191-) Bütün maddî güzellikler.. Ve hakikatleri..

Bütün maddî güzellikler, kendi hakikatlerinin ve manâlarının manevî güzelliklerinden kaynaklanır. Ve hakikatleri ise, Esmâ-i İlâhiye’den feyz alırlar ve onların bir nevi gölgeleridir. (Şualar, “4. Şua, 6. Mertebe-i Nûriye-i Hasbiye, 2. Bürhan”.)

İnsan dâhil hiçbir varlığın varlığı gibi, güzelliği de, fiziği de, kendinden değildir. Fizik, bir manâda metafiziği, yani hariçte tezahürü olduğu manâyı, manevî varlığı gösterir ve her manâ, kendi lâfzını, her manevî varlık veya hakikat de, kendi fizikî sûretini giyer. Dolayısıyla nasıl bir manâyı gösteren bir kelimedeki bir harfi bile değiştirmek, kelimeden çıkarmak veya kelimeye bir harf ilâve etmek hem kelimeyi, hem de manâsını değiştirirse, bunun gibi, Cenab-ı Allah’ın tayin buyurduğu ‘fıtrat’ denilen hakikatlerin tezahürü olan fizikî yapıda o hakikati bozacak, o yapının mahiyetini değiştirecek değişikliklere gitmek, yani fıtrata yanlış müdahele, müdahalenin yanlışlığı, niteliği ve niceliği ölçüsünde o fizikî yapıyı bozar, dejenere eder. Bundan dolayıdır ki, insan vücudu üzerinde fıtrî, doğuştan ve sıhhatli olanı değiştirme ve bozma manâsına gelecek her türlü ‘estetik’ müdahale dinen yasaktır. Bu müdahaleler, fertteki manâyı bozmasa da, onu hariçte yanlış gösterir ve karşıdakileri aldatır. Buna karşılık, bir sebeple sonradan ortaya çıkan ve fıtrata irca manâsı taşıyan müdahale ve ameliyatlar ise caiz olduğu gibi, tedavi niteliği taşıyorsa gerekli de olur. Meselâ, bir şekilde kırılıp şekli bozulan veya doğuştan fıtrîliğe zıt ya da sıhhate zararlı bir arıza taşıyan burna müdahale, caiz olmanın da ötesinde gereklidir. Fakat güya daha güzel görünmek için yapılan burun ameliyatı ise caiz değildir.

SÎMALARDAKİ MANÂLAR

İşte her maddî güzellik, hakikatindeki veya manâsındaki güzelliği yansıtır. Bilhassa insan sîması, o insanın hakikatini, manâsını yansıttığından, onda insanın karakteri, hattâ kaderi, düşünceleri ve amelleri dahi okunur. Bu gerçeklerin objektif ve manânın madde üzerindeki tesir ve tasarrufuna da işaret eden belirgin bir delili, iman ve ibadet gibi maneviyatın, diğer yandan günahların simayı değiştirmesidir. Yani iman ve ibadet, simayı aydınlatır, güzelleştirir, sevimli hale getirir, onda bir nur hâsıl ederken, küfür ve günahlar, tam tersini yapar. Gerekli basirete sahip olanlar, insan sîmasına, hattâ elinin üzerine de bakarak, bir insanın sevaplı bir amel mi, yoksa bir günah mı işlediğini hemen farkedebilirler. Çünkü bunlar, insanın bilhassa sîmasında ve ellerinde yansır.

ALLAH VE İNSANLAR NEZDİNDE YAKINLIK VE UZAKLIK

Öte yandan, bir insan, Allah katında ne kadar makbûl, iman ve ibadette ne kadar derin, günahlardan ne kadar uzak ise, o, mizaç farklılığı tesirleri bir yana, selim vicdanlar yanında da vicdanların selim olması ölçüsünde gayr-ı iradî olarak o kadar sevimli ve çekici, tefessüh etmiş vicdanlar yanında ise vicdanların kokuşmuşluğu nisbetinde sevimsizdir. Ve bir insan, Allah’a yakınlığı ve vicdanının selîm oluşu ölçüsünde, Allah’a yakın olanlara yakınlıkları nisbetinde alâka ve Allah’tan uzak olanlara uzaklıkları nisbetinde uzaklık duyar. “Rahmân, iman edip, sâlih ameller işleyenler için (gök ve yer ehlinin gönüllerinde) bir sevgi var edecektir.” (Meryem Sûresi/19: 96.) âyeti ve Peygamber Efendimiz’in (s.a.s.) Hz. Ali (r.a.) hakkında, “Münafıklar Ali’yi sevmez; mü’min olan da Ali’den nefret etmez.” buyurması; aynı şekilde, Ebû Said el-Hudrî’nin “Biz Ensar topluluğu, münafıkları, Ali ibn Ebî Tâlib’den nefret etmeleriyle tanırdık.” sözü, (Hadisler için: Tirmizî, “Menakıb” 21.) bahis mevzuu bu gerçeklere işarettir. Bundandır ki, en fazla sevilenler de, kendilerinden en fazla nefret edilenler de, kendi içlerinde derece farkları bulunması mahfuz, peygamberler olmuştur; daha sonra da Allah’a yakınlıklarının derecesine göre asfiyâ, evliyâ gibi diğer insanlar gelir.

İNSAN VE İLÂHÎ İSİMLER’LE MÜNASEBETİ

Bir insanın Allah ile münasebeti, bir bakıma onun Allah’ın İsimle-ri’yle münasebeti, yani bu İsimler’i yansıtan bir ayna olması demektir. Bir insan iman ve ibadette ne kadar derin, günahlardan ne kadar uzak, kapasiteleri de ne kadar gelişmiş ise o, Allah’ın İsimleri’nin tecellileri için o ölçüde parlak ve kapsamlı bir aynadır; dolayısıyla Allah’a da o nisbette yakındır. Şu halde, insanı Allah’a yaklaştıran, imandır, ilimdir, ibadettir, ahlâktır, davranış ve muamelelerindeki İslâmîliktir. İşte, her güzellik gidip neticede Cenab-ı Allah’ın İsimleri’ne dayandığı gibi, her kemal ve her feyiz de Allah’ın İsimleri’ne dayanır. Bunun yanısıra, her hakikat, güzelliğini de, feyzini de, kemalini de yine İlâhî İsimler’den alır. Bir insan, Cenab-ı Allah’ın Rahmân ve Rahîm isimleriyle münasebeti ölçüsünde merhametli, Alîm ismiyle münasebeti ölçüsünde bilgili, Kuddûs ismiyle münasebeti ölçüsünde temiz, lekesiz ve temizleyici, Kerîm ismiyle münasebeti ölçüsünde cömert, onurlu, insanlarla münasebetlerinde ölçülü ve kadirşinas, Hakîm ismiyle münasebeti ölçüsünde hikmet sahibidir.

| Risale-i Nûr’da Küllî Kaideler-1 | Ali Ünal |

Bu yazı 8 kez okundu