183-) Hiçbir kanun ve küllî kaide yoktur ki..

Hiçbir kanun yoktur ki, istisnaları ve o kanun haricine çıkmış fertleri bulunmasın. Ve hiçbir küllî kaide yoktur ki, harika fertler ile kısmî olarak sınırlandırılmasın. (Lem’alar, “9. Lem’a, 4. Sual”)

Kâinatın tamamındaki düzen ve intizam, onu Yaratan ve Yaşatan’ın birliğini gösterir. Düzen ve intizamdan veya kâinattaki değişmeyen işleyişten çıkan çok sayıda sonuçlar vardır ki, bilim, bunlara ‘kanun’ demektedir. Ama modern bilim, sadece kâinatın işleyişinden çıkarılan, hariçte varlığı bulunmayan ve insanların taktıkları birer isimden ibaret bulunan bu kanunlara yaratıcılık vermek gibi vahşîlerin bile yüzünü kızartacak, insanı insanlığından utandıracak bir tuhaflık sergilemektedir. Tabiat denilen şey de, kâinattaki değişmeyen işleyişten yola çıkarak kâinatın genel karakterine veya yine kâinatın işleyişinin sonuçları olan ‘kanun’lar toplamına verilen addır. En basit bir intizam ve düzen bile bir gayelilik, dolayısıyla bir maksat ve şuur gösterdiği halde, yine modern bilim, kâinat gibi muazzam, muhteşem ve tik-tak işleyen, her çarkında, içindeki her hadise ve varlıkta binler fayda ve gaye bulunan bir yapıyı ve sisitemini şuursuz, iradesiz, ilimsiz ve insanların taktığı isimlerden veya kâinatın işleyişinin ortaya koyduğu karakterden ibaret ‘tabiat’a nisbet edebilmektedir.

VÂHİDİYET/RAHMÂNİYET, EHADİYET/ RAHÎMİYET

Kâinatın sarsılmaz ve aksamaz muhteşem düzeni, Cenab-ı Allah’ın Birliği’ni, bir diğer ifadeyle, bütün kâinata hakim bir birliği gösterir. Bu Birliğe, Dînî terminolojide Vâhidiyet denir. Vâhidiyet, aynı zamanda Cenab-ı Allah’ın Rahmâniyeti’nin bir diğer adı veya tecellisidir. İşte, kâinatın işleyişinden çıkarılan, ayrıca hayat için Cenab-ı Allah’ın koyduğu ve tamamına Şeriat-ı Tekvîniye veya Fıtriye dediğimiz kanunlar, Rahmâniyet’e ait her varlığın onlara uyarak hayatını sürdürdüğü kanunlardır.

Sözkonusu bu kanunlar, umumîmidir, bütün kâinatla birlikte tek tek her varlığı kapsamına alır. Yeryüzünün ve diğer gezegenlerin, aynı zamanda güneş sistemi gibi sistemlerin değişmeyen hareketleri, gece ve gündüzle birlikte günlerin, ayların ve mevsimlerin birbirini takip etmesi, insanın geçimi için çalışmak zorunda kalması, canlıların havaya, suya ve yiyeceğe ihtiyaçları, suyun ve bilhassa yiyeceğin temini için mevsimlerin değişmesine olan ihtiyaç, topraktan mahsul almak için her çiftçinin mutlaka toprağı sürmesinin, tohumu saçmasının ve çıktıktan sonra bazı noktalarda ona bakmasının gerekliliği.. evet bunlar ve bunlar gibi daha yüzlerce, binlerce kaideler, kanunlar Rahmâniyet’in kanunları olup, varlıklar, bunlara uymak mecburiyetindedir veya mecburî olarak uyarlar.

Cenab-ı Allah’ın (c.c.), kullarını sürekli Rahmâniyet’in kanunlarının tazyiki altında sıkmamak için Rahîmiyet denilen hususî rahmetiyle de tecellisi sözkonusudur. Darda kalan insan, elini açar, Hz. Allah’a yalvarır, dua eder; işte Cenab-ı Allah (c.c.), varlıkların bu tür dualarına da cevap verir ve Rahmâniyet’in umumî kanunları içinde Rahîmiyet’iyle hususî iltifat ve teveccühlerde bulunur; öyle ki, bilhassa peygamberler, asfiyâ, evliyâ ve bütünüyle zorda kalmış veya darda kalmışlık içinde kendisine yalvaran kulları için bu kanunları bazen kırar veya deler, hükümsüz hale getirir. Bunun neticesinde harikulâde veya olağanüstü dediğimiz hadiseler ortaya çıkar.

Bunun yanısıra, Cenab-ı Allah (c.c.), kulları, günümüz materyalist ve tabiatperestlerinin yaptığı gibi kâinattaki sürekli ve değişmez işleyişe bakarak Kendisi’ni unutmasın, kâinatın işleyişi içinde boğularak çeşit ceşit küfür ve şirke düşmesinler diye, her bir kanununu istisnalarla deler; bunun gibi, Fıkıh’ta, yani İslâm Hukuku’nda da her bir küllî kaideyi yine istisnalarla kısmen sınırlandırır. Meselâ O, insanı topraktan ve annesiz–babasız yaratmıştır. Ama ilk insan Hz. Âdem ve Hz. Hav-va’dan sonra insanların bir anne ve babadan çoğalmalarını bir yol, bir kanun olarak koymuştur. Ne var ki, her bir insan yine topraktan, yani topraktan gelen gıdalardan anne karnında yaratıldığı ve her canlının dünyaya gelmesi yaratma sonucu olduğu halde insanlar, çoğalmadaki süreklilik ve değişmezliğe bakarak bunu “kanun”lara, “tabiat”a, kendiliğinden olma iddialarına verebilmekte ve böylece kendilerini helâke atmaktadırlar.

İşte Cenab-ı Allah (c.c.), insanlar böylesi helaklere yuvarlanmasınlar diye asıl gerçeği arada bir çok açık olarak hatırlatır ve meselâ söz konusu çoğalmanın istisnalarını da her zaman yaratır. Sözgelimi, insanlar içinde Hz. İsa’nın yaratılışı, Hz. Âdem’in yaratılışı gibidir. Nasıl Hz. Âdem (a.s.) annesiz ve babasız olarak toprağın “rahmi”nde yaratılmıştır; Hz. İsa da (a.s.), benzer şekilde babasız olarak toprağın rahmi yerine Hz. Meryem’in (a.s.) rahminde var kılınmıştır. Bunun yanısıra Cenab-ı Allah (c.c.), her canlı türünün ilk yaratılışında yine kâinattaki sürekliliği kırmış ve her bir türü kendine ait bir pederden, bir ilk atadan yaratmıştır. Böylece Hz. Cenab-ı Allah (c.c.), anne–babadan gelmenin bile bir yaratma ve yaratanın da Kendisi olduğunu ortaya koymaktadır. Bunun gibi, kâinatın işleyişindeki ve onun ifadesi olan Şeriat-ı Tekvîniye’deki her kanun gibi, bir bakıma onun farklı bir yansıması olan Fıkıh ya da Hukuk’taki yasaların da istisnaları vardır ve daima olacaktır.

| Risale-i Nûr’da Küllî Kaideler-1 | Ali Ünal |

Bu yazı 6 kez okundu