•21.Bölüm

Bu Bölümde On Fasıl Vardır

Bu bölümde Esma-i Hüsnâlar dışındaki sûrelerin ve ayetlerin meali arapça metnin altına eklidir 

BİRİNCİ FASIL

İmam Şâzilî Hazretlerinin Hizbü’l-Feth Duası

بِسْمِ ﷲِالرَّحْمَنِ اارَّحِيم

Ey sevdiği kullarına art arda kapılar açan Güzeller Güzeli YÜCE YARATICI! Kapının bu muhtaç bendelerine aksine ihtimal vermeyecek kuvvette bir iman, şirkin şemmesi bile bulaşmamış durulukta bir tevhîd ve ma’siyet isi-pasıyla kirlenmemiş bir kulluk bahşet. Zât-ı Ecell ü A’lâ’nı bize öyle bir muhabbetle sevdir ki, o muhabbete başka hiçbir yabancı mülahaza karışmasın ve sinelerimize öyle bir mehafetullah hissi at ki, onda sadece Sana duyulan saygının izleri bulunsun. Gönüllerimize, Senin ezelden ebede hep münezzeh ve müberrâ bir Kuddüs olduğunu duyur. RABBİMİZ! Senden, Senin rahmetinden şirkin tozuyla bile bulanmamış saflıkta bir yakîn dileniyoruz. Hiç şüphesiz Sen Zâtında mukaddes, her türlü kemâlâtı câmi ve olmuş-olacak, cüz’î-küllî her şeyi bilen Ulular Ulusu bir Zâtsın. Ne olur, bize de esrarını duyur ve duyurduğun o esrarı ağyara açmaktan bizi muhafaza buyur. RABBİM! Doğrusu nefsime pek zulmettim. Günahımı bağışla ve içimi Sana karşı takva hisleriyle doldur. Her türlü günah, tasa, gam, darlık, unutkanlık, şehvet, rağbet, korku, hayal, düşünce, irade, amel, gaflet, hüküm ve emir hususunda bana nasıl davranmam gerektiğini lütfen irşad buyur. Senin ilmin her şeyi kuşatmış, kudretin de bütün varlığı kahrı altına almıştır. Kâinatta Senin yüce muradına râm olmayacak hiçbir nesne düşünülemez. ALLAH’IM! Gücüm yettiğince günahlardan kendimi tecerrüt edip gönlümü sadece Sana bağlamaya çalışıyorum.

لَۤا إِلٰهَ إِلَّا هُوَۘ عَلَيْهِ تَوَكَّلْتُ وَهُوَ رَبُّ الْعَرْشِ الْعَظِيمِ

لَا إِلٰهَ إِلَّا اللهُ نُورُ عَرْشِ اللهِ 

لَا إِلٰهَ إِلَّا اللهُ نُورُ لَوْحِ اللهِ 

لَا إِلٰهَ إِلَّا اللهُ نُورُ قَلَمِ اللهِ 

لَا إِلٰهَ إِلَّا اللهُ نُورُ رَسُولِ اللهِ 

لَا إِلٰهَ إِلَّا اللهُ نُورُ سِرِّ رَسُولِ اللهِ

لَا إِلٰهَ إِلَّا اللهُ نُورُ سِرِّ ذَاتِ رَسُولِ اللهِ 

لَا إِلٰهَ إِلَّا اللهُ أٰدَمُ خَلِيفَةُ اللهِ

 لَا إِلٰهَ إِلَّا اللهُ نُوحٌ نَجِيُّ اللهِ

 لَا إِلٰهَ إِلَّا اللهُ إِبْرَاهِيمُ خَلِيلُ اللهِ

 لَا إِلٰهَ إِلَّا اللهُ مُوسَى كَلِيمُ اللهِ

 لَا إِلٰهَ إِلَّا اللهُ عِيسَى رُوحُ اللهِ

 لَا إِلٰهَ إِلَّا اللهُ مُحَمَّدٌ حَبِيبُ اللهِ

لَا إِلٰهَ إِلَّا اللهُ اَلْأَنْبِيَاءُ خَاصَّةُ اللهِ

لَا إِلٰهَ إِلَّا اللهُ اَلْأَولِيَاءُ أَنْصَارُ اللهِ

لَا إِلٰهَ إِلَّا اللهُ الرَّبُّ الْمَلِكُ الْإِلٰهُ النُّورُ الْحَقُّ الْمُبِينُ

لَا إِلٰهَ إِلَّا اللهُ الْمَلِكُ اللَّطِيفُ الرَّزَّاقُ الْقَوِيُّ الْعَزِيزُ ذُو الْقُوَّةِ الْمَتِينُ

لَا إِلٰهَ إِلَّا اللهُ خَالِقُ كُلِّ شَيْءٍ وَهُوَ الْوَاحِدُ الْقَهَّارُ رَبُّ السَّمَاوَاتِ وَالْأَرْضِ وَمَا بَـيْنَهُمَا الْعَزِيزُ الْغَفَّارُ 

لَا إِلٰهَ إِلَّا اللهُ الْعَلِيُّ الْعَظِيمُ

لَا إِلٰهَ إِلَّا اللهُ الْحَلِيمُ الْكَرِيمُ، سُبْحَانَ اللهِ رَبِّ السَّمَاوَاتِ السَّبْعِ وَرَبِّ الْعَرْشِ الْعَظِيمِ، اَلْحَمْدُ لِلهِ رَبِّ الْعَالَمِينَ

بِسْمِ اللهِ وَبِاللهِ وَمِنَ اللهِ وَإِلَى اللهِ وَعَلَى اللهِ فَلْيَـتَوَكَّلِ الْمُؤْمِنُونَ حَسْبِيَ اللهُ

İKİNCİ FASIL

ALLAH’IM! Sen bana yetersin. Ben yalnız Sana inandım ve Sana dayandım. Havl ve kuvvetin biricik sahibi Sensin. Senin yardımınla Sana teveccüh ve tevbe ediyorum. Şayet Sen içime Sana yönelme hislerini atmasaydın, ben Sana asla tevbe edemezdim. Ne olur, muhabbeti, Senin muhabbetine vesile olmayanların sevgisini kalbimden söküp al. Bütün âzâlarımı Sana muhalefete düşmekten muhafaza buyur. Şayet Sen beni görüp gözetmez, koruyup kollamazsan, yemin olsun ki, ben kendimi de, çevremdekileri de helake sürükler ve nihayet altından kalkamayacağım bir hüsran ve kayıpla karşı karşıya kalırım. ALLAH’IM! Gazabından rızana, azabından afiyetine, Senden Sana (celâlinden cemâline) sığınırım. Zâtını senâ ettiğin ölçüde Seni senâ etmekten aciz olduğumu da itiraf ederim. Zaten Sen senâ edilemeyecek kadar yücesin. Ulu Zâtını sena için kullandığımız ifadeler de Senin keremine birer işaretten başka bir şey değildir. Zira Sen, onları Resûlü’nün lisanıyla bizlere armağan ettin ki, o mübarek kelimelerle, Senin kadrinin sonsuzluğu ölçüsünde değil de, bizim acizliğimiz nispetinde Sana kulluğumuzu ikrar edebilelim. Şüphe yok ki Sen, nezdine sunulan minnacık ihsanlara bile şanına yaraşır büyük ihsanlarla mukabelede bulunursun. Ey her şeyin, yaratmasıyla varlık sahasına çıkabildiği, kayyûmiyetiyle ayakta durabildiği ve âkıbet yine Kendisine avdet edeceği YÜCELER YÜCESİ ZÂT! Üstad hürmetine, dahası Nebiy-yi Hâdî Hazreti Ruh-u Seyyidi’l-Enâm (aleyhi elfü elfi salâtin ve selâm) hürmetine, dahası Senin yüce nezdinden O Nebîler Serverine akan esrâr hürmetine, dahası, Kelâm-ı Kadîm’in olan Kur’ân-ı Mübîn âyetlerinin tâcı hürmetine, dahası Seb’u’l-Mesânî ve Kur’ân-ı Azîm hürmetine, dahası bütün münzel Kütüb-ü Mukaddese hürmetine, dahası kendisiyle Semî’ u Alîm Rabb’e sığınıldığında ne yerde ne de göklerde hiçbir şeyin zarar veremediği İsm-i A’zam -ki o Hüve’dir- hürmetine, dahası,

قُلْ هُوَ اللهُ أَحَدٌۚ ۝ اَللهُ الصَّمَدُۚ ۝ لَمْ يَـلِدْ وَلَمْ يُولَدْۙ ۝ وَلَمْ يَكُنْ لَهُ كُفُوًا أَحَدٌ

hakikatini en vâzıh şekilde ortaya koyan İhlâs sûre-i celîlesi hürmetine gaflet, şehvet ve ma’siyete mağlup düşmekten bizi koru ve geçmişteki hatalarımızı affet. Dünyada yahut âhirette, haklı veya haksız olarak bizden bir talepte bulunan mahlûkatına karşı her zaman bizim yanımızda ol. Şüphesiz en vâzıh ve en güçlü deliller Senin nezdindedir ve Senin kudretin her şeye yeter.

YA ERHAMERRAHİMÎN! Bize rızık endişesi ve yarattıklarının korkusunu yaşatma. Bizi hep sıdk yolunda yürüt. Hak yolda her zaman yardımcımız ol. Cennet’e doğru giden yolda her türlü tasa, gam ve korkudan emin kıl ve bizi Cennet’inle serfiraz eyle. Üstümüzden, altımızdan gelebilecek her türlü azaptan bizi sıyanet buyur. Bizi gruplara ayrılmak ve birbirimize intikam nazarıyla bakmakla imtihan etme. Bizim bilemediğimiz, bilemediğimizden dolayı da diyemediğimiz fakat Senin ilminin taalluk ettiği olmuş ya da olacak daha başka hususlarda da Sen bize yar ve yardımcı ol Allahım! Hiç şüphe yok ki, Sen her şeye gücü yeten bir Kudreti Sonsuzsun.

ÜÇÜNCÜ FASIL

Melik (مَلِكْ) , Hak (حَقْ) ve Hallâk  (خَلَّاقْ) olan Rabbim SÜBHAN’dır, bütün noksan sıfatlardan münezzeh ve topyekün kemâl sıfatlarıyla muttasıftır.

Sübhan’dır, O her şeyi en güzel şekilde yaratan ve rızıklandıran Hallâk u Rezzâk. Hem gayb hem de şehadet âlemlerini bilen Yüce Allah, müşriklerin Kendisine isnad ettikleri nitelendirmelerden münezzehtir, yücedir. Sübhan’dır, O izz ü ceberût ve mülk ü melekûtun yegâne Sahibi. Maddî-manevî hayat veren Muhyî, verdiği hayatı alıp öldüren Mümît Sübhan’dır. Hayatı Kendinden, ebedî hayy olan Hayy Sübhan’dır. Sübhan’dır, O Melik ü Kâdir. Sübhan’dır, O Azîm ü Kâhir. [“O, kullarının üstünde hükmünü yürüten mutlak hükümrandır, her işi tam hikmetle yapar ve her şeyden haberdardır.”] Varlığı ezelî ve ebedî, hükmü dâimî olan O Kâim ü Dâim Sübhan’dır. •[“Allah bana kâfidir. Güvenecek yer arayanlar da, yalnız O’na dayanıp güvensinler.”]

Rahmet, re’fet, şefkat ve merhameti nihayetsiz RABBİM! Bela ve meşakkat altında kalıp ezilmekten, dünya ve âhiret umûrunda şekâvet, sıkıntı ve zillet yaşamaktan, hâdiselerin aleyhime gelişmesinden ve düşmanlık besleyenlerin başıma gelenlere sevinmesinden Sana sığınırım. Hesap gününe inanmayan tiranların zorbalıklarından da yine benim ve bütün insanlığın Rabbi olan Allah’a sığınırım. Ey zâhir ve bâtın her şeyin bütün dizginlerini yed-i kudretinde tutan, karşı konulamaz fermanlarıyla bütün varlığa hükmeden ALLAH’IM! Kapına sığınmış bu muhtaç kulunu nusretinle te’yîd buyur; buyur ki, Allah korkusunu ve O’na tevekkülü içimde duyabileyim; mahlûkat korkusunu içimden atabileyim; beklentilerimi sadece Rabbime hasredebileyim ve masivaya kulluktan kurtulabileyim. Ey yedi kat semayı ve arzdan da onların benzerini yaratan, emir ve hükümleri bunlar arasında inip duran KUDRETİ SONSUZ! Şehadet ederim ki, Sen her şeye kâdirsin. Bütün varlığı ilminle ihata edersin. İşte bütün mevcûdâtın aslı, mebde ve müntehası olan bu hakikat hakkı için Sana yalvarıyorum: Hazreti Mûsa’ya denizi, Hazreti İbrahim’e ateşi, Hazreti Dâvud’a dağları ve demiri, Hazreti Süleyman’a (alâ nebiyyina ve aleyhimüsselâm) rüzgârı ve cinleri musahhar kıldığın gibi, şu denizi, dünya denizini, içindeki nesneleri ve kimseleri, bize musahhar kıl. Bütün denizleri, bütün dağları, bütün demirleri, bütün rüzgârları, insî ve cinnî bütün şeytanları, nefsimi ve her şeyi benim yoluma musahhar eyle. Ey hervarlığın gerçek hâkimiyetini kudret elinde tutan RABBİM! İşlerimi yakîn ile güzelleştir ve beni apaçık yardımlarınla destekle. Sen katiyen her şeye gücü yeten bir Kudreti Sonsuzsun. Sayesi altında bulunmakla şeref duyduğumuz Efendimiz Hazreti Muhammed’e, tertemiz ehl-i beytine, kerem ve iyilik timsali ashâb-ı güzînine de bol bol salât ve selâm eyle. Sen ululuk ve azamet tahtının yegâne sultanısın Allahım ve gerçek havl ü kuvvet sadece Sana aittir.

DÖRDÜNCÜ FASIL

İmam Şâzilî Hazretlerinin Hizbü’l-Hamd Duası

بِسْمِ ﷲِالرَّحْمَنِ اارَّحِيم

بِسْـمِ اللهِ الرَّحْمٰنِ الرَّحِيمِ ۝ اَلْحَمْدُ لِلهِ رَبِّ الْعَالَمِيـنَۙ ۝ اَلرَّحْمٰنِ الرَّحِيمِۙ ۝ مَالِكِ يَـوْمِ الدِّينِۘ ۝ إِيَّاكَ نَعْبُدُ وَإِيَّاكَ نَسْـتَعِينُۘ ۝ اِهْدِنَا الصِّرَاطَ الْمُسْتَقِيمَۙ ۝ صِرَاطَ الَّذِيـنَ أَنْعَمْتَ عَلَيْهِمْۙ غَيْرِ الْمَغْضُوبِ عَلَيْهِمْ وَلَا الضَّۤالِّينَ

Meal: “Rahman ve Rahîm Allah’ın adıyla. Bütün hamdler, övgüler Âlemlerin Rabbi Allah’adır. Rahman ve Rahîm O’dur. Din gününün, hesap gününün tek hâkimidir. (Haydi, öyleyse deyiniz): ‘Yalnız Sana ibadet eder, yalnız Senden medet umarız.’ Bizi doğru yola, nimet ve lütfuna mazhar ettiklerinin yoluna ilet. Gazaba uğrayanların ve sapkınlarınkine değil.”

***

بِسْـمِ اللهِ الرَّحْمٰنِ الرَّحِيمِ

الۤمۤ ۝ ذٰلِكَ الْكِـتَـابُ لَا رَيْبَۚ ۛ فِيـهِۚ ۛ هُدًى لِلْمُتَّقِينَ ۝ اَلَّذِينَ يُؤْمِنُونَ بِالْغَيْبِ وَيُـقِيمُونَ الصَّلٰوةَ وَمِمَّا رَزَقْنَاهُمْ يُـنْـفِقُونَ ۝ وَالَّذِيـنَ يُؤْمِنُونَ بِمَۤا أُنْزِلَ إِلَيْكَ وَمَۤا أُنْزِلَ مِنْ قَـبْلِكَۚ وَبِالْأٰخِرَةِ هُـمْ يُوقِنُونَ ۝ أُوۨلٰۤـئِـكَ عَلَى هُدًى مِنْ رَبِّـهِـمْ وَأُوۨلٰۤـئِـكَ هُمُ الْمُفْلِحُونَ

Meal: “Elif, Lâm, Mîm. İşte Kitap! Şüphe yoktur O’nda. Rehberdir müttakîlere! O müttakiler ki gayb âlemine inanırlar. Namazlarını tam dikkatle îfâ ederler. Kendilerine ihsan ettiğimiz nimetlerden infakta bulunurlar. Hem Sana indirilen kitabı, hem de Senden önce indirilen kitapları tasdik ederler. Ahirete de kesin olarak inanırlar. İşte bunlardır Rabbileri tarafından doğru yola ulaştırılanlar. Ve işte bunlardır felah bulanlar.”

***

وَإِلٰهُكُمْ إِلٰهٌ وَاحِدٌۚ لَۤا إِلٰـهَ إِلَّا هُوَ الرَّحْمٰنُ الرَّحِيمُ

Meal: “Hepinizin ilahı tek ilahtır. Ondan başka ilah yoktur. Rahman ve Rahîm O’dur.”

***

اَللهُ لَۤا إِلٰهَ إِلَّا هُوَۚ اَلْحَيُّ الْـقَـيُّومُۚ لَا تَأْخُذُهُ سِنَـةٌ وَلَا نَوْمٌۘ لَـهُ مَا فِي السَّمٰوَاتِ وَمَا فِي الْأَرْضِۘ مَنْ ذَا الَّذِي يَشْفَعُ عِنْدَهُۤ إِلَّا بِـإِذْنِهِ , يَعْلَمُ مَا بَـيْنَ أَيْدِيهِمْ وَمَا خَلْفَهُمْۚ وَلَا يُحِيطُونَ بِشَيْءٍ مِنْ عِلْمِهِٓ إِلَّا بِمَا شَۤاءَۚ وَسِعَ كُرْسِيُّهُ السَّمٰوَاتِ وَالْأَرْضَۚ  وَلَا يَـؤُۧدُهُ حِفْظُهُمَاۚ وَهُوَ الْعَلِيُّ الْعَظِيمُ ۝ لَۤا إِكْرَاهَ فِي الدِّينِ قَدْ تَـبَـيَّنَ الرُّشْدُ مِنَ الْغَيِّۚ فَمَنْ يَـكْفُرْ بِالطَّاغُوتِ وَيُؤْمِنْ بِاللهِ فَقَدِ اسْتَمْسَكَ بِالْعُرْوَةِ الْوُثْـقَى۠ لَا انْفِصَامَ لَهَاۘ وَاللهُ سَمِيعٌ عَلِيمٌ  ۝ اَللهُ وَلِيُّ الَّذِينَ أٰمَنُواۙ يُخْرِجُهُمْ مِنَ الظُّلُمَاتِ إِلَى النُّورِۘ وَالَّذِينَ كَفَرُۤوا أَوْلِيَۤاؤُۨهُمُ الطَّاغُوتُۙ يُخْرِجُونَهُمْ مِنَ النُّورِ إِلَى الظُّلُمَاتِۘ أُوۨلٰۤئِكَ أَصْحَابُ النَّارِۚ هُمْ فِيهَا خَالِدُونَ ۝

Meal: “Allah o ilahtır ki, Kendisinden başka ilah yoktur. Hayy’dır, Kayyûm’dur. Kendisini ne bir uyuklama, ne de uyku tutar. Göklerde ve yerde ne varsa O’nundur. İzni olmadan huzurunda şefaat etmek kimin haddine? Yarattığı mahlûkların önünde, ardında ne var, hepsini bilir. Mahlûklar ise O’nun dilediğinden başka, ilminden hiçbir şey kavrayamazlar. O’nun kürsüsü gökleri ve yeri kaplamıştır. Gökleri ve yeri koruyup gözetmek O’na ağır gelmez; O öyle ulu, öyle büyüktür. Dinde zorlama yoktur. Doğru yol, sapıklıktan; hak, bâtıldan ayrılıp belli olmuştur. Artık kim tağutu reddedip Allah’a iman ederse, işte o, kopması mümkün olmayan en sağlam kulpa yapışmıştır. Allah her şeyi işitir, bilir. Allah iman edenlerin yardımcısıdır, onları karanlıklardan aydınlığa çıkarır. İnkâr edenlerin dostları ise tağutlar olup onları aydınlıktan karanlıklara götürürler. İşte onlar Cehennemlik kimselerdir ve orada ebedî kalacaklardır.”

***

ِأٰمَنَ الرَّسُولُ بِمَۤا أُنْزِلَ إِلَيْهِ مِنْ رَبِّـه وَالْمُؤْمِنُونَۘ كُلٌّ أٰمَنَ بِاللهِ وَمَلٰۤئِكَتِهِ وَكُتُبِهِ وَرُسُلِهِ ، لَا نُـفَرِّقُ بَـيْنَ أَحَدٍ مِنْ رُسُلِهِ ، وَقَالُوا سَمِعْنَا وَأَطَعْنَا غُفْرَانَكَ رَبَّـنَا وَإِلَيْكَ الْمَصِيرُ ۝ لَا يُكَلِّفُ اللهُ نَـفْسًا إِلَّا وُسْعَهَاۘ لَهَا مَا كَسَبَتْ وَعَلَيْهَا مَا اكْتَسَبَتْۘ رَبَّـنَا لَا تُؤَاخِذْنَۤا إِنْ نَسِينَۤا أَوْ أَخْطَأْنَاۚ رَبَّـنَا وَلَا تَحْمِلْ عَلَيْنَۤا إِصْرًا كَمَا حَمَلْتَهُ عَلَى الَّذِينَ مِنْ قَـبْلِنَاۚ رَبَّـنَا وَلَا تُحَمِّلْنَا مَا لَا طَاقَةَ لَـنَا بِهِ۪ۚ وَاعْفُ عَنَّاۗ وَاغْفِرْ لَنَاۗ وَارْحَمْنَاۗ أَنْتَ مَوْلٰينَا فَانْصُرْنَا عَلَى الْقَوْمِ الْكَافِرِينَ

Meal:“Peygamber, Rabbi tarafından kendisine ne indirildi ise ona iman etti, müminler de! Onlardan her biri Allah’a, meleklerine, kitaplarına ve peygamberlerine iman etti. ‘O’nun resûllerinden hiçbirini diğerinden ayırt etmeyiz.’ dediler ve eklediler: ‘İşittik ve itaat ettik ya Rabbenâ, affını dileriz, dönüşümüz Sanadır.’ Allah hiçbir kimseyi güç yetiremeyeceği bir şekilde yükümlü tutmaz. Herkesin kazandığı iyilik kendi lehine, işlediği fenalık da kendi aleyhinedir. Ya Rabbenâ! Eğer unuttuk veya kasıtsız olarak yanlış yaptıysak bundan dolayı bizi sorumlu tutma! Ya Rabbenâ! Bizden öncekilere yüklediğin gibi ağır yük yükleme! Ya Rabbenâ! Tâkat getiremeyeceğimiz şeylerle bizi yükümlü tutma! Affet bizi, lütfen bağışla kusurlarımızı, merhamet buyur bize! Sensin Mevlâmız, yardımcımız! Kâfir topluluklara karşı Sen yardım eyle bize!”

***

الۤمۤ ۝ اَللهُ لَۤا إِلٰهَ إِلَّا هُوَۙ الْحَيُّ الْقَـيُّومُ ۝ نَـزَّلَ عَلَيْكَ الْكِتَابَ بِالْحَقِّ مُصَدِّقًا لِمَا بَـيْنَ يَدَيْهِ وَأَنْزَلَ التَّوْرٰيةَ وَالْإِنْجِيلَ ۝ مِنْ قَـبْلُ هُدًى لِلنَّاسِ وَأَنْزَلَ الْفُرْقَانَ

Meal: [“Elif, Lâm, Mîm. Allah o İlâhtır ki Kendinden başka ilah yoktur. Hayy O’dur, Kayyûm O’dur. Sana kitabı, gerçeğin ta kendisi ve daha önce indirilen kitapları tasdik edici olarak indiren O’dur. Bundan önce de, insanlara doğru yolu göstermek için Tevrat ve İncîl’i indirmişti. Doğruyu eğriden, hakkı bâtıldan ayırt eden Furkan’ı da indirdi.”]

يَۤا أَيُّهَا الْمُدَّثِّرُۙ ۝ قُمْ فَأَنْذِرْۙ ۝ وَرَبَّكَ فَـكَـبِّرْۙ ۝ وَثِـيَابَكَ فَطَهِّرْۙ ۝ وَالرُّجْزَ فَاهْجُرْۙ ۝ وَلَا تَمْنُنْ تَسْتَـكْـثِـرُۙ ۝ وَلِـرَبِّـكَ فَاصْبِرْۘ

Meal: [“Ey örtüye bürünen! (İnziva arzu eden!) Ayağa kalk ve insanları uyar! Rabbinin büyüklüğünü an! Elbiseni tertemiz tut, maddî manevî kirlerden arın, pis ve murdar olan her şeyden kaçın, verdiğini çok bularak minnet etme! Rabbinin yolunda sabret!”]

BEŞİNCİ FASIL

اِقْرَأْ بِاسْمِ رَبِّكَ الَّذِي خَلَقَۚ ۝ خَلَقَ الْإِنْسَانَ مِنْ عَلَقٍۚ ۝ اِقْرَأْ وَرَبُّكَ الْأَكْرَمُۙ ۝ اَلَّـذِي عَلَّمَ بِالْقَلَمِۙ ۝ عَلَّمَ الْإِنْسَانَ مَا لَمْ يَعْلَمْۘ

Meal: [“Yaratan Rabbinin adıyla oku. İnsanı yapışan bir hücreden yaratan. Oku! Rabbin sonsuz kerem sahibidir. Kalemle yazmayı öğretendir. İnsana bilmediklerini öğretendir.”]

 اَلرَّحْمٰنُۙ ۝ عَلَّمَ الْقُرْأٰنَۘ ۝ خَلَقَ الْإِنْسَانَۙ ۝ عَلَّمَهُ الْبَـيَانَ ۝ اَلشَّمْسُ وَالْقَمَرُ بِحُسْبَانٍ ۝ وَالنَّجْمُ وَالشَّجَرُ يَسْجُدَانِ ۝ وَالسَّمَۤاءَ رَفَعَهَا وَوَضَعَ الْمِيزَانَۙ ۝ أَلَّا تَطْغَوْا فِي الْمِيزَانِ ۝ وَأَقِيمُوا الْوَزْنَ بِالْقِسْطِ وَلَا تُخْسِرُوا الْمِيزَانَ

Meal: [“Rahman Kur’ân’ı öğretti. İnsanı yarattı, ona konuşmayı öğretti. Güneş ve Ay bir hesap ile hareket ederler. Yıldızlar ve bitkiler hep secdededirler. Göğü bu âhenkle O yükseltti ve bu mîzânı koydu ki siz de ders alıp ölçü dışına taşmayasınız. Öyleyse siz de tartıyı adaletle yapın, sakın teraziyi, dengeyi aksatmayın!”]

تَـبَارَكَ اسْمُ رَبِّكَ ذِي الْجَلَالِ وَالْإِكْرَامِ

Meal: [“Azamet ve kerem sahibi olan Rabbinin adı çok yücedir, çok yüce!”]

(3) سُبْحَانَ رَبِّيَ الْعَظِيمِ

Meal: Benim yüce Rabbim her türlü eksiklikten münezzeh ve muallâdır. (3 defa)”

سَبَّحَ لِلهِ مَا فِي السَّمٰوَاتِ وَالْأَرْضِۚ وَهُوَ الْعَزِيزُ الْحَكِيمُ ۝ لَهُ مُلْكُ السَّمٰوَاتِ وَالْأَرْضِۚ يُحْيِ وَيُمِيتُ وَهُوَ عَلَى كُلِّ شَيْءٍ قَدِيرٌ ۝ هُوَ الْأَوَّلُ وَالْأٰخِرُ وَالظَّاهِرُ وَالْبَاطِنُۚ وَهُوَ بِكُلِّ شيْءٍ عَلِيمٌ ۝ هُوَ الَّذِي خَلَقَ السَّمٰوَاتِ وَالْأَرْضَ فِي سِتَّةِ أَيَّامٍ ثُمَّ اسْتَوَى عَلَى الْعَرْشِۘ يَعْلَمُ مَا يَلِجُ فِي الْأَرْضِ وَمَا يَخْرُجُ مِنْهَا وَمَا يَـنْزِلُ مِنَ السَّمَۤاءِ وَمَا يَعْرُجُ فِيهَاۘ وَهُوَ مَعَكُمْ أَيْنَ مَا كُـنْـتُمْۘ وَاللهُ بِمَا تَعْمَلُونَ بَصِيرٌ ۝ لَهُ مُلْكُ السَّمٰوَاتِ وَالْأَرْضِۘ وَإِلَى اللهِ تُرْجَعُ الْأُمُورُ ۝ يُولِجُ الَّيْلَ فِي النَّهَارِ وَيُولِجُ النَّهَارَ فِي الَّيْلِۘ وَهُوَ عَلِيمٌ بِذَاتِ الصُّدُورِ ۝

Meal: [“Göklerde ne var, yerde ne varsa Allah’ı tenzih ve tesbih eder. O Azîz ve Hakîm’dir (Üstün kudret, tam hüküm ve hikmet sahibidir). Göklerin ve yerin hâkimiyeti O’nundur. Hayatı veren ve hayatı alıp öldüren O’dur. O her şeye kâdirdir. Evvel O’dur, Âhir O. Zâhir O’dur, Bâtın O! O her şeyi hakkıyla bilir. O’dur ki gökleri ve yeri altı günde yaratarak sonra Arş’a çıkıp (hükmünü yürüttü). Yere gireni, yerden çıkanı, gökten ineni ve göğe yükseleni bilir. Hâsılı siz nerede olursanız olun O, (ilmi ve kudreti ile) sizinle beraberdir. Allah bütün yaptıklarınızı görür. Göklerin ve yerin hâkimiyeti O’nundur. Bütün işler O’na götürülür, (Bütün kararlar O’nun kapısından çıkar). Geceyi gündüze katar, böylece gündüz uzar. Gündüzü geceye katar, böylece gece uzar. Kalplerin tâ kökünü bilir.”]

***

هُوَ اللهُ الَّذِي لَۤا إِلٰهَ إِلَّا هُوَۚ عَالِمُ الْغَيْبِ وَالشَّهَادَةِۚ هُوَ الرَّحْمٰنُ الرَّحِيمُ ۝ هُوَ اللهُ الَّذِي لَۤا إِلٰهَ إِلَّا هُوَۚ اَلْمَلِكُ الْقُدُّوسُ السَّلَامُ الْمُؤْمِنُ الْمُهَيْمِنُ الْعَزِيزُ الْجَـبَّارُ الْمُتَـكَـبِّرُۘ سُبْحَانَ اللهِ عَمَّا يُشْرِكُونَ ۝ هُوَ اللهُ الْخَالِقُ الْبَارِئُ الْمُصَوِّرُ لَهُ الْأَسْمَۤاءُ الْحُسْنَىۘ يُسَبِّحُ لَهُ مَا فِي السَّمٰوَاتِ وَالْأَرْضِۚ وَهُوَ الْعَزِيزُ الْحَكِيمُ

Meal: Allah’tır gerçek İlah! O’ndan başka yoktur ilah. Görünmeyen ve görünen her şeyi bilir. O Rahman’dır, Rahîm’dir. Allah’tır gerçek İlah! O’ndan başka yoktur ilah! O Melik’tir, Kuddûs’tür, Selâm’dır, Mü’min’dir, Müheymin’dir, Aziz’dir, Cebbar’dır, Mütekebbir’dir. Allah, müşriklerin iddialarından münezzeh ve yücedir. Allah o gerçek İlahtır ki Halık’tır, Bârî’dir, Musavvir’dir. Hâsılı, en güzel isimler ve vasıflar O’nundur. Göklerde ne var, yerde ne varsa hepsi O’nu tesbih ve tenzih eder. O, Aziz’dir, Hakîm’dir.”

قُلْ هُوَ اللهُ أَحَدٌۚ ۝ اَللهُ الصَّمَدُۚ ۝ لَمْ يَلِدْ وَلَمْ يُولَدْۙ ۝ وَلَمْ يَكُنْ لَهُ كُفُوًا أَحَدٌ

Meal: De ki: O, Allah gerçek İlahtır, Bir’dir. Allah Samed’dir. Ne doğurdu, ne de doğuruldu. Ne de herhangi bir şey O’na denk oldu.”

قُلْ أَعُوذُ بِرَبِّ الْفَلَقِۙ ۝ مِنْ شَرِّ مَا خَلَقَۙ ۝ وَمِنْ شَرِّ غَاسِقٍ إِذَا وَقَبَۙ ۝ وَمِنْ شَرِّ الـنَّـفَّاثَاتِ فِي الْعُقَدِۙ ۝ وَمِنْ شَرِّ حَاسِدٍ إِذَا حَسَدَ

Meal: “De ki: Sabahın Rabbine sığınırım: Yarattığı şeylerin şerrinden. Karanlığı çöktüğü zaman gecenin şerrinden. Düğümlere üfleyip büyü yapan büyücü kadınların şerrinden. Ve haset ettiği zaman hasetçinin şerrinden.”

قُلْ أَعُوذُ بِرَبِّ النَّاسِۙ ۝ مَلِكِ النَّاسِۙ ۝ إِلٰهِ النَّاسِۙ ۝ مِنْ شَرِّ الْوَسْوَاسِ الْخَنَّاسِۙ ۝ اَلَّذِي يُوَسْوِسُ فِي صُدُورِ النَّاسِۙ ۝ مِنَ الْجِنَّـةِ وَالنَّاسِ

Meal: “De ki: İnsanların Rabbine. İnsanların yegâne Hükümdarına. İnsanların İlahına sığınırım: O sinsi şeytanın şerrinden. O ki insanların kalplerine vesvese verir. O şeytan, cinlerden de olur, insanlardan da olur.”

***

Ey mukaddes beyanlarında Kur’ân’ın diliyle ve nebîler, sıddıklar, şehitler, salihler, yakîne ermiş âlimler ve gerek semada gerek arzda kurb payesiyle ödüllendirilmiş velîler gibi ihlas âbidesi kullarının lisanıyla Zât-ı Kibriyasını üstün vasıflarla vasfeden Yüceler Yücesi Zât! O kudsî beyanlar, vasıflar, âyetler hürmetine.. birbirinden güzel isimlerin ve hâssaten ism-i a’zam hürmetine.. Fâtiha sûre-i celîlesi, Âyetü’l-Kürsî ve Bakara sûre-i şerîfesinin hâtimesi hürmetine.. ilk ve son inen Kur’ân âyetleri hürmetine.. insanların ve meleklerin müşterek duası olan “Âmîn!” hürmetine.. rahmetin “hâ”sı, mülkün “mîm”i ve devamın “dâl”i hürmetine…

مُحَمَّدٌ رَسُولُ اللهِۘ وَالَّذِينَ مَعَهُۤ أَشِدَّۤاءُ عَلَى الْكُفَّارِ رُحَمَۤاءُ بَـيْنَهُمْ تَرٰيهُمْ رُكَّعًا سُجَّدًا يَـبْتَغُونَ فَضْلًا مِنَ اللهِ وَرِضْوَانًا۬ سِيمَاهُمْ فِي وُجُوهِهِمْ مِنْ أَثَرِ السُّجُودِۘ ذٰلِكَ مَثَلُهُمْ فِي التَّوْرٰيةِۚ وَمَثَلُهُمْ فِي الْإِنْجِيلِ كَزَرْعٍ أَخْرَجَ شَـطْـئَـهُ فَأٰزَرَهُ فَاسْتَغْلَظَ فَاسْتَوَى عَلَى سُوقِهِ يُعْجِبُ الزُّرَّاعَ لِيَغِيظَ بِهِمُ الْكُفَّارَۘ وَعَدَ اللهُ الَّذِينَ أٰمَنُوا وَعَمِلُوا الصَّالِحَاتِ مِنْهُمْ مَغْفِرَةً وَأَجْرًا عَظِيمًا

Meal: “Muhammed (sallallahu aleyhi ve sellem) Allah’ın resûlüdür. Onun beraberindeki müminler de kâfirlere karşı şiddetli olup kendi aralarında şefkatlidirler. Sen onları rükû ederken, secde ederken, Allah’tan lütuf ve rıza ararken görürsün. Onların alâmeti, yüzlerindeki secde izi, secde aydınlığıdır. Bunlar, Tevrat’taki sıfatları olup İncîl’deki meselleri ise şöyledir: Öyle bir ekin ki filizini çıkarmış, sonra da onu kuvvetlendirmiş, derken kalınlaşmış da artık gövdesi üzerinde doğrulmuş. Öyle ki ekicilerin hoşuna gider, kâfirleri de öfkelendirir. İşte böylece Allah, onlar gibi iman edip yararlı işler yapanlara mağfiret ve büyük bir mükâfat hazırlamıştır.”

ALTINCI FASIL

ve “كۤهٰيٰعۤصۤ” mukaddes beyanları hürmetine, günahlarımı yarlığa. Enbiya ve mürselîne rahmetinle muamele ettiğin gibi bana da rahmetinle muamele et. Yalvarıp yakardığım hususlarda beni mahrum bırakma. Korkan fakat korkusu Dergâh-ı İzzetinin yolundan uzaklaşmaya sebep olanlardan eyleme. Beni Senin vuslatına erdirecek yolları dümdüz hâle getir. Dünya ve âhiret umûrunda her korkuya karşı benim için her zaman emn ü eman ol.

RABBİM! Hiç şüphesiz Sen her muradını her zaman gerçekleştirmeye muktedir yegâne Zâtsın. Ey gökleri ve yeri yoktan var eden, kullarına dâr-ı dünya ve dâr-ı ukbayı hazırlayan, en küçükten en büyüğe her varlığı Kayyûmiyetiyle ayakta tutan Allahım! EY HAYY U KAYYÛM! Ey Kendisinden başka bir ilah olmayan tek İlahımız ve her şeyin biricik İlahı! Bizim de yüce dostumuz ve yardımcımız ol. Her türlü endişe, korku, kötülük ve zarardan bizi emin kıl, kıl ki korkumuz sadece Senden olsun. Bizi yakınlığınla şereflendir. Dostlarını koruyup kolladığın gibi bizi de görüp gözet. RABBİM! Sen herkesi ve her şeyi görürsün, lâkin kulların Seni göremezler. Hayırların en mükemmel ve en güzel olanlarını başımızdan aşağıya sağanak sağanak yağdır. Şerlerin küçüğünden de, büyüğünden de bizi muhafaza buyur.

طٰسۤ,  حٰمۤ ۝ عۤسۤقۤ ,مَرَجَ الْبَحْرَيْنِ يَلْتَـقِـيَانِ ۝ بَـيْنَهُمَا بَرْزَخٌ لَا يَـبْغِيَانِ

[Meal: “Tâsîn , Hâmîm , Ayn, Sîn, Kâf” “O iki denizi salıver di, birbirine kavuşurlar. Fakat aralarında bir engel bulunduğundan, birbirinin sınırını aşmazlar.”]

ALLAH’IM! İçimize korku ve ümit hislerini beraber sal. Bize Zâtını sevdir. Senin yüce Zâtın bizzat sevilmeye layık yegâne Zâttır. Sinelerimizi Zâtına karşı iştiyakla doldur. Yakınlığımızı üns esintileriyle coştur. Her icraatına karşı gönüllerimizi hoşnut eyle. Emirlerin karşısında inkıyat ve itaata mazhar kıl. Basiretlerimizdeki nuru artırdıkça artır ve bizleri müşaheden ile şereflendir. Esmâ ve ef’âl pencerelerinden Sana nazar ederken Senin muradına uygun şekilde nazar etmeyi ve Senden bahsederken hoşnutluğuna yakışır şekilde bahsetmeyi bize nasip eyle. Senden başka bir ilah yoktur ve olamaz. SÜBHANSIN Allahım! Biz ise nefsimize çok zulmettik. Ettik ama nihayet dönüp kapına geldik. Dillerimizle tevbe ederken, gönüllerimizle tevbemizde samimi ve sâbit olacağımıza söz verdik. Sen de ne olur, tevbelerimizi kabul buyur. Teveccühümüze kerem denizinden sunacağın armağanlarınla mukabelede bulun. Bizi hoşnutluğuna vesile olacak amellerde istihdam et ve bizden meydana gelecek nesilleri salih insanlar eyle.

يَـا غَفُورُ يَـا وَدُودُ يَـا بَـرُّ يَا رَحِيمُ

Günahlarımızı yarlığa lütfen ve bizi muhabbetine mazhar kıl. Rahmetinle tecellî buyurup tevhîd ufku ve kulluk payesi ile serfiraz eyle. Sana gelirken, Senin yolunda yaşadığımız sürçme ve duraklamalardan dolayı bizi cezalandırma. Bizleri iradesinin hakkını veren kullarından eyle. Tereddüt içinde, şaşkın, yolunu kaybetmiş insanlar olmaktan bizi koru. Hiç şüphesiz Sen, her şeye kâdirsin. Geleceğinde katiyen şüphe edilemeyecek bir günde bütün insanları cem’ edip bir araya getirecek olan YÜCE ALLAH’IM! Ne olur; sadakat, hâlis niyet, ihlas, güçlü irade, huşû, heybet, hayâ, murâkabe, nur, yakîn, faydalı ilim, marifet, güçlü hafıza, bizi her türlü ma’siyetten uzak tutacak ölçüde ismet, İslâm’ı yaşamada aşk u şevk ve güç, neş’e, huzur, yüce nezdinde affa mazhar olma, hak ve hakikati olduğu gibi dile getirip açıklayabilme istidadı ve Kur’ân’ı, Hakk’ın muradına en uygun şekilde anlayabilme gibi güzel haslet ve lütuflarla da bizim aramızı cem’ eyle.

YEDİNCİ FASIL

Sevdiği kullarına bol bol hususî iltifatlarda bulunan RABBİMİZ! Bizleri de, gönüllerini dupduru kıldığın kulların gibi özel muhabbet ve dostluğunla serfiraz kıl. İşiten kulağımız, gören gözümüz, konuşan lisanımız, idrak eden kalbimiz, güzeli çirkinden, iyiyi kötüden ayıran aklımız, tutan elimiz ve kol-kanat geren ve destekleyenimiz ol! Nezdindeki ledünnî ilimle bizim sinelerimizi de doldur. Bizi de arızasız, kusursuz ameller işlemeye, dünyanın kirine pasına bulaşmadan elde edebileceğimiz ve âhirette bizim için sorgu ve ceza sebebi olmayacak helal rızıklar temin etmeye muvaffak eyle. YA RAB! Tabiatımızdaki bir kısım boşluklara, heva ve hevesimize takılıp düşmekten bizi koru ve gireceğimiz yere doğrulukla girmeye, çıkacağımız yerden de yine doğrulukla çıkmaya muvaffak kıl ve yüce katından, bizi destekleyeceğin kuvvetli bir delil lutfeyle!

يَـا عَلِيُّ يَـا عَظِيمُ يَـا حَلِيمُ يَـا عَلِيمُ يَـا سَــمِيعُ يَـا بَـصِيـرُ يَا مُرِيدُ يَا قَدِيرُ يَا حَيُّ يَا قَـيُّومُ يَا رَحْمٰنُ يَا رَحِيمُ

Ey Hüve (O) yalnız Kendisi olan! Ey Hüve ismi sadece Zâtına mahsus bulunan! Ey biz aciz kulların, şanına yaraşır şekilde bihakkın idrak etmeye asla güç yetiremeyeceğimiz yüce Mevlâmız! Bütün arşı kaplayan azametin, topyekün mahlûkata hükmettiğin kudretin, umum mevcûdatı kuşattığın rahmetin, her şeyi bildiğin ilmin, hiçbir şeyin karşı koyamayacağı irade ve meşîetin ve her şeye kendisinden daha yakın olan sem’in ve basarın hürmetine kapında el açıyor, boyun büküp tazarru, niyaz ve münacaatta bulunuyoruz. Ey bana benden daha yakın bulunan RABBİM! Artık hiçbir şey diyecek yüzüm kalmadı; cürümlerim büyüdükçe büyüdü; emellerimin gerçekleşmesi iyice imkânsız bir hâl aldı ve şekâvet vadilerinin uçurumlarında dolaşıyor gibi bir hâlim var. EY RABBİM! Başımda dönüp duran musibetleri, içinde bocalayıp durduğum zavallılığı, şaşkınlığı, basiretsizliği, düşkünlüğü ve ne kadar acıklı hallere dûçar kaldığımı görüyor ve biliyorsun. ALLAH’IM! Bütün bunlara rağmen, ben Sana, Senin esmâ-i hüsnâna, sıfât-ı ulyâna ve Resûlün Hazreti Muhammed Mustafa’ya iman ettim ve bu imanımı en büyük sermaye bildim ve biliyorum. Hâl böyle olunca Senden gayrı kim bana merhamet edebilir ve kim bana saadet bahşedebilir? N’olur Rabbim, merhamet buyur, buyur da bana dosdoğru yolu buldur ve hep o yolda yürümeyi müyesser kıl; günahlara ve dalâlete sürükleyen yolları bildir ve onlara düşmekten beni fersah fersah uzak tut. Hep hak yollara sevk et. Nurunla yolumu aydınlat. Aklımı her zaman yerinde kullanıp isabetli hükümler vermeme yardımcı ol ve hakikati aslına uygun şekilde beyan etmeye beni muvaffak eyle!

Her şeyin biricik ışık kaynağı, hayır kapılarını açan, gâileleri savan ve gücü her şeye yeten Yüce ALLAH’IM! Kalbimi nurunla fetheyle ve güzelliklere aç. Nezdindeki ilimden bana da ihsanda bulun. Özel lütuflarınla idrak ufkumu genişlet. Beni, Seninle duyup Seninle görmek bahtiyarlığına eriştir. Kudret tecellilerinle tâkatimi artır. Hayatından hayat üfle ve bütün arzularımı Senin meşiet ve dilemene tâbî kıl. Ey Güzeller Güzeli YÜCE YARATICI! Sabah akşam Senden hep hayır dilenir ve beni her türlü şerden uzak tutmanı dilerim. Senin her türlü eksiklikten münezzeh, her hamd ü senaya layık, Kendisinden başka bir ilah asla söz konusu olmayan Büyükler Büyüğü bir Zât-ı Mukaddes olduğunu ikrar eder ve havl ü kuvvetine ilticada bulunurum. Nezdinden bana akan vâridâtta, benim de Seninle münasebet ve halkla olan muamelelerimde nurunla beni nuruna eriştir. Nefsimden kaynaklanan mesafeleri aradan kaldır ve beni yakınlığına ulaştır. Bu muhtaç kulunu izzetinin hicapları ve hicaplarının izzetiyle setret. Rızkımı kolay ve bol eyle. Senin kullarının zaruri ihtiyaçları olan rızkı, nihayetsiz ilmin ve mutlak iradenle yaratacağını unutup da hırsla rızık peşinde koşturup yorulmaktan, kalbimi onunla meşgul etmekten, onun için tasalanmaktan, rızık yolunda insanlara el açıp mezellet yaşamaktan, rızık elde etmek için derin düşüncelere dalmaktan ve elde ettikten sonra açgözlü davranıp cimrilik yapmaktan beni sıyanet buyur.

SEKİZİNCİ FASIL

ALLAH’IM! Bahşetmiş olduğun rızıkları da kulluk ve ahkâm-ı Rubûbiyetini müşahede yolunda değerlendirmeyi nasip et. Sonsuz nimetlerinden bana da hisse ayır. Vücudumu nurlandır. Kalbimi zikrinle doldur. Latîfelerimi İlahî sırlarına uyandır. Nebîler gibi tastamam bir kulluk sergilemeye muvaffak eyle. Mükerrem kulların olan melekleri her zaman yakınımda tut. Lütfen ve keremen, işlerimde velîm ve yüce Dostum Sen ol. Beni göz açıp kapayıncaya kadar, hatta ondan da kısa bir süre nefsimle baş başa bırakma. İyilik ve güzellik hazinelerinden bana da İlahî armağanlar sun. Onunla dilediğin kullarını sırat-ı müstakime hidayet buyurduğun rahmetini üzerimden eksik etme.

صِرَاطِ اللهِ الَّذِي لَـهُ مَا فِي السَّـمٰوَاتِ وَمَا فِي الْأَرْضِۘ أَلَۤا إِلَى اللهِ تَصِيرُ الْأُمُورُ

Meal: [“Sen göklerde ve yerde bulunan her şeyin sahibi olan Allah’ın yolunu gösterirsin. İyi bilin ki bütün işler eninde sonunda Allah’a döner, hükümler O’ndan çıkar.”]

ALLAH’IM! Nurunla beni hidayete eriştir. İlahî ihsanlarınla beni sevindir. Hak ve hakikat düşmanlarından ve Sana yakınlığa mâni olacak her şeyden beni koru.

يَا اَللهُ يَا سَـمِيعُ يَا عَلِيمُ يَا عَزِيـزُ يَا حَكِيمُ

Kapının bu muhtaç bendesini bir an bile zikrinden hâlî olmayan bir lisan, her zaman hakka kulak kesilen bir kalb, daima Rabbinden gelen ikramlarla ma’mur bir ruh, kurbiyet kaynaklı lütuflarla nimete ermiş bir sır, Senin azamet ve celâlin karşısında mütemadiyen hamdeden bir akıl ile donat. İçimi ve dışımı Hakka kulluk zinetleriyle süslendir.

ALLAH’IM! Madem lutfedip yarattın, öyleyse hidayetini de üzerimden eksik etme. Canları alan da Sen, veren de Sensin. Manevî rızıklarınla salih kullarını doyurduğun gibi beni de doyur ve onlara içirdiğin âb-ı hayattan bana da içir. Hastalığım Sana ayandır; lütfen şifa ihsan eyle. Günahlarım beni çepeçevre sardılar; onların çeperlerinden beni kurtar. Beni Senin ezelî ilmine muvafık bilgiye ermeye ve dosdoğru hükmüne uygun hüküm vermeye muvaffak kıl. Bana kulların arasında bir yâd-ı cemîl olarak anılmayı nasip et. Beni Cennet’ine mirasçı olan bahtiyar kulların arasına kat. Affınla beni cehennem ateşinden koru. Rahmetinle beni de Cennet’ine al. Bana da göster Nebiy-yi Ekrem’in Hazreti Muhammed’in (aleyhissalâtü vesselâm) mübarek yüzünü. Seninle aramdaki perdeleri de ne olur aradan kaldırıver. Nezdinde bana da müstesna bir yer ayır. Sana, Senin murad buyurduğun şekilde bakabilmeyi bahşet. Hoşnutluğuna uygun düşmeyen bütün masivayı aramızdan kaldır. İlahî vaadlerinde taahhüd buyurduğun gibi hakikatin üzerindeki perdeleri kaldır ve gönlümü onlarla öyle doyur ki daha Senden başkasını talep etmeyeyim. Allahım, şüphesiz ki Sen her şeye kâdir bir Kudreti Sonsuzsun.

يَا اَللهُ يَا عَلِيُّ يَا عَظِيمُ يَا حَلِيمُ يَا عَلِيمُ يَا عَزِيزُ يَا حَكِيمُ

Muhakkak ki Sen dilediğini, dilediğin vesile ile, dilediğin surette ve dilediğin hususta te’yîd buyurursun. Lütfen ve keremen, hizmetlerinde dostlarını desteklediğin gibi bizi de hizmetlerimizde nusretinle en güzel şekilde ve ömrümüz oldukça destekle. Sana düşmanlık beslemekte ısrar edenlerle karşılaştığımızda bize marifet ve o marifetten kaynaklanan sine genişliği ve gönül ferahlığı ver. Başımıza Habibin Hazreti Muhammed’in (sallallahu aleyhi ve sellem) yolundan giden insanlar lutfet ki, biz de Sana itaat ettikleri sürece onlara boyun eğelim. Halilin Hazreti İbrahim’in (alâ nebiyyina ve aleyhisselâm) başına musallat olan nemrutlardan onu koruduğun gibi, bizi de emsalleri olan nemrutlardan muhafaza buyur. Dünyadaki merhametini, bizi Cehennem’e götüren yollardan uzak tutmak ve zulümde ısrarcı cebbarların baskılarından muhafaza etmek suretiyle göster. Kalblerimizi ağyar kirlerinden arındır. Dünyanın dünyaya bakan geçici güzelliklerini gönüllerimize çirkin göster. Onun yerine bize ebedî olan Ahiret yurdunu sevdir ve bizi dâr-ı Ahirette salih kullarla beraber eyle. Muhakkak ki Allahım, Sen her şeye gücü yeten bir Kâdir-i Mutlaksın.

DOKUZUNCU FASIL

يَا اَللهُ يَا عَظِيمُ يَا سَـمِيعُ يَا عَلِيمُ يَا بَـرُّ يَا رَحِيمُ

Bu kulun günahlarına esir düşmüş hakir bir zavallıdır. Sen ise büyüklük tahtının yegâne Sultanısın. Çağrılarımı işitirsin, zira Sen gizli-açık her şeyi duyar ve itibara alırsın. Sen daha iyi bilirsin ki, ben nefsimi idare etmekten aciz düştüm. Sen iyilik ve merhametle muamele etmezsen ben onu nasıl idare edebilirim? Senin büyüklüğünün yanında benim günahımın büyüklüğünden nasıl söz edilebilir? Hem Sen istemeyenleri bile lütuflarınla sevindirdiğin halde, kapında dilencilik yapanları nasıl boş geri çevirirsin? Senin daha iyi bildiğin onca zaaflarımla beraber ben kendime nasıl mukayyet olabilir ve rahmet hazineleri Senin yüce nezdinde iken ihtiyacım olan merhameti kendim nasıl temin edebilirim?

İLÂHÎ! Dostlarının gönüllerini Senin azametin doldurunca, Senden başka her şey onların gözlerinde küçüldükçe küçüldü. Ne olur, benim kalbimi de azametinle doldur, doldur ki, her şey sadece Senin nezdindeki kıymeti kadar kalbimde yer bulabilsin. Sen her şeyi işitirsin Allahım; ne olur dileklerime hususî lütuflarınla mukabelede bulun. İLÂHÎ! Hak karşısındaki konumumu unutunca, O’nun kabza-ı tasarrufunda olduğum hâlde isyan deryalarına düştüm ve nice günahlar işledim. Hâlim böyle iken, huzuruna varıp nasıl mazeret beyan edebilirim? İLÂHÎ! Senin nihayetsiz cömertliğini hatırlayınca ümitleniyor, Senden uzaklığım aklıma geldikçe de ümitsizliğe düşüyorum. Ne olur, aradaki uzaklığı kaldır ki Sana vuslata nâil olabileyim. Ve beni Kendine öyle bir cezbe ile cezbet ki, daha Senden başkasına yönelmeyeyim. İLÂHÎ! Sevgine mazhar olamamışların ortaya koydukları nice (iyi gibi görünen ve gelip geçici olan) ameller vardır ki, Sen onlara bir mükâfat takdir etmez ve sevdiğin kullarından (sehven ve nâdiren) sâdır olmuş öyle hata ve kusurlar da vardır ki, onlara da bir günah yazmazsın. Ne olur Allahım! Benden sâdır olan günahları da sevdiğin kullarının günahları gibi kabul et ve hasenâtımı gazabına maruz kalmış kullarının haseneleri gibi sayma. Şüphesiz ki, kerem sahipleri, düşüp tökezleyenlere, sürçüp günah işleyenlere daha bir keremde bulunur.

ALLAH’IM! Senin keremin enginliğinde bir kerem yoktur. Ne olur, bu kulunun üzerine rahmetini yaydıkça yay ve o rahmeti kulunun vicdanına duyur. Kalbimi fermanlarından hoşnut eyle. Sana kulluğun bir kısım zorluklarına katlanma, Senin emirlerine uyma, yasaklarından uzak durma gibi hususlarda ve ibadet ü tâatta her zaman gerekli sabrı göstermeye muvaffak kıl. İçimi nimetlerine karşı şükür hisleriyle doldur. Beni de afv u afiyet ridasıyla sarıp sarmala ve şirkin açığından gizlisinden sıyanet buyur. Senin marifetine erebilmem için bana nezdinden hususî bir anlayış ihsanda bulun Allahım, bulun ki, Senin gücün mutlaka her şeye yeter. İLÂHÎ! Bazen işlediğim cürümlerin âkıbetinden endişe ediyor ve kulluğumu hatırlıyorum. Bazen de ibadetlerime güveniyor ve yeniden günahlara düşüyorum. Adeta tâat ve isyanlar arası gelgitler yaşıyorum. Bunlardan hangisiyle havf, hangisiyle de reca hisleri yaşayacağımı kestirebilmiş değilim. Günahlarıma rağmen ihsanların devam ettikçe bende korku hissi kalmıyor. Kulluğumla beraber, merhametinle değil de adaletinle muamele edeceğini düşününce de reca hislerim bütün bütün yıkılıyor. Yazıklar olsun bana ki, ihsanların mukabilinde kullukta bulunduğumu hep aklımda tutarım da, isyanlarım karşılığında lütuflarını kesmediğin bir an bile hatırıma gelmez. (Kahhâr ve Celîl isimlerine delalet eden) Kâf (ق) ve Cîm (ج), Senin sırlarından iki sırdır. Sen dilediklerine o isimlerinle tecellilerde bulunursun. Sana delalet eden büyük sır hürmetine, ne olur, beni Senden başkasına terk etme. Allahım, hiç şüphe yok ki, Sen her şeye kâdirsin.

ON’UNCU FASIL

يَا اَللهُ يَا فَـتَّاحُ يَا غَفَّارُ يَا مُنْعِمُ يَا هَادِي يَا نَاصِرُ يَا عَزِيـزُ

Sen bir Müsemma-yı Akdes ve Mevsûf-u Münezzehsin. Ne olur, bu kuluna da Yüce Zâtını birbirinden güzel isimlerinin nurlarıyla bildir. O bilme yolunu benim için aç. Beni mağfiret buyur. Nimetlerini üzerimden eksik etme. Bana hidayet bahşet, beni yardımlarınla destekle ve beni azîz kıl, ey dilediğini azîz kılan ve şereflendiren (مُعِزُّ) Muizz! İstediğini zelîl ve rüsvay hâle getiren Müzill (مُذِلُّ) de sadece Sensin. Beni zillete düşmekten koru. Gönlümün Seninle alâkasına mâni olacak her şeyden beni uzak tut. Zaten her şeyin dizginleri sadece Senin elindedir. Emir Senin emrin, sır da Senin sırrındır. Benim ademim vücudum, vücudum da ademimdir. Hak Senin fermanındır. Sen ne dilersen yalnız o gerçekleşir. Zira Senden başka ilah yoktur. Apaçık hak ve hakikat bir tek Sensin.

Ey sırları ve en gizli şeyleri bilen RABBİM! Ey kerem ve vefa Sahibi! İlmin bütün mevcûdâtı kuşattığı gibi bu kulunu da kuşatmıştır. Sadece Seni tercih ettiğini söyleyenler bile kayıp şekâvet vadilerine düşebilirken, hayatını başkalarının peşinde geçirenler nasıl bedbaht olmazlar? Sen lütf u ihsanda bulunup gözümü açtın da, Sen her yerde hâzır ve nâzır iken Seni aramanın bir cehalet, Sen varken başka aramalar içine girmenin de bir küfür ve küfran olduğunu anladım. Rabbim! Beni cehaletten ve küfürden koru! Senin bir ismin de Karîb’dir. Sen yakınlardan yakınsın, bense kendi uzaklıklarımı yaşıyorum. Yakınlığını vicdanımda duyunca gözüm Senden başkasını görmez oluyor. Ne zaman da kendi uzaklığımı hatırlasam, dergâhına yaklaşıp kapında dilenmek hisleri içime doluyor. Ey dilediğini dilediği gibi icrâ eden kuvvet sahibi Kaviyy, ey eşi, benzeri olmayan yegâne gâlip ve Azîz, ey her şeye gücü yeten Kudreti Sonsuz! Kereminle muamele buyur da bana Zâtını buldur, buldur ve bu şaşkın kulunu kendi uzaklıklarından ve beyhûde arayışlarından kurtar.

يَا اَللهُ يَا قَدِيرُ يَا مُرِيدُ يَا عَزِيزُ يَا حَكِيمُ يَا حَمِيدُ

Senden, muradına muvafık düşmeyen isteklerimizden ve beşerî arzularımıza düşkünlüğümüzden dolayı bize azap etmemeni diliyoruz. Zira ya o istek ve arzularla meşgul oluyor, onlarla seviniyor ve onları kendimize perde yapıyoruz ya da o istek ve arzular gerçekleşmeyince üzülüyor, köpürüyor ve üzerinde nifak izleri taşıyan davranışlar içerisine giriyoruz. Ne olur, Sen bize en büyük nimet, onun da ötesindeki fazl u ihsanlar ve en ekmel nur ile iltifatta bulun. Bize benliğimizi ve masivayı unuttur ve bizi Hakk’ın bekasıyla yeniden var et. Hem dünya hayatında, hem de şahitlerin çağrılıp dinlendiği âhiret hayatında bize yardım et Allahım! Ey her şeye hâkim, her şeyi koruyup gözeten fakat Kendisi hiçbir himaye altında olmayan ALLAH’IM! Hepsi sadece Sana mahsus olan Kudret-i Uzma, Meşîet-i Ulyâ, Âyât-ı Kübrâ, Esmâ-i Hüsna ve İsm-i A’zam hakkı için huzurunda el açıp dileniyoruz. Denizi Hazreti Mûsa’nın, ateşi Hazreti İbrahim’in, dağları ve demiri Hazreti Dâvud’un, rüzgârı ve cinleri Hazreti Süleyman’ın (alâ nebiyyina ve aleyhimüsselâm) emrine verdiğin gibi, şu denizle beraber yerde, gökte, mülk ve melekût âlemindeki bütün denizleri, bütün dağları, bütün demirleri, bütün rüzgârları ve bütün ins ü cinni bize musahhar eyle.

يَا عَلِيُّ يَا عَظِيمُ يَا حَلِيمُ يَا عَلِيمُ

***

إِنَّ اللهَ وَمَلٰۤئِكَـتَـهُ يُصَلُّونَ عَلَى النَّبِيِّۘ يَۤـا أَيُّهَا الَّذِينَ أٰمَنُوا صَلُّوا عَلَيْهِ وَسَلِّمُوا تَسْـلِيمًا

Meal: “Muhakkak ki Allah ve melekleri şanı büyük O Peygambere hep salât (rahmet ve sena) ederler. Ey iman edenler! Siz de ona salât edin ve tam bir içtenlikle selâm verin.”

***

اَللّٰهُمَّ صَلِّ عَلَى سَــيِّدِنَا مُحَمَّدٍ وَعَلَى أٰلِ سَــيِّدِنَا مُحَمَّدٍ كَمَا صَلَّيْتَ عَلَى سَـيِّدِنَا إِبْرَاهِيمَ وَعَلَى أٰلِ سَــيِّدِنَا إِبْرَاهِيمَ، وَبَارِكْ عَلَى سَـيِّدِنَا مُحَمَّدٍ وَعَلَى أٰلِ سَـيِّدِنَا مُحَمَّدٍ كَمَا بَارَكْتَ عَلَى سَـيِّدِنَا إِبْرَاهِيمَ وَعَلَى أٰلِ سَيِّدِنَا إِبْرَاهِيمَ فِي الْعَالَمِينَ إِنَّكَ حَمِيدٌ مَجِيدٌ  ۝ اَللّٰهُمَّ وَارْضَ عَنْ أَصْحَابِ رَسُولِ اللهِ  أَجْمَعِينَ وَعَنِ التَّابِعِينَ وَتَابِعِيهِمْ بِـإِحْسَانٍ إِلَى يَوْمِ الدِّينِ

Meal: ALLAH’IM! Hazreti İbrahim ve ehline salât ü selâmda bulunduğun gibi Efendimiz Hazreti Muhammed’e ve âline de salât ü selâm et. Hazreti İbrahim ve ailesine bereket ihsan ettiğin gibi, Efendimiz Hazreti Muhammed ve aile fertlerine de bereket ihsan eyle. Şüphesiz Sen, her bakımdan hamde layık ve şanı yüce olansın. O Nebîler Serveri’nin ashâb-ı güzininden, onlara tâbî olan bir sonraki mübarek nesilden ve yevm-i kıyamete kadar onlara ihsan şuuruyla ittiba eden bütün müminlerden razı ve hoşnut ol.

وَلَا حَوْلَ وَلَا قُوَّةَ إِلَّا بِاللهِ الْعَلِيِّ الْعَظِيمِ

Meal: Gerçek güç ve kuvvet, ululuk ve azamet tahtının yegâne sultanı Allah’ındır ve O’ndan gelir.

وَحَسْبُنَا اللهُ وَنِعْمَ الْوَكِيلُ

Meal: Allah bize yeter. O ne güzel vekildir. 

-Yakaran Gönüller-

Bu yazı 774 kez okundu