57-Özgürlük Tesellisi

Bryan Magee’nin The Story Of Philosophy’den bir not: “Leibniz’e göre özgür iradenin, dolayısıyla zulmün ve kötülüğün de bulunduğu bir dünya, özgür iradenin bulunmadığı ve hiç bir kötülüğün olmadığı bir dünyadan daha iyidir. Kusursuz bir varlık olan Tanrı’nın neden bunca kötülüğün olduğu bir dünya yarattığının açıklaması budur. “

Nazi Almanyası döneminde Leni Riefenstahl tarafından çekilmiş, bir Nazi propagandası olan, ari ırkın Yahudiler den farklı ve üstün olduğunu anlatan İradenin Zaferi isimli belgesel güzel midir? Bu belgesel için, film tekniği açısından güzel bir sanat eseri ve yönetmeninin başarılı bir yönetmen olduğunu söyleyen birine rastladığımızda, ona ne demeliyiz? Evet, bir belgesel yüksek bir estetik değere sahipken, aynı zamanda düşük bir ahlaki değere sahip olabilmektedir. Biz onu film olarak düşündüğümüzde, estetik değerini yani güzelliğini yadsıyamayız. Film olarak filmin güzelliği, onun ahlaki başarısıyla ters düşebilmektedir. ‘Dünya olarak dünya’da içerisinde yaşanan her türlü hadiseyle birlikte güzeldir. Ama bu, içinde yaşayan herkesin adil ve ahlaklı; yaşanan her şeyin adalet ve ahlak üzere olduğunu göstermez.

Dünya için ahiret, sanatçı için sanat eseri neyse, soru için de cevap odur. Cevap, soru’nun ahiretidir. Hayatımız sınavlarda önümüze çıkan sorulara cevap aramakla geçtiği için, soruların kıymetini değil, cevapların değerini biliriz. Oysa bazı sorular vardır ki, onlar soru olarak, yanıtından bağımsız bir şekilde değerlidirler. ‘Soru olmak bakımından’ sorunun güzelliği, onu yanıta çevirmek yoluyla keşfedilemez. Soru, yanıta çevrildiğin de artık soru değildir ki, onun değerini yanıtında görebilelim.

Tabiattaki sanatın birtakım ölçüleri vardır. O ölçülere uymayan bir çakıl taşı veya bir ot bile gösterilemez. Burada bir sanat gayesi güdülmemiş, hiçbir estetik yok, diyebileceğimiz herhangi bir örnek yoktur. Bazı şeyler eğri, çirkin ve hatalı görünebilir. Ama o eğrilikler ve çirkinliklere bir uzman baktığın da o çirkinliğin esasında bir güzellik, o eğriliğin ise bir düzen olduğuna kanaat getirilir. Dışarıdan ve yüzeysel bir gözle bakarak keşke dünya tam yuvarlak olsaydı, bu elips halindeki eğrilik olmasaydı diye düşünebiliriz. Dünyanın elips şeklindeki büyük hikmetleri, büyük sanatı ve külli faydaları anlayan biri ise, tam yuvarlak olması yerine bu şeklin daha harikulade olduğunu söyleyecektir. Sanattan yoksun görülen bir takım şeyler, bakış açısının darlığından ve bilgi eksikliğinden öyle görünmektedirler. Dar bakışın en mühim sebeplerinden biri olaylara ve eşyaya nefsin penceresinden bakılıyor olmasıdır. Nefsin hoşuna gitmeyen şey ‘çirkin, kötü veya şer’ etiketlerini hak etmiş olmaz.

Allah her şeyi güzel yaratmıştır ancak bazı şeylerin güzelliğini herkes fark edemez. Bazı böcekleri çirkin bulabiliriz. Bunu da mı Allah yaratmış, Allah’ın sanatında böyle, karışıklık, eğri büğrülük ve biçimsizlik olur mu, diye düşünebiliriz. Ancak bütüncül bir nazarla bakıldığında onun da mükemmel olduğunu, kendi içinde özel bir biçime sahip olduğunu; dışarıdan çirkinlik olarak algılanan görünümünün, tabiattaki çok önemli dengelere hizmet ettiğini ve kendisinden başka varlıkların hayatının devamına ve diğerlerinin güzelliklerinin açığa çıkmasına yardımcı olduğunu anlarız. Bedendeki bazı organları ve işlevlerini tiksinti verici bulabiliriz. Ancak onlar da yaşam için diğer organlar kadar gereklidirler ve bedenin güzelliğini tamamlayan unsurlardandırlar. Bedenimizde kimi uzun kimi kısa, kimi eğri kimi düz yaklaşık iki yüz yedi adet kemik bulunmaktadır. İlk bakışta ölçüsüz ve biçimsiz sayıla bilecek bu parçalardaki hikmetler, faydalar, düzen ve uyum harikuladedir ve sayılamayacak kadar çoktur. Bugüne kadar lambaların odalardan daha küçük olduğunu yüz binlerce kez tecrübe etmiş ve bunun aksini görmemiş insanlar olarak; güneş sisteminin tasarlanması bize verilmiş bir görev olsaydı, ısı ve ışık kaynağımız olan güneşi dünyadan daha küçük olarak belirlerdik. Ancak bu küçük varlığın bu büyük gezegeni döndürememesi sorunuyla karşı karşıya kalırdık. Anne karnındayken bedenimizin oluşumu bize bırakılsaydı, orada görülecek şeyler, işitilecek sesler ve yürünecek yollar olmadığından, kulak, göz ve ayaklarımızı lüzumsuz bulup onları istemeyecektik. Başımıza gelen musibetler hakkın da yaptığımız yorumlar da, bir sonraki safhaları bilmediğimiz için, böyle hatalı ve eksiktir.

İnsanın başından geçen hadiseler de böyledir. En’am Sûresi’nin 59. Ayeti’nde belirtildiği gibi, Rabbimizin izni olmaksızın bir yaprak bile yere düşmeyeceğine göre, başımızdan geçen bütün bu olumsuz sahnelerin var olmasına da Cenab-ı Hakk müsaade etmektedir. Peki, Cenab-ı Hakk bunları engelleyebilecek güç ve özgürlüğe sahipken, engel olmak ve izin vermek arasında onu etkileyecek ve O’nu hükmü altına alabilecek bir başka otorite yokken, neden bunlara engel olmak yerine müsaade etmeyi tercih etmiştir? Rabbimiz bunları bize yaşatmak zorunda olmadığına göre, bütün bu olanları neden yaşatmıştır? Bu musibetler üzerinden vereceği faydaları, daha hafif musibetler hatta dilerse nimetler üzerinden de verebilecekken, bu yolu neden tercih etmiştir? Bütün bu soruların oluşmasının altında yatan sebep, olayları nefsimiz üzerinden kritik ediyor ve hadiselere kalp ve ruhun penceresinden bakamıyor olmamızdır. Mesele, başımızdan ‘nimet, fayda ve hayır’ olarak geçen olayları, ‘musibet, aksaklık ve sorun‘ isimleriyle etiketlememizden başka bir şey değildir.

Eser: Dervişin Teselli Koleksiyonu

Bu yazı 52 kez okundu