15-) Hayâtü-s-Sahâbe: Ashâbın, İnsanların Hidayetine Vesile Olan Güzel Ahlâk ve Davranışları

30. Ashâbın, İnsanların Hidayetine Vesile Olan Güzel Ahlâk ve Davranışları

  • Amr b. Cemûh’un İslâm’a Girmesi İçin Oğlu ile Muaz b. Cebel’in Yaptıkları
  • Ebu’d-Derdâ’nın İslâm’a Girişi ve Bunun İçin İbn Revâha’nın Yaptıkları
  • Hazreti Ömer’in, Amr b. Âs’a Gönderdiği Cizye ve Esirlerle İlgili Mektubu
  • Hazreti Ali ile Bir Hristiyan Arasında Geçen Zırh Hikâyesi ve Hristiyan’ın İslâm’a Girişi

Amr b. Cemûh’un İslâm’a Girmesi İçin Oğlu ile Muaz b. Cebel’in Yaptıkları

İbn İshak anlatıyor: “Ensâr Akabe’de Peygamberimize (sallallahu aleyhi ve sellem) biat ettikten sonra Medine’ye geldiğinde, İslâm burada daha da güçlendi. Ama yine de aralarında müşrik artıkları vardı. Bunlardan biri de Amr b. Cemûh idi. Oğlu Muâz, Akabe’de bulunmuş, Peygamberimize biatini sunmuştu. Amr, Selemeoğullarının büyüklerinden ve asillerinden biri idi. Diğer soyluların yaptıkları gibi evinde “Menât” adında işlemeli ağaçtan bir put edinmişti. Her gün onun bakımını yapıp temizliyordu. Selemeoğullarının gençlerinden Muâz b. Cebel ile Amr b. Cemûh’un oğlu Muâz ve daha bir grup genç, İslâm’a girince geceleyin Amr’ın bu putunu alıyor tepesi üstüne Selemeoğullarının çöplüğüne atıyorlardı. Sabah olunca putunu yerinde bulamayan Amr: “Yazıklar olsun size! Bu gece tanrımıza kim tecavüz etti?” diyor, putu aramaya koyuluyordu. Bulunca yıkayıp paklıyor, kokular sürüyor: “Allah’a yemin ederim ki, bunu yapanı bir bilsem perişan ederim.” diyordu. Akşam olup da Amr uyuyunca, gençler yine aynı şekilde yapıyorlardı. Bu hadise pek çok kez tekrar edince Amr yine bir gün putunu attıkları yerden çıkarıp yıkadı, pakladı, ona kokular sürdü. Sonra getirip kılıcını boynuna astı ve “Vallahi bu gördüklerini sana kim yapıyor bilmiyorum, bir hünerin varsa işte kılıç! Onu, yanına bırakıyorum.” dedi. Gece olunca Amr yatıp uyudu. Gençler yine geldiler, putun boynundan kılıcı aldılar, iple çekip ölü bir köpekle birlikte Selemeoğullarının hela çukurlarından birine attılar. Ertesi gün Amr kalktı, putunu yerinde bulamayınca aramaya başladı. Atıldığı hela çukurunda ölü bir köpekle yan yana ve tepesi üstü görünce kavminden Müslüman olanlarla konuşarak İslâm’a girdi, iyi de bir Müslüman oldu.” (İbn Kesîr, el-Bidâye, 3/166)

Ebu’d-Derdâ’nın İslâm’a Girişi ve Bunun İçin İbn Revâha’nın Yaptıkları

Vâkıdî’de şöyle anlatılır: “Ebû’d-Derdâ (radıyallahu anh) aile fertleri arasında İslâm’a giren sonuncu kişidir. Putuna hâlâ bağlıydı. Onun yüzünü bir mendille örtmüştü. Abdullah b. Revâha onu İslâm’a çağırıyor, fakat o bir türlü kabul etmiyordu. İbn Revâha ki, İslâm’dan önce Ebû’d-Derdâ’nın kardeşliği idi. Bir gün İbn Revâha Ebu’d-Derdâ’ya doğru gelirken, baktı ki Ebu’d-Derdâ evinden çıkmış, başka bir yöne doğru gidiyor. Hemen onun evine girdi, hanımı başını tarıyordu. “Ebû’d-Derdâ nerede? diye sordu. “Az önce çıktı.” dedi hanımı.
İbn Revâha elinde bir keserle, putun bulunduğu yere girdi; içinden şeytanların isimlerini sayarak ve “Dikkat edin, Allah’ın yanında tanrı diye çağırılan her şey asılsızdır.” mısraını terennüm ederek putu paramparça etti. Keserin sesini duyan evin sahibesi: “İbn Revâha, beni mahvettin!” dedi. Sonra İbn Revâha, hiçbir şey olmamış gibi çıkıp gitti. Ebû’d-Derdâ evine dönünce baktı ki hanımı oturmuş ağlıyor. “Nedir bu hâlin?” diye sordu hanımına. Kardeşin İbn Revâha geldi, şu gördüğün şeyleri yaptı. Ebû’d-Derdâ buna çok kızdı. Sonra kendi kendine düşündü: “Putun elinden bir hayır gelseydi kendini korurdu.” dedi. İbn Revâha’yı bularak birlikte Peygamber Efendimizin (sallallahu aleyhi ve sellem) yanına gidip Müslüman oldu” (Hâkim, el-Müstedrek, 3/380 (5449))

Hazreti Ömer’in, Amr b. Âs’a Gönderdiği Cizye ve Esirlerle İlgili Mektubu

Ziyâd b. Cez’ ez-Zübeydî anlatıyor: “Hazreti Ömer’in (radıyallahu anh) halifeliği döneminde İskenderiye’yi fethettikten sonra Belhib’de oturduk ve Hazreti Ömer’in mektubunu beklemeye başladık. Derken mektup geldi. Amr b. Âs bize mektubu okudu. Şöyle diyordu: “Mektubunu aldım. İskenderiye reisinin, esirlerini iade etmen şartıyla sana cizye teklifinde bulunduğunu yazıyorsun. Yemin ederim ki; bize ve bizden sonraki Müslümanlara sürekli gelir kaynağı olacak bir cizye, paylaşılıp tükenen ve devamlılık arz etmeyen fey’den (sulh yoluyla alınan ganimet) daha iyidir. Binâenaleyh elinizdeki esirleri, İslâm olmakla kavimlerinin dinlerini seçmek arasında serbest bırakarak İskenderiye reisine cizye vermesi teklifinde bulunun. İslâm’ı tercih eden esir, artık Müslümanlar arasına katılmış sayılır. Müslümanların leh ve aleyhlerine olan esaslar onun da leh ve aleyhinedir. Kavminin dinini seçenlere de dindaşlarına yapıldığı gibi cizye yükümlülüğü getirilecek. Aldığınız esirlerden Arap topraklarına dağılarak Mekke, Medine ve Yemen’e gidenleri geri getirtmek imkânı yoktur. Bu sebepten, yerine getiremeyeceğimiz bir mesele üzerinde sulh yapmak istemiyoruz.” Hazreti Amr (radıyallahu anh), Mü’minlerin Emiri’nin yazdığı mektubun muhtevasını bildirmek üzere İskenderiye reisine elçi gönderdi. O da, “Kabul ettim.” dedi.

Râvi der ki: “Yapılan anlaşma gereğince elimizdeki esirleri topladık. Hristiyanlar da içtima ettiler. Sonra birer birer elimizdeki esirleri getiriyor, kendisini İslâm’la Hristiyanlık arasında muhayyer bırakıyorduk. Birisi İslâm’ı seçince İskenderiye’yi fethederken aldığımız tekbirlerden daha canlı tekbir getiriyor, onu kendi aramıza alıyorduk. Esirlerden biri, Hristiyanlığı seçtiğinde de Hristiyanlar genizlerinden sesler çıkararak onu kendi taraflarına alıyorlardı. Biz de ona cizye yazıyorduk. Bununla beraber adeta içimizden biri onlara katılmış gibi çok üzülüyorduk. Bunu sonuna kadar devam ettirdik. Getirilen esirler arasında, Ebû Meryem Abdullah b. Abdurrahman adında biri vardı. Zübeydoğullarının bilgesi idi. Onu durdurduk ve İslâm ile Hristiyanlık arasında bir tercih yapmasını söyledik. O adam, babası, annesi ve kız kardeşleri Hristiyan olmasına rağmen, İslâm’ı seçti. Biz de onu aramıza çektik. Babası, annesi ve kız kardeşleri üzerine atılarak elimizden onu almaya uğraştılar; hatta çekerken sırtındaki elbisesini parçaladılar. Gördüğünüz gibi o, bugün artık bizim bilginimiz..” (Taberi, Târîh, 4/227)

Hazreti Ali ile Bir Hristiyan Arasında Geçen Zırh Hikâyesi ve Hristiyan’ın İslâm’a Girişi

Hâkim’in Şa’bî’den yaptığı bir rivayete göre; Cemel vakasında Ali’nin (radıyallahu anh) zırhı kayboldu. Birisi zırhı bulup sattı. Zırh bir Hristiyanda görüldü. Bunun üzerine Hazreti Ali, Hristiyanı Şüreyh’e dava etti. Şahitleri de oğlu Hasan ile azatlı kölesi Kanber’di. Şüreyh: “Hasan’ın yerine başka şahit göster.” dedi. “Hasan’ın şehâdetini kabul etmiyor musun?” Kâdî Şüreyh: “Evet, bunu ben senden öğrenmiştim: Çocuğun babası lehindeki şehâdeti caiz değildir, demiştin” dedi.

Hâkim’in başka bir rivayetinde de, şu ziyâdelere rastlıyoruz: “Şüreyh, Hazreti Ali’ye hitaben: “Azatlı kölenin şehadetini kabul ederiz. Amma oğlunun senin lehindeki şehâdetini kabul edemeyiz.” dedi. Hazreti Ali: “Allah canını alsın! Hazreti Ömer’in (radıyallahu anh) “Peygamber Efendimizden (sallallahu aleyhi ve sellem) ‘Hasan ile Hüseyin cennet halkı içindeki gençlerin efendileridir.’ buyurduğunu rivayet ettiğini duymadın mı?” dedi. Sonra Şüreyh, Hristiyana: “Zırhı al, senindir.” diye hüküm verdi. Hristiyan şöyle dedi: “Mü’minlerin Emiri benimle birlikte Müslümanların kadısının yanına geldi. Kadı onun aleyhine hüküm verdi, o da hükme rıza gösterdi. Ey Mü’minlerin Emîri, vallahi sen doğru söyledin, o senin zırhındır. Devenden düşmüştü, ben de almıştım. Şehâdet ediyorum ki, Allah’tan başka ibâdete lâyık bir ilâh yoktur; Muhammed Allah’ın Resûlüdür.” Adam, İslâm’a girince Hazreti Ali zırhını ona bağışladığı gibi yedi yüz dirhem de nakit bahşiş verdi. Bu zât, Hazreti Ali’nin yanından ayrılmadı. Sonunda Sıffin Savaşı’nda şehit düştü” (el-Hindî, Kenzu’l-Ummâl, 7/44 (17795)

-Muhtasar Hayâtü-s-Sahâbe-

Bu yazı 2 kez okundu