13-) Hayâtü-s-Sahâbe (İslâm’a Davet Etmek için Elçi ve Mektup Gönderilmesi)

  • 25. Ashâb-ı Kirâm’ın İslâm’a Davet Etmek Amacıyla Elçi Olarak Gönderilmesi
  • 26. Allah’a İmana Davet İçin Ashâbın Mektuplar Göndermesi
  • 27. Peygamberimizin Zamanında, Sahâbilerin İnsanları Savaş Alanlarında İslâm’a Davetleri

25. Ashâb-ı Kirâm’ın İslâm’a Davet Etmek Amacıyla Elçi Olarak Gönderilmesi

Hişâm b. Âs ile Arkadaşlarının Hirakl’e Gönderilmesi

Hişâm b. Âs el-Emevî anlatıyor: “Hazreti Ebû Bekir’in hilâfeti döneminde bir arkadaşla beraber Roma imparatoru Hirakl’a elçi olarak gönderildim. Onu İslâm’a davet edecektik. Yola çıktık. Şam’a varınca Cebele b. Eyhem el-Gassâni’nin konuğu olduk. Yanına vardığımızda, koltuğunda oturuyordu. Kendisiyle konuşmamız için birisini gönderdi. Biz: “Vallahi elçisiyle konuşmayız, bizzat kralla görüşmek ve konuşmak üzere gönderildik, izin verirse onunla konuşuruz; aksi halde elçiyle konuşmayacağız.” dedik.
Elçi geri döndü ve bu isteğimizi bildirdi.
Kral da görüşme talebimizi kabul etti ve: “Buyurun ne söyleyecekseniz söyleyin.” dedi.
Hişâm b. Âs söze başladı ve krala İslâm’ı anlattı. Kralın sırtında siyah bir giysi vardı.
Hişâm: “Üzerindeki bu elbise nedir?” diye sordu.
Kral: “Yemin ettim, sizi Şam’dan çıkarıncaya kadar bu elbiseyi üstümden çıkarmayacağım!” dedi.
“Vallahi şu oturduğun koltuğu bile senden alacağız. Şüphen olmasın, büyük hükümdar Kisrâ’nın saltanatını da elinden alacağız! Bunu bize Peygamberimiz Muhammed haber verdi.” dedik.
Kral: “Bu dediğinizi siz değil; gündüzleri oruç, geceleri de namazla geçiren bir topluluk gerçekleştirecek.” dedi. (el-Hindî, Kenzu’l-Ummâl, 10/817 (30309))

26. Allah’a İmana Davet İçin Ashâbın Mektuplar Göndermesi

Ziyâd b. Hâris es-Sudaî (radıyallahu anh) şöyle demiştir: “Allah Resûlüne (sallallahu aleyhi ve sellem) geldim. Kendisine biat ettim. O sırada haber aldım ki, Resûlullah kavmime asker göndermiş. “Yâ Resûlallah, lütfen askerleri geri çek. Kavmimin İslâm’a girip itaat edeceklerini ben taahhüt ediyorum.” dedim. “Peki, sen git ve askeri geri çevir.” buyurdu.
“Yâ Resûlallah, hayvanım çok yoruldu.” dedim.
Bunun üzerine, başka birini gönderip askerleri geri getirtti. Müteakiben ben kavmime bir mektup yazdım. Mektubum üzerine, İslâm’a girdiklerini bildirmek amacıyla kavmimin gönderdiği heyet geldi. Resûlullah: “Sudalı kardeş, sen cidden kavmin içinde saygın biriymişsin!” buyurdu. “Aksine Allah onları İslâm’a hidayet etmiştir.” dedim. Bana: “Seni başlarına emir yapayım mı?” diye sordu. “Olur, yâ Resûlallah.” dedim.
Bunun üzerine Allah Resûlü, beni emir yaptığını ifade eden bir mektup yazdı.
“Yâ Resûlallah, bana zekâtlarından bir miktar vermeleri için de bir emir buyurunuz.” dedim. “Olur.” dedi ve arkasından ikinci bir mektup daha yazdı. Bu hadise Allah Resûlünün seferlerinden birinde meydana gelmişti. Resûlullah, bir yerde konaklayınca oranın halkından bazıları gelerek valilerini şikâyet ettiler ve: “Câhiliye döneminde onun kavmiyle aramızda bir olay yaşanmıştı, şimdi onun intikamını bizden alıyor.” dediler. Resûlullah: “O, bunu gerçekten yaptı mı?” diye sordu. “Evet.” dediler.
Nebîler Nebîsi sahâbîlerine döndü (ben de aralarında bulunuyordum) ve birdenbire: “Mümin bir adam için başkanlıkta hayır yoktur!” buyurdu.
Sudaî diyor ki: Allah Resûlünün bu sözü bana tesir etti.
Yine o esnada bir başkası gelerek: “Yâ Resûlulah, bana bir şeyler ver.” dedi. Peygamberimiz de: “Her kim muhtaç olmadığı halde insanlardan bir şey isterse verilen şeyler baş ağrısı ve karın sancısı hâsıl eder!” buyurdu.
İstekte bulunan şahıs: “O halde zekâttan ver!” dedi. Resûlullah:
“Allah’u Teâlâ zekâtlar konusunda ne Peygamberin ne de başkalarının hükmüne rıza gösterir. Zekât hakkında hükmü o vermiş, zekâtın verilebileceği kimseleri sekiz gruba bölmüştür. Eğer sen, bu gruplardan birine giriyorsan elbette sana da veririm.” buyurdu.
Efendimizin bu sözü beni çok etkiledi. Çünkü zengin olduğum hâlde sadaka istemiştim. Allah Resûlü namazını kaza ettikten sonra verdiği o iki mektubu kendisine getirdim ve: “Yâ Resûlallah, bu ikisinden de beni bağışlayınız.” dedim. “Aklına ne geldi?” diye sordu. “Yâ Resûlallah, az evvel senden duydum: “Mümin bir adam için başkanlıkta hayır yoktur.” buyurdun. Hâlbuki ben Allah’a ve O’nun Resûlüne inanıyorum. Yine senden işittim, o istek sahibine, “Her kim muhtaç olmadığı hâlde bir şey isterse verilen şeyler baş ağrısı ve karın sancısı yapar.” diyordun. Hâlbuki ben zengin olduğum hâlde senden istedim.” dedim.
Resûlullah: “Bu böyledir, ister kabul et ister vazgeç, sen bilirsin.” buyurdu. Ben: “Vazgeçiyorum.” dedim. “Peki! O hâlde bana bir adam göster, onu başınıza başkan tayin edeyim.” buyurdu. Ben de gelen heyet arasından birini gösterdim, onu tayin etti.” (el-Hindî, Kenzu’l-Ummâl, 13/375 (37075))

27. Peygamberimizin Zamanında, Sahâbilerin İnsanları Savaş Alanlarında İslâm’a Davetleri

Müslim b. Hâris et-Temîmî’nin Daveti

Hâris b. Müslim babasının şöyle naklettiğini anlatır: “Peygamber (sallallahu aleyhi ve sellem) bizi bir müfreze hâlinde bir yere gönderdi. Çarpışma mahalline vardığımızda atımı ileri sürerek arkadaşlarımı geride bıraktım. Uğultu çıkararak gelen bir kabile ile karşılaştık. Ben hemen, “Lâ ilâhe illâllah deyiniz ki kurtulasınız.” dedim. Onlar da isteğimi yerine getirdiler. Arkadaşlarım gelince beni kınadılar ve: “Elimize düşmüş bir ganimetten bizi mahrum ettin.” dediler. Geri döndüğümüzde olayı Allah Resûlüne anlattılar. Peygamberimiz beni çağırdı, yaptığımı çok güzel bulup överek: “Şunu iyi bil ki, Cenâb-ı Hak o insanlardan her birine mukabil sana şöyle şöyle sevap yazdı.” buyurdu. Çünkü kurtulmalarına vesile olmuştum.
Sonra Peygamber Efendimiz (sallallahu aleyhi ve sellem): “Bak, benden sonra gelecek Müslümanların imamlarına senin için bir mektup yazacak, onun seni kollayıp gözetmelerini tavsiye edeceğim.” buyurdu. Dediğini yaptı. Mektubunu mühürleyip bana verdi ve ardından şöyle buyurdu: “Sabah namazını kılınca hiç kimse ile konuşmadan yedi kere, “Allah’ım! Beni ateşten koru” diyeceksin. Eğer o gün ölürsen Allah senin için ‘Ateşten korunmuştur.’ diye yazar. Akşam namazını kılınca yine kimse ile kelâm etmeden yedi defa, ‘Allah’ım ! Beni ateşten koru.’ diyeceksin. O gece vefat edersen senin için Allah, ‘Ateşten korunmuştur.’ diye yazar.”
Allah Teâlâ, Peygamberinin ruhunu kabzedince mektubu Hazreti Ebû Bekir’e getirdim. Açıp okudu, bana yardım edilmesini emir buyurdu ve mektubu mühürleyip iade etti. Sonra mektubu Hazreti Ömer’e getirdim, o da aynısını yaptı. Sonra Hazreti Osman’a getirdim, o da öyle hareket etti.”
Bu zatın oğlu Müslim der ki: “Babam Hâris, Hazreti Osman’ın halifeliği döneminde öldü. Ömer b. Abdülazîz, halife oluncaya kadar mektup yanımızda kaldı. Ömer b. Abdülaziz hilâfet makamına geçince bizim yörenin valisine şu talimatı verdi : “Müslim b. Hâris’i Peygamber Efendimiz (sallallahu aleyhi ve sellem)’in babasına yazdığı mektupla birlikte bana gönder!” Ben de mektubu götürdüm. Okudu, bana yardım yapılmasını buyurdu ve sonra mektubu mühürledi.” (el-Hindî, Kenzu’l-Ummâl, 13/343 (37003))

-Muhtasar Hayâtü-s-Sahâbe-

Bu yazı 6 kez okundu