74-) Esma Tesellisi

Bedenimize elbise giydiririz. Beden de Rabbimiz tarafından insana giydirilmiş bir başka elbisedir. Hatta varlık yani kainat da beden elbisemiz üzerine giydirilmiş bir başka elbisedir. Elbiselerin farklı tasarımları, renkleri, biçimleri ve modelleri olduğu gibi, beden elbisesinin de kişiden kişiye değişen muhtelif tasarımları vardır. İnsan bir modeldir ve üzerinde bu vücut ve kainat elbisesi yaşam boyunca biçimlendirilmektedir. Rabbimiz insana giydirdiği varlık ve beden elbisesini keser, biçer, değiştirir, dönüştürür ve böylelikle değişik ilahi isimlerin cilvelerini sergiler. Şafi ismi hastalık üzerinden ortaya çıkar, Rezzak ismiyse açlık üzerinden. Kederler ruh ve kalbimizi şekillendirirken, biz de karşı tavrımızla kederlerimizi şekillendiririz. Böylece birbirini meydana getiren karşılıklı iki sanat eseri ortaya çıkar.

İşlenmemiş ham bir taş, heykeltıraşın elinde sert aletlerle delinip yontulmaya başlanır. Kaba saba taşın mükemmel bir sanat eserine dönüşmesi, dağılıp parçalanmasına, birçok merhale ve süreçten geçmesine bağlıdır. Dünyaya gelen insan da ilahi sanatın bir ham maddesidir. Onun mükemmel olmasına giden yol musibet, gam ve kederlerle yontulmaktan geçmektedir. Bu merhalelerden geçmeyen insan hiç yaşamamış sayılır. Kader insana kostümler giydirir. Gün gelir başarı, bir başka zaman zenginlik, bir başka dönem mutluluk kostümüdür giydirilen. Ama gün gelir hasta veya musibetzede kostümü; fakirlik veya başarısızlık üniforması giydirir. Kaderin “Şimdi de bunu giyme zamanı” dediği her üniforma, hayatın renklerinden biridir. Allah’ın tecellilerini hissetmenin dışında bir hissediş mümkün değildir. Çünkü hislerimiz ilahi isimlerin içimizdeki temsilcileridir. Pişmanlık da, mutluluk da Cenab-ı Hakk’ın tecellilerini hissediş biçimlerindendir. Her esmanın ayrı bir rahmeti ve tadı vardır. Rahman isminin başka, Kahhar isminin başka, Müntakim ismininki başka türlüdür. Piyanonun tuşlarından çıkan sesler farklı olsa da, piyanonun iyi tuşu, kötü tuşu yoktur. Varlıkta kötülük yoktur, farklılık vardır. Cenabı Hak Sâni’dir; biz de onun sanat eserleriyiz. O halde hayatımız ve bedenimiz üzerinde farklı notaları çalan O’dur.

Nietzsche’nin bu konudaki düşünceleri kayda değerdir: “Eğer bir acıdan kaçınamıyorsak, o acıyı çekmeyi ögrenmeliyiz. Dünyaya da kendi yaşamımıza da armoni açısından bakarsak, seslerin her zaman uyumlu olmadığını, bu armonik yapı içerisinde hoş tonların da sert tonların da, diyezlerin de bemollerin de duyulduğunu, bazı seslerin yumuşak ve rahatlatıcı; ötekilerininse rahatsız edici olduğunu görürüz. Eğer bir müzisyen yalnızca bunların bazılarından hoşlanırsa nasıl şarkı söyleyebilir? Müzisyen bu ses ve tonların hepsini birden kullanmayı, bunları bir araya getirmeyi bilmelidir. Biz de yaşamımızdaki iyi ve kötü şeylere böyle bakabilmeliyiz; çünkü iyi şeyler de kötü şeyler de aslında aynı özdendir, bizim yaşamımıza aittir. Keşke verimli tarlalar olabilsek, o zaman derinliklerimizde hiçbir şey kullanılmadan kaybolup gitmezdi; o zaman her olaya, her nesneye, her insana kucak açar, bunları toprağımızın gübresi bilirdik.” (Bottom, Felsefe’nin Tesellisi) Evet, önemli olan toprak gibi, bağrımıza her düşeni kabullenebilmek ve onu dönüştürebileceğimiz en güzel şeye dönüştürebilmek.

Marcus Aurelius, Düşünceler kitabında der ki“Sağlıklı bir göz, görülebilen her şeye bakmalı, ama ‘yalnızca yeşil olanı istiyorum ben’ dememeli, çünkü bu, hastalıklı gözlerin belirtisidir. Sağlıklı bir kulak ve burun da bütün sesleri ve kokuları algılamaya hazır olmalıdır; sağlıklı bir mide de her türlü besini sindirmeye eğilimli olmalıdır, tıpkı değirmenin öğütmesi gereken her şeyi öğütmeye hazır olması gibi. Sağlıklı bir zihin de olup biten her şeyi algılamaya hazır olmalıdır; ama, ‘Çocuklarımın sağlıklı ve güvenlik içinde olmaları için Allaha yakarıyorum!’ ya da ‘Ne yaparsam yapayım, herkes beni övsün!’ diyen bir zihin, yalnızca yeşil görmek isteyen bir göz, ya da yalnızca yumuşak şeyler isteyen dişler gibidir. “

İnsanın dert, bela ve musibet olarak algıladığı durumlar, esasında üzerinde tecelli eden ilahi isimlerin farklılaşmalarından öte bir durum değildir. Daha yoğun sanat için, tecellilerin çoğalması ve farklılaşması gerekir. Böylelikle Rabbimiz insanı halden hale çevirir, birçok farklı hadise içerisinden geçirir ve ona çok farklı deneyimler yaşatır. İlahi tasarımların içinde elemler de vardır, nimetler de. Elemler birtakım ilahi isimlerin hükümlerini ortaya koymak içindir, nimetler de başka bir takım ilahi isimlerin… Rabbimiz insanın başına hikmet, şefkat ve lütuf içeren her türlü hadiseyi getirir ki, her esma yerini başka bir esmaya bırakabilsin.

Cenab-ı Hakk’ın Kâbıd ve Bâsıt isimleri vardır. Kâbıd daraltan, Bâsıt genişleten manasına gelir. Bu sebeple hayatımızda kabzlar ve bastlar, yani daralmalar ve ferahlamalar bir döngü halinde birbirini takip eder. Bazen daralma dönemi uzun sürer, bazen ferahlık dönemi. Bazen ikisi iç içe geçer. Kur’ân-ı Kerîm ‘Zorlukla beraber kolaylık vardır” buyurmaktadır (İnşirah, 5). “Allah bir güçlükten sonra bir kolaylık yaratacaktır” (Talak, 7). Kendimizi hastanede bulduysak üzerimizde tecelli eden Şafi ismi, mahkemede bulduysak tecelli eden Adl ismidir. Muhyi ismi hayatın varlığını gerektirirken, Mümit ismi ölü mü ve ölüme vesile olan hadiselerin varlığını gerektirir.

Bir de, ilahi esmalara zıddiyet yönünden ayna tutmak söz konusudur ki, beyaz yazı en iyi siyah zeminde açığa çıktığı gibi, insandaki birtakım haller de Cenab-ı Hakk’a ait esmaların zuhur etmesine vesile olur. İnsan hastalanarak Cenabı Hakkın ‘hastalanmayışına’ ayna olurken, her varlığın ölmesi, ölümsüz bir varlığa işaret etmektedir. Her varlığın bir şeylere muhtaç oluşu, hiçbir şeye muhtaç olmayan yani Samed olan bir varlığı gösterirken, yaratılmışların aciz ve zayıf oluşu, Mutlak Kudret sahibi bir varlığı ispat etmektedir.

Hayatı ve ilahi isimleri bir bütün olarak algılayabilmek için farklı ilahi isimlere muhatap olunması icap eder. Kur’an’da, “O her an ayrı bir tecellidedir” buyrulur (Rahman, 29), Muhtelif esmalara mazhar olabilmenin yolu sürekli hal değiştirmekten, hareket etmekten, daima tavır değişikliği içinde olmaktan geçer. Bunu sağlayan önemli faktörlerden biri musibetlerdir. Yerinden kıpırdamayan, başından farklı haller geçmeyen insan, farklı ilahi isimlerin tezahürleriyle karşılaşmıyor demektir.

Eser: Dervişin Teselli Koleksiyonu

Bu yazı 6 kez okundu