185-) Her bir kemal, ilim, terakkî ve fen İlâhî bir İsm’e dayanır.

Her bir kemalin, her bir ilmin, her bir terakkînin, her bir fennin yüce bir hakikatı vardır ki, o hakikat, İlâhî bir İsm’e dayanır. (Sözler, “20. Söz, 2. Makam, Mukaddime, Bir Nükte-i Mühime”)

Meselâ, bir yazı, bir makale veya kitap (eser), yazma işini (fiil); yazma fiili, yazar ismini (isim, unvan); yazar ismi, yazarlık sıfatını (sıfat); yazarlık sıfatı, yazabilme kabiliyet ve istidadını (şe’n); yazabilme kabiliyet ve istidadı da, yazarı olan şahsı gösterir; kısaca bir eser, işi, unvanı, sıfatı ve şe’ni ile yazarı olan kişiye işaret eder. Eserdeki mükemmeliyet, iş veya fiildeki; fiildeki mükemmeliyet, isim veya unvandaki; isim veya unvandaki mükemmeliyet, sıfattaki; sıfattaki mükemmeliyet, şe’ndeki; şe’ndeki mükemmeliyet, bizzat kişideki mükemmeliyete delildir.

ALLAH’IN SIFATLARI

Bunun gibi, Cenab-ı Allah, Zât’ıyla mevcud-u meçhuldür. Yani, O’nun Zât’ı bilinmez; Ehl-i Sünnet itikadı olarak ve İmam-ı Rabbanî hazretleri tarafından da ifade edildiği gibi, zihnimize, kalbimize Cenab-ı Allah’ın Zât’ıyla ilgili olarak ne gelirse Cenab-ı Allah, onun ötesinin, ötesinin ötesindedir. Çünkü Hz. Allah (c.c.), yaratıkları cinsinden değildir ve olamaz. O, sonsuzdur; sonsuz olan, sonlu ve sınırlı varlıklar tarafından kavranıp bilinemez. Bundan dolayı, Cenab-ı Allah önce Şuûn’u, yani şe’nleri ile, Allah olmanın O’ndan ayrılmaz aslî hususiyetleriyle tecelli eder. Şe’nler, Sıfatlar’a kaynaklık eder. O’nun üç türlü Sıfatlar’ı vardır. Vücud, Kıdem (Ezelî Var Olma), Beka (Ebedî Var Olma), Vahdaniyet (Mutlak Birlik), Kıyam bi-Nefsihi (Kendi Kendine ve Kesintisiz Var Olma) ve Muhalefetün li’l-Havadis (Kendi Dışında, yani Yaratıklardan Hiçbir Şeye Benzememe) olarak anılan bu sıfatlar, O’nun O’ndan ayrılmaz Zâtî Sıfatları’dır. Cenab-ı Allah’ın, Ehl-i Sünnet’in haklarında “ne ayn ne gayr”, yani ne İlâhî Zât’ın aynı ne de gayrı olarak nitelediği Sübûtî Sıfatları ise, Zât-ı Ulûhiyet’i yine O’ndan ayrı düşünelemez hususiyetleriyle tanıtan sıfatlardır. Bunlar da, Hayat, İlim, Sem‘ (İşitme), Basar (Görme), İrade, Kudret, Kelâm ve Tekvin (Var Kılma)dir. Cenab-ı Allah’ın bir de tesbih veya tenzih ifade eden selbî sıfatları vardır ki, bunlara sınır yoktur. Bunlar, “Allah ne değildir, O’nun hakkında ne sözkonusu olamaz veya edilemez?” sorusuna cevap olabilecek sıfatlardır. Meselâ, Cenab-ı Allah yemez, içmez, uyumaz, unutmaz, üzerinden zaman geçmez, zaman ve mekân O’nun için asla söz konusu olamaz; O, şekilden, cisimden, zıttı ve benzeri bulunmaktan, eş ve evlât sahibi olmaktan, kısaca, sadece yaratılmışlara ait hususiyetlerden mutlak berîdir.

İLÂHÎ İSİMLER VE KÂİNAT

Cenab-ı Allah’ın bilhassa Sübutî Sıfatları, O’nun İsimleri’ne kaynaklık eder. Meselâ, Hayat, sıfat; Hayy (Ezelî-Ebedî Diri, Hayattar), isimdir; bu aynı Sıfat veya İsim çerçevesinde fiilî İsim olarak Muhyî (Hayat Veren, Dirilten) ismi de vardır. İlim, sıfat; Alîm, isimdir. Sem‘, sıfat; Semî‘, isimdir; Basar, sıfat; Basîr, isimdir; İrade, sıfat; Mürîd isimdir; Kudret, sıfat; Kadîr ve Muktedir, isimdir. Bunun gibi, bu Sıfatlar’ın kaynaklık ettiği İsimleri’nin yanısıra, Cenab-ı Hakk’ın daha başka pek çok İsimleri de vardır. Meselâ, Cemîl, Qarîb, Mücîb, Habîb, Ferd, Ehad, Samed, Burhan, Sultan, Muhsin, Şâfî, Kâfî, Aliyy, Ğaniyy, Cebbâr, Kahhâr, Fettâh, bunlardan bazılarıdır. Bu İsimler’in her birinin kendine ait fiilleri, icraatı, bu fill ve icraatan kaynaklanan eserleri vardır. İslâm, bütün İsimler’in nihaî tecellilerine mazhardır. Ama İslâm’ın her kaide ve hükmünde elbette her İsim aynı derecede tecelli etmez. Meselâ, hadler denilen cezalarda Azîz gibi, Cebbâr gibi, Kahhâr gibi, Müntakim gibi Celâlî İsimler daha çok tecelli halindedir. Bunun gibi, tek tek her varlık ve kâinatın tamamı, İlâhî İsimler’in tecellilerinin neticesidir. İslâm’ın hükümleri ve Kur’ân’ın sûre ve âyetleri gibi, kâinattaki her bir varlık da, bütün İsimler’in tecellilerine mazhar değildir. Ayrıca, her bir varlık, tür ve/veya fertte bir veya birkaç İsim öne çıkar ve o fert veya türün hususî mahiyetini belirler; diğer İsimler, buna ve bunlara tâbi olur.

İsimler’i tecellileriyle Kur’ân âyetlerinde takip etmek ve tanımak mümkündür. Pek çok âyet, Cenab-ı Allah’ın bir veya birkaç İsmi’ni anarak biter. Bu demektir ki, o âyet veya o âyetle biten bölüm ve o âyette veya söz konusu bölümde anlatılan gerçek, hüküm, vaka veya vâkıa, o İsimlerin tecellilerinin neticesidir veya o İsimlerin tecellilerine mazhardır.

İşte, bütün ilimler veya bilimler, kâinattaki bütün mükemmellikler, güzellikler, varlıklardaki bütün güzel hususiyetler, bütün faziletler ve meziyetler, gider Cenab-ı Allah’ın bir veya birkaç İsmi’ne dayanır. Onların asılları bu İsim veya İsimlerdir. Meselâ, tıb ilmi Şâfî ismine, Matematik ve Geometri ve/veya mühendislik ilimleri Muqaddir, Hakîm, Adl gibi İsimlere dayanır. Bir çiçekte o çiçeğin İlm-i İlâhî’deki varlığına göre İrade onu nasıl takdir buyurmuşsa o takdir temelinde Yaratıcı ismi tecelliye başladığı zaman Musavvir (Şekil Veren), Cemîl (Güzel), Mülevvin (Renk Veren), Adl (Tam Dengeli ve Orantılı Yapan) isimleri gibi daha başka bazı İsimler de tecelliye başlar ve çiçeğin mahiyeti ölçüsünde tecelli ederler. Hiçbiri tecellî ve tasarruf sınırını aşmadığı gibi, en asgarî bir noksan tecelli veya tasarruf da sözkonusu olmaz.

| Risale-i Nûr’da Küllî Kaideler-1 | Ali Ünal |

Bu yazı 2 kez okundu