195-) İmam-ı Mübîn ve Kitab-ı Mübîn

“İmam-ı Mübîn”,  İlâhî İlim ve Emr’in bir nev’ine bir unvandır ki, âlem-i gayba bakar. “Kitab-ı Mübîn”, İlâhî Kudret ve İrade’ye bir tür unvan olup, âlem-i şehadete bakar. (Sözler, “30. Söz, 2. Maksat, Mukaddime, Haşiye”; Mektûbât, “10. Mektup, 1. Sual”)

Bu husus, Kader’i de anlamada son derece önemli olup, mutlak manâda gaybı, şehâdet âlemi dediğimiz fizikî âlemin gayb boyutunu ve şehadet âlemini ilgilendiren yanları vardır.

İMAM-I MÜBÎN, KİTAB-I MÜBÎN

Kâinattaki muhteşem nizam ve her şeyin kusursuz yerli yerinde olup görevini eksiksiz yerine getirmesi, her şeyin bir ilme ve bir ölçüye, bir ‘plan’a dayandığını gösterir ki, Kader dediğimiz budur veya bu, aşağıda da geleceği üzere, Kader’in nazarî boyutudur. Meselâ, bir kitabın, önce yazarının zihninde o kitabı yazmaktaki maksada göre oluşturulmuş manâlar halinde (manevî–ilmî) varlığı vardır. Yazar, sonra bu manevî–ilmî varlığı planlar ve kâğıda döksün dökmesin, bir “içindekiler” hazırlar. İşte bu, o kitabın kaderî varlığıdır. Daha sonra onu harflere, kelimelere döker ki, bu da onun maddî–fizikî varlığıdır. Yazılmış bulunan bu kitap kayıp da olsa, yazarın ve onu okuyanların zihninde varlığını sürdürübileceği gibi, kaybolmadan önce istenilen sayıda çoğaltılmış da olabilir. Bu misali, bir bina için de düşünebiliriz. Binanın önce mimar–mühendisin zihninde o bina neye hizmet edecekse, onu yapmaktan maksat ne ise ona göre oluşturulmuş ilmî–manevî varlığı vardır. Sonra mimar–mühendis, zihnindeki ilmî varlığı projelendirir veya onun planını çizer ve bu proje, binanın kaderî varlığı olur. Sonra da, gerekli malzeme kullanılarak binanın maddî veya fizikî varlığı ortaya çıkar. Bunun gibi, kâinattaki bütün varlıkların ve hadiselerin Allah’ın ezelî İlmi’nde ilmî–manevî varlıkları vardır. İlâhî Meşiet, bunlardan haricî varlık âlemine çıkarmayı dilediklerine bir heyet-i umumiye, fıtrat veya ana karakter verir. Bu merhale, onların kaderî varlığıdır ve Kader’in bu boyutuna “nazarî (teorik) kader” denir.

TOHUMLAR, ÇEKİRDEKLER, ‘NAZARÎ KADER’İ GÖSTERİR

Konuya bir başka açıdan yaklaştığımızda şunu söyleyebiliriz: Cenab-ı Allah’ın kendilerinden bitkileri, eşyayı çıkarıp tam bir mükemmellik ve sanatla şekillendirdiği tohumlar, çekirdekler, kaynaklar, her bir şeyin İlâhî İlim’de kayıtlı bir ‘ana düsturlar kitabı’na göre tanzim edildiğini gösterir. Tohumlar, kendilerinden meydana gelecek şeylerin plan ve programlarını ihtiva eder. Meselâ, bir ağacın tohumu veya çekirdeğinde kendisine göre o ağacın meydana geleceği plan ve programı kayıtlıdır ve denebilir ki, bu tohum veya çekirdek, kendisinden çıkacak ağacın bütün hayatını tayin edecek İlâhî düstur veya kanunların bir fihristidir, onun ‘nazarî kaderi’dir. Bunun gibi, bütün bir kâinat ağacı için de böyle bir ilk ve ana tohum veya çekirdek ya da plan ve programlar mecmuası söz konusudur. Aslı Allah’ın İlmi’nde olup, dallarını geçmiş ve gelecekle birlikte gayb âlemlerine de uzatan bu ilk tohum veya çekirdeğe ya da plan, programlar, düsturlar ve kanunlar mecmuasına Kur’ân’da İmam-ı Mübîn, (Yâ-Sîn Sûresi/36: 12.) (Apaçık İlk Rehber), korunur, değişmez, sabit bir mecmua olması açısından da Levh-i Mahfuz (Korunan Levha) (Bürûc Sûresi/85: 22.) adı verilir.

PRATİK VEYA APAÇIK KADER YA DA KİTAB-I MÜBÎN

Bir tohum veya çekirdeğin bitki ve ağaç olmasının, yani bütün bir gelecek hayatının düsturları ve programları kendisinde saklı olmasına saklıdır; fakat onu çimlendiren, büyüten ve bir bitki veya ağaç haline getiren ise İlâhî Kudret’tir, yoksa kendisi, tabiat, kanunlar veya sebepler değildir. Bir bitki ve ağacın tohum veya çekirdek halinde yer altında çimlenmeye durmasından meyve verdiği âna kadar geçen hayatı, onun tohum veya çekirdeğinin açılmış şekli olup, onun bu hayatı, meyvesindeki çekirdeğine ayrıca kaydolur. Biz buna, bir varlığın hayat hikâyesi, mukadderat-ı hayatiyesi veya pratik/yaşanan ya da bedihî (apaçık) kaderi ya da, Kur’ân’daki ifadesiyle, ‘kitab-ı mübîn’i (apaçık veya açılmış, açıklanmış kitabı) deriz. İçindeki her bir şey ve hadise ile bütün bir kâinat için de pratik veya yaşanan bir kader ya da Kitab-ı Mübîn vardır. İlâhî İlim ve/veya Meişet’in yazdığı İmam-ı Mübîn, tek tek ve bütün bir varlığın menşeine, onunla ilgili kanunlara, plan ve programlara işaret ederken, İlâhî Kudret’in kaleminden çıkan Kitab-ı Mübîn ise, onun bütün bir hayatına işarette bulunur. Dolayısıyla ‘İmam-ı Mübîn’, bir açıdan İlm-i İlâhî’ye bir unvan veya İlm-i İlâhî’nin defteri iken, ‘Kitab-ı Mübîn’, İlâhî İrade ve Kudret’in defteridir.

KADER KİTABI VE AMEL DEFTERLERİ

Her şey, İlm-i İlâhî’de kayıtlıdır; bu kayda, korunmuş olması hasebiyle Levh-i Mahfuz denmektedir. Kur’ân, hakkımızda Allah’ın takdir buyurmadığı hiçbir şeyin başımıza gelmeyeceğini apaçık beyan eder. (Tevbe Sûresi/9: 51) Yine Kur’ân’a göre, yeryüzünde hareket eden bütün canlılar, havada uçan her türden kuşlar, bizim gibi birer toplum (ümmet) oluşturur ve Cenab-ı Allah (c.c.), Kitap’ta (Kur’ân ve Levh-ı Mahfuz) hiçbir şeyi eksik bırakmamış, yazmış, kaydetmiştir. (En’âm Sûresi/6: 38)

İnsan, dünya hayatında Levh-ı Mahfuz’da yazılı nazarî (teorik) kaderi istikametinde hareket eder. Ama bu kader, onu böyle hareket etmeye zorlamaz; çünkü o, bir tür ilimdir, önceden bilmedir. Bu bilme malûma, yani bilinene tâbi olup, Cenab-ı Allah (c.c.) için dün–bugün–yarın şeklinde bölünmüş bir zaman söz konusu değildir. O, bütün zamanlara bir nokta gibi bakar ve bilir; insanın iradesiyle nasıl davranacağını da ezelde bilir ve onu sanki bir ‘ön bilgi’ mahiyetinde yazmıştır ki, kader veya alın yazısı dediğimiz şey, insan için budur. Allah, her insanla ilgili bu yazıyı onun boynuna asmıştır. İnsan, hayatıyla bu yazıyı uygulamaya koyar. Nasıl bir ağacın hayatı, onun çekirdeğindeki bütün bilgi ve programların pratiğe dökülmesinden ibaretse ve bu pratik yeniden çekirdekte âdeta yoğun bir birikim halinde bir defa daha tesbit ediliyorsa, aynen bunun gibi, insanın boynuna asılan kaderi ile hayatının kaydedildiği amel defteri birbirinin aynıdır. İnsan, Âhiret’te bunları görecek ve kendisi hakkındaki hükmü bizzat kendisi verebilecek şekilde kendi yaptıklarına şahit olacaktır.

| Risale-i Nûr’da Küllî Kaideler-1 | Ali Ünal |

Bu yazı 1 kez okundu