Murakabe ve Muhasebe

  • MURAKABE
    ➖Ayetlerden Örnekler
    ➖Hadislerden Örnekler
  • MUHASEBE
    ➖Her Şey Yazılıyor
    ➖Hiç Hesapta Olmayanlar
    ➖Hesabı Kolay Olanlar
    ➖İyi Sanılan Kötüler
    ➖Dönmek İsteyecekler
    ➖Hazırlığınıza Bir Bakın 
    ➖Akıllı Olun  
    ➖Defterleri Kapanmayanlar
    ➖Muhasebe Nasıl Yapılmalı 
    ➖Yine Bir Muhasebe Örneği 
       

“MURAKABE”

Murakabe, kulun kendisini Allah’ın görüp gözettiğinin farkında olması, bu şuurla onun da nefsinin isteklerini görüp gözetmesi, devamlı kontrol etmesi manalarına gelir. Cenab-ı Hakkın sürekli insanı görüp gözetmesinin yanında, bu işle görevlendirdiği melekleri de vardır. Yani insan hiçbir zaman yalnız ve tek başına değildir. Muhasebe ise, yaptığı murakabenin neticesi olarak kişinin kendi davranışlarını, niyetlerini, düşüncelerini ve bütün hayatını, sorumluluklarını, yaratılış amacı doğrultusunda süzgeçten geçirip hesaba çekmesi, onu bilerek yaşamasıdır. Üstad Hazretlerinin de dediği gibi hayatın gerçeği budur aslında: “Onun için ehl-i hakikat demişler ki: ‘Bir ân-ı seyyale vücud-u münevver, milyon sene bir vücud-u ebtere müreccahtır…” (24. Mektub) Yani biraz farklı bir ifade ile söylemek gerekirse, bir an yaşadığının farkında olmak, nasıl yaşadığını, niçin yaşadığını bilmeden bir ömür yaşamaktan daha hayırlıdır. Kuranı Kerim ve hadisi şeriflerde murakabe ile ilgili çok emir ve tavsiyeler vardır. Bunlardan bazıları şunlardır:

Ayetlerden Örnekler

* “O Allah ki, gece namazına kalktığında ve secde edenler arasında dolaştığında Seni görüyor.” (Şuarâ/218-219) > (Namazda da görüyor, namaz dışında da görüyor, günah işlerken de görüyor. Bizim için önemli olan görüldüğünün farkında olmak.)

* “Siz nerede olursanız olun, Allah sizinle beraberdir.” (Hadîd/4) > (Siz Ondan uzaksınız, O sizden değil)

* “Ne yerde ne de gökte hiçbir şey Allah’a gizli kalmaz.” (Âl-i İmran/5) > (Sadece görülebilenler değil, niyet, duygu ve düşünceler de gizli kalmaz.)

* “Şüphesiz Rabbin hep gözetlemededir.” (Fecr/14) > (Üstelik Onun gözetlemesi de bizimkine benzemez.)

* “Allah, gözlerin hain bakışını ve kalblerin sakladığı bütün şeyleri dahi bilir.” (Mümin/40) > (Hasılı kelam, içinizi de bilir, dışınızı da bilir, geçmişinizi de bilir, geleceğinizi de bilir, gizlisini de bilir açığını da bilir.)
 
Hadislerden Örnekler  

Hadis ve sünnet, Kuran-ı Kerim’deki hakikatlerin ifadesinden ve somut örneklerle yaşanmış hallerinden başka birşey değildir. Yaşanmış olaylar üzerinden konumuzla ilgili birkaç örnek ile bir sahabe değerlendirmesi şöyle:

* Ömer İbn Hattâb radıyallahu anh demiştir ki: “Bir gün Resûlullahın sallallahu aleyhi ve sellem huzurunda bulunduğumuz sırada, elbisesi bembeyaz, saçları simsiyah, yoldan gelmiş gibi bir hali olmayan ve içimizden hiç kimsenin tanımadığı bir şahıs çıkageldi. Hz. Peygamber’in yanına sokuldu, önüne oturdu, dizlerini dizlerine dayadı, ellerini (kendi) dizlerinin üstüne koydu ve: ‘Ey Muhammed, bana İslâm’dan bahset!’ dedi. Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem: “İslâm; Allah’tan başka ilah olmadığına ve Muhammed’in Allah’ın Resûlü olduğuna şahadet etmen, namazı şartlarına riayet ederek kılman, zekâtı vermen, ramazan orucunu tutman, yoluna güç yetirebilirsen Kâbe’yi ziyâret ( hac) etmendir.” buyurdu. Karşısındaki şahıs, ‘Doğru söyledin!’ dedi.
 Doğrusu onun hem sorup hem de tasdik etmesi garibimize gitti. Derken o şahıs: 
‘İmandan bahset bana!’ dedi. Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem; ‘Allah’a, meleklerine, kitaplarına, peygamberlerine, âhiret gününe inanmandır. Kadere, hayrına ve şerrine iman etmendir.’ buyurdu. O şahıs tekrar, ‘Doğru söyledin’ diye tasdik etti ve
‘Peki ihsan nedir, ondan da bahset!’ dedi. Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem: ‘İhsan, senin Allah’ı görüyor gibi O’na kulluk yapmandır. Her ne kadar sen O’nu görmesen de O seni görmektedir.’ buyurdu. O şahıs yine, ‘Doğru söyledin’ dedi. Bundan sonra da
‘Kıyamet ne zaman kopacak?’ diye sordu. Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem: ‘Bu hususta soru sorulan kişi, sorandan daha bilgili değildir.’ buyurdu. O şahıs, ‘Öyleyse kıyamet alâmetlerinden bahset!’ dedi. Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem: ‘Anneler, kendilerine cariye muamelesi yapacak çocuklar doğuracak; yalın ayak, baldırı çıplak koyun çobanları da yüksek ve mükemmel binalarda birbirlerine çalım satacaklardır.’ buyurdu. O şahıs sessizce mescidden ayrıldı. Ben bir süre öylece kalakaldım. Derken Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem bana şöyle seslendi: ‘Ey Ömer, soru soran kişinin kim olduğunu biliyor musun?’ Ben: ‘Allah ve Resûlü bilir.’ dedim. Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem: ‘O Cebrail’di, size dininizi öğretmeye gelmişti.’ buyurdu.” (Müslim)

* Ebû Zer Cündeb İbn Cünâde ile Muaz İbn Cebel radıyallahu anhumâ demişlerdir ki: “Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu: ‘Nerede olursan ol, Allah’tan kork ve O’na karşı saygılı ol! Günahın arkasından hemen iyilik yap ki onu siliversin. İnsanlarla muamelende güzel ahlâktan ayrılma!” (Tirmizi)

* İbn Abbas radıyallahu anhumâ demiştir ki: “Nebiler Serveri Efendimizin sallallahu aleyhi ve sellem terkisinde yol alıyordum. Bana şöyle buyurdular:  ‘Ey delikanlı! Sana birkaç kelime öğreteyim: Sen Allah’a ait hakları koru ki, Allah da seni muhafaza etsin. Allah’ın (haklarını) gözet ki, O’nu yanında bulasın. İstediğin zaman Allah’tan iste. Yardım isteyecek olursan yine Allah’tan dile ve bil ki; bütün ümmet toplanıp sana bir fayda temin etmeye çalışsalar, ancak senin için Allah’ın takdir buyurduğu faydayı temin edebilirler. Yine bütün insanlar toplanıp sana zarar vermeye kalkışsalar Allah’ın takdir edip yazmış olduğunun dışında zerre kadar zarar veremezler. Artık kalemler kaldırıldı, yazılar kurudu.” (Tirmizi)

*  Ebû Hureyre radıyallahu anh demiştir ki: “Peygamber Efendimiz sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurdular: ‘Allah gayret tecellisinde bulunur. Allah’ın gayreti kulun işleyeceği haramlara karşıdır.” (Buhari, Müslim) Not: Allah, kulun harama girmesine katiyen razı değildir. Allah’ın emir ve yasaklarının çiğnenmesi gayretullaha dokunur.

* Şeddâd İbn Evs radıyallahu anh demiştir ki: “Resulullah Efendimiz sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurdular: ‘Akıllı kişi, kendini hesaba çeken (ayağının kayabileceği yerlerden ve insanlardan uzak duran) ve ölüm ötesi için (salih) amel işleyendir (hazırlık yapandır). Âciz kişi ise kendini heva ve hevesine kaptırıp da Allah’tan gerçekleşmeyecek şeyleri bekleyen kuruntu sahibi bir zavallıdır.” (Tirmizi)

* Ebû Hureyre radıyallahu anh demiştir ki: “Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu: ‘Kendisini ilgilendirmeyen (mâlâyânî) şeyleri terk etmesi, müslümanın İslâmiyetine ait güzelliklerindendir.”  (Tirmizi)

* Enes İbn Mâlik radıyallahu anh demiştir ki: “Siz kıl kadar bile önemsemediğiniz birtakım işler yapıyorsunuz ki, doğrusu biz onları Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem zamanında helâk sebebi olan büyük hatalardan sayardık.” (Buhari)

MUHASEBE

Kelime manasıyla muhasebe, hesap görme, hesaplaşma, kendi kendini sorgulama manalarına gelir. Muhâsebe; müminin her lahza, iyi–kötü, doğru–yanlış, sevap–günah çeşidinden yaptığı bütün amellerini gözden geçirip, hayır ve güzellikleri şükürle karşılaması; günahları istiğfarla gidermeye çalışması; yanlışlık ve kötülükleri de tövbe ve nedâmetle düzeltmeye gayret göstermesi adına, çok önemli bir cehd ve insanın iradenin hakkını vermesi adına da ciddi bir teşebbüstür. Hesabını burada yapanlar ahirette ya kolay bir hesaba çekilirler, ya hiç sorgulanmazlar. Yapmayanlar için ise durum bilakis.

Her Şey Yazılıyor

Kâinatta hiçbir şey yokluğa gitmiyor. Sadece boyut değiştirerek varlığını devam ettiriyor. Bütün varlıkların en değerlisi olan insanın, yaratılış gayesi olan iyi veya kötü amellerinin boşa gitmesi zaten düşünülemez. Kur’an-ı kerim, bu konuda bizi uyarmak için mükerreren bunu tekrar tekrar hatırlatıyor: “İşte herkesin hesap defteri önüne konuldu. Mücrimlerin defterdeki kayıtlardan korktuklarını ve şöyle dediklerini görürsün: ‘Eyvah bize! Bu deftere de ne oluyor? Ne küçük komuş, ne büyük, yazılmadık şey bırakmamış!’ Böylece yaptıkları her şeyi yanlarında buldular. Şu kesin ki Rabbin kimseye zulmetmez.” (Kehf/49) yine “Her insanın amelini (veya kaderini) boynuna bağladık. İnsan için kıyamet gününde, açılmış olarak önüne konacak bir kitap çıkarırız. Kitabını oku! Bugün sana hesap sorucu olarak kendi nefsin yeter.” (İsra/13-15) buyuruyor.

Hiç Hesapta Olmayanlar 

Ahirette iki türlü hesap vardır. Birisi dünyada iken hesabı görülmeyenler, yani tevbesi yapılmayan günahlar, ödenmeyen kul hakları vs. Diğeri de hiç hesapta olmayanlar. Yani ya onları birer günah olarak algılamadıkları, önemsemedikleri, fark etmedikleri, veya unuttukları günahlar. Orada bunların hiç eksiksiz önüne konulması çok zor bir durum olsa gerek:  “Eğer yerde ne varsa hepsi ve onunla birlikte bir misli daha o zulmedenlerin olsaydı, kıyamet gününde azabın fenalığından (kurtulmak için) elbette bunları fedâ ederlerdi. Halbuki (o gün) onlar için, Âllah tarafından, hiç hesaba katmadıkları şeyler ortaya çıkmıştır” (Zümer/47)

Hesabı Kolay Olanlar

Herkesin birbirini unutup kendi başının derdine düştüğü yerlerden biri de, amel defterini ne tarafından alacağını bilmediği anlardır. Defteri günahlarla kabarmış olanların hesaplarının zor, sevapları daha fazla olanların da kolay olacağını şu âyet-i kerime ve altındaki hadis-i şerifteden anlıyoruz: “Kimin kitabı sağından verilirse, kolay bir hesapla hesaba çekilecek; ve sevinçli olarak ailesine dönecektir.” (İnşikâk/7-9)
* Aişe (ra)’dan: “Resulullah (sav), ‘Ahirette kimin hesabı münakaşa edilirse, azaba maruz kalacak demektir!’ buyurmuşlardı. Ben: ‘Nasıl olur? Allah Teala hazretleri (mealen): ‘O vakit kimin kitabı sağ eline verilirse, kolay bir hesabla muhasebe edilecek ve ehline sevinçli olarak dönecek’ (İnşikak/7-9) buyurmadı mı, (bu hesap münakaşası değil mi)?’ dedim. ‘Hayır, bu (münakaşa değil) arzdır. Kıyamet günü hesaba çekilen herkes mutlaka helak olmuş demektir!’ buyurdular.” (Buhari, Müslim, Ebu Davud, Tirmizi)

İyi Sanılan Kötüler 

İyi yaptığını sanıp da mükafat beklerken, yaptıklarının kötü olduğunun ortaya çıkması durumunun da çok zor olacağını herkes tahmin edebilir. Bütün bu hatalar bu dünyada yapılmış olacağına göre, insan en iyi yaptığını sandığı bir işte bile, nefsinin, şeytanın, hatta aklının ona bir numara yapmış olabileceği ihtimalini göz ardı etmemelidir. İşte kendilerini öyle sananlar: “De ki: Size, (yaptıkları) işler bakımından en çok ziyana uğrayanları bildirelim mi? (Bunlar) iyi işler yaptıklarını sandıkları halde, dünya hayatında çabaları boşa giden kimselerdir.” (Kehf/103-104)

Dönmek İsteyecekler 

 İnsan dünyada iken yaptığı bütün hatalardan dönebilir. Bu hatalar günah cinsinden ise biz buna Allah’a dönme, yani tevbe diyoruz. Âhirette ise böyle bir telafi imkânı yok. Sadece ‘keşkeler’ var. Şöyle ki:
* “Onların ateşin karşısında durdurulup ‘Ah, keşke dünyaya geri gönderilsek de bir daha Rabbimizin âyetlerini yalanlamasak ve inananlardan olsak! dediklerini bir görsen!..” (En’am/27)
* “Hayır! Daha önce gizlemekte oldukları şeyler (günahlar) kendilerine göründü. Eğer (dünyaya) geri gönderilseler yine kendilerine yasak edilen şeylere döneceklerdir. Zira onlar gerçekten yalancıdırlar.” (En’am/28)

Hazırlığınıza Bir Bakın   

İnsanla amelleri arasında şöyle yanlış bir algı söz konusudur. Genellikle insanlar, iyi veya kötü yaptıkları her şeyin geride kaldığını, onları arkada bıraktıklarını zannederler. Halbuki hiç bir şey arkada kalmıyor, bizden önce ahirete gidiyor. Kabirde karşılaşacağımız durumlar da bizim önceden gönderdiklerimizin karşılıklarından başka şeyler olmayacak. Onun için insan, neler gönderdiğine, bunların kötülerinden kurtulmanın, iyileri artırmanın yoluna bakmalı, şu ikazlara iyi kulak vermelidir:  “Ey iman edenler! Allah’tan korkun ve herkes, yarına ne hazırladığına baksın. Allah’tan korkun, çünkü Allah, yaptıklarınızdan haberdardır. Allah’ı unutan ve bu yüzden Allah’ın da onlara kendilerini unutturduğu kimseler gibi olmayın. Onlar yoldan çıkan kimselerdir.” (Haşr/18-19)

> Kısacası insanın kendini unutması, hayattaki esas vazifesinin ve sorumluluğunun ne olduğunu unutması, ölümü, hesabı, kitabı düşünmeyerek günah işlemeye devam etmesidir. Her gün, her saat ve her saniye ömrümüzün eksilmesine, yakınlarımızdan bir çoğunun ölümlerine şahit olmamıza, dünyanın her yerinde, insanların devamlı öldüklerini bilmemize rağmen, üstelik kıyamet de yaklaşmışken, ne gariptir ki ölüm ve hesap konusundaki gafletimiz devam ediyor.

Akıllı Olun

İnsanların çoğu en akıllı kişinin kendisi olduğunu sanır. Öyle olmasaydı tenkide açık olur, hata ve kusurları önce kendilerinde arar, tenkit edilmekten rahatsız olmazlardı. Keşke aşağıdaki ayet-i kerime ve hadis-i şeriften de  anlaşılacağı üzere biraz daha akıllı davranabilseydik: 
* “İnsanların hesaba çekilecekleri (gün) yaklaştı. Hal böyle iken onlar, gaflet içinde yüz çevirdiler.” (Enbiya/1)
* Ebû Ya’lâ Şeddâd İbni Evsradıyallahu anh’den: “Nebî sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu: ‘Akıllı kişi, nefsine hâkim olan ve ölüm sonrası için çalışandır. Âciz kişi de, nefsini duygularına tâbi kılan ve Allah’tan dileklerde bulunup duran (bunu yeterli gören) dır” (Tirmizî, İbni Mace)

Defterleri Kapanmayanlar

İnsanlar ölünce amel biter, imtihan sona erer, hesap başlar. Ama bunun istisnaları var. Kişinin sağ iken yaptıkları veya bunların sonuçları öldükten sonra da devam ediyorsa, defterler kapanmaz. Bu iyilikler için de, kötülükler için de böyledir. 
*  Cerir b. Abdillah (radıyallâhu anh)’dan: “…Kim islamda iyi bir çığır açarsa açtığı çığırın ecri ve kendisinden sonra, onunla (o çığırla) amel edenlerin ecirleri, sevaplarından hiçbir şey eksilmeden ona aittir. Kim de islamda (müslümanlar içinde) kötü bir çığır açarsa, açtığı çığırın günahı ve kendisinden sonra onunla amel edenlerin günahları, günahlarından bir şey eksilmeden ona aittir.” (Müslim)
*  Ebu Hureyre (ra)’den: “Rasûlüllah (sav) şöyle buyurdu: ‘İnsanoğlu öldüğü zaman, bütün amellerinin sevabı da sona erer. Şu üç şey bundan müstesnadır: Sadaka-i câriye, istifade edilen ilim, kendisine dua eden hayırlı evlat.” (Müslim, Ebu Davud)
* Fadâle İbnu Ubeyd (radıyalahu anh) anlatıyor: “Her ölenin ameline son verilir, ancak Allah yolunda ölen murâbıt müstesna. Çünkü onun ameli kıyamet gününe kadar artırılır. Ayrıca o, kabir azabına da uğratılmaz.” (Tirmizî, Ebu Dâvud)

Muhasebe Nasıl Yapılmalı 

Muhasebe yapmak kadar, bunun nasıl yapılacağını da bilmek gerekir. Her şeyden önce nefse güvenmemek, muhasebe yaparken bile nefsimizin bizi aldatabileceğini hiç unutmamak gerekir. Şöyle diyor merhum muhasebe kahramanı:

▪︎“Şımarıklığa düşmemek için nasıl bir muhasebe yapılmalıdır, denecek olursa; evvela, cismanî zevk ve heyecanlardan kaçınmak lâzımdır. İnsan hizmete giderken bile aldanabilir. Kulluk çok zor bir sorumluluktur. Kul, her zaman Rabb karşısında, vaziyetini şuurlu ve temkinli bir şekilde ayarlı tutamıyorsa, farkına varmadan bazen küstahlaşabilir. Kul için nefis muhasebesi paratoner gibidir. Gazab saikaları bunlara çarpar ve kaybolur gider. Bunun içindir ki, insanın sık sık kendini kontrol etmesi şarttır. Kalp ibresi her zaman doğruyu gösteriyor mu? Vicdan sürekli “Allah” diyor mu, demiyor mu? İç muhasebemiz, iç kontrolümüz var mı yok mu? Tebliğde bulunurken, etrafımızın çemenzara dönmesi ve anlattıklarımızın tesirini göstermesi karşısında “Hayret! Ben çakıl saçıyorum çim bitiyor” diyebiliyor muyuz? Hiçbir şey yapmadığımıza, hakikaten inanabiliyor muyuz? Eğer böyle düşünemiyor, böyle inanmıyorsak, şımarma kapısını aralamış sayılırız. Neticede de, bir yerlerden herhangi bir tokat yiyebiliriz. Hele hele bu tokadın O’ndan (cc) geldiğini bilemezsek daha büyüğüne müstehakız demektir… İç murakabe; zamanla insanın içinden gelmediği halde, kendini ibadete zorlayıp Allah ile beraber olmasının neticesidir. Şuur, iç murakebenin şartlarından sadece birisidir. Ağacın yetişmesi için nasıl su, toprak, güneş vs.. lazımdır; kâmil insan olmak için de îman, ma’rifet, şuur, murakâbe, muhasebe, temkin ve tedbire ihtiyaç vardır…”

▪︎“…İnsan her zaman gurur ve kibir esintilerine karşı duyarlı olmalı ve devamlı murakabe, muhasebe ile nefsini ezmesini bilmelidir. Zannediyorum bunun en kestirme yolu da, mazhar olunan bütün iyiliklerin Allah’tan geldiğini kabul, tasdik, itiraf ve ilan etmektir. Yoksa gurur, kibir ve kendini beğenme gibi hastalıklar bünyeye yerleşir ve bir daha da onları yerleştikleri yerden söküp atmak mümkün olmaz…

▪︎ “…Burada ince hesaplara bağlı yaşamayanın ahirette hesabı çok ince olur. İnsan kendisiyle sık sık hesaplaşmazsa çok hesap yanlışlıklarına düşebilir. Hayat kıymetli bir sermayedir. Ahireti hesabına endişesiz yaşayanın akıbetinden korkulur.” (***) 

▪︎“İnsan, yaptıklarını sürekli düşünerek, murakabe ve muhasebede bulunarak yapmaz, terk ettiklerini, aynı şekilde düşünerek terk etmezse, her zaman için yanılabilir. O bakımdan, en iyi, belki en kabule şayan gördüğümüz amellerimizde dahi bir bit yeniği olabileceğini nazara almalıyız. Kimsenin olmadığı, sizi de görmediği bir yerde tek başınıza yaşıyor, her gece kalkıp 100 rekat namaz kılıyor, başınız secdede, Rabbin huzurunda gözyaşı döküyorsunuz; evet bunda bile bir bit yeniği olabilir.  Belki de, içinizde, bu yaptığım, geç de olsa bir gün duyulur” mülâhazası; şimdi ben yapayım da, bir gün bundan haberdar olup, bahsedenler çıkar düşüncesi olabilir. Eğer bu derece bir murakabe yoksa, insan her zaman için yanılabilir. Evet, en yanılmayacağınızı zannettiğiniz yerde bile yanılabilirsiniz. Kulluk, bir manâda sürekli iç münakaşa, insanın kendisiyle, nefsiyle olan kavgasıyla gerçek derinliğini bulur. ︎Ubûdiyet, ubûdet, üzerinden sürekli geçilen işlek bir yolu ağır paletlerle bastırma ve düzeltme, sonra gelip yeniden bastırma ve düzeltme, sonra yeniden, sonra yeniden.. hiç durmamacasına bastırma ve düzeltme demektir. Ama herkes bunu kendi nefsi adına yapmalıdır; başkaları hakkında aynı şekilde düşünülür, onların ibadetlerinde nefsin payı olabileceği gibi bir sû-i zanna gidilirse, Allah korusun, bu da öldürücü bir zehir ve korkunç bir yanılma demektir. İhtimal başkaları, sizin yakalamaya, avlamaya çalıştığınızı çoktan yakalayıp, avlamışlardır da, sizin haberiniz yoktur.” (Amerika’da Bir Ay)

* “Muhasebelerle kendini yerden yere vurmayan, ileride kendini yerden yere vurur.” (***)

Yine Bir Muhasebe Örneği 
   
Bir kitabında, “Çağın Yezitleri” başlığı altında konumuzla ilgili olarak şunları söylüyor:

* “Keşke herkes sahip olduğu mazhariyetlere Alvarlı Efe Hazretleri gibi bakabilse ve şöyle dese: “Değil bu bana layık bu bende, Bana bu lutf ile ihsan nedendir.” Keşke Hz. Bediüzzaman’ın verdiği şu ölçüleri bir an olsun aklından çıkarmasa: “Sen, ey riyakâr nefsim! Dine hizmet ettim diye gururlanma. “Muhakkak ki Allah, bu dini fâcir (günahkâr) adamla da teyit ve takviye eder.” (Buhari, Müslim) sırrınca, müzekkâ (temiz, pak) olmadığın için, belki sen kendini o racül-ü fâcir (fâcir, günahkâr adam) bilmelisin. Hizmetini, ubudiyetini; geçen nimetlerin şükrü, vazife-i fıtrat, fariza-i hilkat ve netice-i sanat bil, ucb ve riyadan kurtul.” (26. Söz, Hâtime)
 
Kaç insan vardır ki şahsî hayatı itibarıyla kendini sorgulasın ve “Acaba ben bir fasık mıyım? Acaba kalbimde nifak taşıyor muyum?” desin. Kendi durum ve konumunu sorgulamayan, sürekli nefsini muhasebe ve murakabeye tâbi tutmayan bir insan, yaptığı hata ve işlediği günahları küçük görür, önemsemez. Kendini arınmaya muhtaç kusurlu biri olarak düşünmez. Kalb ve ruh dünyasını, tasavvur sistemini, tahayyül mekanizmasını, aklî melekelerini kirlettiğini düşünmeyen biri niçin arınma kurnası arasın ki! Kendini melekler gibi kusursuz ve pir ü pak gören, tepeden tırnağa kire bulaşsa da bunun farkına varmaz. Bu yüzden tevbe edip Allah’a dönmez; inabe ve evbenin rüyasını bile görmez. Bu insan hem tevbe ve inabeden mahrum kalır hem de ortaya çıkan problemler karşısında suizan ve atf-ı cürümlerden de kurtulamaz. Çünkü o, çevresinde olup biten olumsuzlukların sebeplerini hep dışarıda arar. Dönüp kendine bakmaz, kendini sorgulamaz, kendi hata ve kusurlarını göremez. Bu sebeple hep dışarıda suçlu arar durur, bu hasta psikolojiden kurtulamaz. Başkalarını eleştirmeyi ve suçlamayı alışkanlık hâline getirmiş bu tiplere, elli numara gözlük de taksanız, bunlar yine de kendi kirlerini göremezler. Zira onlar bu konuda kördürler.
 
Nazarları hep başkalarının üzerinde olan, sürekli “öteki”nin eksik ve gedikleriyle uğraşanlar, aslında acınacak durumdadır. Zift kuyusuna düşmüş, üstü başı kir pas içinde ve belki de âkıbeti Cehennem’deki zift kazanları olan zavallılara acınmaz mı? İnsanlığını kaybetmemiş her kişiye düşen şey, bu gibi insanlara acımaktır. “Batsın, bitsin, yerin dibine geçsin…” mülâhazaları mü’mince bir tavır değildir. Bize, “Allah ıslah etsin, gözlerini açıp zift içinde bulunduklarını kendilerine göstersin, arınma yollarına hidayet eylesin!” demek düşer. Yoksa birileri sürekli çevrelerini suçlarken, onlara olmadık hakaretler ederken, sövüp sayarken berikiler de mukabele-i bi’l-misil kaide-i zalimanesine başvurur, yani aynısıyla karşılık verir ve karşı saldırıya geçerse memleket savaş meydanına döner.” (Işık Karanlığı Boğarken)

Bu yazı 7 kez okundu