•MAZLUMA SAHİP ÇIKMA
•MAZLUMU MÜDAFAA ETMEKTEN KORKAN ZELİLDİR
1-] Yeryüzünde hakkı ikame ve adaleti tesis için gönderilen peygamberlerin hayatı, zalim fert ve topluluklara karşı verilen çetin mücadelelerin ve mazluma sahip çıkmanın örnekleriyle doludur. Onlar, hakkı tebliğ ve ikâme etmenin yanında haksızlığa uğrayan kimselerin de daima rehberleri ve müdafileri olmuşlardır.
2-] Hz. Nuh (Bkz.Nuh Sûresi/1-28; Kamer Sûresi/9-16) ve Hz. İbrahim, en büyük zulüm olan şirkin yanında onun despot temsilcilerine ve onların idaresinden kaynaklanan haksızlıklara karşı büyük bir mücadele vermiş;
3-] Hz. Musa ve Harun, zalim Firavun tarafından köleleştirilen ve her çeşit zulme maruz bırakılan İsrailoğullarını kurtarmak için görevlendirilmiş, Hz. Şuayb, insanların hem imanlarına hem de mallarına kastedip çöken çeteleri ıslah için büyük çabalar harcamıştır. [A’raf Sûresi 85-87]
4-] Efendimiz’e [ﷺ] gelince O, nübüvvetten önce bile, hakkı yenen ve zulme uğrayan hiçbir mazlumun, mağduriyetiyle baş başa bırakılmayacağına dair yapılan “Hılfu’l-Fudûl” adlı antlaşmaya gönüllü olarak katılmıştır..
5-] Peygamber olarak seçildikten sonra da bu üyeliği, vadiler dolusu kızıl tüylü deve sürüsü ile dahi değişmeyeceğini ve her zaman mazlumun yanında yer alıp ona yardım edeceğini beyan etmiştir. (Müsned, I/191; Beyhâkî, es-Sünenü’l-Kübra, VI/603)
6-] O [ﷺ] , hayatı boyunca da hep mazlumlara sahip çıkmış; onların haklarını korumak, geri almak ve iniltilerini dindirmek için mücadele etmiş, mazluma yardım etmeyi bir vazife olarak ümmetine miras bırakmıştır.
7-] Allah Resûlü’nün, fert ve gruplar arasında ve toplum içerisinde cereyan eden zulüm ve haksızlıklara karşı Müslümanlara yaptığı tavsiyeleri vardır.
8-] Resûlullah[ﷺ]: “Zalim ve mazlum da olsa kardeşine yardım et!” buyurdu. Birisi: “Ey Allah’ın Resûlü, kardeşim mazlumsa ona yardım ederim. Ama zalimse nasıl yardım edebilirim ki!” dedi. Efendimiz[ﷺ] dedi: “Onu zulümden alıkoyar, ona mâni olursun ki bu da ona yardım etmektir.” [Buhari]
9-] Zira bu ölçü dahilinde hareket edilip zalimin zulmünün önüne geçildiğinde, mazlum korunmuş olacağı gibi zalim de dünya ve ahiret karanlıklarından kurtarılmış olacaktır. Bununla hem zulmün kaynağı kurutulacak hem de her türlü haksızlık ve zulümlerin engellenmesini ile toplumda adalet ve huzuru temin etmenin yolu açılacaktır.
10-] Allah Resûlü, “zalime yardım” meselesini önemsiyordu çünkü zulüm bütünüyle ortadan kaldırılmadan mazluma tam sahip çıkılamazdı.
11-] “Hayır,hayır! Allah’a yemin ederim ki,ya iyiliği emreder,kötülükten nehyeder,zalimin elini tutup zulmüne mâni olur, onu hak çizgisine getirir ve hak üzerinde tutarsınız ya da Allah kalblerinizi birbirine benzetirde İsrailoğullarına lanet ettiği gibi sizede lanet eder”[Tirmizi]
12-] Zalimin zulmüne engel olup onu hakka döndürmek ve daima hak üzere karar verip adaletten ayrılmamasını temin etmek de toplumun üzerine bir vazifedir.
13-] Şayet bu görev terkedilirse zamanla zulüm kanıksanır hatta zalime hak verilmeye başlanır ve böylece zulme ortak olunur ki bu da o toplumu ilahi laneti hak eder duruma düşürür.
14-] EFENDİMİZ [ﷺ] “İnsanlar zalimin zulmüne şahit olup da ona mâni olmazlarsa, Allah’ın onlara umumi bir azap göndermesi pek yakındır.” [Ebû Davud, Melahim 17; Tirmizi, Fiten] der; bu içtimai sorumluluğu hatırlatır
15-] ŞAHSÎ ENDİŞE, KORKU, DUYARSIZLIK ve İHMALDEN kaynaklanan zulme sessizliğin, iyi-kötü ayırmaksızın BÜTÜN BİR TOPLUMUN cezalandırılmasını netice vereceğini haber verir.
16-] Dünya hayatında ağır imtihanlara maruz kalan sadece mazlum değil onunla beraber çevresinde bulunan HERKES de İMTİHANDADIR. Onların imtihanı ise “zulme karşı durup durmama ve mazluma yardım edip etmeme” imtihanıdır.
17-] Allah Resûlü “…Kim bir müminin dünyaya ait bir sıkıntısını giderirse Allah da kıyamet günü, onun yaşayacağı sıkıntılarından bir sıkıntısını giderir…”(Müslim, Birr 15 (2580)) buyurarak Müslümanı, maddi-manevi sıkıntısı olan kimselerin yardımına davet ve teşvik etmiştir.
18-] Efendimiz [ﷺ] Mazlumun yardımına koşanlara şu müjdeyi vermiştir: “…Kim bir mazluma yardım etmek için koşturur gayret ederse, ayakların kaydığı gün, Allah, o kimsenin ayaklarını kaydırmaz…” (Ebu Nuaym, Hilyet’l-Evliya, 6/383)
19-] “Bir kul kabirde azaba maruz kalır ve sonunda kabri,ateş doldurulur. Azap kaldırılınca kul,niçin azaba maruz kaldığını sorar.Kendisine,“Sen hem abdeste çok dikkat etmeden namaz kılıyordun hem de bir mazlumu gördüğünde ona yardım etmiyordun.”diye cevap verilir.”(Heysemî,Zevaid)
20-] “Ceza, amelin cinsindendir.” kaidesince, Hadiste yardım etme imkânı varken ateşe düşen/düşürülen mazlumları sadece seyredenlerin, kabirlerinin ateşle doldurulacağı haber verilerek, inananlar şiddetle ikaz edilmektedir.
21-] Hadislerde emredilen yedi haktan birisi, ZULME MARUZ KALAN KİMSEYE yardım etmektir. Bundan dolayıdır ki İbn-i Mulekkin gibi hadis alimleri mazluma yardım etmeyi kul haklarından biri olarak saymıştır.(el-Bedru’l-Münîr, IX/50)
22-] Allah Resûlü, sokakta oturmakta olan bir grupla karşılaşınca onlara şu üç vazifeyi tavsiye etmiştir: “Gideceği yeri bulamayanlara yol gösterin, selamı alıp verin bir de zulme maruz kalanlara yardımcı olun.”(Tirmizî, (2726)); Müsned, (18569)).
23-] Efendimiz’in ZALİME engel olma ile ilgili tavsiyesine sosyal ve içtimaî bir görev olarak bakılmalıdır Zira yine O’nun beyanıyla “…Hak sahiplerinin, haklarını kolayca/rahatlıkla alamadığı bir toplumda/düzende hayır yoktur ve öyle bir millet iflah olmaz!”(İbn-i Mâce, Sadakât 17)
24-] Zulüm ve haksızlıklar karşısında duyarlılığını ve adaleti ikame hassasiyetini kaybetmiş bir millet, aslında geleceğini kaybetmiştir.
25-] Resûlullah[ﷺ]:“…Müslüman,müslümanın kardeşidir; ona zulmetmez, küçümseyip, hakir görmez ve (ihtiyacı olduğunda) onu yüzüstü bırakıp terketmez. ”..Her müslümanın kanı, malı, ırz ve namusu başka bir müslümana haramdır.” [(Buharî,Mezâlim3;Müslim Birr58] ikazında bulunmuştur.”
26-]Allah Resûlü, burada “Müslüman, Müslüman’ı zalime, düşmana teslim etmez. Yardıma muhtaç olduğunda onu yalnız bırakmaz.” ifadeleriyle MAZLUMA YARDIMIN KARDEŞLİĞİN ŞARTI, onun hak ve hukukuna dahil olduğunu açıkça belirtmektedir.
27-] Kur’ân da, gerçek müminlerin vasıflarını anlatırken “Onlar, zulme uğradıklarında yardımlaşıp haklarını alırlar.” (Şûra Sûresi, 42/39) buyurarak, Müslüman toplumun zalimlere karşı daima dayanışma içinde hareket etmeleri gerektiğini ders verir.
28-] Zulmetmek ya da yardıma muhtaç mazlumu sadece seyretmek, İslam’ın kardeşlik anlayış ve hukukuyla asla telif edilemez. Hadislerde özellikle din kardeşliği üzerinden bu mesajın verilmesi ise kardeşlik haklarını ve ahlakını en üst seviyede koruma altına almaya yöneliktir.
29-] Bir Müslüman,değil mümin kardeşine ya da insana, herhangi bir canlıya dahi zulmedemez. Allah Rasûlü’nün, geçmiş ümmetlerden verdiği şu örnek çok manidardır: “Bir kadın, ölünceye kadar hapsettiği bir kedi yüzünden azaba düçar oldu ve bundan dolayı cehenneme girdi. [Buharî, Müslim]
***
MAZLUMU MÜDAFAA ETMEKTEN KORKAN ZELİLDİR
1-] Hem mazlum hem de içinde yaşadığı toplum, zalime asla boyun eğmemeli, hak ve adaleti müdafaa adına hukuk çerçevesinde kalarak sözlü ve fiili mücadele vermelidir.
2-] Mesela bu çerçevede Kur’ân, (Nisâ Sûresi, 4/75) ayette İNANANLARI İKAZ EDER ve MAZLUMLARA SAHİP ÇIKMAYA ÇAĞIRIR. Nitekim Efendimiz de İslam’da amellerin en faziletlerinden birisinin, zalimlere karşı hakkı haykırmak olduğunu beyan eder. (Bkz. Ebu Davud, Melâhim 17; Tirmizî, Fiten13)
3-] Kur’ân, MAZLUMUN KENDİSİNİN HAKKI SESLENDİRİP mağduriyetini dile getirmesini MEŞRU KILMIŞ hatta bunu teşvik etmiştir: “Allah,ağır ve inciten sözlerin açıktan söylenmesini hiç sevmez,ancak söyleyen zulme uğramışsa o başka. Allah her şeyi hakkıyla işitir ve görür.”(Nisâ/148)
4-] Seyyid Kutup:İslâm,-zulmetmedikleri sürece- insanların namına ve şanına saygı gösterir. Ancak zulmettikleri zaman bu saygıyı hak etmezler.İşte o zaman zulme uğrayana, zulmedenin kötülüğünü açıklama izni verir. Dillerin kötü söz söylemesine ilişkin yasağın tek istisnası budur.
5-] Elmalılı Hamdi Yazır hazretlerinin (Nisâ/148) ayetini tefsir ederken dile getirdiği hususlar ise, gerçekten çok dikkat çekicidir: “Allah, kötü sözün açıklanmasını sevmez. Kötü fiil şöyle dursun, kötülüğün söz kabîlinden olarak bile meydana konulmasını istemez, buğzeder.
6-] Gerçi Allah, ne fiil olarak, ne söz olarak, ne gizli, ne âşikâr kötülüğün hiçbirini sevmez. Fakat ister sözle olsun, ilan edildiği ve açıklandığı zamandır ki, bilhassa gazab ve azab eder. Ve işte ilâhî azabın sır ve hikmeti bu noktada, yani Allah’ın kötülüğü sevmemesindedir.
7-] Ancak mazlum (zulme uğrayan) hariç. Zulmedilmiş, hakkına tecavüz olunmuş olan kimse feryad edebilir, zalim aleyhine bağıra bağıra beddua edebilir veyahut ondan yakınarak kötülüklerini söyleyebilir, hatta kötü sözlerine aynen karşılıkta bulunabilir.
8-] Ve Allah zulme uğrayanın feryadını dinler, halini bilir.” Hele işlenen zulüm bütün müslümanların bellerini bükecek ve yüzlerini kara edecek cinsten ise… [HDKD]
9-] Zulüm ve haksızlıktan canı yananların, zalimlere karşı beddua etmeleri, onların zulümlerini dünya çapında ifşa etmeleri ve tarihe not düşmeleri, insanları bilgilendirmeleri ve haklarını aramaları günah değil bilakis bu mağdurların üzerine bir vecibedir.
10-] Bu hususta zaman zaman ashabına tahşidatta bulunan Allah Resûlü, müminlere şu ilkeyi de ders vermişti: “Dikkat edin! Sakın ha, sizden hiçbir kimseyi, insanlardan duyduğu korku, bildiği hakkı ifade etmekten/savunmaktan alıkoymasın!” (İbn-i Mace, Fiten 20 (4007))
11-] Yine bir sohbetinde Allah Resûlü, “Sizden hiçbir kimse kendini hor ve hakir kılıp, küçük duruma düşürmesin!” buyurur. Ashab-ı kiram, “Ey Allah’ın Resûlü! Bizden birisi nasıl kendini küçük duruma düşürür?” diye sorar. Bu soru üzerine Efendimiz şu açıklamayı yapar:
12-] “Sizden bir kimse, Allah için söz söylemesi gerekli olan bir hadiseye şahit olur, fakat susar hiçbir şey söylemez. Allah da o kimseyi kıyamet günü bundan dolayı hesaba çeker ve ona ‘Seni, şahit olduğun o olayla ilgili hakkı seslendirmekten ne alıkoydu?’ buyurur.
13-] Bunun üzerine kul da ‘İnsanlardan çekindim, korktum.’ diye cevap verir. Bu cevap üzerine Cenab-ı Hak ona ‘Sen, sadece Benden çekinip korkmalı değil miydin?’ buyurur.’ İşte bu durum insanın kendini küçük duruma düşürmesi demektir.” (İbn-i Mace, Fiten 4008)
14-] Dolayısıyla toplum baskısı, devlet korkusu vs.. sebebi ne olursa olsun, zulme karşı sessiz kalıp hakkı haykırmayan ve haklarını aramayanlar, kendilerini zelîl duruma düşürür, davalarını da yüzüstü bırakmış olurlar.
15-] Bunun içindir ki Kur’ân’da, “Zulüm gördükten sonra hakkını arayan/alan kimselerin hiçbir şekilde sorumlu tutulamayacağı yani bu davranışlarından dolayı onların suçlanamayacağı, kınanamayacağı ve cezalandırılmayacağı” hükme bağlanmıştır.(Bkz. Şûra Sûresi, 42/41)
16-] Zira Kur’ân’ın, dört ana hedefinden biri hak ve adaletin gerçekleştirilmesidir. Bunun için zulme karşı meşru müdafaa dayanışması sergileyenler kınanmayı değil takdiri hak eden yiğitlerdir.
______________