51-) Dinî Şeriat’a nasıl itaat veya isyan olur, aynı şekilde Şeriat-ı Fıtriye’ye de itaat ve isyan olur.

Dinî Şeriat’a nasıl itaat veya isyan olur, aynı şekilde Şeriat-ı Fıtriye’ye de itaat ve isyan olur. Dinî Şeriat’a itaat veya isyanın karşılığı genellikle Âhiret’e bırakılırken, Şeriat-ı Fıtriye’ye itaat ve isyanın karşılığı genellikle dünyada görülür. [Sözler, “Lemeât”]

HAYAT, MUSİBETLER VE İKİ ŞERİAT

Din’e, Allah tarafından Din veya Din’e dâhil olarak gönderilen Şeriat’a itaat da mümkündür, isyan da. Yani insan, iradesi dâhilinde olarak bu Şeriat’a uyar veya uymaz. Bu itaat veya isyanın sahası, kişinin Allah’a karşı, derece derece diğer insanlara karşı, kendisine karşı, hayvanlar gibi diğer varlıklara ve çevreye, bir diğer ifadesiyle, ekosisteme karşı vazife ve sorumluluklarıyla alâkalıdır. Dolayısıyla, bu itaat ve isyanın dünyaya ait sonuçları ve müeyyideleri de (yaptırımları) elbette bulunmakla birlikte, onun sevap ve günah mahiyetiyle asıl karşılığı Âhiret’te görülür. Görülür de, ya farklı takabaları veya mükâfat boyutlarıyla Cennet ya da yine ya farklı tabakaları veya azap boyutlarıyla Cehennem olarak tecelli eder. Bazen söz konusu itaat veya isyanda, itaat veya isyana konu hüküm veya kaidenin mahiyetine göre hem dünyevî, hem de Uhrevî karşılık birleşir. Meselâ, namuslu insanlara iftiranın dünyevî karşılığı olduğu gibi, tevbe ile Allah’ın mağfiretine müracaat edilmemesi ve kendisine iftira atılan kişiden helâllik alınmaması durumunda uhrevî karşılığı da olacaktır. Bundan dolayı, İslâm’da “günah” kavramı, Hıristiyanlık’ta olduğu gibi sadece dar anlamda Din’e ait emir ve yasakların işlenmesi veya Allah’a karşı vazifeleri yerine getirmemekle alâkalı değildir. İnsanın sorumluluk sahasına giren her sahadaki isyanı “günah” kavramının içine girer.

İşte, nasıl Dinî veya Din’e ait Şeriat’ın hükümlerine itaat veya isyan olur, bunun gibi Şeriat-ı Fıtriye veya Tekvîniye’nin hükümlerine de itaat veya isyan olur. Çiftçinin toprağı vaktinde ve usulüne göre sürmesi bu Şeriat’a itaat, bu konudaki ihmali isyandır. Talebenin başarılı olması için çalışması, geçimi için insanın helâlinden kazanması, meşrû hedefe ulaştıracak meşrû yolun takip edilmesi, hastalık zemin ve şartlarından uzak durulması, bu Şeriat’ın hükümlerine itaat, bu hususlardaki ihmaller, terkler, yanlış davranmalar, isyandır. İşte, sabır ve sebatın mükâfatının genellikle zafer; sabırsızlığın, bir hedefe ulaşmada geçilmesi gereken merhalelere riayet edilmemesinin cezasının hüsran; çalışmanın mükâfatının servet, tembelliğin cezasının fakirlik veya başarısızlık olması gibi, bu Şeriat’a itaat veya isyanın da karşılığı vardır ve bu karşılık, genellikle dünyada görülür. Bununla birlikte, meselâ sağlığımızı korumama veya hastalandığımızda tedavi yollarına başvurmama gibi bize emanet edilen vücudumuza ait vazifelerimizde bu Şeriat’a ait hükümlere uymada yapılan ihmal ve hataların karşılığı Âhiret’te de görülür. Aynı şekilde ve özellikle Din’e hizmette ve İslâm’ın onurunu ve galibiyetini korumada da bu Şeriat’a dâhil hükümler vardır ki, bunlara uyup uymamanın karşılığı, yine hem dünyada, hem Âhiret’te görülür. Kısaca, bazen bir hususta her iki Şeriat’ın hükümleri ve bu hükümlere uyup uymamanın karşılığı birleşir.

Müslümanlar, son birkaç asırda her iki Şeriat’ın hükümlerini yerine getirmede gösterdikleri büyük ihmaller ve isyanlar sebebiyledir ki, düşmanları karşısında mağlûp duruma düşmüşlerdir. Yoksa Cenab-ı Allah’ın “Allah, mü’minler üzerinde kâfirlere asla yol vermeyecektir.” (Nisâ Sûresi/4: 141) va’di ve “Ey iman edenler! Siz, kendinize bakın; eğer siz üzerinde bulunduğunuz yolda gerçekten dosdoğru gidiyor ve o yolun hakkını veriyorsanız, sapıp gidenlerin sapması size zarar vermez.” ( Mâide Sûresi/5: 105.) beyanı, açıkça ortadadır. Dolayısıyla, Müslümanların içinde bulundukları durumdan kurtulma-ları, söz konusu ihmal ve isyanlarını telâfi ile her iki Şeriat’ın hükümlerine uymaya bağlıdır.

| Risale-i Nûr’da Küllî Kaideler-1 | Ali Ünal |

Bu yazı 22 kez okundu