün için bir fakiri doyurmalarına fidye denmektedir. Kefârette olduğu gibi, fidyede de, hem oruç tutması gereken kimse fidyeyle bu mükellefiyetten kurtulmuş, hem de toplumsal dayanışmanın önemli bir unsurunu teşkil eden fakirleri doyurma meselesi karşılanmış olmaktadır.

Fidye, oruç tutma imkânı kalmamış bulunan, genellikle çok yaşlı veya kalıcı hastalığı bulunan insanların, tutamadıkları her gün için bir fakire vermeleri gereken miktar, yada sabahlı akşamlı onları doyurmaktır.

Fidyenin vücûbu bizzat Kur’anla sabittir:

ﺍَﻳَّﺎﻣًﺎ ﻣَﻌْﺪُﻭﺩَﺍﺕٍ ﻓَﻤَﻦْ ﻛَﺎﻥَ ﻣِﻨْﻜُﻢْ ﻣَﺮِﻳﻀًﺎ ﺍَﻭْ ﻋَﻠٰﻰ ﺳَﻔَﺮٍ ﻓَﻌِﺪَّﺓٌ ﻣِﻦْ ﺍَﻳَّﺎﻡٍ ﺍُﺧَﺮَ ﻭَﻋَﻠَﻰ ﺍﻟَّﺬِﻳﻦَ ﻳُﻄِﻴﻘُﻮﻧَﻪُ ﻓِﺪْﻳَﺔٌ ﻃَﻌَﺎﻡُ ﻣِﺴْﻜِﻴﻦٍ ﻓَﻤَﻦْ ﺗَﻄَﻮَّﻉَ ﺧَﻴْﺮًﺍ ﻓَﻬُﻮَ ﺧَﻴْﺮٌ ﻟَﻪُ ﻭَﺍَﻥْ ﺗَﺼُﻮﻣُﻮﺍ ﺧَﻴْﺮٌ ﻟَﻜُﻢْ ﺍِﻥْ ﻛُﻨْﺘُﻢْ ﺗَﻌْﻠَﻤُﻮﻥَ

Oruç, sayılı ve belli günlerdedir. İçinizden her kim bu günler içinde (onu tutamayacak derecede) hasta olur veya sefere çıkmış bulunursa, tutamadığı oruçlarını başka günlerde tutar. Şu kadar ki, bir daha hiç tutamayacak derecede hasta, yaşlı veya takatsiz olanların (veya öyle intiba verenlerin), oruç başına fidye olarak muhtaç bir fakiri bir gün (iki öğün) doyurmaları (veya karşılığında para vermeleri) gerekir. Kim de hayrına olarak bu miktarı artırır veya bilahare oruca gücü yetecek olur da ayrıca orucu tutarsa, bu onun için daha hayırlıdır. Katlanabileceğiniz hallerde zor da olsa oruç tutmanız hakkınızda daha hayırlıdır, eğer (orucun kadrini) biliyorsanız.  [Bakara Sûresi/184]

Fidye Kimlere Farz?

 Ramazan orucu islâmın beş temel şartından olmakla beraber, ancak buna gücü yetenler için farzdır, acizlere değil. Bu güç yetmeme ve acizlik meselesini de iki bölümde ele almak gerekir:

  • 1. Geçici acizlik: 

Bunlar genellikle, geçici olduğu tahmin edilen bir hastalık veya yolculuk, kadınların gebelik, emziklilik, lohusalık ve hayız halleri gibi sıkıntılı fakat geçici hallerdir. Bunlar sağlıklarına konuştuklarında tutamadıkları oruçları kaza ederler.

  • 2. Sürekli acizlik: 

Bunlar ise, çok yaşlanmış olmaktan dolayı, tekrar oruca karşı güç kazanmaları beklenmeyen kişilerle, iyileşme ümidi bulunmayan hastalardır. Bunlar oruç tutmayabilirler ve Ramazanın her gününün orucuna karşılık bir fidye vermeleri gerekir.  Bir de, ömür boyu oruç tutmayı adamış birisi, yaşlılık veya kalıcı bir hastalığı sebebiyle oruç tutamayacak olsa, yaşadığı her gün için bir fidye vermesi gerekir. Fidye veriyor olmak fitreyi düşürmez. Fidye verenin, ayrıca fitre vermesi de gerekir.

Fidyenin Geçersizliği

Kendisinin güç kazanacağından ümitsiz olup fidye vermiş olan kimse, sonradan iyileşir ve oruç tutmaya güç kazanırsa, fidyenin hükmü kalmaz. Oruç tutması ve geçmiş günleri kaza etmesi gerekir. Kefaret oruçlarında, yani yemin kefareti, katil kefareti, zıhar kefareti, oruç bozma kefareti için tutulması gereken oruçlarda da fidye geçerli olmaz.

Ne Zaman, Kime Verilir

Fidye ramazanın başında verilebileceği gibi, ramazandan sonra da verilebilir. Birçok fakire verilebileceği gibi, bir tek fakire de verilebilir. Otuz günün fidyesi nakit olarak verilebileceği gibi, sabah ve akşam yemek yedirmek sureti ile de ödenebilir.

Ne Kadar Verilir

 Bunun miktarı bir fıtır sadakası kadardır. Aralarındaki fark, fitrede zekât gibi temlik şarttır. Yani bizzat fakire verilmiş olması gerekir. Bunda ise sadece yemek yedirmek de kâfidir. Sabahlı akşamlı, yahut sahurlu akşamlı, fakirlerin doyurulması gibi. Fidye vermesi gereken kimse, onu verme imkânına hiç sahip değilse, Cenab-ı Haktan istiğfar eder, affını talep eder.

Ödeyemeden Ölürse

 Sağlığında üzerine borç kalan fidyeleri ödeyemeden vefat eden kimsenin, malı varsa, bunların ödenmesini vasiyet etmesi gerekir. Eğer geriye bıraktığı mal, fidye borçlarını karşılamayacak derecede ise, hatta o vasiyet etmemiş de olsa, varislerinin bunu yapmaları, mecburiyet olmaksızın bir vefa ve kadirşinaslıktır. Bu da olmuyorsa “devir” yapılır diyenler varsa da, bunun çok sağlam bir yol olduğunu söylemek zordur. Yaşlılığın dışındaki bir özründen dolayı orucunu kaza edemeden vefat etmiş bulunanlar, özürleri sona ermeden vefat etmiş olacaklarından onlara vasiyet vacib olmaz.

Oruç tutmasak da yerine fidye versek olmaz mı?

Bakara suresinin 184. âyetinde anlatıldığı üzere Ramazan ayına giren akıl-bâliğ mümin bir kimseye oruç tutmak farzdır. Ancak Ramazan ayına girdiği halde, oruç tutmasına mani olacak hastalık veya seferi olması gibi bir mazereti varsa bu kimse, tutamadığı günler sayısınca daha sonra bu oruçlarını kaza edecektir. Ancak oruç tutmaya hiçbir şekilde güç yetiremeyecekse, ancak o zaman tutamadığı her bir gün için fidye verir. Öyleyse, oruç için edaya veya kazaya güç yetirebilen bir kimse fidye vererek oruç borcundan kurtulamaz.

Fidye vermesi caiz olanlar, şimdi veya daha sonra oruç tutmaya imkânı olmayan kimselerdir. Bunlar da, çok yaşlılarla, artık iyileşme imkânı kalmayan hastalardır. Yoksa hamilelik, çocuk emzirme, geçici hastalık, yolculuk gibi durumlar oruç tutmamak için birer özürse de, fidye vermek için birer özür değildir. Bu kişiler daha sonra ilk fırsatta oruçlarını kaza etmekle yükümlüdürler. Hatta bir hasta, artık iyileşme imkânı kalmadığına inanarak veya doktorun sözü üzerine oruç tutmasa ve bunun yerine fidye verse, fakat daha sonra iyileşse, verdiği fidyeler ondan oruç borcunu düşürmeyecek ve kazaya kalan oruçlarını tutması gerekecektir.

Ölen birinin oruç borçları için geride kalanlar oruç tutabilir mi?

Ölen bir kimsenin velisi veya başkaları, ölenin kazaya kalmış oruçlarını tutamazlar. Nitekim bir hadis-i şerifte “bir kimsenin başkası yerine oruç tutması, namaz kılması caiz olmaz, lakin velisi ölenin tutamadığı orucunun fidyesini verir.” buyurulmuştur. Dolayısıyla, yapılması gereken, vefat etmiş bir kimse adına oruç tutmak değil onun tutamadığı oruçlarının fidyesini vermektir.

Bir kimse oruç tutmaktan ve aynı zamanda fidye vermekten de aciz olursa üzerinden oruç mükellefiyeti düşer mi?

Oruç tutmaktan aciz olan bir ihtiyar, fidye vermekten de aciz bulunuyorsa, bu imkân (para) eline geçince fidyeleri ödemesi gerekir. Buna da fırsat bulamasa, malından ödenmesi için vasiyet eder.

İstifade edilen Kaynaklar

•ALLAH KELÂMI KUR’ÂN-I KERÎM VE AÇIKLAMALI MEALİ/Ali Ünal

•Kütüb-ü Sitte Hadis Ansiklopedisi

•Bir müslümanın yol haritası ilmihal kitabı

•Soru ve Cevaplarla/ORUÇ/Serdar Güler/Rehber Yayınları

•Soru-Cevaplı/Oruç İlmihâli/Fatih Çimen/Rehber Yayınları

• hikmet.net

Bu yazı 76 kez okundu