•35.Bölüm (Arapça+Meal)

Bu Bölümde On Fasıl Vardır

Arapça Metinlerin altına mealleri eklenmiştir

BİRİNCİ FASIL

İsmail ibn Muhammed el-Halvetî (k.s.) Hazretlerine Ait Hizb-i Azîm

بِسْمِ اللّٰهِ الرَّحْمَانِ الرَّحِيمِ
﴿بِسْمِ اللّٰهِ الرَّحْمٰنِ الرَّحِيمِ اَلْحَمْدُ لِلّٰهِ رَبِّ الْعَالَمِينَۙ اَلرَّحْمٰنِ الرَّحِيمِۙ مَالِكِ يَوْمِ الدِّينِۘ إِيَّاكَ نَعْبُدُ وَإِيَّاكَ نَسْتَعِينُۘ اِهْدِنَا الصِّرَاطَ الْمُسْتَـقِيمَۙ صِرَاطَ الَّذِينَ أَنْعَمْتَ عَلَيْهِمْۙ غَيْرِ الْمَغْضُوبِ عَلَيْهِمْ وَلَا الضَّۤالِّينَ﴾
Meâl: Rahman ve Rahîm Allah’ın adıyla. “Rahman ve Rahîm Allah’ın adıyla. Bütün hamdler, övgüler Âlemlerin Rabbi Allah’adır. Rahman ve Rahîm O’dur. Din gününün, hesap gününün tek hâkimidir. (Haydi, öyleyse deyiniz): “Yalnız Sana ibadet eder, yalnız Senden medet umarız.” Bizi doğru yola, nimet ve lütfuna mazhar ettiklerinin yoluna ilet. Gazaba uğrayanların ve sapkınlarınkine değil.” 
 بِسْمِ اللّٰهِ الرَّحْمٰنِ الرَّحِيـمِ ﴿الۤـمۤ ذٰلِكَ الْكِتَابُ لَا رَيْبَۚ ۛ فِيـهِۚ ۛ هُدًى لِلْمُتَّـقِينَ اَلَّذِينَ يُؤْمِنُونَ بِالْغَيْبِ وَيُـقِيمُونَ الصَّلٰوةَ وَمِمَّا رَزَقْنَاهُمْ يُنْفِقُونَ وَالَّذِينَ يُؤْمِنُونَ بِمَۤا أُنْزِلَ إِلَيْكَ وَمَۤا أُنْزِلَ مِنْ قَـبْلِكَۚ وَبِالْأٰخِرَةِ هُمْ يُوقِنُونَ ❁ أُوۨلٰۤئِكَ عَلَى هُدًى مِنْ رَبِّهِمْ وَأُوۨلٰۤئِكَ هُمُ الْمُفْلِحُونَ﴾ ، 
Meâl: “Elif, Lâm, Mîm. İşte Kitap! Şüphe yoktur O’nda. Rehberdir müttakîlere! O müttakiler ki gayb âlemine inanırlar. Namazlarını tam dikkatle îfâ ederler. Kendilerine ihsan ettiğimiz nimetlerden infakta bulunurlar. Hem Sana indirilen kitabı, hem de Senden önce indirilen kitapları tasdik ederler. Ahirete de kesin olarak inanırlar. İşte bunlardır Rabbileri tarafından doğru yola ulaştırılanlar. Ve işte bunlardır felah bulanlar.”
﴿وَإِلٰهُكُمْ إِلٰهٌ وَاحِدٌ لَۤا إِلٰـهَإِلَّا هُوَ الرَّحْمٰنُ الرَّحِيمُ﴾ 
Meâl: “Hepinizin ilahı tek ilahtır. O’ndan başka ilah yoktur. Rahman ve Rahîm O’dur.” “Allah o ilahtır ki, Kendisinden başka ilah yoktur. Hayy’dır, Kayyûm’dur.” 
بِسْمِ اللّٰهِ الرَّحمٰنِ الرَّحِيمِ ﴿الۤمۤ ❁ اَللّٰهُ لَۤا إِلٰـهَ إِلَّا هُـوَ الْحَـيُّ الْقَـيُّـومُ﴾، ﴿شَهِدَ اللّٰهُ أَنَّـهُ لَۤا إِلٰـهَ إِلَّا هُوَۙ وَالْمَلٰۤئِكَةُ وَأُوۨلُوا الْعِلْمِ قَۤائِمًا بِالْقِسْطِۘ لَۤا إِلٰـهَ إِلَّا هُوَ الْعَزِيزُ الْحَكِيمُ ❁ إِنَّ الدِّيـنَ عِنْدَ اللّٰهِ الْإِسْلَامُ﴾ وَأَنَا أَشْهَدُ بِمَا شَهِدَ اللّٰهُ بِهِ إِقْرَارًا بِرُبُوبِـيَّـتِهِ وَتَصْدِيقًا بِوَحْدَانِـيَّـتِهِ، وَأَسْـتَوْدِعُ اللّٰهَ تَعَالَى هٰذِهِ الشَّهَادَةَ وَدِيعَةً يُؤَدِّيهَا إِلَى يَوْمِ الْقِيَامَةِ ﴿إِنَّ رَبِّـي عَلَى كُلِّ شَـيْءٍ حَـفِـيـظٌ﴾، ﴿فَاللّٰهُ خَـيْـرٌ حَافِظًا وَهُوَ أَرْحَـمُ الرَّاحِمِينَ﴾، ﴿لَـهُ مَقَالِـيـدُ السَّـمٰوَاتِ وَالْأَرْضِۚ يَـبْسُطُ الرِّزْقَ لِمَنْ يَشَۤاءُ وَيَقْدِرُۘ إِنَّـهُ بِكُلِّ شَـيْءٍ عَلِيمٌ﴾ ❁ حَسْبِيَ اللّٰهُ لِدِيـنِي وَدُنْـيَايَ وَأٰخِرَتِـي وَأَمَانَـتِـي وَلِجَمِيعِ مَا أَهَمَّنِي وَأَكْرَبَـنِـي فِـي حَيَاتِـي وَعِنْدَ وَفَاتِـي وَبَعْدَ مَمَاتِـي بِوَجْهِهِ الْكَرِيمِ❁
Meâl: “Allah’tan başka ilah bulunmadığına şahit bizzat Allah’tır. Bütün melekler, hak ve adaletten ayrılmayan ehl-i ilim de bu gerçeğe, Azîz ve Hakîm (mutlak galip, tam hüküm ve hikmet sahibi) Allah’tan başka ilah olmadığına şahittirler. Allah katında hak din İslâm’dır.” Aciz ve hakir bir kulu olarak ben de rubûbiyetini ikrar, vahdaniyetini tasdîk ile Cenab-ı Allah’ın şâhit olduğu bu yüce hakikate şehadet eder ve bu şehadetimi kıyamet gününe kadar Yüce Allah’a emanet olarak bırakırım. “Muhakkak ki Rabbim her şeyi görüp gözetlemekte ve en güzel şekilde korumaktadır.” “En güzel muhafaza eden Allah’tır. O Merhametliler Merhametlisi’dir.” “Göklerin ve yerin hazinelerinin anahtarları O’nun nezdindedir. Dilediğinin nasibini bollaştırır, dilediğinin de daraltır. Çünkü O, her şeyi bildiği gibi her duruma en uygun olanı da bilir.” Dinimde, dünyamda, âhiretimde, emanetimde; hayatımda, vefatımda ve öldükten sonra bana gam ve tasa verecek her şeye karşı, Kerîm Zâtıyla Allah bana yeter.
حَـسْـبِـيَ اللّٰهُ لِنَـفْسِي وَأَهْلِي وَمَالِـي وَأَوْلَادِي وَلِجَمِيعِ أَصْدِقَائِـي وَصَدَائِـقِي عِنْدَ كُلِّ حَرَكَةٍ وَسُكُونٍ وَنَـفْعٍ وَضَرٍّ فِي الدَّارَيْنِ بِسُلْطَانِهِ الْقَدِيمِ ❁ ﴿حَسْبِيَ اللّٰهُ۬ لَۤا إِلٰهَ إِلَّا هُوَۘ عَلَيْهِ تَوَكَّلْتُ وَهُوَ رَبُّ الْعَرْشِ الْعَظِيمِ﴾، ﴿فَسَيَكْفِيكَهُمُ اللّٰهُۚ وَهُوَ السَّـمِيعُ الْعَلِيمُۘ﴾، ﴿وَمَا النَّصْرُ إِلَّا مِنْ عِنْدِ اللّٰهِ الْعَزِيزِ الْحَكِيمِ﴾، ﴿وَمَنْ يَعْتَصِمْ بِاللّٰهِ فَقَدْ هُدِيَ إِلَى صِرَاطٍ مُسْتَقِيمٍ﴾ فَاعْتَصَمْتُ بِاللّٰهِ الْعَلِيِّ الْعَظِيمِ مِنْ نَارِ الْبُعْدِ وَعَذَابٍ أَلِيمٍ، فِي دَارِ الدُّنْـيَا وَدَارِ النَّعِيمِ، وَفَوَّضْتُ أَمْرِي إِلَى اللّٰهِ إِنَّ اللّٰهَ بَصِيرٌ بِالْعِبَادِ، وَهُوَ الْهَادِي إِلَى سَـبِيلِ الرَّشَادِ، لَيْسَ لِجَلَالِ عِزَّتِـهِ زَوَالٌ وَلَا لِخَزَائِنِ رَحْمَتِهِ نَفَادٌ، مَا شَاءَ اللّٰهُ كَانَ وَمَا لَمْ يَشَأْ لَمْ يَكُنْ، وَاللّٰهُ الْعَظِيمُ، وَلَا حَوْلَ وَلَا قُـوَّةَ إِلَّا بِاللّٰهِ الْعَزِيزِ الْحَكِيمِ، وَلَا أَمْلِكُ لِـنَـفْـسِي نَفْعًا وَلَا ضَرًّا إِلَّا مَا شَـاءَ اللّٰهُ الْحَفِيظُ الْكَرِيمُ ❁ أَعُوذُ بِاللّٰهِ الْوَاجِدِ الْمَاجِدِ، مِنْ كُلِّ عَدُوٍّ حَاسِـدٍ وَمِنْ كُلِّ شَـيْطَانٍ مَارِدٍ إِنَّ اللّٰهَ هُوَ السَّمِيعُ الْعَلِيمُ،
Meâl: İki cihanda kendim, ailem, malım, çocuklarım, bütün arkadaşlarım için hareket ve sükûn halinde, faydayı celb ve zararı def’ hususunda, kadîm saltanatıyla Allah bana yeter. “Allah bana yeter. O’ndan başka ilah yoktur. Ben yalnız O’na dayanırım. Çünkü O, büyük Arş’ın, muazzam hükümranlığın sahibidir.” “Onlara karşı Allah sana yeter. O Semî’ ve Alîm’dir, her şeyi işitir, her şeyi bilir.” “Nusret ve zafer, ancak (mutlak galip, tam hüküm ve hikmet sahibi), Azîz ve Hakîm olan Allah nezdinden gelir.” “Kim Allah’a gönülden sımsıkı bağlanırsa muhakkak ki o doğru yola konulmuştur.” Dünya ve ukbada uzaklığın ateşinden ve elemli azaptan Yüceler Yücesi, azamet tahtının yegâne sultanı olan Allah’a sığındım ve gönülden sımsıkı O’na bağlandım. İşimi Allah’a havale ve tefvîz eyledim. Şüphesiz ki Yüce Allah kullarının her halini görür. Dosdoğru yola ileten de O’dur. Celâl-i izzeti için zevâl, rahmetinin hazineleri için bitiş ve tükeniş asla söz konusu değildir. Allah neyi dilerse o olur, neyin olmamasını dilerse o da olmaz. Allah azîmüşşandır. Gerçek havl ve kuvvet Azîz ü Hakîm Allah’a aittir ve O’nun lütfu iledir. Koruyup gözeten ve her zaman keremini sergileyen Hafîz u Kerîm Allah’ın dilediğinden başka, Kendim için ne bir faydayı celbetmeye ne de bir zararı defetmeye mâlik değilim. Hasetçi düşmanın ve mütemerrit şeytanın şerrinden, Kendisi için acz asla söz konusu olmayan Kâdir u Kâhir u Vâcid, mutlak fazl ve şeref sahibi Mâcid Allah’a sığınıyorum. Muhakkak ki Allah, her şeyi işiten ve bilen Semî’ u Alîmdir.
İKİNCİ FASIL 
 ﴿اَللّٰهُ لَۤا إِلٰهَ إِلَّا هُوَۚ اَلْحَيُّ الْقَـيُّومُۚ لَا تَأْخُذُهُ سِنَةٌ وَلَا نَوْمٌۘ لَـهُ مَا فِي السَّمٰوَاتِ وَمَا فِي الْأَرْضِۘ مَنْ ذَا الَّذِي يَـشْفَعُ عِنْدَهُۤ إِلَّا بِـإِذْنِـهِْ يَعْلَمُ مَا بَـيْنَ أَيْدِيهِمْ وَمَا خَلْفَهُمْۚ وَلَا يُحِيطُونَ بِشَيْءٍ مِنْ عِلْمِه۪ۤ إِلَّا بِمَا شَۤـاءَۚ وَسِعَ كُرسِـيُّهُ السَّمٰوَاتِ وَالْأَرْضَۚ وَلَا يَـؤُۧدُهُ حِفْظُهُمَاۚ وَهُوَ الْعَلِيُّ الْعَظِيمُ لَۤا إِكْرَاهَ فِي الدِّيـنِ قَـدْ تَـبَـيَّنَ الرُّشْـدُ مِنَ الْغَيِّۚ فَمَنْ يَـكْـفُـرْ بِالطَّاغُوتِ وَيُؤْمِنْ بِاللّٰهِ فَـقَـدِ اسْـتَمْسَكَ بِالْعُرْوَةِ الْوُثْقَى۠ لَا انْفِصَامَ لَهَاۘ وَاللّٰهُ سَمِيعٌ عَلِيمٌ﴾ أٰمَنْتُ بِاللّٰهِ الْعَظِيمِ، وَكَفَرْتُ بِالطَّاغُوتِ وَالْوَثَـنِ الذَّمِيمِ، وَتَوَكَّلْتُ عَلَى الْحَيِّ الْقَـيُّـومِ الْقَادِرِ الْعَلِيمِ
Meâl: “Allah o ilahtır ki Kendisinden başka ilah yoktur. Hayy’dır, Kayyûm’dur. Kendisini ne bir uyuklama, ne de uyku tutar. Göklerde ve yerde ne varsa O’nundur. İzni olmadan huzurunda şefaat etmek kimin haddine? Yarattığı mahlûkların önünde, ardında ne var, hepsini bilir. Mahlûklar ise O’nun dilediğinden başka, ilminden hiçbir şey kavrayamazlar. O’nun kürsüsü gökleri ve yeri kaplamıştır. Gökleri ve yeri koruyup gözetmek O’na ağır gelmez; O öyle ulu, öyle büyüktür. Dinde zorlama yoktur. Doğru yol, sapıklıktan; hak, bâtıldan ayrılıp belli olmuştur. Artık kim tağutu reddedip Allah’a iman ederse, işte o, kopması mümkün olmayan en sağlam kulpa yapışmıştır. Allah her şeyi işitir, bilir.” Ben de Azîm olan Allah’a inandım ve her türlü mezmûm tağut ve putu reddettim. Hayy, Kayyûm, Kâdir ve Alîm olan Allah’a tevekkül ettim.
اَلْحَمْدُ لِلّٰهِ حَمْدًا كَثِيرًا طَيِّـبًا مُبَارَكًا فِيهِ كَمَا يُحِبُّ رَبُّـنَا وَيَرْضَى، وَكَمَا يَـنْـبَغِي لِوَجْهِهِ الْكَرِيمِ وَالْحَمْدُ لِلّٰهِ حَمْدًا يُوَافِي نِعَمَهُ وَيُكَافِئُ مَزِيدَ كَرَمِهِ الْعَظِيمِ وَالْحَمْدُ لِلّٰهِ بِجَمِيعِ مَحَامِدِه۪ كُلِّهَا مَا عَلِمْتُ مِنْهَا وَمَا لَمْ أَعْلَمْ، وَالشُّكْرُ لِلّٰهِ عَلَى جَمِيعِ نِعْمَتِه۪ كُلِّهَا مَا عَلِمْتُ مِنْهَا وَمَا لَمْ أَعْلَمْ، وَمَا تَوْفِيقِي وَلَا اعْتِصَامِي إِلَّا بِاللّٰهِ الْأَعْلَى الْأَعَزِّ الْأَجَلِّ الْأَكْرَمِ وَالْحَمْدُ لِلّٰهِ الَّذِي مَنَّ عَلَيَّ وَهَدَانِي إِلَى دِينِ الْإِسْلَامِ، وَفَضَّلَنِي بِمَنِّهِ فِي عَالَمِ الْأَرْوَاحِ وَالْأَجْسَامِ، وَجَعَلَنِي مِنْ أُمَّةِ مُحَمَّدٍ سَيِّدِ الْأَنَامِ، وَصَدْرِ الْإِسْلَامِ، وَبَدْرِ التَّمَامِ، وَدُرِّ النِّظَامِ صَلَّى اللّٰهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ تَسْلِيمًا كَثِيرًا دَائِمًا طَيِّـبًا نَافِعًا مُبَارَكًا لَهُ كَمَا هُوَ أَهْلُهُ وَمُسْتَحِقُّهُ فِي الدَّارَيْنِ بِالتَّعْظِيمِ وَالْإِكْرَامِ، وَعَلَى جَمِيعِ الْمَلَائِكَةِ وَالْأَنْـبِـيَاءِ وَالْمُرْسَلِينَ بِالْفَضْلِ وَالْإِنْعَامِ، وَعَلَى جَمِيعِ أٰلِهِمْ وَأَصْحَابِهِمْ وَأَتْـبَاعِهِمْ مُؤَيِّـدِي الْحَقِّ وَالْإِسْلَامِ إِنِّي أُشْهِدُهُمْ كَافَّةً أَجْمَعِينَ بِأَنِّي أَشْهَدُ أَنْ لَا إِلٰـهَ إِلَّا اللّٰهُ وَحْدَهُ لَا شَرِيكَ لَهُ، إِلٰهًا وَاحِدًا صَمَدًا فَـرْدًا وِتْرًا لَمْ يَـتَّخِذْ صَاحِبَةً وَلَا وَلَدًا، ﴿لَمْ يَلِدْ وَلَمْ يُولَدْۙ وَلَمْ يَكُنْ لَهُ كُفُوًا أَحَدٌ﴾ وَأَشْهَدُ أَنَّ مُحَمَّدًا عَبْدُهُ الْمُصْطَفَى وَرَسُـولُهُ الْمُجْتَــبَـى وَأَمِينُـهُ الْمُقْتَدَى، شَـمْـسُ الضُّحَى، وَبَـدْرُ الدُّجَى، وَنُورُ الْوَرَى، وَرَسُـولُ الثَّـقَلَيْنِ مِـنَ الْأَزَلِ إِلَى الْأَبَـدِ، وَشَـفِيعُ مَنْ فِي الدَّارَيْنِ عِنْدَ الْمَدَدِ وَأَشْـهَدُ أَنَّ جَمِيعَ مَا أَنْزَلَ اللّٰهُ تَعَالَى فِـي الْقُرْأٰنِ الْعَظِيـمِ كُلَّهُ حَـقٌّ، وَبِـالْحَـقِّ نَــزَلَ كَلَامُـهُ وَوَحْـيُـهُ❁ وَأُشْهِدُهُمْ بِأَنِّي أٰمَنْتُ بِهِ أَوَّلًا وَأٰخِرًا، وَبِجَمِيعِ مَا فِيهِ ظَاهِرًا وَبَاطِنًا، وَبِكُلِّ مَا جَاءَ بِهِ رَسُولُهُ وَأَمِينُهُ
Meâl: Sevip hoşnut olduğu, Yüce Zâtına yaraşır şekilde çok, güzel ve bereketli hamdlerle Allah’a hamd ediyorum. Verdiği nimetlerine karşılık olacak ve yüce kereminden gelecek daha başka lütufları celbedecek bir hamdle Allah’a hamd ediyorum. Bilebildiğim veya bilemediğim hamde layık bütün icrâatından dolayı, bilebildiğim ve bilemediğim bütün hamdlerle Allah’a hamd ediyorum. Bildiğim yahut bilmediğim bütün nimetlerinden dolayı Allah’a şükrediyorum. Muvaffakiyetim ve korunup kollanmam yalnız en Yüce, en Azîz, en Büyük ve en Kerîm olan Allah (ın inayeti) iledir. Lütufta bulunup beni Din-i İslâm’a hidayet buyuran, âlem-i ervah ve ecsamda fazl u ihsanlarıyla tafdîl eden; Rûh-u Seyyidi’l-Enâm, Müslümanların yegâne rehberi, insanlığın ufkundaki dolunay, varlığı vücut sadefinin en saf incisi Hazreti Muhammed ümmetinden eyleyen Allah’a hamd olsun. En çok, en devamlı, en güzel, en faydalı ve en bereketli, iki cihanda O’nun şanına yakışır, ta’zîm ve tekrîm dolu salât ü selâmlar O Seyyidü’l-âlemîn ve Fahru’l-müslimîn Efendimiz üzerine olsun. Aynı zamanda bir fazl u in’am olarak bütün meleklere, enbiya ve mürselîne ve onların hakka ve İslâm’a destek ve zahîr olan bütün ashâb ve etbâına olsun. Başta Efendimiz olmak üzere onların hepsini şahit tutarak, Allah’tan başka bir ilah bulunmadığına, O’nun yegâne ilah olduğuna, şerîki ve ortağı olmadığına, O Yüceler Yücesi’nin, her varlığın Kendisine muhtaç olduğu fakat Kendisinin hiçbir şeye muhtaç olmadığı bir Vâhid, Samed, Ferd ve Vitr olduğuna, eş ve evlat edinmekten münezzeh bulunduğuna, “doğurmamış ve doğmamış; hiçbir şey de Kendisine denk olmamış” yüce hakikatinin yegâne sahibi olduğuna şehadet ediyorum. Yine, Nebiy-yi Ekrem Efendimiz Hazreti Muhammed Mustafa’nın (aleyhissalâtü vesselâm), Allah’ın, her şeyin özü, usâresi olan seçkin kulu ve elçisi, mutlaka örnek alınması gerekli olan emîn peygamberi, gündüzün güneşi, gecenin dolunayı, veraların nuru, ezelden ebede ins ve cin âlemlerinin tanıyıp itaat ve ittiba etmekle memur bulundukları, iki cihanda yardıma ihtiyacı olanların şefaatçisi yegâne Zât olduğuna şehadet ediyorum. Yine şehadet ediyorum ki, Cenab-ı Allah’ın Kur’ân-ı Azîmüşşan’da inzal buyurduğu ne varsa hepsi haktır ve o kelâm ve vahy-i İlâhî hak ile, Hak Teâlâ’nın insanlar üzerindeki ve insanların fert ve cemiyet olarak diğerleri üzerindeki haklarının künhünü muhtevi, hakkı açıklayan, bâtıldan ve eğrilikten müberrâ ve mahza hakkı, adaleti ve sıdkı gösteren bir hidayet düsturu olarak inmiştir. Yine onları şehadetime şahit tutarak ikrar ediyorum ki, Kur’ân-ı Azîm’e evvel ve âhir inandım. Zâhir-bâtın, içinde ne varsa hepsini ve O Emîn Elçi’nin (aleyhi elfü elfi salâtin ve selâm) bütün getirdiklerini kabul ettim. 
ÜÇÜNCÜ FASIL
 وَأَشْهَدُ أَنَّ الْجَنَّةَ حَقٌّ، وَالنَّارَ حَقٌّ، وَالنَّبِـيِّـينَ حَقٌّ، وَكُلَّ مَا فِي كُـتُبِهِمْ حَقٌّ، وَالسَّاعَةَ حَقٌّ، وَكُلَّ مَا فِيهَا كَمَا أَخْبَرَ عَنْهُ بَشِيرُهُ وَنَذِيرُهُ وَأَشْهَدُ أَنَّ الْبَعْثَ مِنَ الْقُبُورِ حَقٌّ، وَالْحِسَابَ يَوْمَ النُّشُورِ حَقٌّ، وَكُلَّ مَا فِيهِ عِنْدَ الْقُبُورِ حَقٌّ، وَالشَّفَاعَةَ حَقٌّ، وَالرُّؤْيَـةَ حَقٌّ، وَالْقَوْلَ حَقٌّ فِي جَمِيعِ مَا قَالَ بِهِ نَبِيُّهُ وَحَبِيبُهُ وَأُشْهِدُهُمْ بِأَنِّي رَضِيتُ بِرَبِّـهِ اسْتِنَادًا، بِـهِ وَبِدِيـنِـهِ اعْتِمَادًا، وَبِجَمِيعِ أَقْوَالِهِ اعْتِقَادًا كَمَا رَضِيَ أَصْحَابُهُ وَأَحْبَابُهُ، وَبِجَمِيعِ مَنْ أٰمَنَ بِهِ إِخْوَانًا، وَبِالْقُرْأٰنِ إِمَامًا، وَبَـيْنَ الْخَلَائِقِ حَكَمًا، بِكُلِّ مَا أَخْبَرَتْ فِيهِ أٰيَاتُهُ وَبَـيِّنَاتُهُ وَإِنِّي أَسْتَوْدِعُ دِينِي وَإِيمَانِي وَشَهَادَتِي وَعِبَادَتِي مَنْ لَا يُضِيعُ وَدَائِعَهُ، وَلَا يَـنْـفَدُ مَا عِنْدَهُ، وَعَمَّ جَمِيعَ الْخَلَائِقِ إِنْعَامُهُ وَإِحْسَانُهُ
Meâl: Şehadet ederim ki, Cennet hak, Cehennem hak, nebîler (alâ nebiyyinâ ve aleyhimüsselâm) hak, kitap ve sahîfelerindekiler hak, kıyamet hak, Hakk’ın beşîr/müjdeci ve nezîr/inzar edip uyarıcı olarak gönderdiği Muhbir-i Sâdık Efendimiz’in kıyamet hakkındaki bütün beyanları da haktır. Yine şehadet ederim ki, kabirden dirilme hak, dirildikten sonra hesaba çekilme hak, kabir hayatıyla alâkalı diğer haber verilenler hak, şefaat hak, rü’yet-i Cemâlullah hak, Nebiy-yi Ekrem ve Habîb-i Hudâ Efendimiz’in bütün lâl ü güher beyanları haktır. Efendimiz’i, melâike-i kiramı, bütün enbiya ve mürselîni ve onların Din’e zahîr olan ashâb ve etbâını şâhit tutarak beyan ediyorum ki, Efendimiz’in inandığı Rabbine ben de inandım ve O’na dayandım. Vaz’ buyurduğu Din’den razı oldum ve yalnız o Din’e itimat ettim. Sohbet-i Nebeviyye Devlet-i Refîası ile müşerref ashâbının ve ahbâbının razı olup itikat ettiği gibi, Resûl-i Müctebâ Efendimiz’in bütün beyanlarından ben de razı oldum ve hepsine itikat ettim. Hazreti Muhammed’e (aleyhissalâtü vesselâm) inanan bütün müminleri kendime kardeş, Kur’ân-ı Mübîni imam ve âyât ü beyyinâtıyla insanlar arasındaki hükümlerde biricik hakem bildim ve öyle inandım. İşte ikrar ettiğim bu dinimi, imanımı, şehadetimi, kulluğumu, nezdinde hiçbir emanet zayi olmayan, yanındaki hazineler asla tükenmeyen ve in’am ve ihsanları bütün mahlûkatı kuşatan Rabbim’e emanet ediyorum.
وَإِنِّي أَعْدَدْتُ لِكُلِّ هَوْلٍ “لَا إِلٰـهَ إِلَّا اللّٰهُ” ، وَلِكُلِّ نِعْمَةٍ “اَلْحَمْدُ لِلّٰهِ” ، وَلِكُلِّ رَخَاءٍ “اَلشُّكْرُ لِلّٰهِ” ، وَلِكُلِّ أُعْجُوبَةٍ “سُبْحَانَ اللّٰهِ” ، وَلِكُلِّ ذَنْبٍ “أَسْتَغْفِرُ اللّٰهَ” ، وَلِكُلِّ مُصِيبَةٍ “إِنَّا لِلّٰهِ” ، وَلِكُلِّ ضِيقٍ “حَسْبِيَ اللّٰهُ” ، وَلِكُلِّ قَضَاءٍ وَقَدَرٍ “تَوَكَّلْتُ عَلَى اللّٰهِ” ، وَلِكُلِّ طَاعَةٍ وَمَعْصِيَةٍ “لَا حَوْلَ وَلَا قُوَّةَ إِلَّا بِاللّٰهِ” ، وَلِكُلِّ هَمٍّ وَغَمٍّ “مَا شَاءَ اللّٰهُ”  
Meâl: Allahım! Her türlü korku ve endişe için, “lâilâheillallah/Allah’tan başka ilah yoktur”; her nimet için “elhamdülillah/hamd yalnız Allah’adır”; her kolaylık ve bolluk için, “eşşükru lillah/şükür sadece Allah’adır”; hayret ve hayranlık uyandıran her bir şey için, “Sübhanallah/Allah bütün noksanlardan pak ve müberrâ, bütün kusurlardan mukaddes ve muarrâdır”; her bir günah için, “estağfirullah/bağışlanmamı Allah’tan isterim”; her musibet için “innâ lillah/Allah’tan geldik ve O’na aitiz”; her darlık ve zorluk için, “hasbiyallah/Allah bana yeter”; kaza ve kaderin her türlüsü için, “tevekkeltü alallah/Allah’a tevekkül ettim”; ibadetleri yerine getirebilmek ve mâsiyetlerden uzak durabilmek için, “lâ havle velâ kuvvete illâ billah/kulluk yapmak ve mâsiyetlerden uzak durmak için ihtiyacım olan havl ve kuvvet yalnız Allah nezdindedir”; her gam ve tasa için “maşâallah/Allah neyi dilerse o olur” sırlı kelimelerini hazırladım.
لَنْ يَغْلِبَ اللّٰهَ شَيْءٌ وَهُوَ غَالِبٌ عَلَى كُلِّ شَيْءٍ وَمُعِينٌ وَلَا يَكْفِي مِنْهُ شَيْءٌ وَهُوَ كَافٍ مِنْ كُلِّ شَيْءٍ ﴿إِنَّ اللّٰهَ هُوَ الرَّزَّاقُ ذُو الْقُوَّةِ الْمَتِينُ﴾، ﴿أَلَا لَهُ الْخَلْقُ وَالْأَمْرُۘ تَـبَارَكَ اللّٰهُ رَبُّ الْعَالَمِينَ﴾ لَا إِلٰـهَ إِلَّا اللّٰهُ الْمَلِكُ الْحَقُّ الْمُبِينُ، مُحَمَّدٌ رَسولُ اللّٰهِ صَادِقُ الْوَعْدِ الْأَمِينُ لَا إِلٰـهَ إِلَّا اللّٰهُ وَحْدَهُ لَا شَرِيكَ لَهُ، لَهُ الْمُلْكُ وَلَهُ الْحَمْدُ يُحْيِي وَيُمِيتُ، وَهُوَ حَيٌّ لَا يَمُوتُ، بِـيَـدِهِ الْخَيْرُ، وَهُوَ عَلَى كُلِّ شَيْءٍ قَدِيرٌ ﴿وَلِلّٰهِ مُلْكُ السَّمٰوَاتِ وَالْأَرْضِ وَمَا بَـيْنَهُمَا۬ وَإِلَـيْـهِ الْمَصِيرُ﴾، ﴿قَوْلُهُ الْحَقُّۘ وَلَهُ الْمُلْكُ يَوْمَ يُـنْـفَخُ فِي الصُّورِۘ عَالِمُ الْغَيْبِ وَالشَّهَادَةِۘ وَهُوَ الْحَكِيمُ الْخَبِيرُ﴾ وَهُوَ حَسْبِي وَنِعْمَ الْوَكِيلُ، نِعْمَ الْمَوْلَى وَنِعْمَ النَّصِيرُ ﴿لَيْسَ كَمِثْلِهِ شَيْءٌۚ وَهُوَ السَّمِيعُ الْبَصِيرُ﴾ 
Meâl: Hiçbir şey Kudreti Sonsuz Allah’a galebe edemez fakat O, her şey üzerinde hükmü geçerli olan, dilediği kullarını yardımıyla destekleyen bir Gâlib-i Mutlak’tır. Hiçbir şey O’ndan müstağni olamaz. O ise her şeyden müstağni bir Ğaniy-yi Mutlaktır. “Bütün mahlûkların rızıklarını veren, kâmil kuvvet ve tam iktidar sahibi olan Allah Teâlâdır.” “İyi bilesiniz ki yaratmak da, emretmek de O’na mahsustur. Evet o Rabbülâlemin olan Allah ne yücedir!” Her şey ve herkesin üzerinde tasarruf sahibi, hakkı açıklayan, varlığı kendinden ve değişmeyen bir zât olan Allah’tan başka bir ilah yoktur. Server-i Enbiya (aleyhi ekmelüttehâyâ) Efendimiz O’nun her vaadi sadık ve emîn Resûlüdür. Allah’tan başka bir ilah yoktur, Ma’bud-u bi’l-hak ve Maksud-u bi’l-istihkak sadece O’dur. Mülk O’nundur; hamd O’nadır. Hayat veren O, emaneten verdiği hayatı geri alan O, ölümden uzak ezelî ve ebedî hayatın sahibi O’dur. Hayır O’nun elindedir. O her şeye gücü yeten bir Kâdir-i Mutlak’tır. “Göklerde, yerde ve ikisi arasında olan her şeyin hâkimiyeti Allah’ındır. Dönüş de O’na olacaktır.” “Sözü haktır. Sûra üfleneceği gün de hâkimiyet O’nundur. Görünmeyeni de, görüneni de, olmuşu da, olacağı da O bilir. O, Hakîm ve Habîr’dir (tam hüküm ve hikmet sahibi ve her şeyden hakkıyla haberdardır).” Allah bana yeter; O tevekkül edilecek ne güzel vekîldir! Ne güzel Mevlâ, ne güzel yardımcıdır O! “O’nun benzeri hiçbir şey yoktur. O, her şeyi hakkıyla işitir ve bilir.” 
DÖRDÜNCÜ FASIL 
كُلُّ شَيْءٍ مُفْتَـقِرٌ إِلَيْهِ وَهُوَ غَنِيٌّ عَنْ كُلِّ شَيْءٍ حَقِيرٍ وَكَبِيرٍ، وَبِأَسْرَارِ عِبَادِهِ خَبِيرٌ، وَكُلُّ أَمْرٍ عَلَيْهِ يَسِيرٌ، يَفْعَلُ اللّٰهُ مَا يَشَاءُ بِقُدْرَتِهِ الْعَظِيمَةِ، وَيَحْكُمُ مَا يُرِيدُ بِعِزَّتِهِ الْقَدِيمَةِ، ﴿وَلَهُ مَا سَكَنَ فِي الَّيْلِ وَالنَّهَارِۘ وَهُوَ السَّمِيعُ الْعَلِيمُ﴾، ﴿فَلِلّٰهِ الْحَمْدُ رَبِّ السَّمٰوَاتِ وَرَبِّ الْأَرْضِ رَبِّ الْعَالَمِينَ وَلَهُ الْكِبْرِيَۤاءُ فِي السَّمٰوَاتِ وَالْأَرْضِ وَهُوَ الْعَزِيزُ الْحَكِيمُ﴾
Meâl: Her şey O’na muhtaç, O ise -mahlûk olmaları itibariyle aslında hepsi küçük olanküçük büyük her şeyden müstağnidir. Kullarının bütün sırlarından da haberdardır. O Kudreti Sonsuz için her iş kolaydır. Azametli kudretiyle neyi dilerse onu dilediği gibi yapar. Ezelî izzetiyle de dilediği gibi hükmeder. “Gecede ve gündüzde barınan her şey O’nundur. O her şeyi işitir ve bilir.” “Bütün hamdler, övgüler göklerin Rabbi, yerin Rabbi ve Âlemlerin Rabbi Allah’a mahsustur. Göklerde ve yerde ululuk yalnız O’na aittir. Azîz ve Hakîm O’dur (üstün kudret, tam hüküm ve hikmet sahibidir).”
 لَا إِلٰـهَ إِلَّا اللّٰهُ الْعَلِيُّ الْعَظِيمُ  
لَا إِلٰـهَ إِلَّا اللّٰهُ الْحَلِيمُ الْكَرِيمُ  
لَا إِلٰـهَ إِلَّا اللّٰهُ رَبُّ الْعَرْشِ الْعَظِيمِ ❁ 
لَا إِلٰـهَ إِلَّا اللّٰهُ الْمَلِكُ الْجَـبَّارُ  
لَا إِلٰـهَ إِلَّا اللّٰهُ الْوَاحِدُ الْقَهَّارُ  
لَا إِلٰـهَ إِلَّا اللّٰهُ الْعَزِيزُ الْغَـفَّارُ ❁ 
لَا إِلٰـهَ إِلَّا اللّٰهُ قَـبْلَ كُلِّ شَيْءٍ  
لَا إِلٰـهَ إِلَّا اللّٰهُ بَعْدَ كُلِّ شَيْءٍ  
لَا إِلٰـهَ إِلَّا اللّٰهُ يَـبْقَى رَبُّـنَا وَيَـفْنَى كُلُّ شَيْءٍ  
لَا إِلٰـهَ إِلَّا اللّٰهُ دَلِيلُ الْحَائِرِينَ  
لَا إِلٰـهَ إِلَّا اللّٰهُ أَمَانُ الْخَائِـفِينَ ❁ 
لَا إِلٰـهَ إِلَّا اللّٰهُ غِيَاثُ الْمُسْتَغِيـثِينَ ❁ 
لَا إِلٰـهَ إِلَّا اللّٰهُ خَيْرُ النَّاصِرِينَ  
لَا إِلٰـهَ إِلَّا اللّٰهُ خَيْرُ الْحَافِظِينَ ❁ 
لَا إِلٰـهَ إِلَّا اللّٰهُ خَيْرُ الْفَاتِحِينَ ❁ 
لَا إِلٰـهَ إِلَّا اللّٰهُ الْمَوْجُودُ فِي كُلِّ زَمَانٍ ❁ 
لَا إِلٰـهَ إِلَّا اللّٰهُ الْمَعْبُودُ فِي كُلِّ مَكَانٍ
Meâl:
Aliyy ü Azîm Allah’tan başka bir ilah yoktur.
Halîm ü Kerîm Allah’tan başka bir ilah yoktur.
Arş-ı Azîm’in Rabbi Allah’tan başka bir ilah yoktur.
Melik ü Cebbâr Allah’tan başka bir ilah yoktur.
Vâhid ü Kahhâr Allah’tan başka bir ilah yoktur.
Azîz ü Ğaffâr Allah’tan başka bir ilah yoktur.
Her şeyden evvel mevcud olan, Ezel Sultanı Allah’tan başka bir ilah yoktur.
Her şeyden sonra bâkî kalacak Ebed Sultanı Allah’tan başka bir ilah yoktur.
Her şey fenâ bulduktan sonra bâkî kalacak Allah’tan başka bir ilah yoktur.
Yolunu şaşırmışların biricik delîli Allah’tan başka bir ilah yoktur.
Korku yaşayanların emn ü emanı Allah’tan başka bir ilah yoktur.
Yardım bekleyenlerin yardımcısı Allah’tan başka bir ilah yoktur.
Yardımı bütün yardımların en güzeli olan Allah’tan başka bir ilah yoktur.
En güzel şekilde muhafaza eden Allah’tan başka bir ilah yoktur.
Gönülleri ve kapalı kapıları en hayırlı şekilde açan Allah’tan başka bir ilah yoktur.
Ezelden ebede, her zaman mevcûd olan Allah’tan başka bir ilah yoktur.
Her yerde sadece Kendisine ibadet edilen yegâne Ma’bûd Allah’tan başka bir ilah yoktur.
لَا إِلٰـهَ إِلَّا اللّٰهُ الْمَذْكُورُ فِي كُلِّ لِسَانٍ  
لَا إِلٰـهَ إِلَّا اللّٰهُ الْمَشْكُورُ فِي كُلِّ إِحْسَانٍ 
لَا إِلٰـهَ إِلَّا اللّٰهُ كُلَّ يَوْمٍ هُوَ فِي شَأْنٍ  
لَا إِلٰـهَ إِلَّا اللّٰهُ إِيمَانًا بِاللّٰهِ  
لَا إِلٰـهَ إِلَّا اللّٰهُ أَمَانًا مِنَ اللّٰهِ ❁ 
لَا إِلٰـهَ إِلَّا اللّٰهُ أَمَانَةً عِنْدَ اللّٰهِ  
لَا إِلٰـهَ إِلَّا اللّٰهُ مُحَمَّدٌ رَسُولُ اللّٰهِ بِعَدَدِ كَلِمَاتِ اللّٰهِ ❁ 
لَا إِلٰـهَ إِلَّا اللّٰهُ وَحْدَهُ، صَدَقَ وَعْدَهُ، وَنَصَرَ عَبْدَهُ، وَأَعَزَّ جُنْدَهُ، وَهَزَمَ الْأَحْزَابَ وَحْدَهُ، وَلَا شَيْءَ بَعْدَهُ
Meâl:
Her dilde zikredilen biricik Mezkûr Allah’tan başka bir ilah yoktur.
Her iyiliğine mukabil Yüce Zâtına karşı şükranla gerilime geçilen yegâne Meşkûr Allah’tan başka bir ilah yoktur.
Her an ayrı bir işte, ayrı bir şe’nde bulunan Allah’tan başka bir ilah yoktur.
Allah’tan başka bir ilah yoktur ve yalnız O’na iman edilir. 
Allah’tan başka bir ilah yoktur ve emn ü eman O’ndan gelir. 
“Allah’tan başka bir ilah yoktur” ikrarımız hiçbir emanetin yüce katında zayi olmadığı Allah’a emanettir.
Allah’ın sonsuz kelimeleri sayısınca, “lâ ilâheillallah, Muhammedün Resûlullah.”
Allah’tan başka bir ilah yoktur. Yegâne Ma’bud odur. Vaadinde sadıktır. Kulunu nusretiyle destekler. Dinine sahip çıkanları azîz eder. Karşı gelen hizipleri karşı gelinemeyecek kudretiyle hezimete uğratır. Her şey fenâ bulur; geriye sadece O kalır.
 [لَا إِلٰـهَ إِلَّا اللّٰهُ وَاللّٰهُ أَكْـبَـرُ (3)] لَا إِلٰـهَ إِلَّا اللّٰهُ وَحْدَهُ لَا شَرِيكَ لَهُ، لَهُ الْمُلْكُ وَلَهُ الْحَمْدُ وَهُوَ عَلَى كُلّ شَيْءٍ قَدِيرٌ لَا إِلٰـهَ إِلَّا اللّٰهُ وَلَا حَوْلَ وَلَا قُوَّةَ إِلَّا بِاللّٰهِ سُبْحَانَ اللّٰهِ مَا أَعْظَمَ اللّٰهَ اَللّٰهَ، سُبْحَانَ اللّٰهِ مَا أَحْلَمَ اللّٰهَ اَللّٰهَ، سُبْحَانَ اللّٰهِ مَا أَكْرَمَ اللّٰهَ اَللّٰهَ اَلْحَمْدُ لِلّٰهِ الَّذِي أَحَلَّنِي حِمَاءَ لُطْفِ اللّٰهِ، اَلْحَمْدُ لِلّٰهِ الَّذِي أَنْزَلَنِي جَنَّةَ رَحْمَةِ اللّٰهِ، اَلْحَمْدُ لِلّٰهِ الَّذِي أَجْلَسَنِي فِي مَقَامِ مَحَبَّةِ اللّٰهِ فَذٰلِكَ الْفَضْلُ مِنَ اللّٰهِ 
Meâl: “Lâ ilâhe illallahu vallahu ekber/Allah’tan başka bir ilah yoktur. Ve büyük Allah’tır. (3 defa)” Allah’tan başka bir ilah yoktur, Ma’bud-u bi’l-hak ve Maksud-u bi’l-istihkak sadece O’dur. Mülk O’nundur; hamd O’nadır. O her şeye gücü yeten bir Kudreti Sonsuz’dur. Allah’tan başka bir ilah yoktur ve gerçek güç ve kuvvet Allah’a aittir. Allah Sübhan’dır; bütün eksiklerden müberrâdır. Ne yücedir Allah, Allah! Allah Sübhan’dır. Ne halîmdir Allah, Allah! Allah Sübhan’dır. Ne kerîmdir Allah, Allah! Lütfuyla beni himayesine yerleştiren Yüce Allah’a hamd ü senalar olsun. Beni rahmet cennetine misafir eden Yüce Allah’a hamd ü senalar olsun. Beni muhabbetullah makamına oturtan Yüce Allah’a hamd ü senalar olsun. İşte bu Allah’ın bir fazlıdır.
BEŞİNCİ FASIL
﴿وَمَنْ يَغْفِرُ الذُّنُوبَ إِلَّا اللّٰهُ﴾ وَ ﴿الْعِلْمُ عِنْدَ اللّٰهِ﴾ لَا يَعْلَمُ الْغَيْبَ إِلَّا اللّٰهُ، وَلَا يَقْضِي الْحَاجَةَ سِوَى اللّٰهِ مَا شَاءَ اللّٰهُ، لَا قُوَّةَ إِلَّا بِاللّٰهِ، مَا شَاءَ اللّٰهُ، كُلُّ نِعْمَةٍ فَمِنَ اللّٰهِ، مَا شَاءَ اللّٰهُ، اَلْخَيْرُ كُلُّهُ بِيَدِ اللّٰهِ، مَا شَاءَ اللّٰهُ، لَا يَصْرِفُ السُّوءَ إِلَّا اللّٰهُ أَعُوذُ بِعِزَّةِ اللّٰهِ وَبِنُورِ عَرْشِ اللّٰهِ مِنْ جَمِيعِ مَا لَا يُحِبُّهُ وَلَا يَرْضَى بِهِ اللّٰهُ أَعُوذُ بِكَلِمَاتِ اللّٰهِ التَّامَّاتِ مِنْ غَضَبِهِ وَسُوءِ عِقَابِهِ وَشَرِّ عِبَادِهِ وَمِنْ هَمَزَاتِ الشَّيَاطِينِ وَأَنْ يَحْضُرُونِ ﴿أَعُوذُ بِرَبِّ الْفَلَقِ مِنْ شَرِّ مَا خَلَقَ وَمِنْ شَـرِّ غَاسِقٍ إِذَا وَقَبَ وَمِنْ شَرِّ النَّـفَّاثَاتِ فِي الْعُقَدِ وَمِنْ شَـرِّ حَاسِدٍ إِذَا حَسَدَ﴾
Meâl:  “Günahları Allah’tan başka affedecek kim vardır!” “İlim O’nun nezdindedir.” Gaybı Allah’tan başka hiç kimse bilemez. İhtiyacı Allah’tan gayrı hiç kimse gideremez. Allah neyi dilerse o olur. Yegâne kuvvet sahibi Allah’tır. Sadece Allah’ın dilediği olur ve her nimet Allah’tandır. Sadece Allah’ın dilediği olur ve her hayır ve güzellik Allah’ın elindedir. Sadece Allah’ın dilediği olur ve kötülükleri sadece Allah uzaklaştırabilir. Sevip hoşnut olmadığı her şeyden, Allah’ın izzetine ve Arşının nuruna sığınıyorum. Gazabından, sû-i âkıbetten, kullarının şerrinden, şeytanların vesveselerinden ve yanıma sokulmalarından Allah’ın tastamam kelimelerine sığınıyorum. 
﴿أَعُوذُ بِرَبِّ النَّاسِ مَلِكِ النَّاسِ إِلٰـهِ النَّاسِ مِنْ شَـرِّ الْوَسْوَاسِ الْخَنَّاسِ اَلَّذِي يُوَسْوِسُ فِي صُدُورِ النَّاسِ مِنَ الْجِنَّةِ وَالنَّاسِ﴾
Meâl: “Sabahın Rabbine sığınırım, yarattığı şeylerin şerrinden. Karanlığı çöktüğü zaman gecenin şerrinden. Düğümlere üfleyip büyü yapan büyücü kadınların şerrinden ve haset ettiği zaman hasetçinin şerrinden.” “İnsanların Rabbine, insanların yegâne Hükümdarına, insanların İlahına sığınırım. O sinsi şeytanın şerrinden. O ki, insanların kalblerine vesvese verir. O şeytan, cinlerden de olur, insanlardan da.”
 بِسْمِ اللّٰه الرَّحْمٰنِ الرَّحِيمِ، بِسْمِ اللّٰهِ خَيْرِ الْأَسْمَاءِ، بِسْمِ اللّٰهِ رَبِّ الْأَرْضِ وَالسَّمَاءِ، بِسْمِ اللّٰهِ الَّذِي لَا يَضُرُّ مَعَ اسْمِهِ شَيْءٌ فِي الْأَرْضِ وَلَا فِي السَّمَاءِ وَهُوَ السَّمِيعُ الْعَلِيمُ بِسْمِ اللّٰهِ الرَّحْمٰنِ الرَّحِيمِ ﴿اَلْحَمْدُ لِلّٰهِ الَّذِي خَلَقَ السَّمٰوَاتِ وَالْأَرْضَ وَجَعَلَ الظُّلُمَاتِ وَالنُّورَۘ ثُمَّ الَّذِينَ كَفَرُوا بِرَبِّهِمْ يَعْدِلُونَ هُوَ الَّذِي خَلَقَكُمْ مِنْ طِينٍ ثُمَّ قَضَۤى أَجَلًا وَأَجَلٌ مُسَمًّى عِنْدَهُ ثُمَّ أَنْـتُمْ تَمْتَرُونَ وَهُوَ اللّٰهُ فِي السَّمٰوَاتِ وَفِي الْأَرْضِۘ يَعْلَمُ سِرَّكُمْ وَجَهْرَكُمْ وَيَعْلَمُ مَا تَـكْسِبُونَ﴾، ﴿أَوَمَنْ كَانَ مَيْـتًا فَأَحْـيَـيْـنَاهُ وَجَعَلْنَا لَـهُ نُورًا يَمْشِي بِـهِ فِي النَّاسِ كَمَنْ مَثَلُهُ فِي الظُّلُمَاتِ لَيْسَ بِخَارِجٍ مِنْهَاۘ كَذٰلِكَ زُيِّـنَ لِلْكَافِرِينَ مَا كَانُوا يَعْمَلُونَ﴾، 
Meâl: Rahman ve Rahîm Allah’ın adıyla. Esmâsı bütün isimlerin en güzeli olan Allah’ın adıyla. Arz u semanın Rabbi Allah’ın adıyla. Yüce namı anılınca ne yerde ne de gökte hiçbir şeyin zarar veremeyeceği Allah’ın adıyla ki, O Semî’ ve Alîm’dir. Rahman ve Rahîm Allah’ın adıyla. ”Hamd, gökleri ve yeri yaratan, karanlıkları ve aydınlığı var eden Allah’ın hakkıdır. Bir de kâfirler kalkmışlar, birtakım putları Rabbilerine eşit sayıyorlar! O, sizi bir çamurdan yaratan, sonra size bir ecel, bir ömür süresi tayin edendir. Bir de O’nun nezdinde muayyen bir ecel vardır. Sonra, bir de kalkmış şüphe ediyorsunuz! Oysa ki göklerde de, yerde de gerçek İlah ancak O’dur. O sizin gizlinizi de bilir, açığa vurduğunuzu da. O, hayır ve şer olarak elde edeceğiniz şeyleri de bilir.” “Ölü iken kendisini dirilttiğimiz ve insanlar arasında yürümesi için kendisine bir ışık (iman nûru) verdiğimiz kişi, hiç karanlıklarda kalıp çıkamayan kimse gibi olur mu? Olmaz ama kâfirlere, yapmakta oldukları işler böyle güzel gösterilir.” 
﴿لَقَدْ جَۤاءَكُمْ رَسُولٌ مِنْ أَنْـفُسِكُمْ عَزِيزٌ عَلَيْهِ مَا عَنِـتُّمْ حَرِيصٌ عَلَيْكُمْ بِالْمُؤْمِنِينَ رَؤُۧفٌ رَحِيمٌ ❁ فَإِنْ تَـوَلَّوْا فَقُلْ حَسْبِيَ اللّٰهُ۬ لَۤا إِلٰهَ إِلَّا هُوَۘ عَلَيْهِ تَوَكَّلْتُ وَهُوَ رَبُّ الْعَرْشِ الْعَظِيمِ﴾، ﴿إِنِّي تَوَكَّلْتُ عَلَى اللّٰهِ رَبِّي وَرَبِّكُمْۘ مَا مِنْ دَۤابَّةٍ إِلَّا هُوَ أٰخِذٌ بِنَاصِيَـتِهَاۘ إِنَّ رَبِّي عَلَى صِرَاطٍ مُسْتَـقِيمٍ﴾، ﴿مَا يَـفْتَحِ اللّٰهُ لِلنَّاسِ مِنْ رَحْمَةٍ فَلَا مُمْسِكَ لَهَاۚ وَمَا يُمْسِكْۙ فَلَا مُرْسِلَ لَهُ مِنْ بَعْدِهِ ، وَهُوَ الْعَزِيزُ الْحَكِيمُ﴾،
﴿لَقَدْ صَدَقَ اللّٰهُ رَسُولَهُ الرُّؤْيَا بِالْحَقِّۚ لَتَدْخُلُنَّ الْمَسْجِدَ الْحَرَامَ إِنْ شَۤاءَ اللّٰهُ أٰمِنِينَۙ مُحَلِّقِينَ رُؤُۧسَكُمْ وَمُقَصِّرِينَۙ لَا تَخَافُونَۘ فَعَلِمَ مَا لَمْ تَعْلَمُوا فَجَعَلَ مِنْ دُونِ ذٰلِكَ فَـتْحًا قَرِيـبًا❁هُوَ الَّذ۪ۤي أَرْسَلَ رَسُولَهُ بِالْهُدَى وَدِينِ الْحَقِّ لِيُظْهِرَهُ عَلَى الدِّينِ كُلِّه۪ۘ وَكَفَى بِاللّٰهِ شَهِيدًا ❁ مُحَمَّدٌ رَسُولُ اللّٰهِۘ وَالَّذِينَ مَعَهُۤ أَشِدَّۤاءُ عَلَى الْكُفَّارِ رُحَمَۤاءُ بَـيْنَهُمْ تَرٰيهُمْ رُكَّعًا سُجَّدًا يَـبْتَغُونَ فَضْلًا مِنَ اللّٰهِ وَرِضْوَانًا۬ سِيمَاهُمْ فِي وُجُوهِهِمْ مِنْ أَثَـرِ السُّجُودِۘ ذٰلِكَ مَثَلُهُمْ فِي التَوْرٰيةِۚ وَمَثَلُهُمْ فِي الْإِنْجِيلِ كَزَرْعٍ أَخْرَجَ شَطْئَهُ فَأٰزَرَهُ فَاسْتَغْلَظَ فَاسْتَوَى عَلَى سُوقِهِ يُعْجِبُ الزُّرَّاعَ لِيَغِيظَ بِهِمُ الْكُفَّارَۘ وَعَدَ اللّٰهُ الَّذِينَ أٰمَنُوا وَعَمِلُوا الصَّالِحَاتِ مِنْهُمْ مَغْفِرَةً وَأَجْرًا عَظِيمًا﴾، 
Meâl: “Size kendi aranızdan öyle bir Peygamber geldi ki zahmete uğramanız ona ağır gelir. Kalbi üstünüze titrer, müminlere karşı pek şefkatli ve merhametlidir. Buna rağmen aldırmaz, yüz çevirirlerse, ey Resûlüm de ki: Allah bana yeter. O’ndan başka ilah yoktur. Ben yalnız O’na dayanırım. Çünkü O, büyük Arş’ın, muazzam hükümranlığın sahibidir.”
“Ben benim de, sizin de Rabbiniz olan Allah’a dayanıp güvendim. Hiçbir canlı yoktur ki mukadderatı O’nun elinde olmasın. Rabbimin beyan buyurduğu yol doğrudur.” “Allah’ın insanlara göndereceği herhangi bir nimeti engelleyip tutacak güç bulunmaz. O’nun vermediğini ise gönderecek kuvvet yoktur. O, öyle Azîz ve Hakîm’dir (mutlak galiptir, tam hüküm ve hikmet sahibidir).” “Allah, Resûlünün rüyasını elbette doğru çıkaracaktır. İnşaallah siz kiminiz başını tıraş ettirmiş, kiminiz saçlarını kısaltmış olarak, Mescid-i Haram’a korkmaksızın tam bir güvenlik içinde gireceksiniz. Ama Allah sizin bilemediğiniz şeyleri bildiğinden, ondan önce, yakın bir zafer nasib etti. Bütün dinlere üstün kılmak için Rüsûlünü hidayet ve hak dinle gönderen O’dur. Buna şahit olarak Allah yeter. Muhammed (aleyhissalâtü vesselâm) Allah’ın resûlüdür. Onun beraberindeki müminler de kâfirlere karşı şiddetli olup kendi aralarında şefkatlidirler. Sen onları rükû ederken, secde ederken, Allah’tan lütuf ve rıza ararken görürsün. Onların alâmeti, yüzlerindeki secde izi, secde aydınlığıdır. Bunlar, Tevrat’taki sıfatları olup İncîl’deki meselleri ise şöyledir: Öyle bir ekin ki filizini çıkarmış, sonra da onu kuvvetlendirmiş, derken kalınlaşmış da artık gövdesi üzerinde doğrulmuş. Öyle ki ekicilerin hoşuna gider, kâfirleri de öfkelendirir. İşte böylece Allah, onlar gibi iman edip yararlı işler yapanlara mağfiret ve büyük bir mükâfat hazırlamıştır.” 
ALTINCI FASIL 
﴿ذٰلِكَ فَضْلُ اللّٰهِ يُؤْتِـيهِ مَنْ يَشَۤاءُۘ وَاللّٰهُ ذُو الْفَضْلِ الْعَظِيمِ﴾، ﴿عَالِمُ الْغَيْبِ وَالشَّهَادَةِ الْعَزِيزُ الْحَكِيمُ﴾ صَدَقَ اللّٰهُ الْعَظِيمُ، وَبَلَّغَ رَسُولُهُ الْكَرِيمُ، وَنَحْنُ عَلَى ذٰلِكَ مِنَ الشَّاهِدِينَ اَللّٰهُ رَبُّ الْعَالَمِينَ، وَبِـهِ نَسْتَعِينُ، لَا إِلٰـهَ إِلَّا اللّٰهُ الْمَلِكُ الْحَقُّ الْمُبِينُ، وَلَا نَعْبُدُ إِلَّا إِيَّاهُ مُخْلِصِينَ لَهُ الدِّينَ ﴿إِنِّي وَجَّهْتُ وَجْهِيَ لِلَّذِي فَطَرَ السَّمٰوَاتِ وَالْأَرْضَ حَنِيفًا وَمَۤا أَنَا مِنَ الْمُشْرِكِينَ﴾، ﴿إِنَّ صَلَاتِـي وَنُسُكِي وَمَحْيَايَ وَمَمَاتِي لِلّٰهِ رَبِّ الْعَالَمِينَ لَا شَـرِيكَ لَـهُۚ وَبِذٰلِكَ أُمِرْتُ وَأَنَاۨ أَوَّلُ الْمُسلِمِينَ﴾، ﴿اَلْحَمْدُ لِلّٰهِ وَسَلَامٌ عَلَى عِبَادِهِ الَّذِينَ اصْطَفَىۘ أٰۤللّٰهُ خَيْرٌ أَمَّا يُشْرِكُونَ﴾ بَلِ اللّٰهُ خَيْرٌ وَأَبْقَى وَأَحْكَمُ وَأَكْرَمُ وَأَجَلُّ وَأَعْظَمُ مِمَّا يُشْرِكُونَ، ﴿وَهُوَ اللّٰهُ لَۤا إِلٰـهَ إِلَّا هُوَۘ لَهُ الْحَمْدُ فِي الْأُوۧلَى وَالْأٰخِرَةِ۬ وَلَهُ الْحُكْمُ وَإِلَيْهِ تُرْجَعُونَ﴾ ﴿فَسُبْحَانَ اللّٰهِ حِينَ تُمْسُونَ وَحِينَ تُصْبِحُونَ ❁ وَلَـهُ الْحَمْدُ فِي السَّمٰوَاتِ وَالْأَرْضِ وَعَشِيًّا وَحِينَ تُظْهِرُونَ ❁ يُخْرِجُ الْحَيَّ مِنَ الْمَيِّتِ وَيُخْرِجُ الْمَيِّتَ مِنَ الْحَيِّ وَيُحْيِ الْأَرْضَ بَعْدَ مَوتِهَاۘ وَكَذٰلِكَ تُخْرَجُونَ﴾،
Meâl: “Bu, Allah’ın lütfu olup onu dilediğine verir. Allah büyük lütuf ve ihsan sahibidir.” “Görünmeyen ve görünen her şeyi bilir. O Azîz’dir, Hakîm’dir (üstün kudret, tam hüküm ve hikmet sahibidir).” Yüceler Yücesi Allah mutlak surette en doğruyu buyurmuş, Resûl-ü Kerîmi de bize en güzel şekilde teblîğde bulunmuştur. Biz de işte bütün bu buyrulanlara şahitleriz. Yüce Allah, âlemlerin yegâne Rabbidir. Biz de yardımı sadece O’ndan dileniriz. Her şey ve herkesin üzerinde tasarruf sahibi, hakkı açıklayan, varlığı kendinden ve değişmeyen bir zât olan Allah’tan başka bir ilah yoktur. Biz de din ü diyaneti sadece O’na has kılar ve ihlasla yalnız O’na kulluk yaparız. “Ben bâtıl dinlerden uzaklaşarak, yüzümü, gökleri ve yeri yaratan Rabbülâlemin’e yönelttim, ben asla sizin gibi müşrik değilim!” “Benim namazım da, her türlü ibadetlerim de, hayatım da ölümüm de hep Rabbülâlemîn olan Allah’a aittir. Eşi ortağı yoktur O’nun. Bana verilen emir budur. O’na ilk teslim olan da benim.” “Hamd olsun Allah’a, selâm olsun seçtiği kullarına. Allah mı hayırlı, yoksa O’na ortak saydıkları şeyler mi? Allah, onların şirk koştuklarından münezzeh ve muallâdır. Hayr-ı Mutlak, yegâne Bâkî, Ahkemülhâkimîn, Ekramülekramîn, Ecell ü A’zam yalnız Allah’tır. “O’dur Allah! O’ndan başka yoktur İlah. Başta da sonda da, dünyada da âhirette de bütün hamdler, güzel övgüler O’nadır. Hüküm O’nundur. Sonunda varacağınız yer de O’nun huzurudur.” “Siz akşama girerken, sabaha çıkarken Allah’ı takdis ve tenzih edin, namaz kılın! Göklerde ve yerde hamd, güzel övgü O’na mahsustur. İkindi vaktinde de, öğleye girerken de, O’nu takdis ve tenzih edin, namaz kılın! O, ölüden diriyi çıkarır, diriden ölüyü çıkarır ve ölmüş toprağa hayat verir. İşte siz de öldükten sonra böylece diriltileceksiniz.”
﴿إِنَّمَۤا أَمْرُهُۤ إِذَۤا أَرَادَ شَيْئًا أَنْ يَـقُولَ لَهُ كُنْ فَـيَكُونُ فَسُبْحَانَ الَّذِي بِيَدِه۪ مَلَكُوتُ كُلِّ شَيْءٍ وَإِلَيْهِ تُرْجَعُونَ﴾ بِسْمِ اللّٰهِ الرَّحْمٰنِ الرَّحِيمِ ﴿سَبَّحَ لِلّٰهِ مَا فِي السَّمٰوَاتِ وَالْأَرْضِۚ وَهُوَ الْعَزِيزُ الْحَكِيمُ لَهُ مُلْكُ السَّمٰوَاتِ وَالْأَرْضِۚ يُحْي۪ وَيُمِيتُۚ وَهُوَ عَلَى كُلِّ شَيْءٍ قَدِيرٌ هُوَ الْأَوَّلُ وَالْأٰخِرُ وَالظَّاهِرُ وَالْبَاطِنُۚ وَهُوَ بِكُلِّ شَيْءٍ عَلِيمٌ هُوَ الَّذِي خَلَقَ السَّمٰوَاتِ وَالْأَرْضَ فِي سِتَّةِ أَيَّامٍ ثُمَّ اسْتَوَى عَلَى الْعَرْشِۘ يَعْلَمُ مَا يَلِجُ فِي الْأَرْضِ وَمَا يَخْرُجُ مِنْهَا وَمَا يَنْزِلُ مِنَ السَّمَۤاءِ وَمَا يَعْرُجُ فِيهَاۘ وَهُوَ مَعَكُمْ أَيْنَ مَا كُـنْـتُمْۘ وَاللّٰهُ بِمَا تَعْمَلُونَ بَصِيرٌ لَهُ مُلْكُ السَّمٰوَاتِ وَالْأَرْضِۘ وَإِلَى اللّٰهِ تُـرْجَعُ الْأُمُورُ يُولِجُ الَّيْلَ فِي النَّهَارِ وَيُولِجُ النَّهَارَ فِي الَّيْلِۘ وَهُوَ عَلِيمٌ بِذَاتِ الصُّدُورِ﴾، ﴿هُوَ اللّٰهُ الَّذِي لَۤا إِلٰهَ إِلَّا هُوَۚ عَالِمُ الْغَيْبِ وَالشَّهَادَةِۚ هُوَ الرَّحْمٰنُ الرَّحِيمُ هُوَ اللّٰهُ الَّذِي لَۤا إِلٰـهَ إِلَّا هُوَۚ اَلْمَلِكُ الْقُدُّوسُ السَّـلَامُ الْمُؤْمِنُ الْمُهَيْمِنُ الْعَزِيزُ الْجَبَّارُ الْمُتَـكَـبِّـرُۘ سُبْحَانَ اللّٰهِ عَمَّا يُشْرِكُونَ هُوَ اللّٰهُ الْخَالِقُ الْبَارِئُ الْمُصَوِّرُ لَـهُ الْأَسْمَۤاءُ الْحُسْنَىۘ يُسَبِّحُ لَهُ مَا فِي السَّمٰوَاتِ وَالْأَرْضِۚ وَهُوَ الْعَزِيـزُ الْحَكِيمُ﴾
Meâl: “Bir şeyi dilediğinde O’nun buyruğu, sadece “ol!” demektir, hemen oluverir. Sübhan’dır, münezzehdir O Zât ki, her şey üzerinde hâkimiyet elindedir. Ve… hepinizin de dönüşü, O’na olacaktır.” Rahman ve Rahîm Allah’ın adıyla “Göklerde ne var, yerde ne varsa Allah’ı tenzih ve tesbih eder. O Azîz ve Hakîm’dir (üstün kudret, tam hüküm ve hikmet sahibidir). Göklerin ve yerin hâkimiyeti O’nundur. Hayatı veren ve hayatı alıp öldüren O’dur. O her şeye Kâdir’dir. Evvel O’dur, Âhir O. Zâhir O’dur, Bâtın O! O her şeyi hakkıyla bilir. O’dur ki gökleri ve yeri altı günde yaratarak arşa çıkıp (hükmünü yürüttü). Yere gireni, yerden çıkanı, gökten ineni ve göğe yükseleni bilir. Hâsılı siz nerede olursanız olun O, (ilmi ve kudreti ile) sizinle beraberdir. Allah bütün yaptıklarınızı görür. Göklerin ve yerin hâkimiyeti O’nundur. Bütün işler O’na götürülür, (bütün kararlar O’nun kapısından çıkar). Geceyi gündüze katar, böylece gündüz uzar. Gündüzü geceye katar, böylece gece uzar. Kalplerin tâ kökünü bilir.” “Allah’tır gerçek İlah! O’ndan başka yoktur ilah. Görünmeyen ve görünen her şeyi bilir. O Rahmandır, Rahîmdir. Allah’tır gerçek İlah! O’ndan başka yoktur ilah! O Melik’tir, Kuddûs’tür, Selâm’dır, Mü’min’dir, Müheymin’dir, Aziz’dir, Cebbar’dır, Mütekebbir’dir. Allah, müşriklerin iddialarından münezzeh ve yücedir. Allah o gerçek İlahtır ki Halık’tır, Bârî’dir, Musavvir’dir. Hâsılı, en güzel isimler ve vasıflar O’nundur. Göklerde ne var, yerde ne varsa hepsi O’nu tesbih ve tenzih eder. O, Azîz’dir, Hakîm’dir.”
YEDİNCİ FASIL 
 سُـبْحَانَ اللّٰهِ وَبِحَمْدِهِ بِعَدَدِ مَا سَبَّحَهُ وَيُسَبِّحُهُ جَمِيعُ خَلْقِهِ وَمُلْكِهِ الْعَظِيمِ، وَكَمَا يُحِبُّ وَيَـرْضَى رَبُّـنَا وَكَمَا يَـنْــبَـغِـي لِجَلَالِ وَجْهِهِ الْكَرِيمِ سُـبْحَانَ ذِي الْعَظَمَةِ وَالْكِبْرِيَاءِ رَبِّ الْعَرْشِ الْعَظِيمِ سُــبْحَانَ ذِي الْقُدْرَةِ وَالْـبَـقَاءِ رَبِّ الْعَرْشِ الْكَرِيمِ سُــبْحَانَ مَنْ يُسَـبِّحُ لَـهُ جَمِيعُ الْأَشْـيَاءِ بِحَمْدِهِ الْعَلِـيِّ الْعَظِيمِ سُــبْحَانَ مَنْ أَحْصَى كُلَّ شَـيْءٍ بِعِلْمِهِ الْأَزَلِـيِّ الْأَبَدِيِّ الْقَدِيمِ الْمُقِيمِ
Meâl: Engin mülkünde Yüce Zâtını tesbih edenler ve etmekte olanlar sayısınca, Rabbimizin hoşnut olduğu ve Ulu Zâtına yaraşır şekilde Allah’ı hamd ile tesbih ederim. Azamet ve kibriya sahibi, Arş-ı Kerîm’in Rabbi Yüce Allah’ı tesbih ederim. Kudret ve bekâ sahibi, Arş-ı Kerîm’in Rabbi Yüce Allah’ı tesbih ederim. Bütün eşyanın Kendisini tesbih ettiği Aliyy ü Azîm Allah Sübhan’dır; ben de O’nu hamd ile tesbih ederim. Ezelî, ebedî, kadîm ve mukîm ilmiyle her şeyi tek tek sayıp ortaya döken Allah Sübhan’dır; O’nu hamd ile tesbih ederim.
سُبْحَانَ مَنْ لَا يَـنْـبَغِي التَّسْبِيحُ إِلَّا لِجَلَالِ وَجْهِهِ الْكَرِيمِ سُبْحَانَ مَنْ لَا يَعْلَمُ كَـيْـفَ هُوَ إِلَّا هُوَ الْعَزِيـزُ الْحَكِيمُ سُـبْحَانَ مَنْ لَا تَهْتَدِي الْعُقُولُ لِكُنْهِ عَظَمَتِهِ الْقَدِيمِ سُبْحَانَ مَنْ خَلَقَ الْإِنْسَانَ فِي أَحْسَنِ تَقْوِيمٍ سُـبْحَانَ مَنْ عَلَّمَ الْإِنْسَانَ مَا لَمْ يَعْلَمْ مِنْ حَقَائِقِ كِتَابِهِ الْكَرِيمِ سُبْحَانَ مَنْ سَبَقَتْ رَحْمَتُهُ غَضَبَهُ الْأَلِيمَ سُبْحَانَ اللّٰهِ وَبِحَمْدِه۪ سُبْحَانَ اللّٰهِ الْعَظِيمِ أَسْتَغْفِرُ اللّٰهَ الْحَيَّ الْقَـيُّومَ بِعَدَدِ مَا أَحْصَى كِتَابُهُ الْكَرِيمُ، مِنْ جَمِيعِ مَا كَرِهَ اللّٰهُ الْعَظِيمُ أَسْتَغْفِرُ اللّٰهَ الْحَلِيمَ الْكَرِيمَ أَسْتَغْفِرُ اللّٰهَ التَّوَّابَ الرَّحِيمَ بِعَدَدِ مَا فِي عِلْمِهِ الْعَزِيزِ الْحَكِيمِ، مِنْ جَمِيعِ مَا يُـبَعِّدُنِي مِنْ صِرَاطٍ مُسْتَقِيمٍ، وَيُـقَرِّبُـنِي إِلَى عَذَابٍ أَلِيمٍ، فِي دَارِ الدُّنْـيَا وَدَارِ النَّعِيمِ أَسْتَغْفِرُ اللّٰهَ ذَا الطَّوْلِ وَالْإِنْعَامِ أَسْتَغْفِرُ اللّٰهَ ذَا الْجَلَالِ وَالْإِكْرَامِ، مِنْ جَمِيعِ الذُّنُوبِ وَالْأٰثَامِ، وَمِنْ جَمِيعِ مَا يَنْزِلُ مِنَ الْبَلَايَا وَالْأٰلَامِ أَسْتَغْفِرُ اللّٰهَ الْعَظِيمَ الَّذِي يَدْعُو إِلَى دَارِ السَّلَامِ أَسْتَغْفِرُ اللّٰهَ الْعَظِيمَ الَّذِي لَا يَمُوتُ وَلَا يَـنَامُ، مِنْ جَمِيعِ مَا يَحْزُنُنِـي بِـهِ وَيَحْجُبُـنِـي عَنْهُ فِي كُلِّ حَالٍ وَمَقَامٍ، وَمِنْ جَمِيعِ مَا لَا يُحِبُّهُ وَلَا يَرْضَى بِهِ فِي كُلِّ أَمْرٍ وَقِـيَامٍ أَسْتَغْفِرُ اللّٰهَ الْعَظِيمَ الَّذِي لَا إِلٰهَ إِلَّا هُوَ الْحَيَّ الْقَـيُّومَ وَأَتُوبُ إِلَيْهِ أَسْتَغْفِرُ اللّٰهَ لِي وَلِوَالِدَيَّ وَلِجَمِيعِ مَنْ أٰمَنَ بِهِ وَبِرَسُولِهِ وَبِمَا أُنْزِلَ إِلَيْهِ وَأَسْتَوْدِعُ اللّٰهَ نَفْسِي وَجَمِيعَ عِبَادِه۪ وَإِمَائِهِ فِي كُلِّ مَا يَـتَوَجَّهُونَ بِهِ إِلَيْهِ
Meal: Tesbîh ü tenzih yalnız Yüce Zâtının celâline yaraşan Allah Sübhan’dır; O’nu tesbih ederim. Künh-ü Zâtını Azîz ve Hakîm olan Yüce Zâtından başkasının bilemeyeceği Allah Sübhan’dır; O’nu tesbih ederim. Akılların kadîm ve ezelî azametinin künhüne ulaşamayacağı Allah Sübhan’dır; O’nu tesbih ederim. İnsanı “ahsen-i takvîm” diye beyan buyurduğu en güzel sûrette yaratan Allah Sübhan’dır; O’nu tesbih ederim. Kitab-ı Kerîminin hakikatlerinden insana bilmediklerini ta’lim buyuran Allah Sübhan’dır; O’nu tesbih ederim. Allah Sübhan’dır; bütün noksanlardan pak ve müberrâ, ehl-i dalâletin bâtıl fikirlerinden münezzeh ve muallâ, kâinatın bütün eksiklerinden mukaddes ve muarrâdır. Sübhan olan O, azamet tahtının biricik Sultanını hamd ile tesbih ederim. Allah ü Azîmüşşân’ın mekruh sayıp hoşnut olmadığı ne varsa hepsinden, Kitab-ı Kerîminde saydığı şeyler adedince Hayy u Kayyûm olan Allah’a istiğfar ediyor ve beni bağışlayıp affetmesini diliyorum. Hilm ü keremi sonsuz Halîm ü Kerîm Rabbim Allah’tan mağfiret diliyorum. Dünyada ve ukbada beni sırat-ı müstakimden uzaklaştırıp azab-ı elîme yaklaştıran söz ve amellerin hepsinden, Azîz ü Hakîm Allah’ın ilmindekiler adedince, tevbeleri kabul buyuran rahmeti sonsuz Tevvâb ü Rahîm Allah’a istiğfar ediyor ve beni affetmesini diliyorum. Sonsuz ihsan ve in’am sahibi Allah’tan beni yarlığamasını diliyorum. Bütün kusur ve günahlardan, bela ve elemleri celbeden her söz ve fiilden celâl ve ikram sahibi Allah’a sığınıyor, beni bağışlamasını dileniyorum. Kullarını selâmet yurdu olan Cennet’e davet eden azamet sahibi Allah’a iltica ediyor ve affını diliyorum. Her hâl ve makamda bana tasa veren ve bir perde gibi Allah ile arama giren şeylerin hepsinden ve her iş ve fiilde Rabbimin sevip hoşnut olmadığı şeylerden, ölüm ve uyku gibi avârızdan münezzeh, azamet sahibi Allah’a sığınıyor ve affını diliyorum. Kendisinden başka ilah bulunmayan ve Hayy u Kayyûm olan şanı yüce Allah’a teveccüh ediyor, afv u mağfiret dilekçemi dergâhına sunuyor ve tevbelerimi kabul buyurmasını diliyorum. Kendim, anne-babam ve Allah’a, Resûlüne ve O’na indirdiği Kitab-ı Münzel’e iman eden herkes için Allah’tan bağışlanma diliyorum. Beni ve bütün kullarını da, Kendisine teveccühte bulunduğumuz ibadet ve salih amellerimizle beraber Allah’a emanet ediyorum.
وَأَستَحْفِظُ اللّٰهَ جَمِيعَ مَا أَنْعَمَهُ بِه۪ عَلَيَّ وَعَلَيْهِمْ مِنْ كُلِّ سُوءٍ وَنَقْصٍ، رَهْبَةً وَرَغْبَةً إِلَيْهِ، لَا مَلْجَأَ وَلَا مَنْجَى مِنَ اللّٰهِ إِلَّا إِلَيْهِ، وَلَا إِعَانَةَ إِلَّا بِهِ، وَلَا اتِّـكَالَ إِلَّا عَلَيْهِ، وَهُوَ اللّٰهُ اللَّطِيفُ الرَّزَّاقُ الَّذِي لَهُ خَزَائِنُ السَّمَاوَاتِ وَالْأَرْضِ كُلُّهَا،
Meâl: Bana ve onlara ihsan ettiği nimetleri her türlü kötülük ve noksanlıktan muhafaza etmesi için rağbet/ümit ve rehbet/haşyet içinde, yalnız O’nu dileyerek ve yalnız O’ndan korkarak Allah’a yalvarıyorum. Allah’tan başka sığınak, Allah’tan başka necat verip kurtaracak yoktur. Halâs ve himaye ancak O’na aittir. Yardım yalnız O’ndan gelir. İnayetine itimat ile tevekkül edilecek yegâne Zât O’dur. Semavât u arzdaki hazinelerin biricik sahibi lütfu bol, rızkı geniş Latîf ü Rezzâk Allah O’dur. 
SEKİZİNCİ FASIL 
﴿وَمَا مِنْ دَۤابَّةٍ فِي الْأَرْضِ إِلَّا عَلَى اللّٰهِ رِزْقُهَا وَيَعْلَمُ مُسْتَقَرَّهَا وَمُسْتَوْدَعَهَاۘ﴾، تَـبَارَكَ اللّٰهُ رَبُّـنَا حَسْبُنَا اللّٰهُ وَكَفَى، وَسَمِعَ اللّٰهُ لِمَنْ دَعَا، لَيْسَ وَرَاءَ اللّٰهِ الْمُنْـتَهَى، مَنِ اعْتَصَمَ بِاللّٰهِ نَجَا ﴿وَمَنْ يَـتَّقِ اللّٰهَ يَجْعَلْ لَهُ مَخْرَجًا وَيَرْزُقْهُ مِنْ حَيْثُ لَا يَحْتَسِبُۘ وَمَنْ يَـتَوَكَّلْ عَلَى اللّٰهِ فَهُوَ حَسْبُهُۘ إِنَّ اللّٰهَ بَالِغُ أَمْرِهِ ، قَدْ جَعَلَ اللّٰهُ لِكُلِّ شَيْءٍ قَدْرًا﴾، ﴿إِنَّهُ كَانَ بِعِبَادِهِ خَبِيرًا بَصِيرًا﴾ فَسُبْحَانَ الَّذِي لَمْ يَزَلْ رَبًّا رَحِيمًا وَلَا يَـزَالُ حَـيًّا كَرِيمًا، وَتَوكَّلْتُ عَلَى الْحَيِّ الَّذِي لَا يَمُوتُ أَبَدًا، وَ ﴿الْحَمْدُ لِلّٰهِ الَّذِي لَمْ يَـتَّخِذْ وَلَدًا وَلَمْ يَكُنْ لَهُ شَرِيكٌ فِي الْمُلْكِ وَلَمْ يَكُنْ لَهُ وَلِيٌّ مِنَ الذُّلِّ وَكَـبِّرْهُ تَـكْبِيرًا﴾ اَللّٰهُ أَكْـبَرُ، اَللّٰهُ أَكْـبَرُ، لَا إِلٰـهَ إِلَّا اللّٰهُ وَاللّٰهُ أَكْـبَرُ، اَللّٰهُ أَكْـبَرُ وَلِلّٰهِ الْحَمْدُ ﴿إِنَّا سَمِعْنَا قُرْأٰنًا عَجَبًا ❁ يَهْدِ۪ۤي إِلَى الرُّشْدِ فَأٰمَنَّا بِهِ ، وَلَنْ نُشْرِكَ بِرَبِّـنَۤا أَحَدًا ❁ وَأَنَّهُ تَعَالَى جَدُّ رَبِّنَا مَا اتَّخَذَ صَاحِبَةً وَلَا وَلَدًا﴾، ﴿قُلْ هُوَ اللّٰهُ أَحَدٌۚ اَللّٰهُ الصَّمَدُۚ لَمْ يَلِدْ وَلَمْ يُولَدْۙ وَلَمْ يَكُنْ لَهُ كُفُوًا أَحَدٌ﴾ اَللّٰهُ أَكْـبَرُ كَبِيرًا، وَالْحَمْدُ لِلّٰهِ حَمْدًا كَثِيرًا، وَسُبْحَانَ اللّٰهِ بُكْرَةً وَأَصِيلًا سُبْحَانَ اللّٰهِ الْأَبَدِيِّ الْأَبَدِ، سُبْحَانَ اللّٰهِ الْوَاحِدِ الْأَحَدِ، سُبْحَانَ اللّٰهِ الْفَرْدِ الصَّمَدِ، سُبْحَانَ اللّٰهِ رَافِعِ السَّمَاوَاتِ بِغَيْرِ عَمَدٍ، سُبْحَانَ اللّٰهِ بَاسِطِ الْأَرَضِينَ بِلَا سَنَدٍ، سُبْحَانَ اللّٰهِ الَّذِي لَمْ يَـتَّخِذْ صَاحِبَةً وَلَا وَلَدًا،
Meâl: “Yeryüzünde kımıldayan hiçbir canlı yoktur ki rızkı Allah’a ait olmasın. Allah her canlının hayatını geçirdiği yeri de, öleceği yeri de bilir.” Rabbimiz Allah ne yücedir! Allah bize yeter ve kâfidir. Allah (celle celâluhû) her dua edeni mutlaka işitir. Allah verâların, verâların, verâların… verâsındadır. Kim Allah’a sımsıkı sarılırsa necat bulur. “Kim Allah’a karşı gelmekten sakınırsa, Allah ona sıkıntıdan çıkış kapıları açar. Onu hiç ummadığı yerlerden rızıklandırır. Allah’a dayanıp güvenene Allah kâfidir. Allah buyruğunu elbette yerine getirir. Gerçekten Allah her şey için bir ölçü, her iş için bir vâde belirlemiştir.” “Doğrusu O kullarının bütün hallerini bilip görmektedir.” Ezelden ebede Rabb-i Rahîm ve Hayy u Kerîm olan Allah Sübhan’dır; bütün kusurlardan münezzehtir. Mevt Kendisi için asla söz konusu olmayan, hayatı Kendinden, ebedî hayy olan Allah’a tevekkül ettim. “Her türlü hamd O Allah’a mahsustur ki, asla evlat edinmemiştir. ‘Hâkimiyetinde hiçbir ortağı yoktur. Acze düşüp de bir desteğe muhtaç olmamıştır.’ de ve tekbir getirerek O’nun büyüklüğünü ilan et!” Büyük Allah’tır, büyük Allah’tır. Allah’tan başka bir ilah yoktur. Büyük Allah’tır. Büyük Allah’tır. Hamd yalnız Allah’adır. “Biz gerçekten, doğru yolu gösteren harikulade bir Kur’ân dinledik ve ona iman ettik. Bundan böyle Rabbimize asla bir şerik tanımayacağız. Rabbimizin şanı çok yücedir, O ne eş, ne de çocuk edinmiştir.” “De ki, O, Allah’tır, gerçek ilahtır ve birdir. Allah Samed’dir. Ne doğurmuş, ne de doğurulmuştur. Ne de herhangi bir şey O’na denktir.” Şanına yaraşır büyüklüğüyle büyük Allah’tır. Bütün hamd ü senalar yalnız Allah’adır. Sabah-akşam tesbih edilen de yine bütün noksanlardan münezzeh olan Allah’tır. Ebed Sultanı Allah Sübhan’dır. Vâhid ü Ehad Allah, Ferd ü Samed Allah Sübhan’dır. Semayı direksiz ayakta tutan Allah Sübhan’dır. Yerküreyi bir döşek gibi yayıp boşlukta yüzdüren Allah Sübhan’dır. Eş ve evlat edinmekten münezzeh, müberrâ Allah Sübhan’dır.
سُـبْحَانَ اللّٰهِ الَّذِي ﴿لَمْ يَلِدْ وَلَمْ يُولَدْۙ وَلَمْ يَكُنْ لَهُ كُفُوًا أَحَدٌ﴾، سُبْحَانَ اللّٰهِ الْمَلِكِ الْقُدُّوسِ، سُبْحَانَ اللّٰهِ الْمَلِكِ الْمَعْبُودِ، سُبْحَانَ اللّٰهِ الْمَلِكِ الْمَقْصُودِ، سُبْحَانَ اللّٰهِ الْمَلِكِ الْمَوْجُودِ، سُبْحَانَ ذِي الْمُلْكِ وَالْمَلَكُوتِ، سُبْحَانَ ذِي الْعِزَّةِ وَالْجَبَرُوتِ، سُبْحَانَ الْحَيِّ الَّذِي لَا يَمُوتُ وَلَا يَـفُوتُ أَبَدًا دَائِمًا قَائِمًا بِذَاتِهِ، سُبُّوحٌ قُدُّوسٌ رَبُّـنَا وَرَبُّ الْمَلَائِكَةِ وَالرُّوحِ ﴿وَإِنْ مِنْ شَيْءٍ إِلَّا يُسَبِّحُ بِحَمْدِهِ﴾، سُبْحَانَ اللّٰهِ وَبِحَمْدِهِ عَدَدَ خَلْقِهِ وَرِضَا نَفْسِهِ وَزِنَةَ عَرْشِهِ وَمِدَادَ كَلِمَاتِهِ، سُبْحَانَ اللّٰهِ وَالْحَمْدُ لِلّٰهِ وَلَا إِلٰـهَ إِلَّا اللّٰهُ وَاللّٰهُ أَكْـبَرُ، وَلَا حَوْلَ وَلَا قُوَّةَ إِلَّا بِاللّٰهِ الْعَلِيِّ الْعَظِيمِ، عَدَدَ مَا خَلَقَ وَعَدَدَ مَا هُوَ خَالِقٌ، وَزِنَةَ مَا خَلَقَ وَزِنَـةَ مَا هُوَ خَالِقٌ، وَمِلْءَ مَا خَلَقَ وَمِلْءَ مَا هُوَ خَالِقٌ، وَمِلْءَ سَمَاوَاتِهِ وَأَرْضِهِ وَمَا بَـيْـنَـهُمَا ظَاهِرًا وَبَاطِـنًا وَمِثْلَ ذٰلِكَ وَأَضْعَافَ ذٰلِكَ وَعَدَدَ خَلْقِه۪ وَزِنَـةَ عَرْشِهِ وَمُنْـتَهَى عِلْمِهِ وَسَعَةَ رَحْمَتِهِ وَصَلَوَاتِ عِبَادِهِ وَمِدَادَ كَلِمَاتِهِ وَمَبْلَغَ رِضَاهُ وَحِينَ يَـرْضَى إِذَا رَضِيَ وَعَدَدَ مَا ذَكَرَ بِـهِ خَلْقُهُ فِي جَمِيعِ مَا مَضَى وَعَدَدَ مَا هُمْ ذَاكِرُوهُ فِي جَمِيعِ مَا بَـقِـيَ فِي كُلِّ سَنَةٍ وَشَهْرٍ وَجُمُعَةٍ وَيَوْمٍ وَلَيْلَةٍ وَسَاعَةٍ مِنَ السَّاعَاتِ وَشَمٍّ وَنَـفَسٍ مِنَ الْأَبَدِ إِلَى الْأَبَدِ، أَبَدِ الدُّنْـيَا وَأَبَدِ الْأٰخِرَةِ وَأَكْثَرَ مِنْ ذٰلِكَ لَا يَـنْـقَطِعُ أَوَّلُهُ وَلَا يَـنْـفَدُ أٰخِرُهُ  
Meâl: “Doğurmamış ve doğmamış olan. Hiçbir şey Kendisine denk olmayan” Allah Sübhan’dır. Melik ve Kuddûs Allah Sübhan’dır. Melik ve Ma’bûd Allah Sübhan’dır. Melik ve Maksûd Allah Sübhan’dır. Melik ve Mevcûd-u Hakîkî Allah Sübhan’dır. Mülk ve mülk ötesi melekût âlemlerinin biricik sahibi Allah Sübhan’dır. İzzet ve ceberût sahibi Allah Sübhan’dır. Ölümden berî, hayatı Kendinden ebedî hayy olan Allah Sübhan’dır. Bizim Rabbimiz, bütün meleklerin ve Cebrâîl’in Rabbi, Sübbûh ve Kuddûs’tür; her türlü kemâl evsâfıyla mevsûf, bütün noksanlardan berî ve Zâtında mukaddes ve münezzeh, fiillerinde mutahhir ve munazziftir. “Hiçbir şey yoktur ki, O’nu hamd ile tenzih ü tesbih etmesin.” Mahlûkatı adedince, Kendi hoşnutluğunca, Arşının ağırlığınca ve kelimelerinin mürekkepleri kadar, “Sübhanallahi ve bihamdih/her noksandan nihayet derecede münezzeh olan Allah’ı tesbih ve ona hamdederiz.” Yarattıkları ve yaratmakta oldukları sayısınca, yarattıkları ve yaratmakta bulundukları ağırlığınca, yarattıkları ve yaratıyor oldukları dolusunca, semavatı, arzı ve açık-gizli ikisi arasında bulunanlar dolusunca, bir bu kadar daha, bunun katları kadar daha.. yarattıkları adedince, Arşının ağırlığı, ilminin sonsuzluğu, rahmetinin enginliği, kullarının salavâtı, kelimelerinin mürekkepleri, rızasının büyüklüğü kadar.. bütün mazi boyunca kullarının zikrettikleri kadar.. geride kalan her sene, her ay, her hafta, her gün, her gece, her saat, kullarının zikirleri sayısınca.. bütün zamanlarda alınıp verilmiş nefesler miktarınca.. dünyanın sonu, âhiretin sonsuzluğu kadar.. başlangıcı kesilmeyecek ve sonu tükenmeyecek şekilde ve bütün bunlardan daha fazla.. 
DOKUZUNCU FASIL 
وَبِعَدَدِ جَمِيعِ مَا قَرَأْتُ لَهُ مِنْ كِتَابِهِ أَوْ أَقْـرَؤُهُ بِأَسْمَائِهِ وَأُكَـبِّـرُهُ وَأُسَبِّحُهُ وَأَحْمَدُهُ وَأَذْكُرُهُ، عَدَدَ مِثْلِ ذٰلِكَ لَا يَـنْـقَطِعُ أَبَدًا أَجْرُهُ وَلَا يَنْحَصِرُ سَرْمَدًا خَيْرُهُ
Meâl: Yüce Allah’ın, Kur’ân-ı Kerîminde okumuş olduğum harfler kadar.. söylediğim Esmâ-i Hüsnası, tekbirler, tesbihler, tahmîdler ve zikirler sayısınca.. ecri katiyen kesintiye uğramayacak, hayır ve bereketi de ebediyyen sınırlanmayacak şekilde ve bütün bunların bir misli daha, “Sübhanallahi velhamdülillahi velâ ilâhe illallahu vallahu ekber velâ havle velâ kuvvete illâ billahilaliyyilazîm/Yüceler Yücesi Allah Sübhan’dır. Hamd ü sena Yüce Allah’adır. Allah’tan başka ilah yoktur. Büyük Allah’tır. Zararları defedecek, eksikleri giderecek, faydaları celbedecek gerçek güç ve kuvvet Aliyy ü Azîm Allah’ındır.”
سُبْحَانَكَ اللّٰهُمَّ وَبِحَمْدِكَ لَا أُحْصِي ثَـنَاءً عَلَيْكَ أَنْتَ كَمَا أَثْـنَـيْتَ عَلَى نَفْسِكَ، عَزَّ جَارُكَ وَجَلَّ ثَـنَاؤُكَ وَتَقَدَّسَتْ أَسْمَاؤُكَ وَعَظُمَ شَأْنُكَ وَلَا إِلٰـهَ غَيْرُكَ يَا مَنْ تَقَدَّسَتْ عَنِ الْأَشْبَاهِ ذَاتُهُ وَتَـنَـزَّهَتْ عَنْ مُشَابَهَةِ الْأَمْثَالِ صِفَاتُهُ يَا مَنْ دَلَّتْ عَلَى وَحْدَانِـيَّـتِهِ أٰيَاتُهُ وَشَهِدَتْ بِرُبُوبِـيَّـتِهِ مَصْنُوعَاتُهُ، وَاحِدٌ لَا مِنْ قِلَّةٍ، وَمَوْجُودٌ لَا مِنْ عِلَّةٍ يَا مَنْ هُوَ بِالْجُودِ مَعْرُوفٌ، وَبِالْإِحْسَانِ مَوْصُوفٌ، مَعْرُوفٌ بِلَا غَايَةٍ، وَمَوْصُوفٌ بِلَا نِهَايَةٍ يَا دَائِمَ الْخَيْرِ وَيَا دَائِمَ الْمَعْرُوفِ، يَا ذَا الْمَعْرُوفِ الَّذِي لَا يَنْقَضِي أَبَدًا، وَيَا ذَا النِّعَمِ الَّتِي لَا تُحْصَى عَدَدًا، أَسْأَلُكَ أَنْ تُصَلِّيَ وَتُسَلِّمَ وَتُـبَارِكَ عَلَى سَيِّدِنَا وَنَبِـيِّنَا مُحَمَّدٍ الَّذِي أَرْسَلْتَهُ هُدًى وَرَحْمَةً وَعَلَى كُلِّ مَنْ تَبِعَهُ أَوَّلًا وَأٰخِرًا وَعَلَى كُلِّ مَنْ أَعَانَهُ ظَاهِرًا وَبَاطِنًا، وَأَنْ تَجْعَلَ جَمِيعَ حَرَكَاتِي وَسَكَنَاتِي فِي حَقِّ نَـفْسِي وَفِي حَقِّ غَيْرِي سَعِيدَةً وَفَضِيلَةً اَللّٰهُمَّ لَكَ أَسْلَمْتُ، وَبِكَ أٰمَنْتُ، وَعَلَيْكَ تَوَكَّلْتُ، وَإِلَيْكَ أَنَـبْتُ، وَبِكَ خَاصَمْتُ، وَبِكَ حَاكَمْتُ؛ أَنْتَ رَبُّـنَا وَإِلَيْكَ الْمَصِيرُ، فَاشْغَلْنِي بِكَ فِي الدَّارَيْنِ عَلَى وَجْهِ الْكَشْفِ وَالشُّهُودِ دُونَ الْحِجَابِ وَالسَّعِيرِ اَللّٰهُمَّ إِنِّي أَسْأَلُكَ اللُّطْفَ فِيمَا جَرَتْ بِـهِ الْمَقَادِيرُ، وَأَسـتَغْفِرُكَ مِنْ جَمِيعِ الذُّنُوبِ وَالْمَوَازِيرِ، إِنَّكَ بِكُلِّ فَضْلٍ جَدِيرٌ، وَعَلَى كُلِّ شَيْءٍ قَدِيرٌ اَللّٰهُمَّ إِنِّي أَسْأَلُكَ [ يَا اَللّٰهُ (3) ]، بَـلَى وَاللّٰهِ أَنْتَ [ اللّٰهُ (3) ]، وَاللّٰهِ أَنْتَ اللّٰهُ، لَا إِلٰـهَ إِلَّا أَنْتَ، يَـا حَيُّ يَـا قَـيُّـومُ
Meâl: Sübhansın Allahım! Her eksik ve kusurdan münezzehsin. Sana sonsuz hamd ü senalar olsun. Senin Kendini sena ettiğin gibi ben Seni sena edemem. Sen Yüce Zâtını nasıl sena etmişsen öylesin, öyle büyüksün. Yakınlığına erenler sadece izzet bulurlar. Medh ü senan başları döndürecek kadar uludur. İsimlerin mukaddes, şanın yücedir; Senden başka bir ilah da yoktur. Ey Yüce Zâtı Kendinden başka bir şeye benzemekten mukaddes, ulvî sıfatları, mahlûkatının sıfatlarına müşabehetten münezzeh olan! Ey sayısız delilleri vahdaniyetine apaçık delalet, masnûatı da rubûbiyetine âşikâre şehadet eden! Ey vâhidiyeti azlık ifade eden bir vâhidiyet olmayan! Ey mevcûdiyeti katiyen hiçbir illete dayanmayan! Ey iyilik ile gayet derecede maruf ve ihsan ile nihayetsiz şekilde mevsuf olan! Ey hayır ve iyilikleri dâimî olan! Ey ihsanları ebede kadar durmadan akan! Ey sayılamayacak kadar çok nimetlerin sahibi olan! Senden âlemlere hidayet rehberi ve rahmet vesilesi olarak gönderdiğin Peygamber Efendimiz Hazreti Muhammed’e (aleyhi efdalüssalavât ve ekmelüttahiyyât) -aslen-, evvel-âhir O’na tâbî olanlara, açık-gizli O’na, O’nun dinine yardım edenlere -tebean/Efendimiz’e aslen yaptığın salâta tâbî olaraksalât ü selâm ve bereket ihsan etmeni ve beni, kendim ve başkaları hakkındaki her hareket ve sükûn halimde saîd, bahtiyar ve faziletli kılmanı diliyorum. Allahım! Yalnız Sana teslim oldum, yalnız Sana inandım, yalnız Sana tevekkül ettim, yalnız Sana yöneldim, yalnız Senin inayetinle düşmanlarla mücadele ettim, yalnız Senin hakemliğine başvurdum. Sen bizim yegâne Rabbimizsin. Dönüşümüz Sanadır. Allahım! Beni dünyada hicap ve perdeleri kaldırıp basar ve basîretleri açan keşfe mazhar kıl. Ahirette de Cehennem ateşinden koru ve Cennet’inle, Cennet’te cemâlini rü’yet ve müşahede ile mükafaatlandır. Böylece her iki cihanda beni maiyetinle serfiraz kıl. Allahım! Kaderin cereyan ettiği her şeyde Senin lütuflarını gözlüyor ve bütün günah ve kusurlarımdan dolayı Sana istiğfar ederek affını diliyorum. Her fazl u ihsan Senin yüce şanına çok yaraşır. Sen dilediğin her şeyi gerçekleştirmeye de muktedirsin. Allahım! Senden yine Seni diliyorum, “ey Allahım! (3 defa)” Evet, Sana kasem olsun ki yegâne Ma’bûd Sensin. “Allah! (3 defa)” Yemin olsun ki, tek ilah Sensin. Senden başka bir ilah yoktur, ey Hayy u Kayyûm!

ON’UNCU FASIL

اَللّٰهُمَّ إِنِّـي أَسْـأَلُكَ بِأَنِّـي أَشْـهَدُ أَنَّـكَ أَنْـتَ اللهُ لَا إِلٰـهَ إِلَّا أَنْـتَ الْوَاحِدُ الْأَحَـدُ الْـفَـرْدُ الصَّـمَـدُ الَّـذِي لَمْ يَـلِـدْ وَلَمْ يُـولَـدْۙ ۝ وَلَمْ يَـكُـنْ لَـهُ كُـفُـوًا أَحَدٌ

اَللّٰهُمَّ إِنِّـي أَسْـأَلُكَ بِأَنَّكَ أَنْتَ اللهُ لَا إِلٰـهَ إِلَّا أَنْتَ الرَّحْمٰنُ

اَلرَّحِيمُ ﷻ، اَلْمَلِكُ ﷻ، اَلْقُدُّوسُﷻ ، اَلسَّلَامُ ﷻ، اَلْمُؤْمِنُ ﷻ ، اَلْمُهَيْمِنُ ﷻ ، اَلْعَزِيزُ ﷻ، اَلْجَبَّارُﷻ ، اَلْمُتَـكَـبِّـرُ ﷻ، اَلْخَالِقُ ﷻ، اَلْبَارِئُ ﷻ، اَلْمُصَوِّرُ ﷻ ، اَلْغَفَّارُ ﷻ ، اَلْقَهَّارُ  ﷻ ، اَلْوَهَّابُ ﷻ، اَلرَّزَّاقُ ﷻ، اَلْفَتَّاحُ ﷻ ، اَلْعَلِيمُ ﷻ، اَلْقَابِضُﷻ، اَلْبَاسِطُ ﷻ، اَلْخَافِـضُ ﷻ ، اَلرَّافِعُ ﷻ، اَلْمُعِزُّ ﷻ، اَلْمُذِلُّ ﷻ ، اَلسَّمِيعُ ﷻ ، اَلْبَصِيرُ ﷻ ، اَلْحَكَمُ ﷻ، اَلْعَدْلُ ﷻ ، اَللَّطِيفُﷻ ، اَلْخَبِيرُ ﷻ، اَلْحَلِيمُ ﷻ ، اَلْعَظِيمُ ﷻ ، اَلْغَفُورُ ﷻ، اَلشَّكُورُ ﷻ، اَلْعَلِيُّ ﷻ، اَلْكَبِيرُ ﷻ، اَلْحَفِيظُﷻ ، اَلْمُقِيتُ ﷻ، اَلْحَسِيبُ ﷻ ، اَلْجَلِيلُ ﷻ ، اَلْكَرِيمُ ﷻ، اَلرَّقِيبُﷻ ، اَلْمُجِيبُ  ، اَلْوَاسِعُ ﷻ، اَلْحَكِيمُ ﷻ ، اَلْوَدُودُ ﷻ، اَلْمَجِيدُ ﷻ ، اَلْبَاعِثُﷻ ، اَلشَّهِيدُ ﷻ ، اَلْحَقُّ ﷻ ، اَلْوَكِيلُ ﷻ ، اَلْقَوِيُّ ﷻ، اَلْمَتِينُ ﷻ ، اَلْوَلِيُّ ﷻ، اَلْحَمِيدُﷻ ، اَلْمُحْصِيﷻ ، اَلْمُبْدِئُ ﷻ ، اَلْمُعِيدُ ﷻ ، اَلْمُحْيِي ﷻ ، اَلْمُمِيتُ ﷻ ، اَلْحَيُّ ﷻ، اَلْقَيُّومُ ﷻ، اَلْوَاجِدُﷻ ، اَلْمَاجِدُ ﷻ ، اَلْوَاحِدُ ﷻ ، اَلْأَحَدُ ﷻ، اَلصَّمَدُ ﷻ، اَلْقَادِرُ ﷻ، اَلْمُقْتَدِرُﷻ ، اَلْمُقَدِّمُ ﷻ ، اَلْمُؤَخِّرُﷻ ، اَلْأَوَّلُ ﷻ ، اَلْأٰخِرُ ﷻ ، اَلظَّاهِرُ ﷻ ، اَلْبَاطِنُ ﷻ،

-Yakaran Gönüller-

Bu yazı 539 kez okundu