Kaside-i Celcelutiye


Hz. Ali’ nin (kv) Celcelûtiyye Duâsı

بِسْمِ اللّٰهِ الرَّحْمَانِ الرَّحِيمِ

بَدَأْتُ بِبِسْمِ اللّٰهِ رُوحِي بِهِ اهْتَدَتْ إِلَى كَشْفِ أَسْرَارٍ بِبَاطِنِهِ انْطَوَتْ ﴿١﴾
Sırların hazinesi olan “Bismillah” ile başlarım. Onun ile o hazineyi keşfederim. (1)

وَصَلَّيْتُ بِالثَّانِي عَلَى خَيْرِ خَلْقِهِ مُحَمَّدٍ مَنْ زَاحَ الضَّلاَلَةَ وَالْغَلَتْ ﴿٢﴾
Ardından mahlukatın en hayırlısı, dalalet ve yanlışlıkların ortadan kaldırıcısı Muhammed’e (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) salat getiririm. (2)

إِلٰهِي لَقَدْ أَقْسَمْتُ بِاسْمِكَ دَاعِياً بِأٰجٍ وَمَاهُوجٍ جَلَتْ فَتَجَلْجَلَتْ ﴿٣﴾
İlahi! Kusursuz olan Allah, Ehad, Bedi’ ve Kadir isimlerini şefaatçi kılıp niyazla senden istiyorum.. (3)

سَأَلْتُكَ بِالاِسْمِ الْمُعَظَّمِ قَدْرُهُ وَيَسِّرْ أُمُورِي يا إِلٰهِي بِصَلْمَهَتْ ﴿٤﴾
Kadri muazzam olan isminin hürmetine senden niyaz ediyorum, Yâ ilahi işlerimi kolaylaştır. (4)

وَيَا حَيُّ يَا قَيُّومُ أَدْعُوكَ رَاجِياً بِأٰجٍ أَيُوجٍ جَلْجَلِيُّوتٍ هَلْهَلَتْ ﴿٥﴾
Yâ Hayy Yâ Kayyum! Allah Ehad, Bedi’ ve Bâsıt isimlerini şefaatçi kılarak sana yalvarıyorum. (5)

بِصَمْصَامٍ طَمْطَامٍ وَيَا خَيْرَ بَازِخٍ بِمِحْرَاثٍ مِهْرَاشٍ بِهِ النَّارُ أُخْمِدَتْ ﴿٦﴾
Ey yaratmanın en yükseğinde bulunan, Sabit ve Cebbar isimlerinin hakkı, uyumaz sıfatın ve ateşleri söndüren Halim isminin hürmetine! (6)

بِأٰجٍ أَهُوجٍ يَا إِلٰهِي مُهَوِّجٍ وَيَا جَلْجَلُوتٍ بِالإِجَابَةِ هَلْهَلَتْ ﴿٧﴾
Ey çabuk imdada koşan Rabbim! Allah, Ehad isimlerinin ve dualara süratle cevap veren Bedi’ ismin hürmetine sana yalvarıyorum. (7)

لِيُحْيِي حَيَاةَ الْقَلْبِ مِنْ دَنَسٍ بِهِ بِقَيُّومٍ قَامَ السِّرُّ فِيهِ وَأَشْرَقَتْ ﴿٨﴾
Kayyum ismin hürmetine, kalbimi kirlerinden temizleyerek ihya et. Ona senin sırrın yerleşip ışık saçsın. (8)

عَلَيَّ ضِيَاءٌ مِنْ بَوَارِقِ نُورِهِ فَلاَحَ عَلَى وَجْهِي سَنَآءٌ وَأَبْرَقَتْ ﴿٩﴾
O sırrın nurunun parıltılarından üzerimde bir aydınlık bulunsun. Böylece yüzümde bir ışık zuhur edip parlasın. (9)

وَصُبَّ عَلَى قَلْبِي شَئَابِيبُ رَحْمَةٍ بِحِكْمَةِ مَوْلاَنَا الْكَرِيمِ فَأَنْطَقَتْ ﴿١٠﴾
Kalbime rahmet sağanakları dökülsün de onu kerim olan mevlamızın hikmet incileriyle dile getirsin. (10)

أَحَاطَتْ بِيَ الأَنْوَارُ مِنْ كُلِّ جَانِبٍ وَهَيْبَةُ مَوْلاَنَا الْعَظِيمِ بِنَا عَلَتْ ﴿١١﴾
Her yandan beni nurlar kuşatsın da büyük mevlamızın heybeti bizi kaplasın. (11)

فَسُبْحَانَكَ اللَّهُمَّ يَا خَيْرَ خَالِقٍ وَيَا خَيْرَ خَلاَّقٍ وَأَكْرَمَ مَنْ بَغَتْ ﴿١٢﴾
Seni tesbih ederim, ey yaratma ve yoktan var etme mertebesinin en yükseğinde bulunan ve ölüleri en kerîmâne dirilten Allahım! (12)

فَبَلِّغْنِي قَصْدِي وَكُلَّ مَئَارِبِي بِحَقِّ حُرُوفٍ بِالْهِجَاءِ تَجَمَّعَتْ ﴿١٣﴾
Bir araya getirilmiş hecâ harflerinin hakkı için beni maksadıma ve her türlü ihtiyaçlarıma erdir. (13)

بِسِرِّ حُرُوفٍ أُودِعَتْ فِي عَزِيمَتِي بِنُورِ سَنَاءِ الاِسْمِ وَالرُّوحِ قَدْ عَلَتْ ﴿١٤﴾
Yüce ismi azamın ve Kuranın her tarafı kuşatan nuruyla irademe yerleştirilen harflerin sırrı hürmetine. (14)

أَفِضْ لِي مِنَ الْأَنْوَارِ فَيْضَةَ مُشْرِقٍ عَلَيَّ وَأَحْيِ مَيْتَ قَلْبِي بِطَيْطَغَتْ ﴿١٥﴾
Nurlardan üzerime ışık saçacak bir feyiz akıt ve ismi Hakîminle kalbimin cansızlığını ihya eyle. (15)

أَلاَ وَأَلْبِسْنِي هَيْبَةً وَجَلاَلَةً وَكُفَّ يَدَ اْلأَعْدَاءِ عَنِّي بِعَلْمَهَتْ ﴿١٦﴾
Ne olur ismi Cebbar’ın ile bana bir heybet ve celal giydir ve düşmanlarımın ellerini benden çektir. (16)

أَلاَ وَاحْجُبَنِّيِ مِنْ عَدُوٍّ وَحَاسِدٍ بِحَقِّ شَمَاخٍ أَشْمَخٍ سَلَّمَتْ سَمَتْ ﴿١٧﴾
Kadri yüce, Selam, Aziz ve Celil isimlerinin hürmetine beni her türlü düşman ve hasetçiden koru. (17)

بِنُورِ جَلاَلٍ بَازِخٍ وَشَرَنْطَخٍ بِقُدُّوسِ بَرْكُوتٍ بِهِ الظُّلْمَةُ انْجَلَتْ ﴿١٨﴾
Bunu Celal, Rauf, Münezzeh, Kuddüs ve kendisiyle karanlıkların dağıldığı Rahim isimlerinin nuruyla lütfet. (18)

أَلاَ وَاقْضِ يَا رَبَّاهُ بِالنُّورِ حَاجَتِي بِنُورِ أَشْمَخٍ جَلْياً سَرِيعاً قَدِ انْقَضَتْ ﴿١٩﴾
Ey Rabbim, o nur ile ihtiyaçlarımı gider. Selâm ve Hayy isminle hacetimi süratle yerine getir. (19)

بِيَاهٍ وَيَايُوهٍ نَمُوهٍ أَصَالِيًا وَيَا عَالِياً يَسِّرْ أُمُورِي بِصَيْصَلَتْ ﴿٢٠﴾
 Ma’bud, Hu, Samed ve Şehid isimlerinin hürmetine ey Yüce! Kafi isminle işlerimi kolaylaştır. (20)

وَامْنَحْنِي يَا ذَا الْجَلاَلِ كَرَامَةً بِأَسْرَارِ عِلْمٍ يَا حَلِيمُ بِكَ انْجَلَتْ ﴿٢١﴾
21. Ey celal sahibi ve ey Halim! Senin yardımınla açılacak bir ilmin sırlarıyla bana bir ikram lütfeyle.

وَخَلِّصْنِي مِنْ كُلِّ هَوْلٍ وَشِدَّةٍ بِنَصِّ حَكِيمٍ قَاطِعِ السِّرِّ اَسْبَلَتْ ﴿٢٢﴾
22. Sırları kesin ve inkişaf etmiş Kuranı Hakîm’in nurâni ve açık ifadeleriyle beni her türlü korku ve sıkıntıdan kurtar.

وَاحْرُسْنِي يَا ذَا الْجَلاَلِ بِكَافِ (كُنْ) اَيَا جَابِرَ الْقَلْبِ الْكَسِيرِ مِنَ الْخَبَتْ ﴿٢٣﴾
23. Ey celâl sahibi ve ey kırık gönülleri üzüntüden kurtarıp saran. Kün’ün “Kef”i hürmetine beni koru.

وَسَلِّمْ بِبَحْرٍ وَاَعْطِنِي خَيْرَ بَرِّهَا فَأَنْتَ مَلاَذِي وَالْكُرُوبُ بِكَ انْجَلَتْ ﴿٢٤﴾
24. Tehlikeler deryasında beni güvende kıl ve hayırlı bir sahiline çıkmayı nasib eyle. Sensin benim sığınağım. Sıkıntılar ancak seninle ortadan kalkar.

وَصُبَّ عَلَيَّ الرِّزْقَ صَبَّةَ رَحْمَةٍ فَأَنْتَ رَجَاءُ الْعَالَمِينَ وَلَوْ طَغَتْ ﴿٢٥﴾
25. Rahmet olan yağmurun sağanağı gibi üzerime rızık yağdır. Her ne kadar günahta aşırı gitseler de alemlerin ümidi yalnız sensin.

وَأَصْمِمْ وَأَبْكِمْ ثُمَّ أَعْمِ عَدُوَّنَا وَأَخْرِسْهُمْ يَا ذَا الْجَلاَلِ بِحَوْسَمَتْ ﴿٢٦﴾
26. Ey celal sahibi! Basîr isminin hürmetine düşmanlarımızı sağır dilsiz, kör ve konuşamaz eyle.

وَفِي حَوْسَمٍ مَعْ دَوْسَمٍ وَبَرَاسِمٍ تَحَصَّنْتُ بِاْلاِسْمِ الْعَظِيمِ مِنَ الْغَلَتْ ﴿٢٧﴾
27. Alim ve Ğani isimlerinle beraber Sabûr isminin kalasına sığınarak yanlışlıktan korunurum.

وَأَلِّفْ قُلُوبَ الْعَالَمِينَ جَمِيعَهَا عَلَيَّ (وَعَلَى خِدْمَتِنَا) وَأَعْطِنِي الْقَبُولَ بِشَلْمَهَتْ ﴿٢٨﴾
28. Baştan başa bütün mahlukatın gönüllerini bana lütufla çevir ve Fettah isminle bana makbûliyet elbisesi giydir.

وَيَسِّرْ أُمُورِي يَا إِلٰهِي وَأَعْطِنِي مِنَ الْعِزِّ وَالْعُلْيَا بِشَمْخٍ وَأَشْمَخَتْ ﴿٢٩﴾
29. Yâ ilahi! Selam ismin hürmetine işlerimizi kolaylaştır ve bize izzet ve yücelik ver.

وَأَسْبِلْ عَلَيْنَا السَّتْرَ وَاشْفِ قُلُوبَنَا فَأَنْتَ شِفَاءٌ لِلْقُلُوبِ مِنَ الْغَثَتْ ﴿٣٠﴾
30. Üzerimize af örtüsünü ger ve kalplerimize şifa ver. Kalpleri temizleyip şifaya kavuşturan yalnız sensin.

وَبَارِكْ لَنَا اللّٰهُمَّ فِي جَمِيعِ كَسْبِنَا وَحُلَّ عُقُودَ الْعُسْرِ بِيَايُوهٍ اِرْتَحَتْ ﴿٣١﴾
31. Allahım! Hû ismin hürmetine bütün rızkımızda bize bereket ihsan eyle ve güçlük düğümlerini çöz de rahatlayalım.

بِيَاهٍ وَيَايُوهٍ وَيَا خَيْرَ بَازِخٍ وَيَا مَنْ لَنَا اْلأَرْزَاقُ مِنْ جُودِهِ نَمَتْ ﴿٣٢﴾
32. Ey gerçek mabud yâ Hu ve yâ Hayra’l-Halikîn! Ve ey bizim için rızıklar onun cömertliğinden coşup gelen..

نَرُدُّ بِكَ اْلأَعْدَاءَ مِنْ كُلِّ وِجْهَةٍ وَبِاْلاِسْمِ تَرْمِيهِمْ مِنَ الْبُعْدِ بِالشَّتَتْ ﴿٣٣﴾
33. Her yönden gelen düşmanı senin yardımınla def ederiz. Sen de isminle onlara uzaktan atar ve onları dağıtırsın.

وَاخْذُلْهُمْ يَا ذَا الْجَلاَلِ بِفَضْلِ مَنْ إِلَيْهِ سَعَتْ ضَبُّ الْفَلاَةِ وَقَدْ شَكَتْ ﴿٣٤﴾
34. Ey Celal sahibi! Çöl kelerinin yanına koşarak gelip şikayetini arzettiği Zat’ın hürmetine onları yüzüstü ve yardımsız terket.

فَأَنْتَ رَجَائِي يَا إِلٰهِي وَسَيِّدِي فَفُلَّ لَمِيمَ الْجَيْشِ إِنْ رَامَ بِي عَبَتْ ﴿٣٥﴾
Yâ ilahi benim ümidim ve seyyidim yalnız sensin. Beni tahkir etmek isteyen ordunun düzenini dağıt.

وَكُفَّ جَمِيعَ الْمُضِرِّينَ كَيْدَهُمْ وَعَنِّي بِإِقْسَامِكَ حَتْماً وَمَا حَوَتْ ﴿٣٦﴾
36. Kesin yeminlerin muhtevaları hürmetine, bütün zararlıların tuzaklarını benden defet.

فَيَا خَيْرَ مَسْؤُولٍ وَأَكْرَمَ مَنْ أَعْطَى وَيَا خَيْرَ مَأْمُولٍ إِلَى اُمَّةٍ خَلَتْ ﴿٣٧﴾
37. Ey eski ümmetlerden beri kendisinden dilekte bulunulanların en hayırlısı, ihsanda bulunanların en kerimi ve ümit kapılarının en değerlisi.

أَقِدْ كَوْكَبِي بِالاِسْمِ نُوراً وَبَهْجَةً مَدَى الدَّهْرِ وَالأَيَّامِ يَا نُورُ جَلْجَلَتْ ﴿٣٨﴾
38. Ey gizliliklere ismiyle nüfuz eden Nur! İsminle yıldızımı çağlar ve asırlar boyu nurlu kıl ve parlamaya devam ettir!

بِأٰجٍ أَهُوجٍ جَلْمَهُوجٍ جَلاَلَةٍ جَلِيلٍ جَلْجَلِيُّوتٍ جَمَاهٍ تَمَهْرَجَتْ ﴿٣٩﴾
39. Ey Ehad, Bedi, Aziz ve Celil olan Allah’ım Sen’in bütün güzel isimlerin sonsuz haşmet ve azametiyle sürekli parlamaktadır.

بِتَعْدَادِ اَبْرُومٍ وَسِمْرَازِ أَبْرَمٍ وَبَهْرَةِ تَبْرِيزٍ وَأُمٍّ تَبَرَّكَتْ ﴿٤٠﴾
40. Ey Evvel ve Ahir olan Allah’ım bütün mahlukatın arzu ve ihtiyaçlarına cevap veren güzel isimlerini anarak onların bereketine sığınıyorum.

تُقَادُ سِرَاجُ النُّورِ سِرّاً بَيَانَةً تُقَادُ سِرَاجُ السُّرْجِ سِرّاً تَنَوَّرَتْ ﴿٤١﴾
41. Nurun kandili gizli fakat açık bir biçimde tutuşturulur. Kandiller kandili gizli olarak nurlanır.

بِنُورِ جَلاَلٍ بَازِخٍ وَشَرَنْطَخٍ بِقُدُّوسِ بَرْكُوتٍ بِهِ النَّارُ أُخْمِدَتْ ﴿٤٢﴾
42. İzzet, azamet, celal ve kibriya sahibi münezzeh ve mukaddes olan zatı rahimin nuruyla küfrün ateşi söndürülür.

بِيَاهٍ وَيَايُوهٍ نُمُوهٍ أَصَالِيَاً بِطَمْطَامِ مِهْرَاشٍ لِنَارِ الْعِدَا سَمَتْ ﴿٤٣﴾
43. Ma’bud u Bi’l-Hak, Hu, Samed, Zu’l-Batş, Cebbar ve Halîm olan zatın yardımıyla düşmanlarının ateşini bastıracak.

بِهَالٍ اَهِيلٍ شَلْعٍ شَلْعُوبٍ شَالِعٍ طَهِيٍّ طَهُوبٍ طَيْطَهُوبٍ طَيَطَّهَتْ ﴿٤٤﴾
44. Gerçek Ma’bud, Hak olan ve hakkı gerçekleştiren Cemil, Vedûd ve Mucîb olan zatın yardımıyla insanlara kendini sevdirecektir.

أَنُوخٍ بِيَمْلُوخٍ وَاَبْرُوخٍ أُقْسِمَتْ بِتَمْلِيخِ آيَاتٍ شَمُوخٍ تَشَمَّخَتْ ﴿٤٥﴾
45. Ey Kayyum ve Vekil olan ve bütün ayetlerinin hikmetlerini yalnız kendisi bilen Allah’ım Hannân isminin hürmetine dualarımızı kabul et.

أَبَاذِيخَ بَيْذُوخٍ وَذَيْمُوخٍ بَعْدَهَا خَمَارُوخٍ يَشْرُوخٍ بِشَرْخٍ تَشَمَّخَتْ ﴿٤٦﴾
46. Ey bütün sırlara vakıf olan Allah’ım! Mübdi ve Müîd isimlerinin hürmetine bize şefkat ve merhametinle muamele et.

بِبَلْخٍ وَسِمْيَانٍ وَبَازُوخٍ بَعْدَهَا بِذَيْمُوخٍ أَشْمُوخٍ بِهِ الْكَوْنُ عُمِّرَتْ ﴿٤٧﴾
47. Her hak sahibinin hakkını layıkıyla veren, her varlığın ihtiyacını adaletle gideren Adl. Ve haklıyı haksızdan ayıran, hüküm sahibi Hakem isimlerinin tecellisiyle dünya tahripten kurtulur ve tamir edilir.

بِشَلْمَخَتٍ اقْبَلْ دُعَائِي وَكُنْ مَعِي وَكُنْ لِي مِنَ الأَعْدَاءِ حَسْبِي فَقَدْ بَغَتْ ﴿٤٨﴾
48. Hak isminin hürmetine duamı kabul et, benim yanımda ol, düşmanlarıma karşı bana kafi gel. Çünkü artık onlar çok ileri gittiler.

فَيَا شَمْخَثَا يَا شَمْخَثَا أَنْتَ شَمْلَخَا وَيَا عَيْطَلاَ هَطْلُ الرِّيَاحِ تَخَلْخَلَتْ ﴿٤٩﴾
49. Ey Rab, ey Rahman! sen hak ma’budsun. Ey kuvvetli yardımcım! Şiddetli fırtınalar peşpeşe kopmaktadır.

بِكَ الْحَوْلُ وَالصَّوْلُ الشَّدِيدُ لِمَنْ أَتَى لِبَابِ جَنَابِكَ وَالْتَجَى ظُلْمَةُ انْجَلَتْ ﴿٥٠﴾
50. Korunmak ve düşmana şiddetli hücum gerçekleştirmek ancak senin yardımınladır. Senin yüce kapına sığınanın karanlığı dağılır.

بِطٰهٰ وَيٰسۤ وَطٰـۤس كُنْ لَنَا بِطٰسۤـمۤ لِلسَّعَادَةِ أَقْبَلَتْ ﴿٥١﴾
51. Tâhâ, Yâsin, Tâsîn (Neml), ve Tâsîn-mîm (Kasas) ile bize yönelip gelen bir saadete ermek için bizim yardımcımız ol.

وَكَافٍ وَهَا يَاءٍ وَعَيْنٍ وَصَادِهَا كِفَايَتُنَا مِنْ كُلِّ عَيْنٍ بِنَا حَوَتْ ﴿٥٢﴾
52. Kaf ha yâ ayn sad (Meryem) ile, bizi dört bir yandan kuşatan kem gözlere karşı korunuruz ve bu bize yeter.

بِحَامِيمَ عَيْنٍ ثُمَّ سِينٍ وَقَافِهَا حِمَايَتُنَا مِنْ كُلِّ سُوءٍ بِشَلْمَهَتْ ﴿٥٣﴾
53. Ha mim ayn sin kaf (Şura) tüm kötülüklerden bizi koruyan sığınağımız olsun.

بِقَافٍ وَنُونٍ ثُمَّ حَامِيمٍ بَعْدَهَا وَفِي سُورَةِ الدُّخَانِ سِرّاً قَدْ أُحْكِمَتْ ﴿٥٤﴾
54. Kaf, nun, ve ha mim ile bu himayeyi gerçekleştir. Ve bir de Duhan suresiyle ki; onda muhkem kılınmış bir sır vardır.

بِأَلِفٍ وَلاَمٍ وَالنِّسَاءِ وَعُقُودِهَا وَفِي سُورَةِ الأَنْعَامِ وَالنُّورِ نُوِّرَتْ ﴿٥٥﴾
55. Elif lam ile Nisa, Maide, En’am ve nurlu kılınmış Nur sureleri hurmetine.

وَأَلِفٍ وَلاَمٍ ثُمَّ رَاءٍ بِسِرِّهَا عَلَوْتُ بِنُورِ اْلاِسْمِ مِنْ كُلِّ مَا جَنَتْ ﴿٥٦﴾
56. Elif lam ra sırrı ve isminin nuruyla, işlediğim her günahtan vazgeçerek yükseldim.

وَأَلِفٍ وَلاَمٍ ثُمَّ مِيمٍ وَرَائِهَا إِلَى مَجْمَعِ الْأَرْوَاحِ وَالرُّوحِ قَدْ عَلَتْ ﴿٥٧﴾
57. Elif lam mim ra ile yüce olan ruhaniler ve melekler meclisine yükseldim.

بِسِرِّ حَوَامِيمِ الْكِتَابِ جَمِيعِهَا عَلَيْكَ بِفَضْلِ النُّورِ يَا نُورُ أُقْسِمَتْ ﴿٥٨﴾
58. Kuran-i Hakim’de Hâ Mim’lerin sırrı hürmetine, beni her türlü nurun kaynağı olan Nur isminin fazlına ve tecellisine mahzar eyle.

بِعَمَّ عَبَسَ وَالنَّازِعَاتِ وَطَارِقٍ وَفِي “وَالسَّمَاءِ ذَاتِ الْبُرُوجِ” وَزُلْزِلَتْ ﴿٥٩﴾
59. Amme, Abese, Naziat, Tarık, Vessemai zatil burûci ve Zilzal sureleri hurmetine,

بِحَقِّ تَبَارَكَ ثُمَّ نُونٍ وَسَائِلٍ وَفِي سُورَةِ التَّهْمِيزِ وَالشَّمْسِ كُوِّرَتْ ﴿٦٠﴾
60. Tebareke, Nun, Seele Sâilun, Tehmiz (Hümeze), İzeşşemsu kuvvirat sureleri hakkı için!

وَبِالذَّارِيَاتِ الذَّرِّ “وَالنَّجْمِ إِذَا هَوَى” وَبِـ”اقْتَرَبَتْ” لِيَ الْأُمُورُ تَقَرَّبَتْ ﴿٦١﴾
61. Zariyat, Necm ve Kamer sureleri hürmetine işlerim bana kolaylaşsın.

وَفِي سُوَرِ الْقُرْأٰنِ حِزْبًا وَأٰيَةً عَدَدَ مَا قَرَأَ الْقَارِي وَمَا قَدْ تَنَزَّلَتْ ﴿٦٢﴾
62. Hizb hizb, ayet ayet, okuyucuların okudukları ve inmiş olanlar adedince Kur’an sureleri hakkı için!

فَأَسْأَلُكَ يَا مَوْلاَيَ بِفَضْلِكَ الَّذِي عَلَى كُلِّ مَا أَنْزَلْتَ كُتُبًا تَفَضَّلَتْ ﴿٦٣﴾
63. Ey Mevlam! Kendisine kitap indirdiğin her peygambere ihsanda bulunan fazlını diliyorum.

بِأٰهِيًّا شَرَاهِيّاً أَذُونَايِ صَبْوَةٍ أَصْبَاوُثٍ أٰلِ شَدَّايَ أَقْسَمْتُ بِطَيْطَغَتْ ﴿٦٤﴾
64. Ey Hayy ve Kayyum olan Allah’ım Sen’in her şeye gücü yeten ve kudretiyle bütün varlık alemini kuşatan Kadîr ve Cebbâr isimlerinin üzerine kasem ve yemin ederek sana yalvarıyorum.

بِسِرِّ بُدُوحٍ أَجْهَزَطٍ بِطَدٍ زَهِجٍ بِوَاحِ الْوَحَا بِالْفَتْحِ وَالنَّصْرِ أَسْرَعَتْ ﴿٦٥﴾
65. Ey Allâmü’l-Ğuyûb olan Allah’ım Fetih kapılarını ve gayb alemlerinin sırlarını açan Fettâh isminin nuruyla ve Sen’in inayetinle fetihler nasip olur.

بِنُورِ فَجَشٍ مَعَ ثَظْخَزٍ يَا سَيِّدِي وَبِالْآيَةِ الْكُبْرَى آمِنِّى مِنَ الْفَجَتْ ﴿٦٦﴾
66. Ya Seyyid’im Varlık ve birliğini güçlü delillerle ispat eden Ayetü’l Kübra’daki hakikatlerin nuruyla beni her türlü felaket ve tehlikelerden emin kıl.

بِحَقِّ فَقَجٍ مَعَ مَخْمَتٍ يَا إِلٰهَنَا بِأَسْمَائِكَ الْحُسْنَى أَجِرْنِي مِنَ الشَّتَتْ ﴿٦٧﴾
67. Ey İlah’ımız Fettâh ve Rezzâk isimlerinin hürmetine ve Esma-i Hüsnâ diye tarif edilen bütün güzel isimlerinin hakkı için beni dağınıklık ve perişaniyetten kurtar.

حُرُوفٌ لِبَهْرَامٍ عَلَتْ وَتَشَامَخَتْ وَاسْمُ عَصَا مُوسَى بِهِ الظُّلْمَةُ انْجَلَتْ ﴿٦٨﴾
68. O harfler Merih yıldızı gibi yüksek ve âlidir. Asâyı Mûsa ismiyle karanlıklar dağılır.

تَوَسَّلْتُ يَا رَبِّ إِلَيْكَ بِسِرِّهَا تَوَسُّلَ ذِي ذُلٍّ بِهِ النَّاسُ اهْتَدَتْ ﴿٦٩﴾
69. Bunların sırrıyla sana vesile ediyorum. Bu insanların onunla hidayete erdiği mütevazi birinin tevessülü gibi olsun.

حُرُوفٌ بِمَعْنَاهَا لَهَا الْفَضْلُ شُرِّفَتْ مَدَى الدَّهْرِ وَالأَيَّامِ يَا رَبِّ انْحَنَتْ ﴿٧٠﴾
70. Ey merhametli Rabbim! Bunlar öyle harflerdir ki, manaları sebebiyle çağlar boyu üstünlük kendilerine bahşedilmiş ve yüceltilmişlerdir.

دَعَوْتُكَ يَا اَللّٰهُ حَقًّا وَإِنَّنِي تَوَسَّلْتُ بِالآيَاتِ جَمْعاً بِمَا حَوَتْ ﴿٧١﴾
71. Ey Allahım! Gerçekten bütün ayetler ve ihtiva ettikleriyle sana tevessülde bulunarak yalvardım.

فَتِلْكَ حُرُوفُ النُّورِ فَاجْمَعْ خَوَاصَّهَا وَحَقِّقْ مَعَانِيهَا بِهَا الْخَيْرُ تُمِّمَتْ ﴿٧٢﴾
72. İşte o nur harflerinin havasını bende topla, Her türlü hayrın sayelerinde tamamlandığı manalarını gerçekleştir.

وَأَحْضِرْنِي عَوْنًا خَدِيمًا مُسَخَّرًا طُهَيْمَفَيَائِيلُ بِهِ الْكُرْبَةُ انْجَلَتْ ﴿٧٣﴾
73. Bana itaat eden yardımcı bir hizmetçi gönder. Onunla sıkıntım ortadan kalksın.

فَسَخِّرْ لِي فِيهَا خَدِيماً يُطِيعُنِي بِفَضْلِ حُرُوفِ أُمِّ الْكِتَابِ وَمَا تَلَتْ ﴿٧٤﴾
74. Ümmü’l-Kitab ve onu takip edenler hürmetine bu konuda bana itaat edecek bir hizmetçi musahhar kıl.

وَأَسْأَلُكَ يَا مَوْلاَيَ فِي اسْمِكَ الَّذِي بِهِ إِذَا دُعِيَ جَمْعُ الأُمُورِ تَيَسَّرَتْ ﴿٧٥﴾
75. Ey Mevlam! Kendisiyle çağrıldığında bütün işlerin kolaylaştığı isminle sana yalvarıyorum.

إِلٰهِي فَارْحَمْ ضَعْفِي وَاغْفِرْ لِي زَلَّتِي بِمَا قَدْ دَعَتْكَ الأَنْبِيَاءُ وَتَوَسَّلَتْ ﴿٧٦﴾
76. İlahi! Peygamberlerin sana yaklaşmak için vesile ettikleri şeyler hürmetine zayıflığıma merhamet et. Günahlarımı ve kaymalarımı bağışla.

أَيَا خَالِقِي يَا سَيِّدِي اِقْضِ حَاجَتِي إِلَيْكَ أُمُورِي يَا إِلٰهِي تَسَلَّمَتْ ﴿٧٧﴾
77. Ey yaratıcım ve seyyidim! İhtiyacımı yerine getir! İşlerim sana havaledir.

تَوَسَّلْتُ يَا رَبِّ إِلَيْكَ بِأَحْمَدَا وَأَسْمَائِكَ الْحُسْنَى الَّتِي هِيَ جُمِّعَتْ ﴿٧٨﴾
78. Yâ Rabbi! Ahmed’i (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) ve burada cem’ edilen güzel isimlerini şefaatçi kılarak senden niyaz ediyorum.

فَجُدْ وَاعْفُ وَاصْفَحْ يَا إِلٰهِي بِتَوْبَةٍ عَلَى عَبْدِكَ الْمِسْكِينِ مِنْ نَظْرَةٍ عَبَتْ ﴿٧٩﴾
79. Yâ İlahi! Yersiz bir bakışa kadar tüm hatalarımdan tevbe etmeyi şu miskin kuluna lütfeyle ve hatasından geç.

وَوَفِّقْنِي لِلْخَيْرِ وَالصِّدْقِ وَالتُّقَى وَأَسْكِنَنِّي الْفِرْدَوْسَ مَعَ فِرْقَةٍ عَلَتْ ﴿٨٠﴾
80. Beni hayır ihlas ve takvaya muvaffak kıl ve yüce toplulukla birlikte beni firdevs cennetine yerleştir.

وَكُنْ بِي رَؤُفاً فِي حَيَاتِي وَبَعْدَمَا أَمُوتُ وَأَلْقَى ظُلْمَةَ الْقَبْرِ انْجَلَتْ ﴿٨١﴾
81. Hayatımda da, ölüp kabrin karanlığına vardığımda da bana merhametli ol ve böylece o karanlık nura açılsın.

وَفِي الْحَشْرِ بَيِّضْ يَا إِلٰهِي صَحِيفَتِي وَثَقِّلْ مَوَازِينِي بِلُطْفِكَ إِنْ خَفَّتْ ﴿٨٢﴾
82. Yâ İlahi, ne olur mahşerde amel sahifemi lütfunla ak eyle! Eğer hafif gelecek olursa sevap terazimi ağırlaştır.

وَجَوِّزْنِي حَدَّ الصِّرَاطِ مُهَرْوِلًا وَاحْمِنِي مِنْ حَرِّ نَارٍ وَمَا حَوَتْ ﴿٨٣﴾
83. Beni keskin sırat köprüsünden koşarak geçir ve o büyük cehennem ateşinden ve içindekilerden koru.

وَسَامِحْنِي مِنْ كُلِّ ذَنْبٍ جَنَيْتُهُ وَاغْفِرْ خَطِيئَاتِي الْعِظَامَ وَإِنْ عَلَتْ ﴿٨٤﴾
84. İşlediğim her günahtan dolayı beni affet. Çok da olsa büyük günahlarımı bağışla.

فَيَا حَامِلَ الاِسْمِ الَّذِي جَلَّ قَدْرُهُ تَوَقَّى بِهِ كُلَّ اْلأُمُورِ تَسَلَّمَتْ ﴿٨٥﴾
85. Ey kadri yüce ismi taşıyan! Bütün tehlikeli işlerden kurtuldun ve selamete erdin!

فَقَاتِلْ وَلاَ تَخْشَ وَحَارِبْ وَلاَ تَخَفْ وَدُسْ كُلَّ أَرْضٍ بِالْوُحُوشْ تَعَمَّرَتْ ﴿٨٦﴾
86. Öldür, korkma! Harbet, çekinme! Vahşi ve yırtıcı hayvanlarla dolu her yere gir!

وَأَقْبِلْ وَلاَ تَهْرَبْ وَخَاصِمْ مَنْ تَشَاءُ وَلاَ تَخْشَ بَأْسًا لِلْمُلُوكِ وَلَوْ حَوَتْ ﴿٨٧﴾
87. Saldır, kaçma! Dilediğin düşmanla mücadele et! Dört bir yanını kuşatmış olsa da hiç bir melikin gücünden korkma!

فَلاَ حَيَّةٌ تَخْشَى وَلاَ عَقْرَبٌ تَرَى وَلاَ أَسَدٌ يَأْتِي إِلَيْكَ بِهَمْهَمَتْ ﴿٨٨﴾
88. Ne bir yılandan korkarsın, ne de bir akrep görürsün. Ne de bir aslan gürleyerek sana gelir!

وَلاَ تَخْشَ مِنْ سَيْفٍ وَلاَ طَعْنَ خَنْجَرٍ وَلاَ تَخْشَ مِنْ رُمْحٍ وَلاَ شَرٍّ أَسْهَمَتْ ﴿٨٩﴾
89. Ne bir kılıçtan, ne bir hançerin yaralamasından, ne bir mızraktan ve ne ortalığı almış şerden korkma!

جَزَا مَنْ قَرَأَ هَذَا شَفَاعَةُ أَحْمَدٍ وَيُحْشَرُ فِي الْجَنَّاتِ مَعَ حُورٍ صُفِّفَتْ ﴿٩٠﴾
90. Bunu okuyanın mükafatı, Ahmed’in (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) şefaatidir. Saf saf dizilmiş hurilerle cennete toplanır.

وَاعْلَمْ بِأَنَّ الْمُصْطَفَى خَيْرُ مُرْسَلٍ وَأَفْضَلُ خَلْقِ اللّٰهِِ مَنْ قَدْ تَفَرَّقَتْ ﴿٩١﴾
91. Bil ki Mustafa (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) en üstün peygamberdir. Allah’ın yeryüzüne yayılmış kullarının en faziletlisidir.

وَصَدِّرْ بِهِ مِنْ جَاهِهِ كُلَّ حَاجَةٍ وَسَلْهُ لِكَيْ تَنْجُو مِنَ الْجَورِ وَالطَّغَتْ ﴿٩٢﴾
92. Yüce şanından dolayı her dileğinin başında onu an. Onu şefaatçi et ki zulüm ve tecavüzden kurtulasın.

وَصَلِّ إِلٰهِي كُلَّ يَوْمٍ وَسَاعَةٍ عَلَى الْمُصْطَفَى الْمُخْتَارِ مَا نَسْمَةٌ سَمَتْ ﴿٩٣﴾
93. Yâ ilahi! Her gün, her an ve bir rüzgar kıpırdadıkça o seçkin Mustafa’ya (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) salât eyle.

وَصَلِّ عَلَى الْمُخْتَارِ وَاْلآلِ كُلِّهِمْ كَعَدِّ نَبَاتِ الأَرْضِ وَالرِّيحِ مَا سَرَتْ ﴿٩٤﴾
94. O seçilmişe ve bütün âline yeryüzünün bitkileri ve kıyamete kadar esen rüzgar adedince salat eyle.

وَصَلِّ صَلاَةً تَمْلَأُ اْلأَرْضَ وَالسَّمَاءَ كَوَبْلِ غَمَامٍ مَعَ رُعُودٍ تَجَلْجَلَتْ ﴿٩٥﴾
95. Parıldayan şimşeklerle birlikte bulutlardan dökülen yağmurlar adedince ve yeri göğü dolduracak kadar salât eyle.

فَيَكْفِيكَ أَنَّ اللّٰهَ صَلَّى بِنَفْسِهِ وَأَمْلاَكُهُ صَلَّتْ عَلَيْهِ وَسَلَّمَتْ ﴿٩٦﴾
96. Bizzat Allah’ın ve meleklerinin ona salât ve selâm getirmesi sana yeter.

وَسَلِّمْ عَلَيْهِ دَائِمًا مُتَوَسِّلًا مَدَى الدَّهْرِ وَالْأَيَّامِ مَا شَمْسٌ أَشْرَقَتْ ﴿٩٧﴾
97. Yıllar ve günler sürdükçe ve güneş ışık saçmaya devam ettikçe, sürekli olarak ona selâm et..

وَسَلِّمْ عَلَى الْأَطْهَارِ مِنْ آلِ هَاشِمٍ عَدَدَ مَا حَجَّ الْحَجِيجُ وَسَلَّمَتْ ﴿٩٨﴾
98. Âl-i Hâşimden o pâklara, hacılar kabeyi ziyaret edip onu selamlamaları adedince selam eyle!

وَارْضَ يَا إِلٰهِي عَنْ أَبِي بَكْرٍ مَعَ عُمَرَ وَارْضَ عَلَى عُثْمَانَ مَعَ حَيْدَرِ الثَّبَتْ ﴿٩٩﴾
99. Yâ ilahi! Ebû Bekir ve Ömer’den, Osman ve Haydar’dan da razı ol.

كَذَا الْآلُ وَالْأَصْحَابُ جَمْعًا جَمِيعَهُمْ مَعَ الْأَوْلِيَاءِ وَالصَّالِحِينَ وَمَا حَوَتْ ﴿١٠٠﴾
100. Aynı şekilde cem i cümle âl ve ashabından, evliya ve salihlerden ve bunlara tâbi’ herkesten razı ol.

مَقَالُ عَلِيٍّ وَابْنُ عَمِّ مُحَمَّدٍ وَسِرُّ عُلُومٍ لِلْخَلاَئِقِ جُمِّعَتْ ﴿١٠١﴾
101. Bu Hz. Muhammed’in (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) amcasıoğlu Ali’nin sözleridir. Onda mahlukat için ilimlerin özü ve sırrı toplanmıştır.
Bu yazı 27 kez okundu