21-) İnsanın kendisine olan sevgisinin kaynaklık ettiği sefil-bayağı tutum ve davranışlar

İnsanın kendisine olan sevgisi: kasten muhalif olma tavrı; soğuk taassup; başkalarından üstün veya farklı olma meyli; partizanlık veya taraftarlık hissi; vehmini bir asla dayamakla kendine mazeret arama; arzusuna uygun olan zayıf şeyleri kuvvetli görmek; başkasının eksiğini nazara vermekle kendi kemalini göstermek ve başkasını yalanlamak veya dalâlette göstermekle kendi doğruluk ve istikametini ilân etmek gibi sefil ve bayağı tutum ve davranışlara kaynaklık eder. İşte insan, ben-sevgisiyle böyle makamlarda demagoji yaparak çok bahaneler bulabilir. [Muhakemât, “1. Makale, 11. Mukaddime”]

GERÇEĞİ GÖRME VE İTİRAF EDEBİLMENİN ÖNÜNDEKİ ENGELLER

İnsanı gerçeği görmekten ve itiraftan alıkoyan pek çok faktör vardır. Belki de bunların başında hubb-u nefis, yani kişinin kendisine olan sevgisi ve enaniyet gelir. İnsan, âdeta tapacak ölçüde kendi nefsini sever; buna enaniyet de eklenince, hakikatle arasına aşılmaz engeller girmiş demektir. Ben-sevgisi ve enaniyetin insanla gerçeği görme ve itiraf edebilme arasına koyduğu bazı engeller şunlardır:

Muhalefet tavrı: Bu tavır özellikle günümüzde, bilhassa kendisini ve kendi düşüncesini beğenen insanlarda o kadar çok yaygındır ki, aydın ve entelektüel olmanın gereği gibi takdim edilebilmektedir. Oysa, müsbet bir üretim ortaya koyamayan, inşâ ruh ve kabiliyetinden yoksun, elinden ciddî bir iş gelmeyen, buna rağmen bir şey yapıyor olmakla vicdanını tatmin etmek ve başkalarına karşı ispat-ı nefiste bulunmak, yani kendini ortaya koymak ve başkalarına kabûl ettirmek isteyen insan, genellikle muhalif olma adına muhalefeti tercih eder ve bunu âdeta vazifesi, misyonu haline getirir. Halbuki aslolan, müsbet ve meşrû bir gaye uğruna meşrû ve müsbet faaliyetlerde bulunmaktır.

Ben-sevgisi ve enaniyetin pençesindeki insan, özellikle bu geliştirdiği muhalefet tavrı sebebiyle fanatik olur. Onu artık müsbet ve meşrû bir gayeye taraftarlık değil, muhalif tarafa düşmanlık harekete geçirir. Düşmanlık hissi insanda o kadar kuvvetlidir ki, kanaatimce hedefleri dünyada zenginlik ve sadece ekonomik refah olan ve Âhiret inancı taşımayan pek çok komünisti ideolojisi uğruna ölmeye sevkeden, ideolojisine bağlılıktan ziyade bu düşmanlık hissi olmuştur. İslâm tarihinde bile “Ali sevgisi değil, Ömer düşmanlığı” tavrı, milyonlarca insanı önüne sürükleyip götürebilmiş ve Rafızîliğe atmıştır. Ben-sevgisi ve enaniyet, insanda başkalarından üstün veya farklı olma, üstün veya farklı görünme meylide uyarır. Böyle bir insan, hep kendisinden bahsedilsin, herkesten üstün olsun veya öyle bilinsin ister. Çünkü ben-sevgisi ve enaniyet, bir komplekstir; her kompleks, insanda bir boşluktur ve doldurulmayı ister. İnsan da, bu boşluğunu daha başka süflî tavırların yanısıra, başkalarından üstün olma ve üstün görünme hissi ve meyli ile doldurmaya çalışır. Çok defa da bu hissini ve meylini, tenkitle, tenkitçilikle tatmin eder.

Başkalarının kusurlarını nazara vererek güya kendi kemalini, başkalarını yanlışta ve dalâlette göstererek güya kendi doğruluğunu ve istikametini ilan etmek gibi sefil ve bayağı bir tutumun içine girer. Kendisini terazinin bir gözüne, başkalarını diğer gözüne koyar ve kendisini ağır göstermek için tenkitle diğer gözü havaya kaldırır; o göze koydugu insanlardaki bütün değerleri görmez, görmek ve göstermek istemez. Hattâ o kadar ki, cephe alınmaması gereken değerlere bile bu değerler terazinin diğer gözüne koyduğu insanlarda olduğu için cephe alır ve böylece diğerlerini hafif göstererek kendisinin ağırlığını, değerini ispat etmek gayreti içine girer.

Ben-sevgisi ve enaniyetin yol açtığı bir diğer süflî tavır, körü körüne taraftarlık ve partizanlıktır. Ben-sevgisi ve enaniyetten kaynaklanan taraftarlık ve partizanlık, fanatikliğin ve düşmanlığın kaynağı olduğu gibi, inatla da birleşince, kişiyi, kendi tarafında olmayan melek gibi insanları şeytan, şeytan gibi insanları melek görme ve göstermeye sevkeder. Bu, özellikle günümüzün siyasî taraftarlığında o kadar yaygındır ki, Hz. Bediüzzaman’a “Şeytan’dan ve siyasetten Allah’a sığınırım.” dedirtmiştir. Ben-sevgisi ve enaniyet, insanı kendi arzularına, taraftarlığına, heveslerine, başkalarından üstün olma ve görünme meyline, inadına, tenkitçiliğine ve muhalefet tavrına ve kuruntularına bir fikir elbisesi giydirmeye ve bunları birer fikirmiş gibi sunmaya da yöneltir. Bu çukura düşen insan, bütün bunların aslında boşluklarından kaynaklanan birer kirli hava olduğunu görmez, görmek istemez; bunun yerine, sanki onlar çok önemli ve değerli fikirlermiş gibi bir tavra girer ve onları birer fikir gibi savunur.

Ve ben-sevgisi ve enaniyetinin tesiri altında kastî muhalefet, soğuk taassup, başkalarından üstün veya farklı olma meyli, partizanlık veya taraftarlık hissi, vehmini bir asla dayamakla kendine mazeret arama, arzusuna uygun olan zayıf şeyleri kuvvetli görmek, başkasının eksiğini nazara vermekle kendi kemalini göstermek ve başkasını yalanlamak veya dalâlette göstermekle kendi doğruluk ve istikametini ilân etmek gibi sefil ve bayağı tutum ve davranışlara giren insanın aslında en fazla yaptığı şey, demagojidir, diyalektiktir.

| Risale-i Nûr’da Küllî Kaideler-1 | Ali Ünal |

Bu yazı 26 kez okundu