Kâinatı idare eden Zât, her şeyi nizam ve mizan içinde muhafaza etmektedir. Nizam ve mizan ise, ilim, hikmet, irade ile kudretin tezahürüdür. (Sözler, “10. Söz, 7. Hakikat”)
NİZAM, İNTİZAM VE DENGENİN HER BİRİ HARİKA MİSALLERİ
Apaçık bir gerçek olarak, kâinatın tamamında ve varlıkların her birisinde tam bir düzen, sistem ve denge sözkonusudur. Bu denge o kadar muhteşem, aynı zamanda o kadar hassastır ki, meselâ canlı vücuduna giren her türlü katı ve sıvı madde sindirilerek belli bir miktarı kana dönüştürülür. Bu sindirme ve kana dönüştürme o kadar hassas ölçülerle olur ki, kan daima belli bir yoğunluğunu korur. Kan, bütün damarlardan, kilometrelerce uzunlukta daracık kılcal damarlardan geçerek yüz trilyon hücrenin her birine ulaşır. Dolayısıyla, onun sürekli aynı yoğunlukta olması ve yoğunluğunu koruması zarurîdir. Kanda en küçük bir pıhtılaşma, tek bir pıhtı damar tıkanmasına, emboliye, kalb krizine ve ölüme sebep olmaya kâfidir. İşte canlıların, insanların hayatı tek bir pıhtı üzerinde cereyan etmektedir. Aynı şekilde, boğaza kaçan küçük bir toz, bir kıl, üşütme neticesinde meselâ boğazdaki mikroplarda görülen artışla çok küçük bir kızartı, insanı sürekli rahatsız etmeye yeter. Vücut, toplu iğne başı büyüklüğünde bir fazlalığı kaldırmayacak kadar hassas dengeler üzerinde hayatiyetini sürdürmektedir.
Bu aynı hassas dengeyi, meselâ yer altındaki su kanal ve kanalcıklarında da görürüz. Toprağın ve taşın içinde uzanan ve insandaki kılcal damarlar ölçüsünde hassas su kanallarında akan su, hayret verici bir şekilde toza–toprağa bulaşmaz ve kaynaklara, kuyulara ulaşır. Yerin altı, insan vücudu gibi suyun akıp gittiği kanal ve kanalcıklarla doludur. Atomlardaki, atom–altı zerreciklerindeki, mikro-organizmalardaki hassasiyet ise, elbette çok çok daha incedir. Varlıktaki akıl almaz derece-deki hassas dengeyi sadece çok küçük yaratıklarda değil, meselâ güneş sisteminde olduğu gibi, sistemlerde, galaksilerde de görürüz. Dünya ile ayın ve güneşin mesafesi öyle bir dengeye bağlanmıştır ki, meselâ ay dünyaya biraz daha yakın olsa med–cezir hadiseleriyle dünya her gün sular altında kalır. Güneş dünyadan biraz daha uzak olsa yeryüzünde her şey donar; biraz daha yakın olsa her şey kavrulur; kısaca, yeryüzünde hayat olmaz.
İşte, varlıktaki bu muazzam ve hassas denge ve bu denge üzerine oturan nizam ve intizamın, içindeki en küçük nesnelere varıncaya kadar her şeyi eksiksiz bilen bir ilim; bu denge, nizam ve intizama sayısız maslahatlar, faydalar, neticeler takan bir hikmet; bu denge, nizam ve intizamı, bunlar üzerinde kâinatın varlığını dileyen bir irade ve bütün bunları mümkün kılacak bir kudret gerektirdiği apaçıktır. Bu ilim, hikmet, irade ve kudret, herhalde kör, sağır, dilsiz, şuursuz “tabiat”ta, “tabiat kuvvetleri”nde, maddede ve var olmayan tesadüflerde aranamaz. Arayanda da akıl var kabûl edilemez.
| Risale-i Nûr’da Küllî Kaideler-1 | Ali Ünal |