30.Cüz Meâl

KUR’AN-I HAKÎM’İN AÇIKLAMALI MEALİ

Prof. Dr. Suat YILDIRIM

30.Cüz

78➖Amme Sûresi
79➖Nâziat Sûresi
80➖Abese Sûresi
81➖Tekvir Sûresi
82➖İnfitar Sûresi
83➖Mutaffifin Sûresi
84➖İnşikâk Sûresi
85➖Burûc Sûresi
86➖Tarık Sûresi
87➖A’lâ Sûresi
88➖Ğâşiye Sûresi
89➖Fecr Sûresi
90➖Beled Sûresi0
91➖Şems Sûresi
92➖Leyl Sûresi
93➖Duhâ Sûresi
94➖İnşirah Sûresi
95➖Tîn Sûresi
96➖(Alak) İkra Sûresi
97➖Kadir Sûresi
98➖Beyyine Sûresi
99➖Zilzal Sûresi
100➖Âdiyat Sûresi
101➖Kâria Sûresi
102➖Tekâsür Sûresi
103➖Asr Sûresi
104➖Hümeze Suresi
105➖Fîl Sûresi
106➖Kureyş Sûresi
107➖Mâun Sûresi
108➖Kevser Sûresi
109➖Kâfirun Sûresi
110➖Nasr Sûresi
111➖Tebbet Sûresi
112➖İhlas Sûresi
113➖Felâk Sûresi
114➖Nass Sûresi

➖NEBE’ SÛRESİ➖

Mekke’de inmiş olup 40 ayettir. Sûre, adını ikinci ayetinde geçen en Nebe’ul-azim’den almıştır. Bu da “Mühim haber” anlamına gelmektedir. Bundan maksat, ölümden sonra diriliş ve âhiret hayatıdır. Sûrede önce, kâfirlerin bu gerçeği inkâr ettikleri bildirilir. Arkasından Yüce Allah’ın yaratıcı kudretinin kâinattaki muazzam icraatından misaller verilerek O’nun üstün kudreti ispatlanır. Daha sonra bu işleri yapanın âhiret hayatını da getirmeye gücünün yettiği, buna iman edenlerin mükâfatları, inkâr edenlerin ise çekecekleri ceza bildirilir.

Bismillâhirrahmânirrahîm.

1 – Onlar birbirine neyi sorup duruyorlar?

2-3 – Hakkında ihtilafa düştükleri o mühim haberi mi?

4 – Hayır! (İhtilafa ne hacet,) yakında anlayacaklar!

5 – Elbette ve elbette yakında gerçeği öğrenecekler!

6 – Biz yeri bir döşek yapmadık mı?

7 – Dağları da arzı tutan birer destek yapmadık mı?

8 – Hem, sizi çift yarattık. [30,21; 4,1]

9 – Uykunuzu dinlenme yaptık.

10-11 – Geceyi bir örtü, gündüzü geçiminiz için çalışma zamanı kıldık.

12 – Üstünüzde yedi sağlam gök bina ettik.

***

Göğün nizamı pek sağlamdır. Gökyüzünde kütleleri, hızları, yörüngeleri farklı milyonlarca yıldız dolaştığı halde çarpışma ve düzensizlik ortaya çıkmıyor.

***

13 – Orada pırıl pırıl yanan bir lamba koyduk.

***

Güneşin yarıçapı 696.000 km. dir. Güneş, akkor halindeki bir gaz küresidir. Merkezindeki sıcaklık 15 milyon K. kadardır. Dünyadan 150 milyon km. uzakta olduğu halde çıplak gözle ona bakmanın ne derecede zor olduğunu biliriz. Dünyaya olan mesafesi dünyadaki hayata tam hizmet edecek tarzda ayarlanmıştır. Milyonlarca yıldan beri ışık, ısı ve her türlü enerji veren bu gök cisminin bir günlük enerjisini temin için dünyamızdaki bütün petrol ve kömürleri tüketmek gerekirdi. Oysa Allah, onu basit, mütevazi, emre âmade bir memur olarak çalıştırmaktadır.

***

14-16 – Size hububat, tohumlar, bitkiler ve ağaçları birbirine sarmaş dolaş bahçeler çıkaralım diye, sıkışıp yoğunlaşmış bulutlardan bol bol yağmur indirdik.

17 – (İmdi bunları anladıysanız, hakkında ihtilaf ettiğiniz o mahşer dirilişini de anlarsınız. İşte bunları kim yapmışsa, ölüleri de O diriltecektir.) Evet, o “karar günü”, vakti kesin olarak belirlenmiş bir gündür.

18 – O gün sûra üfürülür, siz de bölük bölük gelirsiniz.

19 – Gökler kapı kapı açılır (her tarafı kapı haline gelen gökten melâike orduları birden indirme yapar).

20 – Dağlar yürütülür, serab olur gider, her taraf dümdüz olur. [27,88; 101,5; 20,105-107; 18,47]

21 – Cehennem pusuda… her an eline düşecek avlarını gözlemektedir.

22 – Azgınların dönüp dolaşıp varacakları yuvalarıdır.

23 – Devirler boyunca orada kalacaklardır.

24 – Orada ne bir serinlik, ne bir içecek tadarlar.

25 – İçecek olarak sadece kaynar su ile irin bulurlar.

26 – Bu, yaptıklarının tam karşılığıdır.

27 – Çünkü onlar bu hesap gününe inanmıyor (onu hesaba almıyorlardı).

28 – İşleri güçleri ayetlerimizi yalan saymaktı.

29 – Biz de (her şeyi kaydettiğimiz gibi), onların yaptıklarını da tek tek tesbit ettik!

30 – Onun için onlara şöyle diyeceğiz: Yaptığınız kötülüklerin meyvelerini tadın! Artık Bizden sizin azabınızı artırmaktan başka bir şey beklemeyin!

31 – Ama Allah’ı sayıp günahlardan sakınanlar, başarı ve mutluluğa ererler.

32-34 – Onlara bahçeler, üzüm bağları, turunç göğüslü genç yaşıt dilberler, dolu dolu kadehler var. [38,52; 56,37]

35 – Orada boş sözler, yalanlar işitmezler.

36 – İşte bu da Rabbinden mükâfat, yeter mi yeter!

***

Boş söz: İftira, yalan, sövgü, hakaret vb. demektir.

***

37 – Göklerin, yerin ve bunların arasındaki varlıkların Rabbinden, O Rahman’dan bir mükâfattır. O’nun huzurunda ağzını açacak, söz söyleyecek hiç kimse yoktur. [2,255; 11,105]

38 – O gün Rûh ve melekler saf saf sıralanır. Rahman’ın izin verdiklerinin dışında, asla konuşmazlar. Konuşan da yerli yerinde söz söyler.

39 – İşte bu, gerçekliği kesin olan gündür. Artık dileyen, Rabbine varan yolu tutar, O’na sığınır.

40 – Biz, gelmesi yaklaşmış bir azabı bildirerek sizi uyarıyoruz. O gün gelecek, ve her şahıs önünde, yalnız yapıp ettiklerini bulup bakacak ve kâfir: “Ah ne olurdu, keşke toprak olaydım!” diyecek. [18,49; 75,13]

➖NÂZİÂT SÛRESİ➖

Mekke’de indirilmiştir, 46 ayettir. Âhiret hayatını inkâr edenleri uyarırken, inkârcı Firavun’u dünyadaki muazzam saltanatının kurtaramadığı hatırlatılır. Daha sonra yüce Allah’ın kâinattaki bir kısım önemli icraatı gözler önüne serilerek O’nun üstün kudretiyle ölüleri dirilteceği vurgulanır.

Bismillâhirrahmânirrahîm.

1 – Var gücüyle koşanlar,

2 – Neş’e ve şevkle yürüyenler,

3 – Yüzüp yüzüp gidenler,

4 – Yarışıp geçenler,

5 – İşleri düzenleyip yönetenler hakkı için ki: (kıyamet gerçektir, hepiniz ölümden sonra diriltileceksiniz!)

***

İlk iki ayette geçen nez’i, gark, neşt kelimeleri, farklı mânaları gösteren “müşterek lafızlar”dandır. Çeşitli mânalar muhtemel olduğundan, mealde bir tek mâna ile tercüme etme imkânı yoktur. Bu sebeple, imkân ölçüsünde tefsir sûretiyle anlamaya çalışmak gerekir. Tefsirler bu ihtimalleri nakletmiş, yenilerini eklemişlerdir.

Özet olarak şöyle denilebilir:

1.İlk beş ayetteki gruplar, meleklerdir. Meleklere de çeşitli işler yönünden uygulanabilir. En meşhuru, can alma işidir. Nâziat (kâfirlerin ruhlarını şiddetle söküp alan), nâşitat (yumuşak şekilde can alan), sâbihat (can alırken nefislerde dalgıç gibi yüzen), sâbikat (müminlerin ruhlarını cennete, kâfirlerinkini cehenneme götürmek için yarışan), müdebbirat (Allah’ın görevlendirdiği işlerde, işleri yöneten melekler olabilir).

2.Bu beş kısım insanların nefisleridir. Burada da iki yorum vardır. a.Bedenlerinden ayrılan erdemli ruhların, ruhlar âlemine dönüşlerindeki çeşitli durumlarını tasvir etmektedir. b.Dünya hayatında, nefsini arındırma yoluna giren ruhların nefis mücadelesi yaparak içlerini dışlarını temizleme, şehevî arzularından sıyrılma, olgunluklara yükselme, sonra kusurlu nefisleri terbiye etme işiyle meşgul olmalarını bildirir.

3.Cihada katılan gaziler veya onların atlarının çeşitli işleri olabilir.

4.Gökteki yıldızların çeşitli hareketleri olabilir.

***

6 – Günü gelince, sura ilk üfleme, yeri şiddetli bir depremle yıkacak!

7 – Onu izleyen ikinci üfleme herkesi mezarından kaldıracak!

8 – O gün kalpler güp güp atacak!

9 – Gözler yere eğilecek!

10-12 – Fakat buna inanmayanlar alay ederek şöyle derler: “Çürümüş kemik haline geldikten sonra mı biz eski durumumuza getirilecekmişiz! O takdirde bu, bizim için ziyanlı bir dönüş olur!”

13-14 – Fakat olay (zor değil,) bir tek emirden ibarettir. Bir anda mahşerde toplanıverirler! [17,52; 54,50; 16,77]

15 – Mûsa’nın hadisesinden haberin olmuştu, değil mi?

16 – Hani Rabbi ona kutlu Tuvâ vâdisinde şöyle seslenmişti:

***

Tuvâ: Ya bir vâdinin özel ismi veya “Gecenin ilerleyen vakti” manâsınadır.

***

17-18 – “Firavuna git, zira o iyice azdı! Ona de ki: Kendini arındırmaya gönlün var mı?

19 – “İster misin Seni Rabbine kavuşturan yola vurayım. Böylece Sen de O’na saygı duyasın?” [7,104-105; 26,16-17]

***

Hz. Mûsa (a.s.) yalnız İsrailoğullarını kurtarmak için değil, Firavunu ve onun ülkesinde yaşayanları uyarmak için elçi gönderilmişti. Fakat bunlar onu dinlemedikleri takdirde, kavmini Mısır’dan çıkarmak görevi vardı.

***

20 – Ona en büyük mûcizeyi gösterdi.

21 – Fakat o buna “yalan” dedi ve isyan etti.

22 – Sonra sırtını dönüp Mûsâ’ya karşı bir çalışma içine girdi.

23-24 – Adamlarını topladı ve onlara: “Sizin en yüce rabbiniz benim!” dedi. [26,29; 7,127]

25 – Allah da onu hem dünyada, hem de âhirette şiddetle cezalandırdı.

26 – Bu da Rabbini sayıp günahlardan sakınan kimselere bir ibret oldu.

27 – Siz ey haşri inkâr edenler: Düşünün, sizi yeniden yaratmak mı zor, yoksa gök âlemini mi? İşte bakın: Allah onu nasıl da sağlam bina etti! [40,57; 36,81]

28 – Allah onu direksiz yükseltti ve kusursuz işleyen bir sisteme bağladı.

29 – Gecesini karanlık, gündüzünü parlak şekilde açığa çıkardı.

30 – Sonra da yeri döşeyip yerleşmeye hazırladı.

31 – Oradan sularını, otlaklarını çıkardı.

32 – Dağlarını oturttu.

33 – Bütün bunları sizin ve hayvanlarınızın hayatı için yaptı.

34 – Fakat her şeyi bastıran o felaket geldiği zaman,

35 – İnsan neyin peşinde koştuğunu anlar ama, artık iş işten geçer.

36 – Cehennem her görene, apaçık görünür.

37 – Artık kim azdıysa,

38 – Âhireti unutup dünya zevkini tercih ettiyse,

39 – Onun varacağı yer, mutlaka cehennemdir!

40 – Ama kim Rabbinin huzurunda hesap vermekten korkarsa, ve nefsini heva ve hevese uymaktan dizginlerse,

41 – Onun varacağı yer de elbette cennettir!

42 – Sana kıyamet saatini sorarlar: “Demir atması ne zaman?” diye.

43 – Sen nerede, onun vaktini bildirmek nerede? [7,187]

44 – Onun sonu Rabbine varır, kesin bilgisi O’na aittir.

45 – Sana düşen sadece; ondan korkanı uyarmaktır.

***

Bu âyetin anlamı; “Peygamber sadece kıyametten korkanı uyarsın!” demek değildir. Maksat şudur: “Senin tebliğine kulak verip ondan yararlanacak olanlar kıyametten korkanlardır.”

***

46 – Onu gördükleri gün öyle gelir ki onlara: Yalnız bir akşam veya bir sabah faslı durdular dünyada!

➖ABESE SÛRESİ➖

Mekke’de nâzil olan bu sûre 42 ayettir. Adını ilk ayetinde geçen kelimeden almıştır. Sûrenin baş tarafı, Allah’ın dininin tebliğinde bütün insanların eşit konumda olduğunu ve tebliğin bazı prensiplerini vurgular. İkinci kısmı ise Allah Teâlânın üstün kudret ve hikmetinin bazı eserleri üzerinde insanları düşünmeye dâvet eder.

Bismillâhirrahmânirrahîm.

1-2 – Yanına görmeyen (âma) biri geldi diye yüzünü ekşitti ve sırtını döndü.

***

Hz. Aişe’den (r.a.) şöyle dediği nakledilmiştir: “Abese diye başlayan ayetler, âma olan İbn Ümmi Mektum hakkında indi. O Resûlullah’a (a.s.m.) gelip: “Beni irşad et” deyip duruyordu. Hz. Peygamberin yanında ise müşriklerin ileri gelenlerinden birisi vardı. O böyle derken Resulullah âmadan yüzünü çevirip diğerine döndü ve: ‘Ne dersin, sana söylediğim sözlerde, sence mahzurlu bir taraf var mı? deyince o da: ‘Hayır, (böyle bir şey yok)’ dedi. İşte bu sûre, bu vesile ile indirildi.” Bu rivayeti kitabına alan Tirmizî, senedi yönünden bu hadisin “garîb” olduğunu söyler. Ayrıca Hz. Âişe’den olmaksızın başka bir rivayete de yer verir. Kütüb-i Sitte’den Tirmizî dışında bu rivayeti nakleden muhaddis yoktur. Fakat müfessirler, bu rivayete dayanarak, bu âyetlerin nüzul sebebinin, bu hadise olduğunu yazarlar. Abese sûresinin baş tarafındaki âyetler başka türlü tefsire de müsaittir. Fakat nüzul sebebi bu hadise olsa ve âyetler buna göre tefsir edilse dahi, burada Hz. Peygamber (a.s.)’a itab edildiğini söylemek doğru olmaz. Zira Hz. Peygamber görevi olan tebliğ işini yapmaktadır. Gelen kişi, sözün arasına girmekle âdaba aykırı davranmıştır. Peygamberimizin işine müdahale ederek, görgü kuralına aykırılığın ötesinde masiyet bile işlediği söylenebilir. Hz. Peygamber, onu azarlamamış, sadece can sıkıcı bir iş yaptığını yüz ifadesiyle belirtmiştir. Dolayısıyla burada itap için hiçbir sebep yoktur.

***

3-4 – Ne bilirsin, belki de alacağı öğütle arınacaktı. Yahut nasihati dinleyip ondan yararlanacaktı?

5-6 – Ama irşada ihtiyaç duymayana ise, ona dönüp itibar ediyorsun.

7 – Halbuki kendisi arınmak istemiyorsa onun arınmamasından sana ne!

8-10 – Fakat Allah’a saygı duyarak sana şevkle koşa koşa gelenle sen ilgilenmiyorsun.

11 – Hayır! Öyle yapma! Çünkü o ayetler öğüttür, uyarıdır.

12 – Artık isteyen ders alır.

***

Bu ayetler, insanları hakka dâvet edenlerle ilgili önemli irşadlar ihtiva etmektedir. Maksat, kim olursa olsun faydalanmasını sağlamaktır. İştiyakla gelene değer verip anlatmalı. Fakat usulüne uygun hikmet ve güzel öğütle yapılan dâvetlere rağmen kaskatı durup hidâyetten ısrarla uzak duranların peşinde koşmaya gerek yoktur.

***

13 –16 – O ayetler şerefli, yüce ve tertemiz sahifelerde, iyilik timsali çok değerli kâtiplerin elleriyle yazılıdır.

17 – Kahrolası kâfir insan, ne nankördür o!

18-22 – Yaratan onu hangi şeyden yarattı? Bir nutfeden yarattı. Yarattı ve güzel bir biçim verdi. Sonra da hayat yolunu kolaylaştırdı. En sonunda da onu öldürür ve kabre koyar. Daha sonra da, istediği zaman onu diriltir. (Nutfe için 76, 2 bkz.)

23 – Hayır! İnsan, Allah’ın buyruğunu lâyıkıyla yerine getirmedi.

24-31 – Hele, insan, yiyeceklerinin kaynağına bir baksın: Biz yağmuru gökten şırıl şırıl döktük. Sonra nebat bitsin diye, toprağı iyice sürdük, Orada hububatlar, taneler, üzümler ve yoncalar, zeytinler ve hurmalar, ağaçları gür ve sık bahçeler, meyveler ve çayırlar bitirdik.

32 – Bütün bunları sizin ve davarlarınızın faydalanması için yaptık.

33 – Ama vakti gelip de o kulakları patlatan dehşetli gün geldiği zaman,

34-36 – İşte o gün kişi kardeşinden, annesinden ve babasından, eşinden ve evlatlarından bile kaçar.

37 – O gün onlardan her birinin başından aşkın derdi ve tasası vardır.

38 – Yüzler vardır o gün pırıl pırıldır.

39 – Güleçtir, sevinç doludur.

40 – Yüzler de vardır toza toprağa bulanmış,

41 – Üstünü karanlık kaplamıştır.

42 – İşte bunlar kâfir, günaha dadanan, haktan sapan kimselerdir!

➖TEKVîR SÛRESİ➖

Mekke’de nâzil olmuş olup 29 ayettir. İlk ayette geçen kuvviret kelimesinin masdar şekli, Sûreye isim olmuştur. Yuvarlak bir cismi dürmek, devirmek, yuvarlamak, herhangi bir şeyi yuvarlak bir cisme sarmak, dolamak veya ışığını giderip köreltmek anlamlarına gelir. Sûrenin esas hedefi insanların ölümden sonra dirilip dünyada işlediklerinin hesabını vereceklerini bildirmektir.

Bismillâhirrahmânirrahîm.

1 – Güneş dürülüp ışığı söndüğü zaman;

2 – Yıldızlar yerlerinden düşüp dağıldığı zaman,

3 – Dağlar yürütüldüğü zaman,

4 – Doğurmak üzere olan develer, kıyılmaz mallar terk edildiği zaman,

5 – Vahşi hayvanlar diriltilip toplandığı zaman,

***

Vahşi hayvanların bir araya gelmeleri, ya genel bir âfetin her tarafı sarması sebebiyle âdeta bir şoka mâruz kalmaları veya kısas yapılmak, birbirlerinden hakları alınıp verilmesi için diriltilip toplanmaları tarzında tefsir edilir.

***

6 – Denizler ateşlenip kaynatıldığı zaman,

***

Tescîr: Ateşlemek, ateşi tutuşturmak anlamındadır. Allah suyu, yanıcı hidrojen ile yakıcı oksijen gazlarının birleşmesinden meydana getirmiştir. Böylece iki ateşli maddeden, ateşi söndüren su hasıl olmuştur. Bu terkip ayrışınca hidrojen hemen alev alır, oksijen de yanmayı hızlandırır.

***

7 – Nefisler eşleştirildiği, ruhlar bedenlere girdiği zaman,

8 – Diri diri gömülen kız çocuğuna,

9 – Hangi suçtan ötürü öldürüldüğü sorulduğu zaman,

10 – Hesap defterleri açıldığı zaman…

11 – Gök cisimleri yerlerinden kaydırıldığı zaman…

12 – Cehennem alev alev kızıştırıldığı zaman…

13 – Cennet yaklaştırıldığı zaman…

14 – İşte o zaman… Her insan hazırladığını, ortaya ne koyduğunu anlayacaktır. [3,30; 75,13]

15 – Bakın: Gündüzün sinip gizlenen yıldızlar…

16 – Dolaşıp dolaşıp yuvalarına, yörüngelerine giren gezegenler…

17 – Geçmeye başladığı dem gece…

18 – Nefes almaya başladığı dem sabah hakkı için ki:

19 – Kur’ân, değerli bir Elçinin (Cebrail’in) getirip okuduğu sözdür!

20 – O Elçi ki çok kuvvetlidir. Yüce Arş sahibi Allah’ın nezdinde pek itibarlıdır. [53,5-10]

21 – Göklerde ona itaat edilir, vahiyler ona emanet edilir.

22 – Şunu da bilin ki, içinizden biri olan bu arkadaşınız deli değildir.

23 – O, vahyi getiren elçi Cebrail’i, apaçık ufukta görmüştü. [53,13-16]

24 – O, vahiy hususunda cimri davranan, vahyi sizden esirgeyen bir zat değildir. Vahiy hakkında her türlü töhmetten de uzaktır.

25 – Bu söz, hele hele, kovulmuş şeytanın sözü hiç değildir! [26,210-212]

26 – Durum bu iken, siz nereye varmak istiyorsunuz, neden bahsediyorsunuz?

27-28 – Bu, olsa olsa bütün âlemlere bir öğüttür, bir uyarıdır. İstikamet sahibi olmak isteyenler onu dinlerler.

29 – Ama bu iş sizin istemenizle değil, ancak Rabbülâlemin olan Allah’ın dilemesiyle tamam olur. [74,56; 76,30]

➖İNFİTÂR SÛRESİ➖

Mekke’de nâzil olmuştur, 19 ayettir. Birinci ayetinde geçen infatarat fiilinin masdarı, sûrenin ismi olmuştur. “Göklerin yarılıp parçalanması” anlamına gelir. Bu sûrenin de gayesi, bir önceki sûre gibi âhirette dünyadaki işlerin karşılığının görüleceğini kesin bir tarzda bildirmektir.

Bismillâhirrahmânirrahîm.

1 – Gök yarıldığı zaman…

2 – Yıldızlar parçalanıp etrafa saçıldığı zaman…

3 – Denizler birbirine katılıp tek deniz haline geldiği zaman…

4 – Kabirlerin içi dışına çıkarıldığı zaman…

5 – İşte o zaman!.. Her kişi ne yapıp ne yapmadığını iyice anlayacaktır.

6 – Ey insan, nedir seni o kerim Rabbin hakkında aldatan?

7 – O değil mi seni yaratan, bütün vücud sistemini düzenleyen ve sana dengeli bir hilkat veren,

8 – Ve seni dilediği bir surette terkib eden?

9 – Hayır, yanlış yapıyorsunuz! Siz tutup dini, dirilip hesap vermeyi yalan sayıyorsunuz!

10 – Halbuki yanınızdan ayrılmayan muhafızlar var.

11 – O muhafızlar değerli, şerefli kâtiplerdir.

***

Kiramen kâtibin (şerefli kâtipler), insanın yaptığı her şeyi kaydeden meleklerdir. Kerim olmaları: Kin ve nefret gütmeme, tam bir tarafsızlıkla hareket etme, rüşvet gibi ahlâk zaaflarından uzak olma, gözlerinden kaçan hiçbir iş bulunmama gibi özellikleri ifade eder.

***

12 – Yaptığınız her şeyi bilip yazarlar. [18,49]

13 – İyi ve hayırlı insanlar naîm cennetinde, nimetler içindedirler.

14 – Yoldan sapan kâfirler ise ateştedirler.

15 – Onlar yalan saydıkları hesap günü oraya girerler.

16 – Hem oradan hiç ayrılmazlar.

17 – O din gününün, o hesap gününün ne olduğunu sen bilir misin?

18 – Evet, bir daha söylüyorum: Din gününün ne olduğunu sen bilir misin?

19 – O, kimsenin kimseye hiç fayda veremeyeceği bir gün! O gün, bütün hüküm ve yetki, yalnız Allah’ın! [1,4; 100,10-11]

➖MUTAFFİFÎN SÛRESİ➖

Mekke döneminin sonunda nâzil olan bu sûre 36 âyettir. Adını ilk âyetinden almıştır. İşlerini dürüst yapmayan, ölçüsüne tartısına hile karıştıranların istikbaldeki kötü âkıbetlerini, dürüst insanların ise önem ve kıymetlerini ve kendilerine verilecek mükâfatları bildirir.

Bismillâhirrahmânirrahîm.

1 – Vay haline eksik ölçüp tartanların!

2 – Onlar ki satın alırken haklarını tam olarak alırlar.

3 – Fakat kendileri başkalarına satar, ölçüp tartarken eksik yapar, hîle karıştırırlar. [17,35; 6,152; 55,9]

4–6 – Sahi onlar, o en mühim günde, yani bütün insanların Rabbülâlemin’in divanında duracakları günde, diriltilip toplanacaklarını düşünmezler mi?

7 – Hayır! Hileye sapmayın, âhireti inkâr etmeyin! Doğrusu, yoldan sapan kâfirlerin hesap defterleri Siccîn’dedir.

8 – Siccîn nedir bilir misin?

9 – Siccîn kâfirlerin yaptıkları işlerin kaydedildiği defterdir.

10 – Hakkı yalan sayanların o gün, vay hallerine!

11 – Hesap vermeyi yalan sayanların vay hallerine!

12 – Buna “yalan” diyenler, ancak zalimler, azgınlar, günaha dadananlardır.

13 – Kendilerine ayetlerimiz okunduğunda: “Bunlar, eski devirde yaşamış insanların masalları!” diyenlerdir. [16,24; 25,5]

14 – Hayır! Gerçek öyle değil! Onların yapageldikleri kötü işler, gitgide kalplerini paslandırmıştır. (onun için âhireti inkâr ederler.)

***

Bu âyeti açıklama sadedinde Peygamber Efendimiz (a.s.m.) şöyle buyurmuştur: “Kul bir günah işlediği vakit, kalbinde siyah bir nokta oluşur. Eğer tövbe edip vazgeçer, af dilerse kalbi yine parlar. Ama döner tekrar yaparsa o leke büyür, nihayet bütün kalbini kaplar. İşte Kur’ân’da Yüce Allah’ın “Yapageldikleri kötü işler, gitgide kalplerini paslandırdı.” âyetinde bildirdiği pas budur.”

***

15 – Hayır! Hayır! Bu, cezasız kalmayacak. Onlar, o gün Rab’lerini görmekten mahrum kalacaklardır.

16 – Peşinden de elbette cehenneme gireceklerdir.

17 – Sonra kendilerine: “İşte size yalan saydığınız cehennem!” denilir.

18 – Fakat hayırlı insanların hesap defterleri “illiyyûn”dadır.

19 – “İlliyyûn” bilir misin nedir?

20 – İlliyyûn, müminlerin yaptıkları işlerin kaydedildiği defterdir.

21 – Allah’a yakın olanlar ona şahit olurlar.

22 – İşte o hayırlı insanlar, naîm cennetlerindedir.

23 – Koltuklarına kurulup neşe ile etrafa bakınırlar.

24 – Sen onlara bakınca yüzlerinde, cennet nimetlerinin verdiği sevinci okursun.

25 – Kendilerine ağzı mühürlü saf şarap şişelerinden şarap ikram edilir.

26 – Hitamı misktir, içildiğinde sonu mis gibi kokar. İşte yarışacaksa insanlar, bu cennet devletine konmak için yarışsınlar!

27 – O şaraba Tesnim içkisi de karıştırılır.

28 – Tesnim de, Allah’a yakın olanların içecekleri bir kaynaktır.

29 – Cürümlere, suçlara batanlar dünyada iken, müminlerle alay edip onlara gülerlerdi.

30 – Yanlarından geçerken kaş göz hareketleriyle onları küçümserlerdi.

31 – Ailelerine döndüklerinde yaptıkları bu işlerle övünüp eğlenirlerdi.

32 – Onları gördükleri zaman: “Şunlar kaçık insanlar, anormal tipler!” derlerdi.

33 – Hoş, bunları müminlere gözcü tayin eden de yoktu ya! (Fuzulî bir tarzda, kendi kendilerinde öyle bir yetki görürlerdi).

34 – İşte bu gün de, müminler kâfirlerin üstüne gülerler.

35-36 – Koltuklarına kurulurlar; “Kâfirler yaptıklarının cezasını buldular mı?” diye bakınırlar.

➖İNŞİKÂK SÛRESİ➖

Mekke’de indirilmiş olup 25 ayettir. Sûre, adını ilk ayetinde geçen fiilin masdarından almıştır. İnşikak; “Göğün yarılıp parçalanması” anlamında kullanılmaktadır. Sûreden maksat, Allah’ın üstün kudretini hatırlatıp insanları uyarmak, kâinatı yoktan yaratan kudretin haşri gerçekleştirmesinin pek kolay olduğunu vurgulamaktır.

Bismillâhirrahmânirrahîm.

1 – Gök yarıldığı zaman…

2 – Ve hep yapageldiği gibi, Rabbinin buyruğunu dinlediği zaman…

3 – Yer yayılıp dümdüz edildiği, [20,106-107]

4 – İçindekileri dışarı atıp boşaldığı,

5 – Ve hep yapageldiği gibi, Rabbinin buyruğunu dinlediği zaman… Seyredin siz: Neler olacak o zaman!

***

Kıyamet günü ilk insandan sonuncusuna kadar bütün insanlar dirilecekler. Bütün yeryüzü dümdüz edilecek, rivayete göre, her insan ancak ayağını basacak kadar bir yer bulabilecektir.

***

6 – Ey insan! Sen, tâ Rabbine kavuşuncaya kadar didinip duracaksın.

7-9 – Hesap defteri sağ eline verilen kimsenin hesabı kolayca görülür. Ve ailesine sevinç içinde döner.

***

Müminlerin iyilikleri kötülüklerinden ağır basarsa, kötülükleri affedilecek, bundan dolayı hesaba çekilmeyecekler [46,16]. Ama kâfirlerin hesabı çok zor olacaktır. Hz. Aişe (r.a.) bir defasında namazın sonunda Efendimiz (a.s.)ın “kolay hesap” istediğini duyunca, selam vermesini müteakip mânasını sormuştu. Şöyle buyurdular: “Kolay hesap: kulun hesabının hemen görülmesi ve affedilmesidir. Âişe! Her kime hesap sorulursa o helâk oldu demektir.”

***

10 – Hesap defteri arkasından sol eline verilen kimse ise,

11 – Yok olmayı ister.

12 – Alevli ateşe girer.

13 – O dünyada iken ailesi içinde keyifli, şımarık idi.

14 – Hiçbir sûrette Rabbine dönmeyeceğini sanırdı.

15 – Hayır! O Rabbine dönecek! Zira Rabbi, devamlı sûrette onun yaptıklarını görüyor, tek tek kontrol ediyordu. (Bu kontrolün de elbette böyle bir neticesi olacaktı.)

16 – Demek, gerçek onun sandığı gibi değildir. Şafak hakkı için!

17 – Gece ve gecenin barındırdığı, şeyler hakkı için,

18 – Dolunay halini alan Ay hakkı için:

19 – Siz halden hale geçeceksiniz!

20 – Öyleyse onlara ne oluyor ki iman etmiyorlar?

21 – Kendilerine Kur’ân okunduğunda derin bir saygı ile eğilmiyorlar?

***

Hz. Peygamber (a.s.) namazda bu ayeti okuduğunda secde etmiştir. Bu sabit olduğundan, bu ayet tilavet secdesi gerektiren ayetlerden sayılmıştır.

***

22 – Bilakis, o kâfirler dini yalan saymaya devam ediyorlar.

23 – Allah, onların kalplerinde ne sakladıklarını pek iyi bilir!

24 – Sen de onlara gayet acı bir azap müjdele!

25 – Fakat iman edip yararlı işler yapanlara ise, hiç kesintiye uğramayan, bitip tükenmeyen mükâfat vardır.

➖BÜRÛC SÛRESİ➖

Mekke’de indirilmiştir, 22 âyettir. İlk âyetinde Allah Teâlâ burçlar ve sistemlerle dolu gökyüzüne dikkat çekmektedir. Bürûc: “burçlar” anlamına gelir. Bu sûre, müşriklerin işkence ve baskılarına karşı müminleri sabra teşvik etmekte, onların maneviyatlarını kuvvetlendirmekte, daha önce Allah’ın elçilerine karşı koyan nice saltanatların devrildiği gibi, Kur’ân’ın dâveti karşısında da muhaliflerin tutunamayacaklarına işaret etmektedir.

Bismillâhirrahmânirrahîm.

1 – Burçlarla süslü gök hakkı için!

2 – Geleceği vaad olunan kıyamet günü hakkı için!

3 – Şahid ile meşhûd hakkı için ki: (Kur’ân’ı inkâr eden kâfirler mel’undurlar).

***

Bu kavramlar çok kapsamlı olup müteaddit ihtimaller vardır bazıları şunlardır: a) Şahid; Allah, meşhud; Yaratıklardır. b) Şahid; Kıyamet günü şahitlik etmek üzere hazır bulunanlar, meşhud ise hakkında şahitlik edilecek bütün durumlar demektir. c) Yahut şahid; Peygamberler, meşhud ise ümmetleri olabilir. d) Yahut şahid: ümmet-i Muhammed, meşhud ise diğer ümmetlerdir.

***

4-5 – Tıpkı kahrolası Ashab-ı Uhdud’un, o tutuşturulmuş ateşle dolu hendeği hazırlayanların mel’un oldukları gibi…

***

Ashab-ı Uhdud hakkında tefsirlerde dört kadar hadise zikredilir. Bunlar arasında en meşhuru, Yemen hükümranlığını ele geçiren Zû Nuvas hakkında olmasıdır. Dördüncü asırda Yemen’e hakim olan bu kral Yahudi dinini benimseyip Hıristiyan olan Necran ahalisini de Yahudiliği kabule zorlar. Halk direnince, birçok insanı ateş dolu hendeklere attırır. Böylece öldürülenlerin 20.000 kadar olduğu söylenir. Yemen’deki Yahudi hakimiyeti 340-378 yılları arasında yer almaktadır.

***

6-7 – Hani onlar ateşin başında oturur, müminlere yaptıklarını acımasızca seyrederlerdi.

8-9 – Onların müminlere bu işkenceyi yapmalarının tek sebebi, müminlerin göklerin ve yerin tek hâkimi, azîz ve hamîd (mutlak galip ve bütün övgülere lâyık) olan Allah’a iman etmeleri idi. Allah her şeye şahittir.

10 – Mümin erkeklere ve mümin kadınlara işkence edip de, sonra tövbe etmeyenler var ya, işte onlara cehennem azabı var, yangın azabı var!

11 – İman edip yararlı işler yapanlara ise, içinden ırmaklar akan cennetler var. İşte en büyük başarı, en büyük mutluluk budur!

12 – Senin Rabbinin darbesi çok müthiştir.

13 – O ilkin yaratır, sonra öldürüp tekrar diriltir.

14 – O gafurdur (affı ve gufranı boldur), vedûddur (kullarını sever, onlar tarafından da sevilir).

15 – O Arş sahibidir, şanı pek yücedir.

16 – Dilediği her şeyi yapar.

17-18 – Nitekim o orduların, Firavun ve Semûd milletlerinin başlarına gelenleri mutlaka öğrenmişsindir.

19 – Fakat kâfirler yine de dini yalan saymaya devam ediyorlar.

20 – Ama ne yaparlarsa yapsınlar, Allah’ın hükmünden kaçamazlar! Zira Allah, ilmi ve kudretiyle onları, arkalarından kuşatmıştır.

21-22 – Hayır, hayır! Kur’ân onların iddia ettikleri gibi beşer sözü değildir. O, Levh-i Mahfuzda olan pek şerefli bir Kur’ân’dır.

➖TÂRIK SÛRESİ➖

Mekke’de nâzil olmuştur. 17 ayettir. Sûrenin esas konusu, ölümden sonraki diriliştir. Sûre, adını ilk ayette geçen “Târık” kelimesinden almıştır.

Bismillâhirrahmânirrahîm.

1 – Gök ve “Târık” hakkı için!

2 – Târık, bilir misin nedir?

3 – O pırıl pırıl parlayan bir yıldızdır.

4 – Hiçbir kimse yoktur ki yanında bekçi bir melek bulunmasın. [13,11]

5 – Öyleyse insan neden yaratıldığını bir düşünsün.

6-7 – O, bel ile göğüs nahiyesinden çıkan, atılan bir sudan yaratıldı.

***

Ayet metninde sulb ve teraib arasındaki nahiyeden çıkan bir sıvıdan söz edilir. Normalde sulb; belkemiği, teraib; ise kaburga nahiyesidir. Göğüs kafesi içinde akciğer, kalp, bel kemiği (omurga) yer alır. Bu kemikler vücudun sınırlarını çizdiği gibi, en hayati organları da içinde barındırmaktadır. Ayette bunlar zikr edilerek insan vücudu kast edilmiş, meni ve yumurtanın kadın ve erkek bedeninde oluştuğuna, çocuğun da bunların birleşmesi sonucunda var oluşunun ilk aşamasına girdiğine işaret edilmiştir (Diyanet, Kur’an Yolu).

***

8 – Onu ilkin yaratan Allah, elbette onu diriltmeye kadirdir.

***

Allah insanın yaratılışını gözle görülmesi mümkün olmayacak kadar küçük bir hücreden başlatmaktadır. Bu safhadan, ana karnında hilkati tamamlanıp dünyaya gelmesine, bebeklik, çocukluk, gençlik safhalarını tamamlayıp olgunluk safhasına varıncaya kadar, binlerce tehlikelere karşı onu koruyup kollaması, onu ölümden sonra dirilteceğinin en kuvvetli delilidir. Aksi halde, Yaratıcının varlığını inkâr etmek gerekir ki bu da imkânsızdır. İnkârcıların: “Kitaplar, yazan ve basan kimseler olmaksızın kendi kendilerine meydana gelmektedir veya dünyadaki bütün şehirler, kendi kendilerine meydana gelmişlerdir” gibi hürafeleri öne sürmeleri gerekir. Bu deliliği de kabul edecek insan kolay kolay bulunamaz.

***

9 – Günü gelecek, bütün gizli haller ortaya dökülecek!

10 – O gün insanın ne bir kudreti, ne de bir yardımcısı kalacak.

11-12 – Yağmur dolu gök, bitkilerin çıkması için yarılan yer hakkı için:

13 – Bu Kur’ân, kesin bir sözdür, hakla batılı ayırt eden bir sözdür!

14 – O bir şaka değildir.

15 – O kâfirler, vargüçleriyle hile kurarlar.

16 – Ben de kurarım! (yani hilelerini boşa çıkarırım).

17 – Öyleyse o kâfirleri kendi hallerine bırak! (yakında sana desteğimiz gelecektir.) [31,24]

➖Â’LÂ SÛRESİ➖

Mekke’de nâzil olmuş olup, 19 ayettir. Sûre adını, birinci ayette Allah Teâlâ’nın sıfatı olarak geçen ve “Pek Yüce” anlamına gelen Â’lâ kelimesinden almıştır. Bu sûrede Allah’ın kudreti ve birliği, Hz. Peygambere gelen vahiy ve bir de bazı güzel öğütler yer almaktadır.

Bismillahirrahmanirrahim.

1 – Tenzih et Rabbinin yüce adını!

2-3 – O seni yaratıp, mükemmel yaratılış vereni! O her canlıyı bir ölçüye göre yapıp hayatının devamını sağlayacak yolları göstereni!

4-5 – O, yeşillikleri çıkarıp sonra da onu kara kuru bir çöpe çevireni!

6-7 – Bundan böyle sana Kur’ân okutacağız da sen unutmayacaksın. Ancak Allah’ın dilediği müstesna. Çünkü O, size göre açık ve net olanı da, gizli olanı da pek iyi bilir.

8 – Seni en kolay olana muvaffak edeceğiz.

9 – O halde öğütün fayda vereceği ümidiyle sen nasihat et!

10 – Allah’a saygı duyacak olan, nasihati düşünüp ders alır.

11 – Ama pek bedbaht olan ise ondan kaçınır.

12 – Böyle olanlar âhirette, en büyük ateşe girer.

13 – Orada artık ne ölür, ne rahat yüzü görür!

14-15 – Kendisini kötülüklerden arındıran, Rabbinin adını anıp namaz kılan, felaha erer.

16 – Fakat bilakis siz dünya hayatını ve zevklerini tercih ediyorsunuz.

17 – Halbuki âhiret mutluluğu daha üstün, daha hayırlı, hem de ebedîdir.

18-19 – Bu, elbette önceki sahifelerde, İbrâhim ile Mûsâ’ya verilen sahifelerde de bildirilmiştir. [53,36-37]

➖GÂŞİYE SÛRESİ➖

Mekke’de nâzil olmuştur, 26 ayettir. Bu sûre adını ilk ayetinde geçen kelimeden almıştır. Gâşiye; “Kaplayan, saran” demek olup korkusuyla bütün insanları sarıp kapladığı için, kıyametin sıfatlarından biri olmuştur. Kıyamet günü kâfirlerin karşılaşacakları meşakkatlerle müminlerin tadacakları mutluluktan sonra Allah’ın kâinatta tezahür eden üstün kudret ve hikmetinin bazı delilleri üzerinde tefekküre dâvet eder.

Bismillâhirrahmânirrahîm.

1 – Gâşiye’nin, dehşeti her tarafı saracak olan o felâketin mahiyeti hakkında elbet sen de bilgi sahibi oldun.

2 – Yüzler vardır o gün yere eğilmiş, zelildirler!

**

Yüzden maksat, insanın kendisidir. İnsanın yüzü, bütün varlığını yansıtan bir temsilcisi durumunda olduğundan Kur’ân-ı Kerîm’in birçok ayetinde vech, yani yüz, mecazen “zat” anlamında kullanılmıştır.

***

3 – Yorgundur, bitkin mi bitkindirler!

4 – Kızgın ateşe girerler.

5 – Susayınca kaynar su kaynayan bir çeşmeden içerler.

6 – Yiyecekleri sadece bir dikenden ibarettir.

7 – Bu diken ne besleyicidir, ne de açlığı giderir.

8 – Ama yüzler vardır, o gün mutludurlar!

9 – Emeklerinin neticesini almadan ötürü gayet memnundurlar.

10 – Pek üstün ve pek muteber bir cennettedirler.

11 – Orada hiç boş söz işitmezler. [19,62; 52,23; 56-25-26]

12 – Orada akan berrak pınarlar…

13 – Orada üstün, kıymetli tahtlar…

14 – Hazırlanmış kadehler…

15 – Dizilmiş koltuklar, yastıklar…

16 – Yayılmış halılar ve döşemeler…

17 – O kâfirler bakıp düşünmezler mi: (Mesela) deve nasıl yaratılmış?

18 – Gök nasıl kurulup uçsuz bucaksız yükseltilmiş? [50,6; 67,3-4]

19 – Dağlar nasıl da yeri tutup, dengeleyen direkler halinde dikilmiş.

20 – Yeryüzü nasıl yayılıp hayata elverişli kılınmış?

21 – İşte böyle… Sen insanları irşada devam et! Zaten senin görevin sadece irşad edip düşündürmektir.

22 – Yoksa sen kimseyi zorlayacak değilsin.

23 – Lâkin kim ki imana sırtını döner ve inkâr ederse,

24 – Allah da onu en büyük cezaya çarptırır.

25 – Elbet onların dönüşü Bize olacaktır.

26 – Elbet hesaplarını görmek de Bizim işimiz olacaktır.

➖FECR SÛRESİ➖

Mekke’de indirilmiş olan bu sûre 30 ayettir. Bu sûre adını, birinci ayetinde geçen ve “Sabah aydınlığı” mânasına gelen Fecr kelimesinden almıştır. Allah Teâlânın elçilerini yalancı sayan bazı toplulukların fecî âkıbetleri, Allah’ın kullarını imtihan etmesindeki hikmet ve neticede, âhirette müminlerle kâfirlerin karşılaşacakları durumlar bildirilir.

Bismillâhirrahmânirrahîm.

1 – Fecr hakkı için!

2 – O on gece hakkı için!

***

On gece: Zilhicce ayının ilk on gecesi diye tefsir edilir.

***

3 –Çift ve tek hakkı için!

***

Çift ve tek birçok kavram hakkında geçerlidir. Gök-yer, gece-gündüz, deniz-kara. Yahut tek ve çift rekatlı namazlar. Yahut Zilhiccenin onuncu günü olan kurban bayramının ilk günü çift, dokuzuncu arefe günü ise tek’dir gibi tefsirler yapılmıştır.

***

4 – Akıp giden gece hakkı için ki: (Kıyamet gelecektir.)

5 – Nasıl, bunlarda aklı olan için yemin değeri vardır değil mi?

6-10 – Beldeler içinde benzeri yaratılmamış ve yüksek binalarla dolu İrem şehrinde oturan Âd halkına, [69,6-10; 7,71-72; 41,15; 53,50] Vâdideki kayaları oyup yontarak sağlam evler yapan Semud halkına [7,73-79; 11,61-68; 26,141-158] Çadırlı ordugâhlar, piramitler sahibi Firavun’a, [7,103-141; 11,96-99; 38,13; 43,46-56] Rabbinin ne yaptığını görmedin mi?

***

İrem’den maksat Âd halkıdır [53,50]. Bu azapla helâk olanlar Âd-ı ûlâ: ilk Âd olup, bu azaptan kurtulup geriye kalanlara Âd-ı Uhrâ: “sonki Âd” denir. Hz. Nuh’un oğlu Sam’ın İrem adlı oğluna mensup olduklarından bu ad verilmiştir. Zi’l-evtad: Mecazen Firavun’un büyük ordular sahibi olduğuna veya kazıklar dikerek insanlara işkence uygulatmasına veya Mısır piramitlerine işaret olabilir.

***

11 – Bütün bunlar, bulundukları ülkelerde azdıkça azdılar.

12 – Oralarda fesat ve bozgun çıkarıp, nizamı altüst ettiler.

13 – Bu yüzden senin Rabbin de onların üstüne azap kamçıları yağdırdı.

14 – Çünkü Rabbin hep gözetlemededir.

15 – Rabbi, insanı denemek için ona değer verip, nimetlere gark edince o: “Rabbim hakkım olan ikramı yaptı.” der.

16 – Ama yine denemek için nasibini daraltınca O: “Rabbim beni zelil, perişan etti!” der.

17 – Hayır! (Siz Allah’tan hep ikramı devam ettirmesini istersiniz ama,) yetime değer vermezsiniz!

18 – Muhtaçları doyurmaya teşvik etmezsiniz.

19 – Mirasları helâl haram demeden ne gelse yersiniz.

***

İslâm’dan önce Araplar kadınlar ve çocukları mirastan mahrum bırakırlardı. Bunların dışında kalanların miraslarını ise kim baskın çıkarsa o ele geçirirdi.

***

20 – Mal mülk sevgisi ise bütün benliğinizi kaplamış!

21 – Hayır! Bu yaptıklarınız kesinlikle yanlış! Dünya sarsılıp parça parça döküldüğü zaman,

***

Bu haksızlıkları yapmanızın sebebi, âhiret hesabını inkâr etmenizdir. Ama, iş öyle değil, siz elbette hesaba çekileceksiniz.

***

22 – Rabbinin emri gelip melekler de saf saf geldikleri zaman,

23 – Ve cehennemin getirildiği gün… İnsan işi anlar o gün! Ama anlamasının ne faydası var o gün!

24 – “Keşke sağlığımda bu hayatım için hazırlık yapsaydım!” der.

25 – İşte o gün O’nun ettiği azabı kimse edemez.

26 – O’nun vurduğu bağı kimse vuramaz.

27-30 – Ey gönül huzuruna ermiş ruh! Sen Rabbinden razı, O senden razı olarak dön Rabbine! Sen de katıl has kullarımın içine, gir cennetime!

***

Âyetteki “Nefs-i mutmainne” tabiri: Allah’ı tek İlah kabul edip O’nun peygamberleri vasıtasıyla gönderdiği bütün buyruklara bütün gönlü ile inanan, tam bir teslimiyetle imanının gereğini yapan mümindir. Bu söz, ona, rûhunu teslim edeceği sırada söylenecektir.

➖BELED SÛRESİ➖

Mekke’de indirilmiş olan bu sûre 20 âyettir. Sûre, adını birinci âyetinden almıştır. Muayyen bir şehir mânasına gelen el-Beled’den maksadın Mekke olduğu müfessirler tarafından ifade edilmektedir. Allah Teâlânın insana olan nimetleri, kudretinin eserleri hatırlatılarak insanlar ölümden sonraki dirilişe, birbirlerine şefkate ve yardımlaşmaya dâvet edilirler.

Bismillâhirrahmânirrahîm.

1 – Hayır! Gerçek, kâfirlerin dediği gibi değil. Bu şanlı belde hakkı için!

2 – Senin bu beldeye girişin hakkı için!

***

Bu belde Mekke’dir. Hz. İbrâhim (a.s.) buraya gelip hanımı Hacer’i bıraktığında burası dağlık, susuz, bitkisiz bir vâdi idi. Kâbe’yi bina ettiğinde çevresinde burayı şenlendirecek insanlar yoktu. Ama sonra bütün Arap yarımadasının merkezi oldu. Tam bir anarşinin hüküm sürdüğü bu kıtada, tek emin yer burası oldu.

***

3 – Hem o değerli baba, hem o değerli evladının hakkı için:

4 – Biz insanı, imtihan ve çile yüklü bir mahiyette yarattık. [84,6; 67,2; 95,4-5]

***

İnsan bu dünyaya eğlenme ve dinlenme için gönderilmemiştir. Ana rahminde nutfe halinden başlayarak dokuz ayda dünyaya gelmesine, uzun çocukluk, gençlik devresinden dünya yükü altında seneler geçirerek ölümüne kadar geçirdiği meşakkatli ömür süreci bu gerçeği ispatlar. Dünyada sıkıntıdan uzak, tam güvenlik içinde âsûde bir ömür, hiç bir insana nasib olmamıştır.

***

5 – O insan kendi üzerinde kimsenin güç sahibi olmadığını mı sanır?

6 – “Ben yığınla servet tükettim.” diye övünüp durur.

7 – Kendisini gören olmadığını mı sanır?

8 – Biz ona görmesi için gözler,

9 – Gönlüne tercüman olacak dil ve dudaklar, vermedik mi?

10 – Ona hayır ve şer yollarını göstermedik mi? [76,2-3]

11 – Fakat o sarp yokuşu aşmaya çalışmadı. (Böyle yaparak verilen nimetlerin şükrünü eda etmedi.)

12 – Sarp yokuş, bilir misin nedir?

13 – Sarp yokuş: Bir köleyi, bir esiri hürriyetine kavuşturmaktır!

***

Ne mevcut Tevrat, ne de İnciller yabancı köle âzad edilmesinden bahsetmezler. Yahudi kölenin âzadı: Çk 21,2-3; Ts 15,12-15 cümlelerinde geçer. Kur’ân-ı Kerîm ise bu konuda bir çok düzenlemeler yapıp çeşitli vesilelerle, çok yaygın biçimde kölelerin hürriyetlerine kavuşmasını sağlamıştır.

***

14 – Kıtlık zamanında yemek yedirmektir.

15 – Yakınlığı olan bir yetimi,

16 – Ya da yeri yatak, (göğü yorgan yapan, barınacak hiçbir yeri olmayan) fakiri doyurmaktır.

17 – Hem sarp yokuş: Gönülden iman edip, birbirlerine sabır ve şefkat dersi vermek, sabır ve şefkat örneği olmaktır.

18 – İşte hesap defterleri sağ ellerine verilecek olanlar bunlardır.

19 – Ayetlerimizi inkâr edenlerin hesap defterleri ise, sol ellerine verilecektir.

20 – Onların cezası da, kapıları, üzerlerine sımsıkı kapatılmış ateş deposuna konulmak olacaktır.

➖ŞEMS SÛRESİ➖

Mekke’de indirilmiş olup 15 âyettir. Adını ilk âyetinde geçip “Güneş” anlamına gelen “şems” kelimesinden almıştır. Bu sûre, insanın hayra ve şerre kabiliyetli yaratılmış olduğunu bildirip iradesini iyiye kullanmaya teşvik eder, küfür yolunu seçenlerin fecî âkıbetlerine, Semûd halkını misal getirir.

Bismillâhirrahmânirrahîm.

1 – Güneş ve onun aydınlığı hakkı için!

2 – Onu izlediği zaman Ay hakkı için!

3 – Dünyayı açığa çıkaran gündüz,

4 – Onu bürüyüp saran gece hakkı için!

5 – Gök ve onu bina eden,

6 – Yer ve onu yayıp döşeyen hakkı için!

7 – Her bir nefis ve onu düzenleyen, [30,30; 95,4]

8-9 – Ona hem kötülük, hem de ondan sakınma yolu ilham eden hakkı için ki: Nefsini maddî ve manevî kirlerden arındıran, felaha erer. [90,10; 76,3]

10 – Onu günahlarla örten ise ziyana uğrar.

11 – Azgınlığı yüzünden Semûd halkı Resullerinin bildirdiği gerçekleri yalan saydı.

12 – Bir ara onların en azılı olanları öne atıldığında, bu yalanlamaları iyice şiddetlendi.

13 – Resulleri ise kendilerine: “(Mûcize olarak verilen) Allah’ın devesini ve onun su içme sırasını gözetin, ona dokunmayın!” dedi. [7,73; 26,155]

14 – Fakat onlar o Peygamberi yalancı sayıp deveyi kestiler. Allah da böylesi suç ve isyanları sebebiyle azap indirdi, onları yerle bir etti.

15 – Bunun sonucundan da asla endişe etmedi.

***

“Endişe etme” fiilinin failinde üç ihtimal vardır: a) Allah Teâla olup, yaptığının tam âdil olduğunu ifade eder. b) Salih (a.s.) onlara gelecek cezanın, kendisine dokunmasından endişe etmez. c) 12. ayetteki “en azılı kişi”, cahilliği sebebiyle, işlediği cinayeti pervasızca yaptı.

➖LEYL SÛRESİ➖

Mekke’de indirilmiştir, 21 âyettir. Sûre adını ilk âyetinde geçip “gece” anlamına gelen “Leyl” kelimesinden almıştır. İnsanın gayret göstermesi, makbul bir hayat geçirmesi için yapması gereken işler, iyilerin ve kötülerin âhiretteki âkıbetleri anlatılır.

Bismillâhirrahmânirrahîm.

1 – Karanlığı ile ortalığı bürüdüğü zaman gece hakkı için!

2 – Açılıp parladığı zaman gündüz,

3 – Erkeği de, dişiyi de yaratan kudret hakkı için ki:

4 – Sizin işleriniz çeşit çeşittir.

5 – Malını Allah yolunda harcayıp O’na saygı duyarak haramdan sakınan,

6 – O en güzel kelimeyi (kelime-i tevhidi) tasdik eden kimseyi,

7 – Biz de en kolay yola muvaffak ederiz.

8 – Cimri davranan, bir de kendini güçlü sanıp Allah’tan müstağni gören,

9-10 – O en güzel kelimeyi (kelime-i tevhidi) yalan sayanı ise, en sarp yola sardırırız.

11 – O, aşağıya doğru yuvarlanırken malı kendisine hiç fayda etmez. [69, 28]

12 – Doğru yolu göstermek elbette Bizim işimizdir.

13 – Âhiret gibi dünya da elbette Bize aittir.

14 – İşte Ben, sizi alev saçan bir ateşe karşı uyarıyorum.

15-16 – O ateş ki dini yalan sayan ve ona sırtını dönenden başkası oraya girmez.

17-18 – Ama Allah’a karşı gelmekten çok sakınan ve gönlünü arındırmak için Allah yolunda mal harcayan ise ondan uzak tutulur.

19 – O, verdiğini kendisine yapılan bir iyiliğin karşılığı olarak vermez. Verdiğinden ötürü hiç kimseden mükâfat da beklemez.

20 – Sadece ve sadece yüce Rabbini razı etmek ister.

21 – Kendisi de ukbada elbet hoşnut olur.

➖DUHÂ SÛRESİ➖

Mekke’de nâzil olan bu sûre 11 âyettir. Adını ilk âyetinde geçen duhâ kelimesinden almıştır. Duhâ, güneşin kuşluk vaktindeki parlak hali ile ortalığa verdiği aydınlığa denir. Hz. Peygamber aleyhisselamın şahsiyetinden, Allah’ın ona lütfettiği dünya ve âhiret nimetlerinden bahsedip onun, bunlara olan şükrünü ilan etmesini hatırlatır.

Bismillâhirrahmânirrahîm.

1 – Güneşin yükselip en parlak halini aldığı kuşluk vakti hakkı için!

2 – Sükûnete erdiği dem gece hakkı için ki: [92,1-2; 6,96]

3 – Ey Resulüm! Rabbin seni terk etmedi, sana darılmadı da.

***

Nübüvvetin başlangıç döneminde, çok az da olsa vahyin kesintiye uğramasına işaret edilmektedir.

***

4 – Elbette senin için her zaman, işin sonu, başından daha hayırlıdır.

***

Bulunduğun her halin sonu, mesela hayatının başlangıcına nazaran peygamberlik dönemi, nübüvvetin başlangıcında vahyin gelişine nazaran muvakkat kesintisi, vahyin kesilişine nazaran tekrar böyle başlayışı hali, böylece bu sûrenin inişinden sonra, zamanla ulaşacağın her halin ardarda sonu, nihayet ölümden sonra âhiret nimeti, kısacası nübüvvetin başlangıcına nazaran sonrası, hayat ve ölümünde, bulunduğun ve bulunacağın her halin önüne nazaran sonu ve bütün dünyaya nazaran âhiret; senin için, öncesinden daima hayırlıdır. Yani sen daimî bir yükseliş kaydedeceksin.

***

5 – Elbette Rabbin sana ileride öyle ihsan edecek, ta ki sen de O’ndan ve verdiğinden razı olacaksın.

***

Peygamber Efendimize vaad edilen bu hoşnutluk hem dünya hem de âhiret yönündendir. Dünyada: İlahî feyizler, öncekilerin ve sonrakilerin ilimlerini bilme, fetihler ile dini yüceltmek, hakkı ve hayrı yaymada başarı, âhirette ise şefaat-ı uzmâ makamıdır. Bazı zatlara göre, Kur’ân’da en ümit veren âyet budur, zira kendisine ümmet olma şuur ve şerefini taşıyan kimseye şefaatçi olmadıkça Efendimizin razı olacağı düşünülemez.

***

6 – Seni yetim bulup barındırmadı mı?

7 – Seni dinin hükümlerinden habersiz bulup seçerek dosdoğru yola koymadı mı?

***

Hz. Peygamber (a.s.) hayatında hiçbir zaman akıl ve din yönünden sapık olmamıştır. Puta hiç tapmamış, Allah’ın birliğine küçüklüğünden beri inanmıştır. Ahlâk yönünden hep takdir edilmiştir. Fakat Peygamberliğinden önce sırf akıl ile idrâk edilmesi mümkün olmayan hak dini bilmiyordu. Bu dinin hükümlerinden habersizdi.

***

8 – Seni muhtaç bulup ihtiyacını gidermedi mi?

9 – Öyle ise, sakın yetimi güçsüz bulup hakkını yeme, sakın onu küçümseyip üzme!

10 – İsteyene de kaba davranma, onu azarlama!

11 – Rabbinin nimetlerini ise durmayıp söyle!

➖İNŞİRÂH SÛRESİ➖

Mekke’de nâzil olmuş olup 8 âyettir. Bu sûre adını ilk âyetinde geçen bir kelimeden almıştır. Allah Teâlâ’nın, Resulünün kalbini ferahlandırmasını ifade eden bu neşrah kelimesi sûrenin esas konusunu teşkil etmektedir. Çok ağır olup, onun belini çatırdatan risalet ve tebliğ meşakkati, Allah’ın ihsanı ile hafiflemiştir. Hz. Peygamber (a.s.)’a tâbi olarak tebliğ ve hakka hizmet vazifesini devam ettiren bütün Müslümanlara da bu sûre mühim bir kuvvet kaynağıdır.

Bismillâhirrahmânirrahîm.

1 – Biz senin göğsünü açıp genişletmedik mi?

***

Mirac gecesi Efendimiz Kâbe’nin yanında iken melekler tarafından göğsünün yarılıp zemzem suyu ile yıkanarak ilim ve hikmetle doldurulmasına işarettir.

***

2-3 – Senin belini çatırdatan o ağır yükünü indirmedik mi?

4 – Hem senin şanını yüceltmedik mi?

5 – Demek ki güçlükle beraber kolaylık vardır.

6 – Elbette, güçlükle beraber kolaylık vardır!

7 – O halde bir işi bitirince, hemen başka işe giriş, onunla uğraş.

8 – Hep Rabbine yönel, O’na yaklaş!

➖TÎN SÛRESİ➖

Mekke’de indirilmiş olup 8 âyettir. Bu sûre, adını ilk âyetinden almıştır. Allah Teâlâ bu sûrede insan nev’ini bütün yaratıkların en şereflisi kıldığını ve insanın âhirette Allah’ın huzurunda dünya hayatında yaptıklarından hesap vereceğini bildirmektedir.

Bismillâhirrahmânirrahîm.

1 – İncir ve zeytin hakkı için!

2 – Sina dağı hakkı için!

3 – Bu emin belde hakkı için ki:

4 – Biz insanı en mükemmel sûrette yarattık. [30,30; 17,70; 40,64]

***

İlk üç âyette Hz. Musâ, Hz. Îsâ, Hz. Muhammed (aleyhimü’s-selam) gibi ulü’l-azm peygamberlere vahiy gelen kutlu yerlere dikkat çekilmiştir.

***

5 – Sonra da onu en aşağı derekeye düşürdük.

6 – Ancak iman edip yararlı işler yapanlar müstesnadır. Onlara ise hiç eksilmeyen bir mükâfat vardır.

7 – Bütün bunlardan sonra ey insan, senin mahşere ve hesaba inanmana hangi engel kalabilir?

8 – Allah hakimlerin hâkimi değil midir?

***

Hz. Peygamber (a.s.m.) bu sûrenin sonunda: “Elbette! Ben de buna şahitlik edenlerde-nim!” denilmesini istemiştir. (Ebu Davud, İmam Ahmed).

➖ALAK SÛRESİ➖

Nübüvvetin başlangıcında Mekke’de indirilmiş olan bu sûre 19 âyettir. Bu sûre-i celilenin ilk beş âyeti, Kur’ân-ı Kerîm’den ilk nâzil olan kısmını teşkil eder. Sûre adını 2. âyette geçen el-alak kelimesinden almıştır. Bu kelime, “yapışkan, asılıp tutunan şey” demek olup, bundan maksat insanın, ana rahminin cidarına yapışan döllenmiş bir hücreden yaratıldığını hatırlatmaktır. Bu sûre-i şerife Hz. Peygamber (a.s.)’a vahyin gönderilmeye başlamasını, okumanın, yazmanın ve ilmin önemini vurgulayarak başlar. İkinci bölümde, zenginleşen kâfirde azıtma ve tuğyan damarının kabardığını, üçüncü bölümde ise, başlıca örneğini Ebû Cehil’de bulan azgınların, dinin direği olan namazı engellemeye çalıştıklarını ve onların müstehak oldukları cezaya çarptırılacaklarını bildirir.

Bismillâhirrahmânirrahîm.

1 – Yaratan Rabbinin adıyla oku,

2 – İnsanı (rahim cidarına) yapışan bir hücreden yaratan.

***

Genel olarak müfessirler alaka’nın çoğulu olarak alak kelimesine, “kan pıhtısı görünümünde olan döllenmiş hücre” anlamı verirler. Fakat Elmalılı M. H. Yazır, bu maddî mânadan başka kelimenin bir de: “ruhanî ve manevî olarak “alâka” gibi aşk ve sevgi mânası da olduğunu, dolayısıyla “alak”tan, “rabbanî bir izafetten ibaret olan ruhî ilişiğe kadar, insanın yaratılışının başlangıçlarını kapsayan, hem de okunan metnin ruhî bir sevgi ve alaka ile takip edilmesine bir uyarı ihtiva eden bir mâna düşünmenin mümkün olduğunu” yazar ki, güzel ve dikkate değer bir tefsirdir.

***

3 – Oku! Rabbin sonsuz kerem sahibidir.

4 – Kalemle yazmayı öğretendir.

5 – İnsana bilmediklerini öğretendir.

6-7 – Hayır! Rabbinin bunca nimetlerine rağmen kâfir insan, kendisini ihtiyaçsız zannetti diye azar.

8 – Ama dönüş elbette Rabbinedir!

9-10 – Baksana şu namaz kılan, o mükemmel kulu engelleyen kimseye,

11-12 – Ne dersin, o hidâyette olsa ve Allah’ı sayıp O’na karşı gelmemeyi tavsiye etse, ne iyi olurdu!

13 – Ne dersin, o kul, dini yalan saysa ve haktan yüz çevirse iyi mi olurdu?

14 – O bilmiyor mu ki Allah, olan biten her şeyi görür?

15-16 – Hayır! Hayır! Olmaz böyle şey! Eğer bu tutumundan vazgeçmezse, onu perçeminden tutup cehenneme sürükleriz. Evet, o yalancı ve suçlu perçeminden tutup sürükleriz!

17 – İstediği kadar grubunu yardıma çağırsın!

18 – Biz de Zebanîleri çağırırız!

19 – Hayır! Ona boyun eğme! Rabbine secde et, O’na yaklaş!

***

Bu âyeti okuyan veya dinleyenin tilavet secdesi yapması vaciptir.

➖KADİR SÛRESİ➖

Mekke’de nâzil olmuştur, 5 âyettir. Adını ilk âyette geçen Leyleti’l-Kadr, yani “Kadir gecesi” kelimesinden almıştır. Kadir: “Mevki, şeref, değer, azamet” mânalarına gelir. Kur’ân’ın vahyinin başlangıcından ve o gecenin büyük fazilet ve bereketinden, o gece kâinatı kaplayan ilâhî esenlikten bahseder. Kadir gecesinin hangi gece olduğu, kesin olarak bildirilmemiştir. Fakat ekserî âlimler, hadis-i şeriflerin delâletinden Ramazan ayının 27. gecesi olduğunu kabul etmiş olup bütün İslâm âlemi de bunu benimsemiştir. Kur’ân-ı Kerîm, kadir gecesinde Levh-i Mahfuzdan dünya semasına topyekün olarak indirilmiştir. Kur’ân’ın ilk parçası olan Ikra (Alak) sûresinin ilk âyetleri de Kadir gecesinde nâzil olmuştur. Kadir gecesi, içinde bu gece bulunmayan bin aydan daha faziletlidir. Bu gecenin fazileti hakkındaki hadislerden biri şöyledir: “Kim kadir gecesini, sevabını umarak ihlas ile ibadetle ihya ederse; geçmiş günahları affedilir.” Ramazanın başlangıcında ay takvimi esas alındığından kadir gecesi de yıldan yıla farklı gecelere gelmektedir. Bazı insanlar bu gecenin sabit kalması gerektiğini zannederek bu değişikliği anlamakta zorluk çekerler. Oysa işin gerçeği şudur: Hiç bir zamanın ve ya mekânın kendi mahiyetlerinden gelen (ontolojik) bir kutsallığı yoktur. Ancak onda gerçekleşen işlerle önem kazanırlar . Kadir gecesinden maksat, insanların her yıl Kur’an’ın gelişini istikbal etmeleri, onun dünyayı teşrifini -bir anlamda – yeniden hatırlayıp güncelleştirmeleridir. Böylece onu, hayatlarına hayat yapmalarıdır. Yüce Allah’ın hikmeti, bu pek büyük işevinden ötürü bu niyet ve gayretle yılda bir ihya edilen bu geceye, bin gece ibadet sevabı vermektedir. Sabit kalmamakla senenin bütün gecelerini de bu şerefe mazhar kılmaktadır.

Bismillâhirrahmânirrahîm.

1 – Biz Kur’ân’ı indirdik kadir gecesi. [44,3; 2,185]

2 – Bilir misin nedir kadir gecesi?

3 – Bin aydan daha hayırlıdır kadir gecesi!

4 – O gece Rab’lerinin izniyle Ruh ve melekler, her türlü iş için iner de iner…

5 – Artık o gece bir selamettir gider… Tâ tan ağarana kadar…

➖BEYYİNE SÛRESİ➖

Medine’de indirilmiş olup 8 âyettir. Adını ilk âyetinde geçen el-Beyyine (açık ve kesin delil) kelimesinden almıştır. Bu sûre-i celîle Ehl-i kitabın Hz. Peygamber (a.s.)’ın risaleti karşısındaki tutumlarını, Allah’ı tek İlah tanıyarak O’na halis ibadet etmenin gerekliliğini, müminlerle kâfirlerin âhiretteki durumlarını beyan eder.

Bismillâhirrahmânirrahîm.

1 – Gerek Ehl-i kitaptan olan kâfirler, gerek müşrikler kendilerine o açık ve kesin delil gelmedikçe, inkârlarından ayrılacak değillerdi. [3,105]

2-3 – O kesin delil de: İçinde hak, hikmet ve adaletin ifadesi olan yazılar ihtiva eden tertemiz sayfaları okuyan ve Allah tarafından gönderilen bir Resuldür. [80,13-16]

***

Açık ve kesin delil: Resulullah (a.s.m.)’dır. Onun tertemiz hayatı, dinin en bariz delilidir. Onun dürüst, güvenilir olup güzel ahlâkın bütün dallarında en mükemmel olması, ümmî olmasına rağmen ona Kur’ân gibi bir kitap verilmesi, bedevî bir toplumda tarihin en büyük ınkılabını gerçekleştirmesi, getirdiği inanç esaslarının, ibadetlerin, hükümlerin ve ahlâkî prensiplerin hep mâkul olması, ona tâbi olarak manevîyat, ahlâk ve bilimlerde muazzam ilerleme yapan yüz binlerce mükemmel insanın yetişmesi gibi yüzlerce husus düşünülürse Resulullahı tanıma vesilelerinin ne kadar fazla olduğu anlaşılır.

***

4 – Ehl-i kitap mensupları, o kesin delil gelinceye kadar bu konuda ihtilaf etmemişlerdi. [2,213.253; 3,19; 10,93; 42,13-15]

***

O gelince kimi inanmak, kimi reddetmek sûretiyle, onun hakkında ayrılığa düştüler. Oysa Ehl-i kitap daha önce böyle bir resulün geleceğini beklemekte ittifak içindeydiler.

***

5 – Halbuki onlara, şirkten uzak olarak yalnız Allah’a ibadet etmeleri, namazı hakkıyla ifâ etmeleri, zekâtı vermeleri emredilmişti. İşte sağlam, dosdoğru din budur! [21,25; 16,36]

6 – Gerek Ehl-i kitaptan, gerek müşriklerden olan kâfirler, hem de devamlı kalmak üzere cehennem ateşindedirler. Onlar bütün yaratıkların en şerlisidirler.

7 – Ama iman edip, yararlı işler yapanlar ise bütün yaratıkların en hayırlı olanlarıdır.

8 – Bunların Rab’leri nezdindeki ödülleri; içinden ırmaklar akan, hem de devamlı kalmak üzere girecekleri, Adn cennetleridir. Allah onlardan, onlar da Allah’tan râzı olmuşlardır. İşte bu rıza makamı da Rabbine saygı duyanlarındır.

➖ZİLZÂL SÛRESİ➖

Medine’de indirilmiş olan bu sûre 8 âyettir. Mekke’de nâzil olduğunu kabul edenler de vardır. Sûre adını, birinci âyetinde geçen fiilin masdarından almıştır. “Deprem” mânasına gelmektedir. Kıyametten hemen önce gelecek olan şiddetli depremden, daha sonra bütün ölülerin kabirlerinden çıkıp hesap vereceklerinden bahseder.

Bismillâhirrahmânirrahîm.

1 – Yer o müthiş depremiyle sarsıldığı zaman…

2 – Ve yer bağrındaki ağırlıklarını çıkardığı zaman…

3 – İnsan şaşkın şaşkın: “Ne oluyor buna!” dediği zaman…

4 – İşte o gün yer, üstünde olan biten her şeyi anlatır:

***

Hz. Peygamber (a.s.) bir hadis-i şerifinde bu âyetin açıklanması ile ilgili olarak şöyle buyurmuştur: “Yeryüzünün haber vermesi, her erkek ve kadının, kendisinin üzerinde neler işlediklerini haber verip şahitlik etmesidir, “Şu ve şu günlerde şunu, şunu işlediniz!” demesidir. Yerin konuşması mecazdır diyen müfessirlerin yanında, Allah dilerse gerçekten de konuşturur, diyenler de vardır.

***

5 – Çünkü Rabbin ona bunları vahyeder.

6 – İşte o gün bölükler halinde insanlar, kabirlerinden çıkıp divan dururlar, ta ki yaptıklarının karşılığını görüp alırlar.

7 – Zerre ağırlığınca hayır yapan onu bulur,

8 – Zerre ağırlığınca şer yapan da onu bulur.

***

Zerre: Görünür görünmez derecede gayet küçük karınca, güneş ışınında sezilebilen zerrecikler demektir. Burada maksat, beşer duyusunun ilgilenebileceği en küçük şeyle, sorumluluğun asgarisini bildirmektir. Asıl maksat, en küçük bir hayr veya şerrin Allah nezdinde kaybolmayacağını açıklamaktır.

➖ÂDİYÂT SÛRESİ➖

Mekke’de indirilmiş olup 11 âyettir. Sûrenin ilk âyetinde geçen ve “cihad meydanında nefes nefese koşan atlar” mânasına gelen el-Âdiyât kelimesi, ona isim olmuştur. İnsanlarda yaygın bazı karakterler vurgulanarak, sinelerde saklı olan şeylerin bile açığa çıkarılacağı mahşer günü hatırlatılır, insanın o güne göre kendisini ayarlaması ders verilir.

Bismillâhirrahmânirrahîm.

1 – Gazilerin nefes nefese koşan,

2 – Koşarken tırnaklarıyla kıvılcımlar saçan,

3 – Sabah erkenden baskın basan,

4 – O esnada tozu dumana katan,

5 – Derken düşman kuvvetinin ortasına dalan atlarının hakkı için ki:

6 – Gerçekten insan, Rabbine karşı çok nankördür!

***

Bu sûrenin nâzil olduğu Mekke döneminde Müslümanlara ait, harp için hazırlanmış ne at, ne de silah bulunmadığından bu âyetlerin gelecek dönemle ilgili olduğu düşünülebilir. Dolayısıyla harıl harıl koşan atlar gibi harıl harıl çalışarak düşmana hücum eden motorlu akın vasıtalarını, tepkili uçakları, ateş saçan silahları da kapsadığı düşünülebilir. Gerçekten bu sûre gibi birçok sûrede çok kapsamlı lafızlar mevcut olup bunlar, geniş tefsirlere imkân vermektedir.

***

7 – Kendisi de buna şahittir.

8 – Ondaki mal hırsı pek şiddetlidir.

9-10 – Peki o insan, kendisinin ve malının âkıbetini hâlâ bilip anlamayacak mı? Kabirlerde olanlar diriltilip dışarı atıldığı zaman, sinelerin içinde bulunan her şey derlenip ortaya konulduğu zaman,

11 – İşte bilhassa o gün, Rab’leri, onların bütün yaptıklarından haberdardır.

***

Allah o gün insanın yaptığı her şeyi ortaya dökecektir. İnsana düşen, inkâr edip hırsla mala bağlanmak değil, böyle bir gün için hazırlık yapmaktır. [1,4]

➖KÂRİ’A SÛRESİ➖

Mekke’de indirilmiştir, 11 âyettir. Kıyametin bir sıfatı olan ve ilk âyetinde geçen kelime, sûreye isim olmuştur. Kıyametin dehşetini ve iyilerle kötülerin âkıbetlerini beyan eder.

Bismillâhirrahmânirrahîm.

1 – Kâri’a,

2 – Nedir o kari’a?

3 – Kâri’ayı, o kapıları döven ve dehşetiyle kalplere çarpan o kıyamet felaketini sen nereden bileceksin ki!

4 – O gün insanlar uçuşan kelebekler gibi şuraya buraya fırlatılır.

5 – Dağlar atılmış yüne döner,

***

Buraya kadar, kıyamet kopmasının birinci safhasından bahsedildi. Bu âyetten itibaren diriliş sonrası ikinci safha gelmektedir.

***

6 – Artık kimin tartıları ağır basarsa,

7 – Memnun kalacağı bir hayata girer.

8 – Kimin tartıları da hafif gelirse,

9 – Onun barınağı da Haviye olur.

10 – Onun ne olduğunu bilir misin?

11 – Haviye bir ateştir; kızgın mı kızgın!

➖TEKÂSÜR SÛRESİ➖

Mekke’de nâzil olmuş olup 8 âyettir. Medine’de indirildiği de nakledilir. Sûre adını ilk âyetinden almıştır. İnsanların geçici dünya menfaatlerine hücum etmelerinin mânasızlığı, böyle yapmanın kendilerini, yaratılışın esas ve yüksek gâyelerinden alıkoyacağı bildirilir.

Bismillâhirrahmânirrahîm.

1 –2– Dünyalıklarla böbürlenmek, oyaladı sizleri, Tâ boylayıncaya kadar kabirleri!

***

Kur’ân’ın kötülediği, mutlak çoklukla gururlanma değildir. Belki ilimde, taatte, güzel ahlâkta çoklukla sevinme mümkündür ve hayırların aslı odur. Onun için et-Tekâsür’deki eliflam istiğrak değil, ahd-i sabık içindir ki o da geçici dünya zevkleriyle çok öğünmedir.

***

3 – Hayır (geçici dünya zevklerine bağlanmak doğru değil, sakının bundan) ileride bileceksiniz!

4 – Evet, evet! İleride bileceksiniz!

5 – Sakının bundan! Eğer kesin bir tarzda (ilmelyakin) bilseydiniz böyle yapmazdınız.

6 – Siz cehennemi göreceksiniz.

7 – Evet, evet onu mutlaka gözlerinizle göreceksiniz!

8 – Sonra o gün nimetlerden hesaba çekileceksiniz!

***

Zübeyr (r.a.) Hz. Peygambere: “Bize hangi nimetler sorulacak: Bütün yiyeceğimiz iki kara şeyden (hurma ve sudan) ibaret. Kılıçlarımız ise her zaman yanımızda (sürekli tehlike içindeyiz) diye sorunca O: “Haberiniz olsun ki ileride, nail olacağınız birçok nimetler olacaktır” buyurdu.

➖ASR SÛRESİ➖

Mekke’de nâzil olan bu sûre 3 âyettir. Adını ilk âyetinden alır. Bu veciz sûre, İslâmı iki satırda özetlemektedir. Allah Teâlâ birinci âyette “asr”a dikkat çekmekte, onun önemini hatırlatmaktadır. Asr sözlükte; dehr, süresiz zaman, gece ve gündüz, ikindi vakti, herhangi bir şeyin muayyen vakti, insan toplumu, yağmur gibi çok çeşitli mânalara gelebilir. Tefsirciler daha çok “ikindi vakti ve ikindi namazı, mutlak zaman, özellikle Hz. Muhammed (a.s.)’ın asrı, âhirzaman” mânaları üzerinde dururlar.

Bismillâhirrahmânirrahîm.

1 – Zaman hakkı için:

2 – İnsanlar hüsranda.

3 – Ancak şunlar müstesna: İman edip yararlı işler yapanlar, Bir de birbirlerine hakkı ve sabrı tavsiye edenler.

***

İmam Şafii (r.a.) şöyle demiştir:  “Kur’ân’dan başka hiçbir sûre nazil olmasaydı şu pek kısa sûre bile, insanların dünya ve âhiret mutluluklarını te’mine yeterdi. Bu sûre Kur’ân’ın bütün öğrettiklerini kucaklıyor.”  Onun içindir ki Ashabdan iki kişi birbirine kavuşunca, biri diğerine Asr sûresini okumadan, sonra da selam vermeden ayrılmazlardı.

➖HÜMEZE SÛRESİ➖

Mekke’de indirilmiş olup 9 âyettir. Adını ilk âyetinden almıştır. İnsanları ayıplayıp hakaret etmenin çirkinliğini ve onları bekleyen cehennemin dehşetlerini tasvir eder.

Bismillâhirrahmânirrahîm.

1 – Vay haline her hümeze ve lümeze’nin!

***

Yani insanları arkadan çekiştiren, küçük düşüren, kaş göz hareketleriyle eğlenenlerin!

***

2 – Böylesi, mal yığar ve onu sayar durur.

***

Bu âyetten anlaşılıyor ki, o kişinin alaycı tavrı, servet sahibi olmasından ileri gelmektedir. Mal yığma, bir de onu tek tek sayıp öğünme her ikisi de mala perestiş etme ve fakat bu malı kendisine nasib eden Allah’ın rızası için muhtaç insanlara ve diğer hizmet yerlerine harcamamayı iyice resmeder.

***

3 – Malının kendisini ebedî yaşatacağını sanır.

4 – Hayır! (Vazgeçsin bu hülyadan, malı kendisini kurtaramaz) Mutlaka o Hutame’ye fırlatılır.

5 – Bilir misin Hutame nedir?

6-7 – Allah’ın tutuşturulmuş bir ateşidir. Bir ateş ki ta kalplere kadar işleyip yakar.

***

Kalb diye çevirdiğimiz kelime âyette fuâd olup, maddî bedene kan ve hayat gönderen maddî kalb için değil de inanç, fikir, düşünce, hissiyat gibi düşüncelerin merkezi olan manevî latife hakkında kullanılır. Herhangi bir şeyin bütün kalbi kaplaması azabın şiddetini gösterir.

***

8-9 – Bu ateş mahzeninin kapıları, üzerlerine kapatılacaktır. Kendileri de uzun sütunlara bağlı bırakılacaklardır.

➖FÎL SÛRESİ➖

Mekke’de nâzil olan bu sûre 5 âyettir. Sûre, adını ilk âyetinden almaktadır. Allah’ın dinine karşı çıkanların âkıbetlerinin hüsran olduğunu, Kâbe’yi yıkmaya gelen Ashab-ı Fil’in hüsranını misal vererek beyan buyurur.

Bismillâhirrahmânirrahîm.

1 – Rabbinin Ashab-ı Fil’e ettiklerini görmedin mi?

2 – Onların hile ve düzenlerini boşa çıkarmadı mı?

3 – Üzerlerine ebabili, sürü sürü kuşları salıverdi.

4 – Bunlar onlara pişkin tuğladan yapılmış taşlar atıyorlardı.

5 – Derken onları kurt yeniği ekin yaprağına çeviriverdi.

***

Bu olay kesin mûcizelerdendir. Tabiatla izah edilemez. Nakil yönünden de kesindir. Zirâ Hz. Peygamber bu sureyi okuduğunda Mekke’de 40 yıl önce olmuş bu olayı gören çok kimse vardı. Bunca aleyhtarlıklarına rağmen onu tenkid etmeye yeltenen kimse çıkmadı.

KUREYŞ SÛRESİ

Mekke’de indirilmiş olup 4 âyettir. İlk âyetinde Kureyş’ten bahsettiği için bu isim verilmiştir. Bir önceki Fil sûresindeki konu ile sıkı irtibatı olup onun devamı gibidir. Kâbe’ye sahip çıkıp onu korumaları sebebiyle Kureyş’in nail oldukları nimetleri bildirmektedir. Mekkeliler yazın Şam, kışın Yemen tarafına ticaret kervanları düzenlerlerdi. Kâbe’ye hizmet ettikleri için diğer Araplar onlara saygı duyuyor, onların seferlerini güvenlik içinde yapmalarına yardımcı oluyorlardı. Fîl hadisesinden sonra bu güven ve saygı daha da arttı. Bütün bunlar Hz. İbrâhim (a.s.)’ın duası, Hz. Muhammed (a.s.)’ın bereketi sayesinde olmuştu.

Bismillâhirrahmânirrahîm.

1 – Kureyş’in güven ve barış anlaşmalarından faydalanmalarını sağlamak için,

2 – Kış ve yaz seferlerinde faydalandıkları anlaşmaların kadrini bilmiş olmak için,

3 – Yalnız bu Ev’in (Kâ’be’nin) Rabbine ibadet etsinler!

4 – Kendilerini açlıktan kurtarıp doyuran, korkudan emin kılan Rab’lerine kulluk etsinler!

➖MÂ’ÛN SÛRESİ➖

Mekke’de nâzil olan bu sûre 7 âyettir. Adını “yardımlaşma” mânasına gelen son âyetinden ve sûreye genel olarak hâkim olan konudan almıştır. Dine ve yapılan işlerin âhirette karşılığının alınacağına iman etmenin esas olduğunu ve toplumda dayanışma ve yardımlaşmanın şart olduğunu vurgular.

Bismillâhirrahmânirrahîm.

1 – Baksana şu dini, mahşer ve hesabı yalan sayana!

2 – O, yetimi şiddetle itip kakar.

3 – Muhtacı doyurmayı hiç teşvik etmez.

4 – Vay haline şöyle namaz kılanların:

5-7 – Ki onlar namazlarından gafildirler (Kıldıkları namazın değerini bilmez, namaza gereken ihtimamı göstermezler). İbadetlerini gösteriş için yapar, zekât ve diğer yardımlarını esirger, vermezler. [4,142; 4,38; 2,264; 8,47]

***

Namazdan gafil olmak: Ona gereken önemi vermemek, vaktinin geçip geçmediğine pek aldırmamak, namazın mânasından gaflet, dolayısıyla kıldığı namazların kendisi üzerinde güzel tesirlerin, olumlu neticelerinin bulunmaması anlamlarına gelir. Namazda farkında olmadan zihnin başka düşüncelere dalması insanın elinde değildir. Bununla beraber, insan dikkatini toplamaya gayret etmelidir. Bu sûre âhirette hesap vermeye inanmanın başlıca iki alameti olarak namazı gereğince yerine getirme ve toplumsal yardımlaşmayı gerçekleştirme üzerinde yoğunlaşmaktadır.

➖KEVSER SÛRESİ➖

Mekke’de nâzil olan bu sûre Kur’ân-ı Kerîm’in vahyin başlangıç döneminde indirilen sûrelerindendir. Kur’ân’ın en kısa sûresi olup 3 âyettir. Yüce Allah’ın, Resulüne lütfettiği feyiz ve bereketi, beşeriyetin gönlünde nail olduğu saltanatı beyan eder.

Bismillâhirrahmânirrahîm.

1 – Biz gerçekten sana verdik kevser!

2 – Sen de Rabbin için namaz kıl ve kurban kesiver! [22,34]

3 – Doğrusu, seni kötüleyendir ebter!

***

Kevser: Çok hayır demek olup risalet, Kur’ân, şefaat makamı, ilim gibi hususları da kapsar. Kevser, ayrıca cennette Peygamberimize verilecek olan bir havuz olup onun ümmeti oradan su içecektir. Kâfirler; Efendimizin maddî, özellikle manevî neslinin kesileceğini, adının sanının unutulacağını bekleyerek böyle söylemişlerdi. Ama her nesilden yüz milyonlarca ümmeti, başta Haremeyn-i Şerîfeyn’deki mescidler olarak bütün dünyadaki milyonlarca mescidi dolduran Müslüman cemaat, bu sûrenin ifade ettiği ilahî bereketin pek çarpıcı bir örneğidir.

➖KÂFİRÛN SÛRESİ➖

Mekke’de nâzil olmuş olup 6 âyettir. Bu sûre, adını ilk âyetinden almaktadır. Müslümanların kâfirler karşısında kesin kararlı olarak tevhide sarılmalarını, bununla beraber kâfirleri, dini kabul etmeye zorlamayıp kendi tercihlerine bırakmalarını bildirir. Müşrik yerine kâfir kelimesi kullanılarak Hz. Peygamberin dinine inanmayan bütün gruplara hitab edilmektedir. Kâfir kavramı hakaret anlamı taşımaz. Kâfirler “Hz. Muhammed’in elçiliğini inkâr edenler ve getirdiği buyruklarından yüz çevirenler” demektir. Muaviye el-Eşcaî’nin babası Hz. Peygamber (a.s.m.)’a: “Ya Resulellah! Uyumak istediğimde ne söyleyeceğimi bana öğretir misin?” diye sorunca o şöyle buyurdu: “Kul yâ eyyuhe’l-kâfirûn sûresini okuduktan sonra uyu! Çünkü bu sûre şirkten kurtuluştur.” (Ebû Davud, Tirmizî).

Bismillâhirrahmânirrahîm.

1 – De ki: Ey kâfirler!

2 – Ben sizin ibadet ettiklerinize ibadet etmem.

3 – Siz de benim ibadet ettiğime ibadet etmiyorsunuz.

4 – Ben sizin ibadet ettiklerinize asla ibadet edecek değilim!

5 – Siz de benim ibadet ettiğime ibadet etmezsiniz!

6 – O halde sizin dininiz size, benim dinim bana.

➖NASR SÛRESİ➖

Medine’de nâzil olan sûre 3 âyettir. Zafer mânasına gelen Nasr sûresi, adını ilk âyetinden almaktadır. Hz. Peygamberin tebliğinin gayesine ulaştığını, dolayısıyla dünyadaki görevinin tamamlanıp Yüce Dosta (Refik-i A’lâ’ya) dönme zamanı geldiğini beyan buyurur. Fetih yani zaferden maksat Mekke’nin fethi olup hicri 8. yılın Ramazan ayında gerçekleşmiştir. 10. yılın Rebiülevvel ayında da Efendimiz âhirete irtihal etmişlerdir. İbn Abbas (r.a), çocuk sayılacak yaşta olmasına rağmen, Hz. Ömer (r.a), onu istişare meclisine çağırır, ashabın büyükleri bunu tuhaf bulurlardı. Bir gün mecliste: “Nasr sûresi hakkında ne dersiniz?” diye sordu. Çeşitli cevaplar verildi. Sonra İbn Abbas’a sordu. “Resulullahın vazifesinin tamamlanıp ecelinin yaklaştığı bildiriliyor” dedi. Hz. Ömer cevabını takdir edip: “Hâlâ bu gencin toplantımıza katılmasına itiraz eden var mı?” dedi.

Bismillâhirrahmânirrahîm.

1 – Allah’ın yardım ve zaferi geldiği zaman,

2 – Ve insanların kafile kafile Allah’ın dinine girdiklerini gördüğün zaman,

3– Rabbine hamd ile tesbih et ve O’ndan af dile. Çünkü O tevvabdır, tövbeleri çok kabul eder.

***

Yüce Allah, Peygamberimizi günahtan korumuştur. Onun istiğfar etmesi, insanlara istiğfar etmenin ne kadar gerekli olduğunu ders vermesi, ümmetinin günahları için Allah’tan af dilemesi ve devamlı manevî terakkî halinde olması itibarıyla, son durumuna göre bir önceki makamını eksik bulması ve nadiren daha evlâ olanı terk etmesi yönlerinden olmuştur.

➖TEBBET (MESED) SÛRESİ➖

Ayrıca Mesed veya Leheb sûresi olarak adlandırılan bu sûre, Mekkî dönemin başlangıcında nâzil olan sûrelerdendir. Hak dine düşmanlık etmesi sebebiyle kin ve hasedinden yanan, böylece varacağı ebedî cehenneme girmeden, dünyada aleve giren ve “ateşlik” mânasına gelen Ebû Leheb ile eşinin şahsında din düşmanlarının âkıbetini bildirir. Ebû Leheb’in âkıbetini ve kâfir olarak öleceğini senelerce önce haber vermektedir. Ebû Leheb, hastalığı sebebiyle katılmadığı Bedir savaşında Mekkelilerin yenilmesine o kadar üzüldü ki bir hafta sonra ibret olacak şekilde öldü.

Bismillâhirrahmânirrahîm.

1 – Yok olsun Ebû Leheb, zaten yok oldu da!

2 – Ona ne malı, ne de yaptığı işler fayda verdi!

3 – O, alev alev yükselen ateşe girecek,

4-5 – Eşi de boynunda bükülmüş urgan olarak, o ateşe odun taşıyacak.!

***

Ebû Leheb’in, Ebû Süfyan’ın kızkardeşi olan eşi Ümmü Cemil de kocasından geri kalmayan bir düşmandı. Diken toplayıp Resulullahın yoluna saçardı. Âhiretteki âkıbetini de kendisi istemiş olarak, kendini yakacak olan odunu taşıma işini devam ettirecektir.

➖İHLÂS SÛRESİ➖

Mekke’de nâzil olmuş olup 4 âyettir. İlk vahyedilen sûrelerden olan bu sûre, adını konusundan alır. Kur’ân’ın hülâsası ve halis tevhidi ortaya koyması ile ihlâs adı verilmiştir. Bu sûre şirkin her çeşidini pek özlü bir şekilde reddetmektedir. Hz. Peygamber (a.s.m.) şöyle buyurmuştur: “Bir kimse Kul huvallahu ehad sûresini okursa, Kur’an’ın üçte birine denk gelir.” (Buharî ve Müslim). Maksud şu olabilir: Bu sûreleri bütün incelikleriyle duyarak okuyanlar, o ölçüde sevaplara nail olurlar. Vallahu a’lem.

Bismillâhirrahmânirrahîm.

1 – De ki: O, Allah, gerçek İlahtır, Bir’dir.

2 – Allah Samed’dir.

***

Samed: “Tam, eksiği olmayan, her şey Kendisine muhtaç olduğu halde, Kendisi hiçbir şeye muhtaç olmayan” demektir.

***

3 – Ne babadır, ne çocuk! [6,101; 19,88-90; 21, 26-27]

4 – O’nun hiçbir dengi de yoktur.

➖FELAK SÛRESİ➖

Mekke’de nâzil olmuştur, 5 âyettir. Medine’de nâzil olduğunu kabul edenler de vardır. Adını, ilk âyetinde geçip sabah mânasına gelen Felak kelimesinden almıştır. İnsanların, kendilerine gelebilecek her türlü kötülükten Allah’a nasıl sığınıp, nasıl O’nun himayesine girebileceklerini öğretmektedir. Hz. Aişe (r.a.) şöyle demiştir: “Hz. Peygamber (a.s.m.) herhangi bir ağrı veya sızıya maruz kaldığında Muavvizeteyn’i (Felak ve Nas sûrelerini) okuyup kendi üzerine üflerdi.” (İmam Malik’in “Muvatta”ı ve İmam Ahmed)

Bismillâhirrahmânirrahîm.

1 – De ki: Sabahın Rabbine sığınırım:

2 – Yarattığı şeylerin şerrinden,

3 – Karanlığı çöktüğü zaman gecenin şerrinden,

4 – Düğümlere üfleyip büyü yapan büyücü kadınların şerrinden,

5 – Ve hased ettiği zaman hasetçinin şerrinden.

➖NÂS SÛRESİ➖

Mekke’de nâzil olmuş olup 6 âyettir. Medine’de nâzil olduğunu kabul edenler de vardır. Adını, bu suredeki âyetlerin sonlarında tekrarlanan ve “insanlar” mânasına gelen nâs kelimesinden almıştır. Bu, önceki Felak sûresinin devamı mahiyetinde olup, Yüce Rabbimizin himayesini celbeden duayı öğretmektedir.

Bismillâhirrahmânirrahîm.

1 – De ki: İnsanların Rabbine,

2 – İnsanların yegane Hükümdarına,

3 – İnsanların İlahına sığınırım:

4 – O sinsi şeytanın şerrinden.

5 – O ki insanların kalplerine vesvese verir,

6 – O şeytan, cinlerden de olur, insanlardan da olur. [6,112]

《30.Cüz Sonu》

Bu yazı 43 kez okundu