اَللهُ أَكْبَرُ، اَللهُ أَكْبَرُ، اَللهُ أَكْبَرُ، اَللهُ أَكْبَرُ، اَللهُ أَكْبَرُ، اَللهُ أَكْبَرُ، اَللهُ أَكْبَرُ، اَللهُ أَكْبَرُ، اَللهُ أَكْبَر، اَللهُ أَكْبَر
أَعُوذُ بِاللهِ مِنَ الشَّيْطَانِ الرَّجيِمِ ، بِسْمِ اللهِ الرَّحْمٰنِ الرَّحِيمِ ،
فَـرْدٌ، حَـيٌّ، قَـيُّومٌ، حَـكَـمٌ، عَـدْلٌ، قُـدُّوسٌ
Ferdun , Hayyun , Kayyûmun , Hakemun , Adlun , Kuddûs.
لَا تُدْرِكُهُ الْأَبْصَارُ۬ وَهُوَ يُـدْرِكُ الْأَبْصَارَۚ وَهُوَ اللَّطِيفُ الْخَبِيرُ
Gözler O’na erişemez. O’nun ilmi ise bütün gözleri ihata eder. (Gözlerin görmediği her şeye nüfuz eden, her şeyden haberdar olan) Latîf ve Habîr O’dur. (En‘âm Sûresi, 6/103)
إِنَّ رَبِّي لَطِيفٌ لِمَا يَشَۤاءُۘ إِنَّهُ هُوَ الْعَلِيمُ الْحَكِيمُ
Gerçekten Rabbim dilediği kimse hakkında murad buyurduğu hususları çok güzel ve pek ince bir tarzda gerçekleştiren Latîf’tir ve yine şüphesiz O, her şeyi hakkıyla bilen, tam hikmet sahibi Alîm ü Hakîm’dir. (Yûsuf Sûresi, 12/100)
أَلَمْ تَـرَ أَنَّ اللهَ أَنْـزَلَ مِنَ السَّمَۤاءِ مَۤاءً۬ فَـتُصْبِحُ الْأَرْضُ مُخْضَرَّةًۘ إِنَّ اللهَ لَطِيفٌ خَبِيرٌۚ
Görmedin mi ki Allah gökten yağmur indirir de yer yemyeşil oluverir. Allah Latiftir, Habîrdir (lütfu boldur, her şeyden haberdardır). (Hac 22/63)
اَللهُ لَطِيفٌ بِعِبَادِهِ يَـرْزُقُ مَنْ يَشَۤاءُۚ وَهُوَ الْقَوِيُّ الْعَزِيزُ
Allah kullarına büyük lütuf sahibidir. Dilediği her kulunu, bir türlü rızıklandırır. O, pek kuvvetlidir, üstün kudret sahibidir. (Şûrâ Sûresi, 42/19)
أَلَا يَعْلَمُ مَنْ خَلَقَۘ وَهُوَ اللَّطِيفُ الْخَبِيرُ۟
O yarattığı mahlûkunu hiç bilmez olur mu? (İlmi her şeye nüfuz eden,her şeyden haberi olan) Latîf ve Habîr O’dur. (Mülk Sûresi, 67/14)
فَاٰوَاكُمْ وَأَيَّدَكُمْ بِنَصْرِهِ وَرَزَقَكُمْ مِنَ الطَّـيِّـبَاتِ لَعَلَّكُمْ تَشْكُرُونَ
Bu halde iken Allah size yer yurt nasib etti, sizi yardımıyla destekledi, sizi temiz ve helâl şeylerle rızıklandırdı, ta ki şükredesiniz. (Enfâl Sûresi, 8/26)
وَاللهُ جَعَلَ لَكُمْ مِنْ أَنْفُسِكُمْ أَزْوَاجًا وَجَعَلَ لَكُمْ مِنْ أَزْوَاجِكُمْ بَنِينَ وَحَفَدَةً وَرَزَقَـكُمْ مِنَ الطَّيِّـبَاتِۘ
Allah kendilerinizden, insan kardeşlerinizden size eşler yarattı. Eşlerinizden size oğullar, torunlar verdi ve sizleri hoş, güzel gıdalarla besledi. (Nahl Sûresi, 16/72)
اَللهُ الَّذِي خَلَقَكُمْ ثُمَّ رَزَقَكُمْ ثُمَّ يُمِيتُكُمْ ثُمَّ يُحْيِيكُمْۘ
Allah O yüce Rabdir ki sizi yaratır, sonra rızıklandırır, sonra tayin ettiği vâde geldiğinde sizi öldürür, sonra da diriltir. (Rûm Sûresi, 30/40)
اَللهُ الَّذِي جَعَلَ لَكُمُ الْأَرْضَ قَرَارًا وَالسَّمَۤاءَ بِنَۤاءً وَصَوَّرَكُمْ فَأَحْسَنَ صُوَرَكُمْ وَرَزَقَكُمْ مِنَ الطَّيِّـبَاتِۘ
Allah o yüce Zattır ki sizin için yeryüzünü yerleşme yeri, göğü de bir kubbe yapmış; size sûret verip sûretlerinizi de güzel kılmış ve sizi helâl hoş nimetlerle rızıklandırmıştır. (Mü’min Sûresi, 40/64)
وَلَـقَدْ كَـرَّمْنَا بَـنِيۤ اٰدَمَ وَحَمَلْنَاهُمْ فِي الْـبَـرِّ وَالْبَحْرِ وَرَزَقْـنَاهُمْ مِنَ الطَّـيِّـبَاتِ
Gerçekten Biz Âdem evlatlarını şerefli kıldık, karada ve denizde kendilerini taşıyacak vasıtalar nasib ettik, onlara helâl ve hoş rızıklar verdik. (İsrâ Sûresi, 17/70)
وَتُخْرِجُ الْحَيَّ مِنَ الْمَيِّتِ وَتُخْرِجُ الْمَيِّتَ مِنَ الْحَيِّ۬ وَتَـرْزُقُ مَنْ تَشَۤاءُ بِغَيْرِ حِسَابٍ
Ölüden diri, diriden ölü çıkarırsın. Sen dilediğin kimseye sayısız rızıklar verirsin. (Âl-i İmrân Sûresi, 3/27)
وَاللهُ يَـرْزُقُ مَنْ يَشَۤاءُ بِغَيْرِ حِسَابٍ
Muhakkak ki Allah dilediğine sayısız rızıklar verir. (Bakara Sûresi, 2/212)
أَمَّنْ يَـبْدَأُ الْخَلْقَ ثُمَّ يُعِيدُهُ وَمَنْ يَـرْزُقُكُمْ مِنَ السَّمَۤاءِ وَالْأَرْضِۘ
O nesneler mi üstün yoksa mahlûkları ilkin yaratan, sonra da tekrar hayat veren ve sizi gerek gökten gerek yerden rızıklandıran mı? (Neml Sûresi, 27/64)
قُلْ مَنْ يَـرْزُقُـكُمْ مِنَ السَّمَاوَاتِ وَالْأَرْضِۘ قُـلِ اللهُۙ
Söyle onlara: “Göklerden, yerden sizi rızıklandıran kimdir? (Onların cevaplarını beklemeden:)“Allah’tır” de. (Sebe’ Sûresi, 34/24)
هَلْ مِنْ خَالِقٍ غَيْرُ اللهِ يَـرْزُقُـكُمْ مِنَ السَّمَۤاءِ وَالْأَرْضِۘ
Ey insanlar. Allah’ın üzerinizdeki nimetlerini hatırlayın. Düşünün; göklerden ve yerden sizi rızıklandıran Allah’tan başka bir yaratıcı mı var? (Fâtır Sûresi, 35/3)
وَمَنْ يَـتَّقِ اللهَ يَجْعَلْ لَهُ مَخْرَجًاۙ وَيَـرْزُقْهُ مِنْ حَيْثُ لَا يَحْتَسِبُۘ
Kim Allah’a karşı gelmekten sakınırsa, Allah ona sıkıntıdan çıkış kapıları açar. Onu hiç ummadığı yerlerden rızıklandırır. (Talâk Sûresi, 65/2-3)
وَكَأَيِّـنْ مِنْ دَۤابَّـةٍ لَا تَحْمِلُ رِزْقَهَا۠ اللهُ يَـرْزُقُهَا وَإِيَّاكُمْ۬
Nice canlı mahlûk var ki rızıklarını kendileri taşıyamazlar. Ama sizi de, bütün onları da rızıklandıran Allah’tır. (Ankebût Sûresi, 29/60)
رَبِّ اجْعَلْ هٰذَا بَلَدًا اٰمِنًا وَارْزُقْ أَهْلَهُ مِنَ الثَّمَرَاتِ
“Ya Rabbî! Burayı güvenli bir şehir yap. Buranın halkından Allah’a ve ahiret gününe iman edenleri çeşit çeşit mahsullerle rızıklandır.” (Bakara Sûresi, 2/126)
وَارْزُقْنَا وَأَنْتَ خَيرُ الرَّازِقِينَ
Bizi rızıklandır, zira rızık verenlerin en hayırlısı Sen’sin. (Mâide Sûresi, 5/114)
وَارْزُقْهُمْ مِنَ الثَّمَرَاتِ لَعَلَّهُمْ يَشْكُرُون
Onları her türlü ürünlerden rızıklandır ki Sana şükretsinler.” (İbrâhim Sûresi, 14/37)
إِنَّ رَبَّكَ يَـبْسُطُ الرِّزْقَ لِمَنْ يَشَۤاءُ وَيَقْدِرُۘ
Şu kesin ki, Rabbin dilediği kimsenin nasibini bollaştırır, dilediğinin nasibini daraltır. (İsrâ Sûresi, 17/30)
فَالَّذِينَ اٰمَنُوا وَعَمِلُوا الصَّالِحَاتِ لَهُمْ مَغْفِرَةٌ وَرِزْقٌ كَرِيمٌ
İman edip yararlı işler yapanlara bir mağfiret ve çok değerli bir nasip vardır. (Hac Sûresi, 22/50)
فَابْـتَغُوا عِنْدَ اللهِ الرِّزْقَ وَاعْبُدُوهُ وَاشْكُرُوا لَهُۘ
O halde rızkınızı Allah nezdinde arayın, yalnız O’na ibadet edin ve O’na şükredin. (Ankebût Sûresi, 29/17)
كُلُوا مِنْ رِزْقِ رَبِّكُمْ وَاشْكُرُوا لَهُۘ بَلْدَةٌ طَـيِّـبَةٌ وَرَبٌّ غَفُورٌ
“Allah’ın nimetlerinden yiyiniz, içiniz, O’na şükrediniz. Ne hoş bir diyar. Ne iyi, ne müsamahalı ve bağışlayıcı bir Rab.” (Sebe’ Sûresi, 34/15)
أَوَلَمْ يَعْلَمُۤوا أَنَّ اللهَ يَـبْسُطُ الرِّزْقَ لِمَنْ يَشَۤاءُ وَيَـقْدِرُۘ
Hâlâ şunu anlamadılar mı ki Allah dilediği kulunun nasibini bollaştırır, dilediğinin nasibini ise daraltır. (Zümer Sûresi, 39/52)
لَـهُ مَقَالِـيـدُ السَّـمَاوَاتِ وَالْأَرْضِۚ يَـبْسُطُ الرِّزْقَ لِمَنْ يَشَۤاءُ وَيَقْدِرُۘ
Göklerin ve yerin hazinelerinin anahtarları O’nun yanındadır. Dilediğinin nasibini bollaştırır, dilediği kimsenin nasibini daraltır. (Şûrâ Sûresi, 42/12)
وَأَنْـزَلَ مِنَ السَّمَۤاءِ مَۤاءً فَأَخْرَجَ بِه۪ مِنَ الثَّمَرَاتِ رِزْقًا لَكُمْۚ
Gökten yağmur indirip size rızık olsun diye, onunla türlü türlü meyveler ve ürünler çıkaran da O’dur. (Bakara Sûresi, 2/22)
كُلَّمَا دَخَلَ عَلَيْهَا زَكَرِيَّا الْمِحْرَابَۙ وَجَدَ عِنْدَهَا رِزْقًا ،
Zekeriyya onun yanına Mâbed’e ne zaman girse beraberinde yiyecekler bulurdu. (Âl-i İmrân Sûresi, 3/37)
أَوَلَمْ نُمَكِّنْ لَهُمْ حَرَمًا اٰمِنًا يُجْبٰۤى إِلَيْهِ ثَمَرَاتُ كُلِّ شَيْءٍ رِزْقًا مِنْ لَدُنَّا
Oysa tarafımızdan bir rahmet olarak Biz,onları her türlü ürünün getirilip toplandığı, güvenli, dokunulmaz bir yere (Mekke-i Mükerreme’ye) yerleştirmedik mi? (Kasas Sûresi, 28/57)
وَنَزَّلْنَا مِنَ السَّمَۤاءِ مَۤاءً مُبَارَكًا فَأَنْـبَـتْـنَا بِهِ جَـنَّاتٍ وَحَبَّ الْحَصِيدِۙ وَالنَّخْلَ بَاسِقَاتٍ لَهَا طَلْعٌ نَضِيدٌۙ رِزْقًا لِلْعِبَادِۙ وَأَحْـيَـيْنَا بِهِ بَلْدَةً مَيْتًاۘ كَذٰلِكَ الْخُرُوجُ
Gökten bereketli bir su indirdik. Onunla bahçeler ve biçilen ekinler, salkım salkım meyveleriyle ulu hurma ağaçları yetiştirdik. Bütün bunlar kullarımıza rızık vermek içindir. (Kâf Sûresi, 50/9-11)
وَمَا مِنْ دَۤابَّـةٍ فِي الْأَرْضِ إِلَّا عَلَى اللهِ رِزْقُهَا
Yeryüzünde kımıldayan hiçbir canlı yoktur ki rızkı Allah’a ait olmasın. (Hûd Sûresi, 11/6)
إِنَّ اللهَ هُوَ الرَّزَّاقُ ذُو الْقُوَّةِ الْمَتِينُ
Asıl bütün mahlûkların rızıklarını veren, kâmil kuvvet ve tam iktidar sahibi olan Allah Teâlâdır. (Zâriyât Sûresi, 51/58)
رَبَّـنَۤا اٰتِنَا مِنْ لَدُنْكَ رَحْمَةً وَهَيِّئْ لَـنَا مِنْ أَمْرِنَا رَشَدًا ، رَبَّـنَا اجْعَلْ لَـنَا مِنْ أَمْرِنَا فَرَجًا وَمَخْرَجًا، رَبَّـنَۤا اٰتِـنَا فِي الدُّنْـيَا حَسَنَةً وَفِي الْاٰخِرَةِ حَـسَـنَةً وَقِـنَا عَذَابَ النَّارِ
Allahım! Bize, Kendi katından rahmet ve mağfiret ver. Bizim işlerimizi de doğru yola erdir. (Kehf Sûresi, 18/10) Allahım! İşimizde bize bir çıkış ve kurtuluş nasip et. Ey Yüce Rabbimiz! Bize bu dünyada da iyilik ve güzellik ver, âhirette de iyilik ve güzellik ver, ve bizi cehennem ateşinden koru. (Bakara Sûresi, 2/201)
Kaynak:
el-Kulûbu’d-Dâria (Yakaran Gönüller/Bir Kırık Dilekçe)