•38.Bölüm

Bu Bölümde On Fasıl Vardır

Arapça Metinlerin Mealleri eklenmiştir

BİRİNCİ FASIL

Cumartesi Günü

 بِسْمِ اللّٰهِ الرَّحْمٰنِ الرَّحِيمِ [يَا اَللّٰهُ (٧)] [يَا رَحْمٰنُ (٧)] [يَا رَحِيمُ (٧)] اَللّٰهُمَّ لَيِّنْ لِي قَلْبَ (فلان بن فلان) وَاجْعَلْ لِي عِنْدَهُ الرَّأْفَةَ وَالرَّحْمَةَ وَالْحَنَانَ وَالْعَطْفَ وَالْقَـبُولَ ﴿فَإِنْ تَوَلَّوْا فَقُلْ حَسْبِيَ اللّٰهُ۬ لَۤا إِلٰهَ إِلَّا هُوَۘ عَلَيْهِ تَـوَكَّلْتُ وَهُوَ رَبُّ الْعَرْشِ الْعَظِيمِ﴾، ﴿وَإِذْ قَالَ إِبْرٰهِيمُ رَبِّ أَرِنِـي كَـيْفَ تُحْيِ الْمَوْتَىۘ قَالَ أَوَلَمْ تُؤْمِنْۘ قَالَ بَلَى وَلٰكِنْ لِـيَطْمَئِنَّ قَلْبِيۘ قَالَ فَخُذْ أَرْبَعَةً مِنَ الطَّيْرِ فَصُرْهُنَّ إِلَيْكَ ثُمَّ اجْعَلْ عَلَى كُلِّ جَبَلٍ مِنْهُنَّ جُزْءًا ثُمَّ ادْعُهُنَّ يَأْتِـيـنَـكَ سَـعْيًا﴾، ﴿فَـكَشَفْنَا عَنْكَ غِطَۤاءَكَ فَـبَصَرُكَ الْـيَـوْمَ حَدِيـدٌ﴾ وَصَلِّ وَسَلِّمْ عَلَى سَـيِّدِنَا مُحَمَّدٍ وَاٰلِـهِ وَأَصْحَابِـهِ أَجْمَعِينَ الطَّـيِّـبِينَ الطَّاهِرِينَ
Meâl: Rahman ve Rahîm Allah’ın adıyla. “Ya Allah! (3 defa)” “Ya Rahman! (3 defa)” “Ya Rahîm! (3 defa)” Ey kalbleri evirip çeviren Allahım! O kulunun kalbini benim için yumuşat ve bana karşı re’fet, rahmet, sevgi, şefkat ve kabul hisleriyle doldur. “Şayet aldırmaz, yüz çevirirlerse, ey Resûlüm de ki: Allah bana yeter. O’ndan başka ilah yoktur. Ben yalnız O’na dayanırım. Çünkü O, büyük Arş’ın, muazzam hükümranlığın sahibidir.” “Bir vakit de İbrahim (aleyhisselâm): Ya Rabbî, ölüleri nasıl dirilteceğini bana gösterir misin? demişti. Allah: Ne o, yoksa buna inanmadın mı? dedi. İbrahim (aleyhisselâm) şöyle cevap verdi: Elbette inandım, lâkin sırf kalbim tatmin olsun diye bunu istedim. Allah ona: Dört kuş tut, onları kendine alıştır. Sonra kesip her dağın başına onlardan birer parça koy. Sonra da onları çağır! Koşa koşa sana geleceklerdir.” “Sen bundan gaflet içindeydin. İşte gözünün önünden perdeyi kaldırdık, şimdi artık gözün pek keskindir!”

 

Pazar Günü

بِسْمِ اللّٰهِ الرَّحْمٰنِ الرَّحِيمِ اَللّٰهُمَّ يَا سَامِعَ كُلِّ نَجْوَى، وَيَا شَاهِدَ كُلِّ شَكْوَى، وَيَا عَالِمَ كُلِّ خَفِيَّةٍ، وَيَا كَاشِفَ مَا شَاءَ مِنْ كُلِّ بَلِيَّةٍ، وَيَا نَجِيَّ إِبْرَاهِيمَ وَمُوسَى وَمُحَمَّدٍ صَلَوَاتُ اللّٰهِ عَلَيْهِمْ أَجْمَعِينَ؛ أَدْعُوكَ يَا إِلٰهِي دُعَاءَ مَنِ اشْتَدَّتْ فَاقَتُهُ، وَضَعُفَتْ قُوَّتُهُ، وَقَلَّتْ حِيلَتُهُ؛ دُعَاءَ الْغَرِيبِ الْغَرِيقِ الْمَلْهُوفِ الْمَكْرُوبِ، اَلْمُضْطَرِّ الَّذِي لَا يَجِدُ لِكَشْفِ مَا بِهِ إِلَّا إِيَّاكَ، [لَا إِلٰهَ إِلَّا أَنْتَ (3)] يَا أَرْحَمَ الرَّاحِمِينَ، اِكْشِفْ مَا نَـزَلَ بِنَا مِنْ عَدُوِّكَ وَعَدُوِّنَا الشَّيْطَانِ الرَّجِيمِ، وَمِنْ هٰؤُلَاءِ الْقَوْمِ الضَّالِّينَ، أَوْ (فلان وفلان)، يَا رَبَّ الْعَالَمِينَ إِنَّكَ عَلَى كُلِّ شَيْءٍ قَدِيرٌ، [وَاغَوْثَاهُ يَا اَللّٰهُ! (3)] يَا بَارِئُ لَا بِدَايَةَ لَكَ، يَا دَائِمُ لَا نَفَادَ لَكَ، يَا حَيُّ يَا مُحْيِيَ الْمَوْتَى، يَا قَائِمًا عَلَى كُلِّ نَفْسٍ بِمَا كَسَبَتْ، اَللّٰهُ الَّذِي لَا إِلٰهَ إِلَّا هُوَ إِلٰهًا وَاحِدًا، أَسْأَلُكَ بِالْكَلِمَاتِ التَّامَّاتِ الْأَمْنَ وَالْعَفْوَ وَالْعَافِيَةَ فِي الدِّينِ وَالدُّنْـيَا وَالْأٰخِرَةِ، وَفِي الْأَهْلِ وَالْجَسَدِ، وَالْمَالِ وَالْوَلَدِ، وَالْمُسْلِمِينَ أَجْمَعِينَ، يَا رَبَّ الْعَالَمِينَ، إِنَّكَ عَلَى كُلِّ شَيْءٍ قَدِيرٌ، فَارْحَمْنِي بِـرَحْمَتِكَ يَا أَرْحَمَ الرَّاحِمِينَ وَصَلِّ وَسَلِّمْ عَلَى سَيِّدِنَا مُحَمَّدٍ وَعَلَى اٰلِـهِ وَأَصْحَابِهِ أَجْمَعِينَ

Meal: Ey her fısıltıyı işiten, her arz-ı hâli gören, en gizli şeyleri bilen, dilediği kullarından belaları gideren, Hazreti İbrahim, Hazreti Musa ve Server-i Enbiya Hazreti Muhammed (ala nebiyyina ve aleyhimüsselâm) Efendimiz’e necat ihsan eden Yüce Allahım! EY RABBİM! İhtiyacı şiddetlenmiş, kuvveti zaafa maruz kalmış, çözüm yolları tükenmeye yüz tutmuş, garip, kederden boğulmak üzere olan, hasret yaşayan, tasalarla boğuşan, ızdırar içinde kıvranan ve Senin inayetinden gayrı bu dertlerden hiçbir çıkış yolu bilmeyen ve bulamayan bir kalb ile huzuruna geldim. •[“Senden başka hiçbir ilah yoktur. (2 defa)”] YA ERHAMERRAHİMÎN! Üzerimize musallat olmuş şu Senin ve biz kullarının düşmanı şeytanın, ayrıca dalâlete saplanmış şu insanların ve o kulunun (Burada isim/isimler zikredilebilir) kötülük ve zararlarını bizden uzaklaştır. [“Medet ey Allahım! (3 defa)”] Ey örneği kendine ait, her şeyi kusursuz yaratan ve inşâ eden Bâri’! Senin için bir bidayet düşünülemez. Ey Dâim, Senin bir nihayetin de yoktur. Ey Hayy, ey ölüleri dirilten Muhyî! Ey her nefsi işledikleriyle bilip gören! Ey Kendisinden başka bir ilah olmayan, yegâne ilah Yüce Zâtı olan! Tekvînî ve teşrîî bütün kelimelerin hakkı için Senden, emniyet, af ve dinî, dünyevî ve uhrevî bütün işlerimiz, ailemiz, bedenimiz, malımız, evlâdımız ve bütün Müslümanlar için afiyet dileniyoruz. YA RABBELÂLEMÎN! Senin kudretin her şeye yeter. Ya Erhamerrahimîn! Sonsuz rahmetinle bana da merhamet eyle.

Perşembe Günü

بِسْمِ اللّٰهِ الرَّحْمٰنِ الرَّحِيمِ اَلْحَمْدُ لِلّٰهِ الَّذِي وُثِـقَ بِـهِ وَلَمْ يَكِلْ عَبْدَهُ إِلَى غَيْرِهِ، وَالْحَمْدُ لِلّٰهِ يُـفَرِّجُ غَمَّنَا وَيَدْفَعُ الْبَلَاءَ عَنَّا، وَالْحَمْدُ لِلّٰهِ لَمْ يَـتَّخِذْ صَاحِـبَـةً وَلَا وَلَـدًا، ﴿وَلَمْ يَـكُنْ لَهُ شَرِيكٌ فِي الْمُلْكِ وَلَمْ يَـكُنْ لَـهُ وَلِـيٌّ مِنَ الذُّلِّ وَكَـبِّـرْهُ تَـكْبِيرًا﴾ [ اَللّٰهُ أَكْـبَرُ (3) ]، لَا إِلٰهَ إِلَّا اللّٰهُ وَاللّٰهُ أَكْـبَرُ وَلِلّٰهِ الْحَمْدُ
Meâl: Rahman ve Rahîm Allah’ın adıyla. Hamd olsun Kendisine itimat edilen ve kulunu başkalarına bırakmayan Allah’a. Hamd olsun gamımızı gideren ve üzerimizdeki belaları kaldıran Allah’a. Hamd olsun eş ve evlat edinmek gibi yaratılmışlara mahsus avârızdan münezzeh ve müberrâ olan Allah’a. “’Hâkimiyetinde hiçbir ortağı yoktur. Acze düşüp de bir desteğe muhtaç olmamıştır’ de ve tekbir getirerek O’nun büyüklüğünü ilan et!” “Büyük Allah’tır. (3 defa)” Allah’tan başka ilah yoktur. Büyük Allah’tır ve hamd yalnız O’na mahsustur.
اَلْحَمْدُ لِلّٰهِ حَمْدًا كَثِيرًا، فَسُبْحَانَ اللّٰهِ بُكْرَةً وَأَصِيلًا، وَحَسْبُنَا اللّٰهُ وَنِعْمَ الْوَكِيلُ، نِعْمَ الْمَوْلَى وَنِعْمَ النَّصِيرُ، غُفْرَانَكَ رَبَّـنَا وَإِلَيْكَ الْمَصِيرُ، وَلَا حَـوْلَ وَلَا قُـوَّةَ إِلَّا بِاللّٰهِ الْعَلِيِّ الْعَظِيمِ، وَصَلَّى اللّٰهُ عَلَى سَـيِّدِنَا مُحَمَّدٍ وَعَلَى أٰلِـهِ الطَّـيِّـبِينَ الطَّاهِرِينَ، وَصَحْبِهِ الْكِرَامِ الْبَرَرَةِ أَجْمَعِينَ  
Meâl: Sonsuz hamd ile Rabbimiz Allah’a hamd ü senalar olsun. Sabah-akşam ikrarımız şudur ki, Allah Sübhan’dır, her türlü noksandan muallâdır. Allah bize yeter; O ne güzel Vekîldir. Ne güzel Mevlâ ve ne güzel yardımcıdır! Bağışla bizi, yarlığa bizi Rabbimiz; dönüşümüz Sanadır. Salât ve selâm Efendimiz Hazreti Muhammed’e, durulardan duru aile efradına ve her biri bir kerem temsilcisi olan bütün ashâbına olsun.
اَللّٰهُمَّ يَا عَالِمَ السِّرِّ وَالنَّجْوَى، وَيَا كَاشِفَ الضُّرِّ وَالْبَلْوَى ، اِجْعَلْ لِي مِنْ أَمْرِي فَرَجًا وَمَخْرَجًا، بِرَحْمَتِكَ يَا أَرْحَمَ الرَّاحِمِينَ، 
Meâl: Ey sırları bilen, fısıltıları işiten, zarar ve belaları def’ ü ref’ eden Allahım! Ey Merhametliler Merhametlisi! Rahmetinden işlerimde bana da fereç ve mahreçler lütfet. 

İKİNCİ FASIL

 يَا مَنْ أَقَـرَّ بِالْعُبُودِيَّةِ لَهُ كُلُّ مَوْجُودٍ، يَا مَنْ يَحْمَدُهُ كُلُّ مَحْمُودٍ، يَا مَنْ يَفْزَعُ إِلَيْهِ كُلُّ مَجْهُودٍ، يَا مَنْ يُطْلَبُ عِنْدَهُ كُلُّ مَفْقُودٍ، يَا مَنْ بَابُهُ عَمَّنْ يَسْأَلُهُ غَيْرُ مَسْدُودٍ، يَا مَنْ سُؤَالُهُ غَيْرُ مَرْدُودٍ، يَا مَنْ لَا يُوصَفُ بِقِيَامٍ وَلَا قُعُودٍ، وَلَا حَرَكَةٍ وَلَا جُمُودٍ  
Meâl: Ey her varlık yalnız Yüce Zâtına kullukta bulunan, herkes sadece Kendisine hamd eden, bitip tükenmişler bir tek Kendisine sığınan, bütün kaybedilenler yalnız Yüce Zâtından talep edilen, kapısının tokmağına dokunanlara kapısı hiçbir zaman kapanmayan, hükümleri reddedilemeyen, Yüce Zâtı asla kıyam ve kuûd, hareket ve cümûd gibi yaratılmışlara mahsus hallerle tavsif edilemeyen Ulu Allahım! 
لِكُلِّ نِعْمَةٍ “اَلْحَمْدُ لِلّٰهِ”، وَلِكُلِّ رَخَاءٍ “اَلشُّكْرُ لِلّٰهِ”، وَلِكُلِّ أُعْجُوبَةٍ “سُبْحَانَ اللّٰهِ”، وَلِكُلِّ ذَنْبٍ “أَسْتَغْفِرُ اللّٰهَ”، وَلِكُلِّ مُصِيبَةٍ “إِنَّا لِلّٰهِ”، وَلِكُلِّ ضِيقٍ “حَسْبُنَا اللّٰهُ”، وَلِكُلِّ قَضَاءٍ وَقَدَرٍ “تَوَكَّلْتُ عَلَى اللّٰهِ”، وَلِكُلِّ طَاعَةٍ وَمَعْصِيَةٍ “لَا حَوْلَ وَلَا قُوَّةَ إِلَّا بِاللّٰهِ”، وَلِكُلِّ هَمٍّ وَغَمٍّ “مَا شَاءَ اللّٰهُ”، لَنْ يَغْلِبَ اللّٰهَ شَيْءٌ وَهُوَ غَالِبٌ عَلَى كُلِّ شَيْءٍ، حَسْبُنَا اللّٰهُ وَكَفَى، سَمِعَ اللّٰهُ لِمَنْ دَعَا، لَا غَايَةَ لَهُ فِي الْأٰخِرَةِ وَالْأُولَى ❁ 
Meâl: Her halimde şu kelimât-ı mukaddese-i mübeccele ile Sana teveccüh ediyorum: Her nimet için “elhamdülillah/hamd yalnız Allah’adır”; her kolaylık için “eşşükru lillah/şükür sadece Allah’adır”; hayret ve hayranlık uyandıran her bir şey için “Sübhanallah/Allah bütün noksanlardan pak ve müberrâ, bütün kusurlardan mukaddes ve muarrâdır”; her bir günah için “estağfirullah/bağışlanmamı Allah’tan isterim”; her musibet için “innâ lillah/Allah’tan geldik ve O’na aitiz”; her darlık ve zorluk için “hasbünallah/Allah bize yeter”; her kaza ve kader için “tevekkeltü alallah/Allah’a tevekkül ettim”; her tâatı yapabilmek ve her mâsiyetten kaçabilmek için “lâ havle velâ kuvvete illâ billahilaliyyilazîm/kulluk yapmak ve mâsiyetlerden uzak durmak için ihtiyacım olan havl ve kuvvet, yalnız Aliyy ü Azîm olan Allah nezdindedir”; her gam ve tasa için “maşâallah/Allah neyi dilerse o olur” diyorum. Hiçbir kimse ve hiçbir nesne Allah’a galip gelemez. Her şeye galip gelen Hâkim-i Mutlak yalnız Allah’tır. Allah bize yeter ve Kâfî’dir. O, dua eden her yüreğin sesini işitir. Dünyada ve âhirette kendisine teveccüh edilecek O Gâyetü’l-Gâyât’tan başka hiçbir mercî ve melce’ yoktur.
لَا إِلٰهَ إِلَّا اللّٰهُ جَلَّ جَلَالُهُ، لَا إِلٰهَ إِلَّا اللّٰهُ جَلَّ ثَـنَاؤُهُ، لَا إِلٰهَ إِلَّا اللّٰهُ جَلَّ بَقَاؤُهُ، لَا إِلٰهَ إِلَّا اللّٰهُ تَقَدَّسَتْ أَسْمَاؤُهُ، لَا إِلٰهَ إِلَّا اللّٰهُ تَـنَـزَّهَتْ صِفَاتُهُ، لَا إِلٰهَ إِلَّا اللّٰهُ تَعَالَى كِبْرِيَاؤُهُ، لَا إِلٰهَ إِلَّا اللّٰهُ إِيمَانًا بِاللّٰهِ، لَا إِلٰهَ إِلَّا اللّٰهُ أَمَانًا مِنَ اللّٰهِ، لَا إِلٰهَ إِلَّا اللّٰهُ أَمَانَـةً عِنْدَ اللّٰهِ، لَا إِلٰهَ إِلَّا اللّٰهُ مُحَمَّدٌ رَسُولُ اللّٰهِ، لَا إِلٰهَ إِلَّا اللّٰهُ الْمَعْبُودُ بِكُلِّ مَكَانٍ، لَا إِلٰهَ إِلَّا اللّٰهُ الْمَوْجُودُ بِكُلِّ زَمَانٍ، لَا إِلٰهَ إِلَّا اللّٰهُ الْمَعْرُوفُ بِكُلِّ إِنْعَامٍ، لَا إِلٰهَ إِلَّا اللّٰهُ الْمَذْكُورُ بِكُلِّ لِسَانٍ، لَا إِلٰهَ إِلَّا اللّٰهُ الْمَشْكُورُ بِكُلِّ إِحْسَانٍ، لَا إِلٰهَ إِلَّا اللّٰهُ الْمُنْعِمُ بِلَا امْتِنَانٍ، لَا إِلٰهَ إِلَّا اللّٰهُ كُلَّ يَوْمٍ هُوَ فِي شَأْنٍ، لَا إِلٰهَ إِلَّا اللّٰهُ بِعَدَدِ الْمَلَائِكَةِ، لَا إِلٰهَ إِلَّا اللّٰهُ بِعَدَدِ مَا خَلَقَ وَبِعَدَدِ مَا يَخْلُقُ، لَا إِلٰهَ إِلَّا اللّٰهُ وَلَا نَعْبُدُ إِلَّا إِيَّاهُ مُخْلِصِينَ لَهُ الدِّينَ وَلَوْ كَرِهَ الْكَافِرُونَ، لَا إِلٰهَ إِلَّا اللّٰهُ الْمَلِكُ الْجَـبَّارُ، لَا إِلٰهَ إِلَّا اللّٰهُ الْوَاحِدُ الْقَهَّارُ، لَا إِلٰهَ إِلَّا اللّٰهُ الْمُهَيْمِنُ السَّتَّارُ، لَا إِلٰهَ إِلَّا اللّٰهُ الْكَبِيرُ الْمُتَعَالِ، لَا إِلٰهَ إِلَّا اللّٰهُ وَحْدَهُ لَا شَرِيكَ لَهُ، لَهُ الْمُلْكُ وَلَهُ الْحَمْدُ يُحْيِي وَيُمِيتُ وَهُوَ حَيٌّ لَا يَمُوتُ، أَبَدًا دَائِمًا بَاقِـيًا، بِيَدِهِ الْخَيْرُ وَهُوَ عَلَى كُلِّ شَيْءٍ قَدِيرٌ وَإِلَيْهِ الْمَصِيرُ، 
Meâl: Allah’tan başka ilah yoktur ve O’nun celâli başları döndürecek kadar yücedir. Allah’tan başka ilah yoktur ve O’nun senâsı pek büyüktür. Allah’tan başka ilah yoktur ve her varlık fanî yalnız O Bâkîdir. Allah’tan başka ilah yoktur; O’nun birbirinden güzel isimleri her türlü kusurdan mukaddestir. Allah’tan başka ilah yoktur; O Müteâl ve Mütekebbir’dir. Allah’tan başka ilah yoktur; iman yalnız O’nadır. Allah’tan başka ilah yoktur; emân sadece O’ndandır. Allah’tan başka ilah yoktur; emanet yalnız O’nun yüce nezdinde gerçek değerini bulur ve zayi olmaktan kurtulur. Allah’tan başka ilah yoktur; Muhammed (aleyhissalâtü vesselâm) O’nun Resûlüdür. Allah’tan başka ilah yoktur; O, her yerde yegâne Ma’bud, yegâne ibadet edilendir. Allah’tan başka ilah yoktur; ezelde ve ebedde, her zaman var olan yalnız O’dur. Allah’tan başka ilah yoktur; her in’amında bilinip tanınan O’dur. Allah’tan başka ilah yoktur; her lisanla yalnız O zikredilir. Allah’tan başka ilah yoktur; her ihsanına karşı şükürle huzurunda gerilime geçilen yine O’dur. Allah’tan başka ilah yoktur; nimetlerini minnet etmeden kullarına bahşeden O’dur. Allah’tan başka ilah yoktur; O her an ayrı bir şe’ndedir. Melekleri sayısınca, “lâilâheillallah.” Yarattıkları, yaratıyor oldukları ve yaratacakları sayısınca “lâilâheillallah.” Allah’tan başka ilah yoktur ve kâfirler hoşlanmasalar da biz yalnız O’na kulluk yapar ve dini sadece O’na hâlis kılarız. Melik ve Cebbâr Allah’tan başka ilah yoktur. Vâhid ve Kahhâr Allah’tan başka ilah yoktur. Müheymin ve Settâr Allah’tan başka ilah yoktur. Kebîr ve Müteâl Allah’tan başka ilah yoktur. Allah’tan başka ilah yoktur. Tek ilah O’dur ve ortağı yoktur. Mülk bütünüyle O’na aittir; hamd de O’na mahsustur. Hayat veren O, verdiği hayatı dilediği zaman geri alan O’dur. O, hayatı Kendinden ebedî bir Hayy’dır. Ölüm asla O’nun için söz konusu değildir. O Ebedî, Dâimî ve Bâkîdir. Her hayrın kaynağı O’dur. O her şeye Kâdir’dir. Dönüş de yalnız O’nadır.

ÜÇÜNCÜ FASIL

لَا أُحْصِي ثَـنَاءً عَلَيْكَ أَنْتَ كَمَا أَثْـنَـيْتَ عَلَى نَفْسِكَ ، عَزَّ جَارُكَ وَجَلَّ ثَـنَاؤُكَ وَلَا إِلٰهَ غَيْرُكَ ﴿اَلرَّحْمٰنُ عَلَى الْعَرْشِ اسْتَوَى لَهُ مَا فِي السَّمٰوَاتِ وَمَا فِي الْأَرْضِ وَمَا بَـيْنَهُمَا وَمَا تَحْتَ الثَّـرَى وَإِنْ تَجْهَرْ بِالْقَوْلِ فَإِنَّهُ يَعْلَمُ السِّرَّ وَأَخْفَى اَللّٰهُ لَۤا إِلٰهَ إِلَّا هُوَۘ لَهُ الْأَسْمَۤاءُ الْحُسْنَى﴾، ﴿فَادْعُوهُ بِهَا﴾ صَدَقَ اللّٰهُ الْعَظِيمُ
Meâl: Allahım! Senin Kendini sena ettiğin gibi ben Seni sena edemem. Sen Yüce Zâtını nasıl sena etmişsen öylesin, öyle büyüksün. Yakınlığına erenler sadece izzet bulurlar. Medh ü senan başları döndürecek kadar uludur. Senden başka ilah yoktur. “Tâ Hâ. Kur’ân’ı sana, meşakkat çekip, bedbaht olasın diye indirmedik. Yüce gökleri ve yeri yaratan tarafından onu, Yaratana saygı duyanı uyaran, irşad eden buyruklar halinde tedricen indirdik. O, Rahman’dır (sonsuz merhamet ve şefkat sahibidir), arşa çıkmış, (hükmünü yürütmüştür). Göklerde ne var, yerde ne varsa O’nundur. Bu, ikisi arasında olan, yerin altında olan da O’nundur. İster yavaş konuş, ister açıktan, O’na göre birdir. Zira O gizliyi de, gizlinin gizlisini de bilir. O’dur Allah, O’ndan başka yoktur ilah. En güzel isimler ve vasıflar O’nundur.” “O halde bu isimlerle O’na dua edin.” Aliyy ve Azîm Allah (celle celâluhû) her sözünde mutlaka en doğruyu söyler. 
هُوَ اللّٰهُ الَّذِي لَا إِلٰهَ إِلَّا هُوَ الرَّحْمٰنُ الرَّحِيمُ الْمَلِكُ الْقُدُّوسُ السَّـلَامُ الْمُؤْمِنُ الْمُهَيْمِنُ الْعَزِيـزُ الْجَـبَّارُ الْمُتَـكَـبِّـرُ الْخَالِقُ الْبَارِئُ الْمُصَوِّرُ الْغَفَّارُ الْوَهَّابُ الرَّزَّاقُ الْفَـتَّـاحُ الْعَلِيمُ الْقَابِضُ الْبَاسِـطُ الْحَـيُّ الْقَـيُّومُ، يَـفْعَلُ اللّٰهُ مَا يَـشَاءُ بِقُدْرَتِـه۪ وَيَحْكُمُ مَا يُرِيدُ بِعِزَّتِهِ، ﴿أَلَا لَـهُ الْخَلْقُ وَالْأَمْرُ تَـبَارَكَ اللّٰهُ رَبُّ الْعَالَمِينَ﴾ ❁ 
Meâl: Allah’tan başka bir ilah yoktur. O, Rahman, Rahîm, Melik, Kuddûs, Selam, Mü’min, Müheymin, Azîz, Cebbâr, Mütekebbir, Hâlık, Bâri’, Musavvir, Ğaffâr, Vehhâb, Rezzâk, Fettâh, Alîm, Kâbıd(z), Bâsıt, Hayy ve Kayyûm’dur. “İyi bilesiniz ki yaratmak da, emretmek de O’na mahsustur. Evet O Rabbülâlemin olan Allah ne yücedir!” 
اَللّٰهُمَّ إِيَّاكَ نَعْبُدُ وَإِيَّاكَ نَسْتَعِينُ ❁ اَللّٰهُمَّ لَكَ الْحَمْدُ وَإِلَـيْـكَ الْمُسْـتَـعَانُ وَعَلَيْكَ التُّـكْلَانُ ﴿أَلَۤا إِلَى اللّٰهِ تَصِيرُ الْأُمُورُ﴾، ﴿فَـسَـيَـكْفِيكَهُمُ اللّٰهُۚ وَهُـوَ الـسَّـمِيعُ الْعَلِـيـمُۘ﴾، وَصَلَّى اللّٰهُ عَلَى سَيِّدِنَا مُحَمَّدٍ وَعَلَى أٰلِهِ الطَّـيِّـبِينَ الطَّاهِرِينَ وَصَحْبِهِ الْكِرَامِ الْبَرَرَةِ أَجْمَعِينَ، يَا غَفَّارَ الذُّنُوبِ وَيَا سَتَّارَ الْعُيُوبِ، يَا اَللّٰهُ يَا جَـبَّارُ، بِحَقِّ مُحَمَّدٍ الْمُخْتَارِ، يَا صَادِقُ بِحُرْمَةِ أَبِي بَكْرٍ الصِّدِّيقِ، يَا وَهَّابُ بِحُرْمَةِ عُمَرَ بْنِ الْخَطَّابِ، يَا حَنَّانُ بِحُرْمَةِ عُثْمَانَ بْنِ عَفَّانَ، يَا عَلِيَّ الْأَعْلَى بِحُرْمَةِ عَلِيٍّ الْمُرْتَضَى، نَسْأَلُكَ أَنْ تُعْطِيَنَا خَيْرَيِ الدُّنْـيَا وَالْأٰخِرَةِ، وَأَنْ تُجِيرَنَا مِنَ النَّارِ بِرَحْمَتِكَ يَا أَرْحَمَ الرَّاحِمِينَ، وَالْحَمْدُ لِلّٰهِ رَبِّ الْعَالَمِينَ❁
Meâl: Allahım! Sadece Sana ibadet eder ve inayeti yalnız Senden dileriz. Allahım! Yalnız Sana hamd eder, yardımı yalnız Senden bekler ve yalnız Sana tevekkülde bulunuruz. “İyi bilin ki bütün işler eninde sonunda Allah’a döner, hükümler O’ndan çıkar.” “Onların hakkından gelmek için Allah sana yeter. O hakkıyla işitir ve bilir.” Allahım! Efendimiz Hazreti Muhammed’e (aleyhissalâtü vesselâm), tertemiz ehline, her biri birer kerem mümessili olan ashâbına salât ve selâm eyle. Ey günahları çokça bağışlayan Ğaffâru’z-zünûb, ey ayıpları örten Settâru’l-uyûb, ey Allah, ey Cebbâr, Nebiy-yi Muhtar (sallallâhu aleyhi ve sellem) hakkı için; ey Sâdık, Ebû Bekr-i Sıddîk (radıyallâhu anh) hürmetine; ey Vehhâb, Ömer ibn Hattâb (radıyallâhu anh) hürmetine; ey Hannân, Osman ibn Affân (radıyallâhu anh) hürmetine; ey Aliyy ü A’lâ, Alî el-Murtaza (radıyallâhu anh) hürmetine Senden dileniyoruz: Bize hem dünyanın hem de âhiretin hayır ve güzelliklerini lütfet. Ey Erhamürrâhimîn, merhametinle bizi Cehennem azabından da muhafaza buyur. Hamd ü sena, şükr ü minnet, medh ü tebcîl yalnız Senin hakkın ve Sana mahsustur Allahım!

 

Müteferrik/Değişik Hizb ve Virdler Seher Vaktinde Teveccüh Hizbi

بِسْمِ اللَّهِ الرَّحْمَٰنِ الرَّحِيمِ

سَيِّدِي! مَا أَكْمَلَ مُلْكَكَ، وَأَتَمَّ كَمَالَكَ، خَتَمْتَ بِمَا بِهِ افْـتَـتَحْتَ، وَأَعَدْتَ إِلَى مَا مِنْهُ بَدَأْتَ، اِنْفَرَدْتَ بِمِلْكِ الْمُلْكِ، وَأَنْقَذْتَ مِنْ شَرَكِ الشِّرْكِ، وَأَبَنْتَ مَنَاهِجَ السُّبُلِ، وَمَنَـنْتَ بِخَاتَمِ الرُّسُلِ؛ خَضَعَتْ لَكَ الْأَمْلَاكُ، وَسَبَّحَتْكَ الْأَفْلَاكُ، وَشَهِدَ لَكَ الْعَرْشُ بِمَا شَهِدَ بِهِ الْفَرْشُ ❁ [سُـبْحَانَكَ لَا إِلٰـهَ إِلَّا أَنْتَ (٣)]، رَبَّ الْأَرْبَابِ، وَمُنْزِلَ الْكِتَابِ، أَسْأَلُكَ بِاسْمِكَ الَّذِي مَلَكْتَ بِـهِ النَّوَاصِيَ، وَأَنْزَلْتَ بِهِ مِنَ الصَّيَاصِي، أَنْ تَـكْسُوَنِي فِي هٰذِهِ السَّاعَةِ وَمَا بَعْدَهَا، عِزًّا تَخْضَعُ لَهُ أَعْنَاقُ الْمُتَـكَـبِّرِينَ، وَتَـنْـقَادُ إِلَيْهِ نُفُوسُ الْجَبَّارِينَ، 
Meal: Rahman ve Rahîm Allah’ın adıyla. Ey Seyyidler Seyyidi Allahım! Mülkün ne kadar mükemmel! Kemâlin ve kemâlinin eserleri ne kadar tam! Ne ile başlamışsan öylece bitirdin ve yine kendisiyle başladığınla noktaladın. Sen bütün mülkün yegâne Mâlik ve Hâkimisin. Kullarını şirk tuzağından halâs eyleyen, dosdoğru yolları önlerine apaçık seren ve Seyyidü’l-Mürselîn, Hâtemü’n-Nebiyyîn Efendimiz’i rahmet olarak gönderen sonsuz lütuf Sahibi yine Sensin. Mülkündeki her bir şey saygıyla Sana boyun eğer. Göklerdeki felekler durmadan kendilerine mahsus lisanlarıyla Seni tesbih ü tenzih ederler. Arş da, yeryüzü de içindekilerle beraber Senin varlık ve birliğine, ululuk ve kudretine, yakınlık ve rahmetine şahitlik yaparlar. “Sübhansın Allahım; her türlü eksiklikten berîsin. Senden başka ilah yoktur. (3 defa)” Her bir kimse ve nesnenin yegâne Rabbi Sen, indirdiği mukaddes kitaplarla kullarına yol gösteren Yüceler Yücesi de Sensin. Kendisiyle varlıkların perçemlerini yed-i kudretinde tuttuğun, kibir ve gurura kapılanları kulelerinden aşağıya indirdiğin ismin hürmetine, Senden, bu ve bundan sonraki saatlerde, zamanlarda, bana izzet urbası giydirmeni diliyorum. Ta ki, mütekebbirler hak karşısında boyunlarını eğsinler. Zalim ve zorbalar inkıyadla iki büklüm olsunlar.

DÖRDÜNCÜ FASIL

وَرَدِّنِي بِـرِدَاءِ الْهَيْـبَـةِ، وَأَجْلِسْنِي عَلَى سَـرِيرِ الْعَظَمَةِ مُتَوَّجًا بِتَاجِ الْبَهَاءِ، وَاضْرِبْ عَلَيَّ سُرَادِقَاتِ الْحِفْظِ، وَانْشُرْ عَلَيَّ لِوَاءَ الْعِزِّ، وَاحْجُبْنِي بِحِجَابِ الْقَهْرِ، وَأَصْحِبْنِي فِي ذٰلِكَ كُلِّه۪ بِمَعْرِفَةِ نَفْسِي؛ يَا مَنْ بِيَدِهِ مَلَكُوتُ الْأَرْضِ وَالسَّمَاءِ، عَظُمَتْ هَيْـبَـتُكَ فِي الْقُلُوبِ، وَأَحَاطَ عِلْمُكَ بِالْغُيُوبِ، فَلَكَ الْمَجْدُ الْأَرْفَعُ، وَالْمُلْكُ الْأَوْسَعُ، لَا إِلٰهَ إِلَّا أَنْتَ وَسِـعْتَ كُلَّ شَيْءٍ رَحْمَةً وَعِلْمًا، وَأَنْتَ عَلَى كُلِّ شَيْءٍ قَدِيـرٌ ﴿قُلِ اللّٰهُمَّ مَالِكَ الْمُلْكِ تُؤْتِـي الْمُلْكَ مَنْ تَشَۤاءُ وَتَـنْزِعُ الْمُلْكَ مِمَّنْ تَشَۤاءُ۬ وَتُعِزُّ مَنْ تَشَۤاءُ وَتُذِلُّ مَنْ تَشَۤاءُۘ بِيَدِكَ الْخَيْرُۘ إِنَّكَ عَلَى كُلِّ شَيْءٍ قَدِيرٌ تُولِجُ الَّيْلَ فِي النَّهَارِ وَتُولِجُ النَّهَارَ فِي الَّيْلِ۬ وَتُخْرِجُ الْحَيَّ مِنَ الْمَيِّتِ وَتُخْرِجُ الْمَيِّتَ مِنَ الْحَيِّ۬ وَتَرْزُقُ مَنْ تَشَۤاءُ بِغَيْرِ حِسَابٍ﴾ ❁ وَصَلَّى اللّٰهُ عَلَى سَيِّدِنَا مُحَمَّدٍ وَعَلَى أٰلِهِ الطَّـيِّـبِينَ الطَّاهِرِينَ وَصَحْبِـهِ الْكِرَامِ الْـبَـرَرَةِ أَجْمَعِينَ وَسَلَّمَ تَسْلِيمًا كَثِيرًا دَائِمًا أَبَـدًا

Meal: Allahım! Senden kulların arasında beni heybet ridasıyla donatmanı, azamet tahtına oturtmanı ve başıma parlaklık tacını giydirmeni diliyorum. Giydir ki, Sana daha iyi kulluk yapabileyim. Üzerime de hıfz u sıyanet örtülerini çek Allahım! İzzet sancağını başımda gezdir. Kahrının hicabıyla beni zalim kullarından koru. Bütün bunlarda gönlümü hep marifetinle doldur. Ey arzın ve semanın melekûtunu elinde tutan, heybeti kalblerde azametle dolaşan, ilmiyle gayb âlemlerini de kuşatan Ulu Allahım! En yüce şeref yalnız Sana aittir. Aslında her türlü şerefin sahibi ve kaynağı Sensin. En geniş mülk de Senindir. Aslında mülk bütünüyle Senindir. Çünkü Senden başka bir ilah yoktur. Sen her şeyi rahmeti ve ilmiyle kuşatan ve gücü her şeye yeten Kudreti Namütenahî ve Rahmeti Sonsuz’sun. “Allahım! Sen mülkü dilediğine verir, dilediğinden de çeker alırsın. Dilediğini azîz, dilediğini zelîl kılarsın. Her türlü hayır yalnız Senin elindedir. Sen elbette her şeye kâdirsin. Geceyi gündüze katar günü uzatır, gündüzü de geceye katar geceyi uzatırsın. Ölüden diri, diriden de ölü çıkarırsın. Ve dilediğin kimseye sayısız rızıklar ihsan edersin.” Efendimiz, Hazreti Muhammed’e (sallallâhu aleyhi ve sellem), pak ehline, kerîm ashâbına daima çokça salât ve selâm eyle Allahım!

Hizb-i Şerîf

بِسْمِ اللَّهِ الرَّحْمَٰنِ الرَّحِيمِ

ALLAH’IM! Semada ve arzda bulunan bütün varlıkların yegâne İlahı Sensin. Ne göktekiler ne de yerdekiler için Senden başka ilah yoktur. YA RAB! Ya Rab! Semada ve arzda bulunan bütün varlıkların sürekli tesbih edip durdukları, her türlü eksiklikten müberrâ Sübhan Rab Sensin! Ne göktekiler ne de yerdekiler için Senden başka Sübhan yoktur. YA RAB! Ya Rab! Semada ve arzda bulunan bütün varlıkların yegâne Hâlık’ı Sensin. Ne göktekiler ne de yerdekiler için Senden başka Hâlık yoktur.

YA RAB! Ya Rab! Semada ve arzda bulunan bütün varlıkların şükrettiği ve şükredeni mukabelesiz bırakmayan ihsan sahibi Şekûr sadece Sensin. Ne göktekiler ne de yerdekiler için Senden başka Şekûr yoktur. YA RAB! Ya Rab! Semada ve arzda bulunan bütün varlıklara hilm ile muamele eden biricik Halîm Sensin. Ne göktekiler ne de yerdekiler için Senden başka Halîm yoktur.

YA RAB! Ya Rab! Semada ve arzda bulunan bütün varlıkların, bağışlayan ve mağfiret eden Ğafûr Rabbi yalnız Sensin. Ne göktekiler ne de yerdekiler için Senden başka Ğafûr yoktur. YA RAB! Ya Rab! Semada ve arzda bulunan bütün varlıkları rahmetiyle saran Rahîm sadece Sensin. Ne göktekiler ne de yerdekiler için Senden başka Rahîm yoktur.

YA RAB! Ya Rab! Semada ve arzda bulunan bütün varlıkların, her şeye gücü yeten Muktedir Rabbi bir tek Sensin. Ne göktekiler ne de yerdekiler için Senden başka Muktedir yoktur. YA RAB! Ya Rab! Semada ve arzda bulunan bütün varlıklar için eşi, benzeri olmayan yegâne gâlip ve Azîz Sensin. Ne göktekiler ne de yerdekiler için Senden başka Azîz yoktur. YA RAB! Ya Rab! Semada ve arzda bulunan bütün varlıklar için âyât ve âsârıyla apaçık Zâhir Sensin. Ne göktekiler ne de yerdekiler için Senden başka Zâhir yoktur.

YA RAB! Ya Rab! Semada ve arzda bulunan bütün varlıklar için hakikatiyle ihata edilemeyen yegâne Bâtın Sensin. Ne göktekiler ne de yerdekiler için Senden başka Bâtın yoktur. YA RAB! Ya Rab! Semada ve arzda bulunan bütün varlıkların ihsanda bulunan, cömertlik yapan Cevâd Rabbi yalnız Sensin. Ne göktekiler ne de yerdekiler için Senden başka Cevâd yoktur.

YA RAB! Ya Rab! Semada ve arzda bulunan bütün varlıkların yegâne Rabbi Sensin. Ne göktekiler ne de yerdekiler için Senden başka Rab yoktur. YA RAB! Ya Rab! Semada ve arzda bulunan bütün varlıklar için kudreti sonsuz Kadîr Sensin. Ne göktekiler ne de yerdekiler için Senden başka Kadîr yoktur.

BEŞİNCİ FASIL

YA RAB! Ya Rab! Semada ve arzda bulunan bütün varlıkların lütufları engin Kerîm Rabbi yalnız Sensin. Ne göktekiler ne de yerdekiler için Senden başka Kerîm bir Rab yoktur. YA RAB! Ya Rab! Semada ve arzda bulunan bütün varlıkların güven veren Mü’min Rabbi yalnız Sensin. Ne göktekiler ne de yerdekiler için Senden başka Mü’min bir Rab yoktur. YA RAB! Ya Rab! Semada ve arzda bulunan bütün varlıklar için herkesi ve her şeyi her an görüp gözeten Müheymin sadece Sensin. Ne göktekiler ne de yerdekiler için Senden başka Müheymin yoktur.

YA RAB! Ya Rab! Semada ve arzda bulunan bütün varlıkların, huzurunda kemerbeste-i ubûdiyet içerisinde durduğu yegâne Büyük, yegâne Kebîr Sensin. Ne göktekiler ne de yerdekiler için Senden başka Kebîr yoktur. YA RAB! Ya Rab! Semada ve arzda bulunan bütün varlıklara iradesini, azametini gösteren yegâne Cebbâr Sensin. Ne göktekiler ne de yerdekiler için Senden başka Cebbâr yoktur. YA RAB! Ya Rab! Semada ve arzda bulunan bütün varlıkları koruyup kollayan Hafîz Sensin. Ne göktekiler ne de yerdekiler için Senden başka Hafîz yoktur.

YA RAB! Ya Rab! Semada ve arzda bulunan bütün varlıkların en ince noktalara kadar ihtiyaçlarını gören gözeten Latîf Sensin. Ne göktekiler ne de yerdekiler için Senden başka Latîf yoktur. YA RAB! Ya Rab! Semada ve arzda bulunan bütün varlıkların her hâlini gören Şâhid yalnız Sensin. Ne göktekiler ne de yerdekiler için Senden başka Şâhid yoktur.

YA RAB! Ya Rab! Semada ve arzda bulunan bütün varlıkların biricik ışık kaynağı Nur Sensin. Ne göktekiler ne de yerdekiler için Senden başka Nur yoktur. YA RAB! Ya Rab! Semada ve arzda bulunan bütün varlıkların her hâlini ra’ye’l-ayn bilen Şehîd Sensin. Ne göktekiler ne de yerdekiler için Senden başka Şehîd yoktur. YA RAB! Ya Rab! Semada ve arzda bulunan bütün varlıklar için dilediğini yükselten Râfi’ yalnız Sensin. Ne göktekiler ne de yerdekiler için Senden başka Râfi’ yoktur.

YA RAB! Ya Rab! Semada ve arzda bulunan bütün varlıkların gizli-açık her şeyini duyan ve itibara alan Semî’ yalnız Sensin. Ne göktekiler ne de yerdekiler için Senden başka Semî’ yoktur. YA RAB! Ya Rab! Semada ve arzda bulunan bütün varlıkların açık-gizli her şeyini bilen Âlim yalnız Sensin. Ne göktekiler ne de yerdekiler için Senden başka Âlim yoktur. YA RAB! Ya Rab! Semada ve arzda bulunan bütün varlıkların her şeyini Zâtına mahsus basarla gören Basîr sadece Sensin. Ne göktekiler ne de yerdekiler için Senden başka Basîr yoktur.

YA RAB! Ya Rab! Semada ve arzda bulunan bütün varlıkların rızkını veren biricik Râzık Sensin. Ne göktekiler ne de yerdekiler için Senden başka Râzık yoktur. YA RAB! Ya Rab! Semada ve arzda bulunan bütün varlıklara en yakın Karîb Sensin. Ne göktekiler ne de yerdekiler için Senden başka Karîb yoktur. YA RAB! Ya Rab! Semada ve arzda bulunan bütün varlıkların dileklerine icabet eden Mücîb sadece Sensin. Ne göktekiler ne de yerdekiler için Senden başka Mücîb yoktur.

YA RAB! Ya Rab! Semada ve arzda bulunan bütün varlıkların nimet veren Mün’im Rabbi yalnız Sensin. Ne göktekiler ne de yerdekiler için Senden başka Mün’im yoktur. YA RAB! Ya Rab! Semada ve arzda bulunan bütün varlıkları ihsanlarıyla donatan Muhsin Sensin. Ne göktekiler ne de yerdekiler için Senden başka Muhsin yoktur.

YA RAB! Ya Rab! Semada ve arzda bulunan bütün varlıkları mevhibeleriyle kuşatan ve verdiği nimetlerden dolayı onları hesaba çeken Deyyân yalnız Sensin. Ne göktekiler ne de yerdekiler için Senden başka Deyyân yoktur. Ya Rab! Ya Rab! ALLAH’IM! Sen nazîri, veziri, dengi, benzeri olmayan bir yektâ Vâhid ve ikincisi olmayan tek, Ehad’sin. Rahmeti sonsuz Erhamürrâhimînsin.

ALTINCI FASIL

Allah’tan gayrı ilah yoktur; her yerde Kendisine ibadet edilen yegâne Ma’bûd O’dur. Allah’tan gayrı ilah yoktur; her lisanla zikredilen biricik Mezkûr O’dur. Allah’tan gayrı ilah yoktur; her ihsanda bilinen tek Ma’rûf O’dur. Allah’tan gayrı ilah yoktur; O her an ayrı bir şe’ndedir. “Lâ ilahe illallah” kelime-i kudsiyesiyle ömrümü tüketirim ben. “Lâ ilahe illallah” kelime-i kudsiyesiyle enîs olur, vahşet ve yalnızlıktan kurtulurum ben. “Lâ ilahe illallah” kelime-i kudsiyesini ikrâr ve tekrar ederek Rabbimin hoşnutluğuna kavuşurum ben. Allah’tan gayrı ilah yoktur; O, Yüce Arş’ın yegâne Sahibidir. Allah’tan gayrı ilah yoktur; O, her zarardan korunan Arş’ın yegâne Mâlikidir. Allah’tan gayrı ilah yoktur; O’nun darbesi pek müthiştir. Allah’tan gayrı ilah yoktur; O celâl ve ikram Sahibidir. Allah’tan gayrı ilah yoktur; tek ilah O’dur; ortağı yoktur. Gerçek güç ve kuvvet de yalnız Aliyy ü Azîm Allah’a aittir. Yüceler Yücesi Allah’ın salât ve selâmı Efendimiz Hazreti Muhammed’in, pırıl pırıl aile fertlerinin ve iyiliğin en öndeki temsilcileri olan ashâbının üzerine olsun.

Hizbü’ş-Şükr

بِسْمِ اللَّهِ الرَّحْمَٰنِ الرَّحِيمِ

Kendini bize esmâ-i hüsnâsıyla bildiren ve sıfât-ı sübhaniyesiyle zihin, mantık ve muhâkemelerimize bir çerçeve vaz’eden, bütün esmânın Müsemmâ-i Akdesi ve bütün evsâf-ı kemâliyenin Mevsûf-u Münezzehi, ulûhiyet tahtının biricik mâliki ve rubûbiyet arşının sahib-i bîmisali olan Allahım! Hamd ü sena, şükr ü minnet, medh ü tebcîl yalnız Senin hakkın ve yalnız Sana mahsustur.

ALLAH’IM! Senden başka İlah yoktur ve hamd yalnız Sana mahsustur. ALLAH’IM! Senden başka Mâlik yoktur ve hamd yalnız Sana mahsustur. ALLAH’IM! Senden başka Ehad yoktur ve hamd yalnız Sana mahsustur.

ALLAH’IM! Senden başka Seyyid yoktur ve hamd yalnız Sana mahsustur. ALLAH’IM! Senden başka Hâlık yoktur ve hamd yalnız Sana mahsustur. ALLAH’IM! Senden başka Râzık yoktur ve hamd yalnız Sana mahsustur.

ALLAH’IM! Senden başka Sultan yoktur ve hamd yalnız Sana mahsustur. ALLAH’IM! Senden başka Cebbâr yoktur ve hamd yalnız Sana mahsustur. ALLAH’IM! Senden başka Kâdir yoktur ve hamd yalnız Sana mahsustur.

ALLAH’IM! Senden başka Basîr yoktur ve hamd yalnız Sana mahsustur. ALLAH’IM! Senden başka Semî’ yoktur ve hamd yalnız Sana mahsustur. ALLAH’IM! Sen semavatın yegâne Hâkimisin ve hamd yalnız Sana mahsustur.

ALLAH’IM! Rahman ve Rahîm Sensin ve hamd yalnız Sana mahsustur. ALLAH’IM! Hâlıkıyet mertebelerinin en güzel, en münteha mertebesindeki Hâlık-ı Zü’l-celâl Sensin ve hamd yalnız Sana mahsustur. ALLAH’IM! En güzel şekilde yardım eden Sensin ve hamd yalnız Sana mahsustur.

ALLAH’IM! Kullarını en güzel şekilde bağışlayan Sensin ve hamd yalnız Sana mahsustur. ALLAH’IM! Fani olan herkes gittikten sonra bâkî kalan yegâne Vâris Sensin ve hamd yalnız Sana mahsustur. ALLAH’IM! En güzel, en iyi şekilde hüküm veren Sensin ve hamd yalnız Sana mahsustur.

ALLAH’IM! Kalbleri ve gözleri evirip çeviren, hâlden hâle değiştiren Sensin ve hamd yalnız Sana mahsustur. ALLAH’IM! Kâfî ve Hâdî Sensin ve hamd yalnız Sana mahsustur. ALLAH’IM! Her şeyi baştan inşa eden ve ilk yaratan Münşi’ve Mübdi’ Sensin ve hamd yalnız Sana mahsustur.

ALLAH’IM! Geceyi gündüze katıp günü uzatan, gündüzü de geceye katıp geceyi uzatan Sensin ve hamd yalnız Sana mahsustur. ALLAH’IM! Kullarına şah damarlarından daha yakın olan ve onların dileklerine icabet eden Karîb ve Mücîb yalnız Sensin ve hamd yalnız Sana mahsustur.

YEDİNCİ FASIL

ALLAH’IM! Kullarını her an gören ve hesaba çeken Sensin ve hamd yalnız Sana mahsustur. ALLAH’IM! Tevvâb ve Vehhâb Sensin ve hamd yalnız Sana mahsustur. ALLAH’IM! Yegâne Rab Sensin ve hamd yalnız Sana mahsustur.

ALLAH’IM! Bütün sebeplerin verasındaki Müsebbibü’l-Esbâb sadece Sensin ve hamd yalnız Sana mahsustur. ALLAH’IM! Seyyidü’s-Sâdât sadece Sensin ve hamd yalnız Sana mahsustur. ALLAH’IM! Dereceleri yükselten Refî’u’d-derecât Sensin ve hamd yalnız Sana mahsustur.

ALLAH’IM! Gökleri yaratan Fâtıru’s-semavât Sensin ve hamd yalnız Sana mahsustur. ALLAH’IM! Ölümden sonra dirilten ve diriliş erleri gönderen Bâis Sen, dilediğine dilediğini temlik eden gerçek sahip, Vâris de yine Sensin. Hamd ü sena yalnız Senin hakkın ve Sana mahsustur. ALLAH’IM! Yardıma muhtaç kullarının imdadına rahmetiyle yetişen Muğîs Sensin ve hamd yalnız Sana mahsustur.

ALLAH’IM! Hâlık u Cebbâr Sensin ve hamd yalnız Sana mahsustur. ALLAH’IM! Her şeyi iradesine boyun eğdiren Kâhir u Kahhâr Sensin ve hamd yalnız Sana mahsustur. ALLAH’IM! İkincisi olmayan tek, Ehad Sensin ve hamd yalnız Sana mahsustur.

ALLAH’IM! Hiçbir şeye muhtaç olmayan fakat her şeyin Kendisine muhtaç olduğu Samed Sensin ve hamd yalnız Sana mahsustur. ALLAH’IM! Mutlak fazl ve şeref sahibi Mâcid Sensin ve hamd yalnız Sana mahsustur. ALLAH’IM! Kullarını irşad eden ve onlara rehberler gönderen Mürşid-i Hakikî sadece Sensin ve hamd yalnız Sana mahsustur.

ALLAH’IM! Dilediği kullarını muhabbete mazhar kılan Vedûd Sensin ve hamd yalnız Sana mahsustur. ALLAH’IM! Kullarının biricik senet ve dayanağı, onlara nimetler gönderen yegâne Mün’im Sensin ve hamd yalnız Sana mahsustur.

ALLAH’IM! Zâhir ve Bâtın Sensin ve hamd yalnız Sana mahsustur. ALLAH’IM! Alîm ü Hakîm Sensin ve hamd yalnız Sana mahsustur. ALLAH’IM! Ğafûr u Şekûr Sensin ve hamd yalnız Sana mahsustur.

ALLAH’IM! Herkesin hamd ü senasının biricik mercii Hamîd ü Mecîd Sensin ve hamd yalnız Sana mahsustur. ALLAH’IM! Durumuna göre herkese iyilikte bulunan, donanım, konum ve liyakate göre bol bol merhamet eden Berr u Rahîm Sensin ve hamd yalnız Sana mahsustur. ALLAH’IM! Kerîm ü Halîm Sensin ve hamd yalnız Sana mahsustur.

ALLAH’IM! Varlığına bir başlangıç ve son olmayan Kadîm ve Bâkî Sensin ve hamd yalnız Sana mahsustur. ALLAH’IM! Eşi, benzeri olmayan yegâne gâlip ve Azîz, dilediğini aziz kılan ve şereflendiren Muizz Sensin ve hamd yalnız Sana mahsustur. ALLAH’IM! Azamet ve izzet tahtının biricik sahibi Sensin ve hamd yalnız Sana mahsustur.

ALLAH’IM! Her şey hükmü altında olan ve bütün noksanlardan müberrâ bulunan Melik ü Kuddûs Sensin ve hamd yalnız Sana mahsustur. ALLAH’IM! Genişletilecekleri genişleten, ruhlara inşirah veren, her şeyi bereketlendiren Bâsıt u Mübsıt Sensin ve hamd yalnız Sana mahsustur. ALLAH’IM! Kullarını kölelik zincirlerinden kurtaran Mu’tiku’r-rikâb Sensin ve hamd yalnız Sana mahsustur.

ALLAH’IM! Yükseklerde bulutlar meydana getiren Münşiü’s-sehâb Sensin ve hamd yalnız Sana mahsustur. ALLAH’IM! Sonsuz şefkat ve nimet sahibi Hannân ü Mennân Sensin ve hamd yalnız Sana mahsustur. ALLAH’IM! Semada ve arzda bulunan bütün varlıkları mevhibeleriyle kuşatan ve verdiği nimetlerden dolayı onları hesaba çeken Deyyân yalnız Sensin ve hamd yalnız Sana mahsustur.

ALLAH’IM! Nimet ve ihsan Sahibi Sensin ve hamd yalnız Sana mahsustur. ALLAH’IM! Şanı yüce olan ve eşi-benzeri olmayan şeyler yaratan Refî’ u Bedî’ Sensin ve hamd yalnız Sana mahsustur. ALLAH’IM! Dilediğini yücelten ve dilediğine faydalı şeyler veren Râfi’ ve Nâfî’ Sensin ve hamd yalnız Sana mahsustur. ALLAH’IM! Mâlikü’l-mülk Sensin ve hamd yalnız Sana mahsustur. ALLAH’IM! Allâmü’l-Ğuyûb Sensin ve hamd yalnız Sana mahsustur. ALLAH’IM! Ma’bud-u bi’l-hak ve Maksud-u bi’l-istihkak, Yüceler Yücesi Allah Sensin.

***

 ﴿هُوَ اللّٰهُ الَّذِي لَۤا إِلٰهَ إِلَّا هُوَۚ عَالِمُ الْغَيْبِ وَالشَّهَادَةِۚ هُوَ الرَّحْمٰنُ الرَّحِيمُ هُوَ اللّٰهُ الَّذِي لَۤا إِلٰهَ إِلَّا هُوَۚ اَلْمَلِكُ الْقُدُّوسُ السَّلَامُ الْمُؤْمِنُ الْمُهَيْمِنُ الْعَزِيزُ الْجَبَّارُ الْمُتَـكَـبِّرُۘ سُبْحَانَ اللّٰهِ عَمَّا يُشْرِكُونَ هُوَ اللّٰهُ الْخَالِقُ الْبَارِئُ الْمُصَوِّرُ لَهُ الْأَسْمَۤاءُ الْحُسْنَىۘ يُسَبِّحُ لَهُ مَا فِي السَّمٰوَاتِ وَالْأَرْضِۚ وَهُوَ الْعَزِيزُ الْحَكِيمُ﴾، ﴿فَإِذَا عَزَمْتَ فَتَوكَّلْ عَلَى اللّٰهِۘ إِنَّ اللّٰهَ يُحِبُّ الْمُتَوَكِّلِينَ﴾، 
Meâl: “Allah’tır gerçek İlah! O’ndan başka yoktur ilah. Görünmeyen ve görünen her şeyi bilir. O Rahman’dır, Rahîm’dir. Allah’tır gerçek İlah! O’ndan başka yoktur ilah! O Melik’tir, Kuddûs’tür, Selâm’dır. Mü’min’dir, Müheymin’dir, Aziz’dir, Cebbar’dır, Mütekebbir’dir. Allah, müşriklerin iddialarından münezzeh ve yücedir. Allah o gerçek İlahtır ki Hâlık’tır, Bârî’dir, Musavvir’dir. Hâsılı, en güzel isimler ve vasıflar O’nundur. Göklerde ve yerde ne varsa hepsi O’nu tesbih ve tenzih eder. O, Azîz’dir, Hakîm’dir.” “Bir kere azmettin mi, yalnız Allah’a tevekkül et! Allah muhakkak ki Kendisine dayanıp güvenenleri sever.”
﴿فَإِنْ تَوَلَّوْا فَقُلْ حَسْبِيَ اللّٰهُ۬ لَۤا إِلٰهَ إِلَّا هُوَۘ عَلَيْهِ تَوَكَّلْتُ وَهُوَ رَبُّ الْعَرْشِ الْعَظِيمِ﴾، ﴿وَمَنْ يَتَوَكَّلْ عَلَى اللّٰهِ فَهُوَ حَسْبُهُۘ إِنَّ اللّٰهَ بَالِغُ أَمْرِه۪ۘ قَدْ جَعَلَ اللّٰهُ لِكُلِّ شَيْءٍ قَدْرًا﴾ وَاللّٰهُ مُقَدِّرُ مَا شَاءَ ❁ وَلَا حَوْلَ وَلَا قُـوَّةَ إِلَّا بِاللّٰهِ الْعَلِيِّ الْعَظِيمِ، وَصَلَّى اللّٰهُ عَلَى سَيِّدِنَا مُحَمَّدٍ وَعَلَى أٰلِـهِ الطَّـيِّـبِينَ الطَّاهِرِينَ وَصَحْبِهِ الْكِرَامِ الْبَرَرَةِ أَجْمَعِينَ وَسَلَّمَ❁
Meâl: “Buna rağmen aldırmaz, yüz çevirirlerse, ey Resûlüm de ki: Allah bana yeter. O’ndan başka ilah yoktur. Ben yalnız O’na dayanırım. Çünkü O, büyük Arş’ın, muazzam hükümranlığın sahibidir.” “Allah’a dayanıp güvenene Allah kâfidir. Allah buyruğunu elbette yerine getirir. Gerçekten Allah her şey için bir ölçü, her iş için bir vâde belirlemiştir.” Allah (celle celâluhû) dilediği gibi takdîr eder ve gerçek havl ve kuvvet O, ululuk ve azamet tahtının yegâne Sultanı’na aittir. Salât ü selâm, Efendiler Efendisi Hazreti Muhammed’e, âline ve ashâbına olsun.

SEKİZİNCİ FASIL

Hizbü’n-Necât

بِسْمِ اللّٰهِ الرَّحْمَانِ الرَّحِيمِ

بِسْمِ اللّٰهِ خَيْرِ الْأَسْمَاءِ، بِسْـمِ اللّٰهِ رَبِّ الْأَرْضِ وَالسَّمَاءِ، بِسْمِ اللّٰهِ الَّذِي لَا يَضُرُّ مَعَ اسْمِه۪ سَمٌّ وَلَا دَاءٌ، وَهُوَ السَّمِيعُ الْعَلِيمُ، ﴿نَصْرٌ مِنَ اللّٰهِ وَفَـتْحٌ قَرِيبٌۘ وَبَشِّرِ الْمُؤْمِنِينَ﴾، ﴿هُوَ الْأَوَّلُ وَالْأٰخِرُ وَالظَّاهِرُ وَالْبَاطِنُۚ وَهُوَ بِكُلِّ شَيْءٍ عَلِيمٌ﴾، وَلَا حَوْلَ وَلَا قُـوَّةَ إِلَّا بِاللّٰهِ الْعَلِيِّ الْعَظِيمِ  أَعُوذُ بِاللّٰهِ السَّمِيعِ الْعَلِيمِ مِنَ الشَّيْطَانِ الرَّجِيمِ  بِسْمِ اللّٰهِ الرَّحْمٰنِ الرَّحِيمِ  اَللّٰهُمَّ إِنِّـي أَسْأَلُكَ بِعَدَدِ خَلْقِكَ، بِـزِنَـةِ عَرْشِكَ، بِـرِضَا نَفْسِكَ، بِنُورِ وَجْهِكَ، بِمَبْلَغِ عِلْمِكَ، بِعِنَايَـةِ قَدْرِكَ، بِبَسْطِ قُدْرَتِـكَ، بِحَقِيقَةِ شُكْرِكَ، بِمُنْـتَهَى رَحْمَتِكَ، بِـإِدْرَاكِ مَشِيئَـتِـكَ، بِكُلِّـيَّـةِ ذَاتِكَ، بِكُلِّ صِفَاتِكَ، بِتَمَامِ وَصْفِكَ، بِنِهَايَـةِ أَسْمَائِكَ، بِمَكْنُونِ سِرِّكَ، بِجَمِيلِ سَتْرِكَ، بِجَزِيلِ بِـرِّكَ، بِجَمَالِ مَنِّكَ، بِفَيْضِ جُودِكَ، بِشَدِيدِ غَضَبِكَ، بِسَابِقِ رَحْمَتِكَ، بِأَعْدَادِ كَلِمَاتِكَ، بِغَايَةِ بُلُوغِكَ، بِتَفْرِيدِ فَرْدَانِـيَّـتِـكَ، بِتَوْحِيـدِ وَحْدَانِـيَّـتِـكَ، بِبَـقَاءِ بَـقَائِكَ، بِسَرْمَدِيَّـةِ أَوْقَاتِكَ، بِعِزَّةِ رُبُوبِـيَّـتِكَ  اَللّٰهُمَّ بِعَظَمَتِكَ بِكِبْرِيَائِكَ بِجَاهِكَ بِجَلَالِكَ بِجَمَالِكَ بِكَمَالِكَ بِأَفْعَالِكَ بِسِيَادَتِكَ بِمَلَكُوتِـيَّـتِـكَ بِجَبَّارِيَّـتِكَ بِحَنَّانِـيَّـتِكَ بِمَنَّانِـيَّـتِكَ بِحَمْدِكَ بِمَجْدِكَ بِعَطْفِكَ بِلُطْفِكَ بِـبِـرِّكَ بِـإِنْعَامِكَ بِـإِحْسَانِكَ بِحَقِّكَ وَبِحَقِّ حَقِّكَ، أَنْ تَجْعَلَ لَـنَا شِفَاءً وَفَرَجًا وَمَخْرَجًا مِنَ الْهُمُومِ وَالْغُمُومِ وَالطَّاعُونِ وَالْوَبَاءِ وَالْبَلَاءِ وَجَمِيعِ الْأٰفَاتِ فِي الدُّنْـيَا وَالْأٰخِرَةِ، بِرَحْمَتِكَ يَا أَرْحَمَ الرَّاحِمِينَ وَصَلَّى اللّٰهُ عَلَى سَيِّدِنَا مُحَمَّدٍ وَعَلَى أٰلِهِ الطَّـيِّـبِينَ الطَّاهِرِينَ وَصَحْبِهِ الْكِرَامِ الْبَرَرَةِ أَجْمَعِينَ، وَعلَى جَمِيعِ الْأَنْبِيَاءِ وَالْمُرْسَلِينَ، وَصَلَّى اللّٰهُ عَلَى سَـيِّدِنَا مُحَمَّدٍ وَعَلَى أٰلِـهِ الطَّـيِّـبِينَ الطَّاهِرِينَ وَصَحْبِهِ الْكِرَامِ الْبَرَرَةِ أَجْمَعِينَ وَسَلَّمَ

Meâl: Rahman ve Rahîm Allah’ın adıyla. İsimlerin en güzeli olan Allah’ın adıyla. Arz ve semanın Rabbi Allah’ın adıyla. Zikredildiğinde öldürücü zehir ve hastalıkların bile zarar veremediği Allah’ın adıyla ki, O, Semî’ ve Alîm’dir; her şeyi işitir, her şeyi bilir. “Allah’tan bir yardım ve yakında gerçekleşecek bir zafer! Müminlere bunları müjdele!” “O Evvel’dir, Âhir’dir, Zâhir’dir, Bâtın’dır. O her şeyi bilendir.” Gerçek güç ve kuvvetin yagâne sahibi olan Allah, Aliyy ü Azîm’dir. Ben de kovulmuş olan şeytanın şerrinden Semî’ ve Alîm Allah’a sığınır, her işime olduğu gibi duama da Rahman ve Rahîm Allah’ın yüce ismiyle başlarım. Ey Yüceler Yücesi Allahım! Ey Merhametliler Merhametlisi! İşte bir kez daha huzuruna geldik, merhametine iltica ettik. Yarattıklarının sayısı.. arşının ağırlığı.. Zâtının hoşnutluğu.. Zâtının nuru.. ilminin nihayetsizliği.. kadrinin inayeti.. kudretinin enginliği.. şükrünün hakikati.. rahmetinin müntehası.. meşîetinin idrâk ve nüfûzu.. Yüce Zâtının külliyyeti.. ulvî sıfatlarının bütünü.. vasıflarının tamamı.. birbirinden âlî ve güzel isimlerinin nihayetsizliği.. sırrının gizliliği.. örtüp korumanın güzelliği.. iyilik ve ihsanlarının cezâlet ve bolluğu.. lütuflarının güzelliği.. cömertliğinin feyzi.. gazabının şiddeti.. onun önünde olan rahmetinin sebkati.. tekvînî ve teşrîî kelimelerinin adedi.. nüfûzunun sınırsızlığı.. ferdâniyetinin tefrîdi.. vahdâniyetinin tevhîdi.. bekânın bekâsı.. evkâtının sermediyeti.. rubûbiyyetinin izzeti.. azametin.. kibriyan.. şânın.. celâlin.. cemâlin.. kemâlin.. ef’âlin.. üstünlük ve hâkimiyetin.. melekûtiyyetin.. cebbâriyyetin.. şefkat ve merhametinin ifadesi olan hannâniyyetin.. nimetlerinin bolluğunu ifade eden mennâniyyetin.. hamdin.. ululuk ve mecdin.. utûfet ve şefkatin.. lütfun.. iyiliğin.. in’âmın.. ihsanın.. hakkın ve hakkının hakkı hürmetine Senden dileniyorum: Bütün tasalardan, gamlardan, tâundan, vebadan, beladan, dünyada ve âhirette başımıza gelebilecek bütün âfetlerden bize şifa bahşet ve çıkış yolları göster

Allahım! Efendimiz Hazreti Muhammed’e (sallallâhu aleyhi ve sellem), bütün enbiya ve mürselîne, Efendimiz’in temizlerden 

DOKUZUNCU FASIL

Hizbü’t-Teshîr

بِسْمِ اللَّهِ الرَّحْمَٰنِ الرَّحِيمِ

EY YÜCE ALLAH’IM! Beni uykudan münezzeh olan görüp gözetmenle koru ve asla dokunulamayan, dokunulup zarar verilemeyen hıfz u sıyanet seralarına al. Sen Erhamürrâhimînsin. Lütfen ve keremen, kudret ve rahmetinle her zaman yanımda ol. Sen benim tek güven ve reca kaynağımsın. Senin bana in’am ve ihsanda bulunduğun fakat karşılığında benim çok az şükrettiğim ne kadar çok nimetlerin ve yine bana beni göstermek için imtihana tâbî tuttuğun ama benim çok az sabrettiğim nice imtihanların vardır.

Ey nimetlerine karşılık çok az şükretmeme rağmen beni yine de mahrum bırakmayan! Ey bir imtihan unsuru olarak göndermiş olduğu belalar karşısında çok az sabretmeme rağmen yine de bana hizlan ve hüsran yaşatmayan! Ey beni hata üstüne hata, günah üstüne günah içinde görmesine rağmen rezil, perişan ve rüsvay etmeyen! Ey iyilik ve ihsanları inkıtâya uğramadan hep devam eden! Ey sayılamayacak kadar çok nimetler bahşeden! Ey Yüceler Yücesi, Merhametliler Merhametlisi! Senden, âlemler içinde Seyyidinâ Hazreti İbrahim (aleyhisselâm) ve ehline salât ettiğin gibi, Efendimiz (aleyhisssalâtü vesselâm) ve ehline de salât eylemeni diliyorum.

ALLAH’IM! Senin kullarından (falanın(isim söylenir)) güç, kuvvet ve hâkimiyeti var. Onun duyduklarını, gördüklerini, kalbindekileri ve dilindekileri benim salâh ve maslahatım istikametinde tebdîl eyle. Ben ancak Senin inayetinle onun kötülük ve zararlarından emin olabilirim. ALLAH’IM! O kulunun şerlerinden Senin inayet ve merhametine sığınıyorum. ALLAH’IM! Dünyam ile dinime, takva ile de âhiretime yardım et. Benim için gizli olan ve bilemediğim hususlarda beni muhafaza buyur. Karşı karşıya kaldığım durumlarda da beni kendimle, kendi aczimle başbaşa bırakma.

Ey kullarının işlediği günahlar asla Yüce Zâtına zarar veremeyen ve kullarını bağışlamak hazinelerinden hiçbir şey eksiltmeyen Yüce Rabbim! O, hazinelerinden bir şey eksiltmeyen mağfiretini bana da lutfet ve Yüce Zâtına zarar veremeyen o günahları benim için de affet! EY YEGÂNE İLÂHIMIZ! Senden afv u mağfiretin hususunda recâ ve ümit, sabır ve bol rızık diliyoruz. Her türlü bela ve musibet karşısında afiyet diliyoruz. Lütfettiğin o afiyete karşı içimizi şükür hisleriyle doldurmanı diliyoruz. Ve Senden, başkalarına karşı gönül tokluğu ve istiğna diliyoruz. Ey havl ve kuvvetin yegâne sahibi, ululuk ve azamet tahtının biricik Sultanı Rabbimiz. Efendimiz Hazreti Muhammed’e, tertemiz, pırıl pırıl aile efradına ve bütün ashabına salât ü selam eyle ve o salavât hürmetine dualarımızı kabul buyur.

Düşmanı Mağlup Etmek ve Şakîleri Dize Getirmek İçin Okunan Hizbü’l-Âyât
اَللّٰهُ أَكْـبَرُ كَبِيرًا، وَالْحَمْدُ لِلّٰهِ كَثِيرًا، وَسُبْحَانَ اللّٰهِ بُكْرَةً وَأَصِيلًا وَصَلِّ وَسَلِّمْ عَلَى سَيِّدِنَا مُحَمَّدٍ وَأٰلِـهِ وَصَحْبِهِ أَجْمَعِينَ
Meal: Büyük Allah’tır. O’na sonsuz hamd ü senalar olsun. Biz sabah-akşam O’nu takdis ve tenzih ederiz. O’nun nihayetsiz salât ve selâmı Efendimiz Hazreti Muhammed’in ve bütün âl ü ashâbının üzerine olsun.
بِسْمِ اللّٰهِ الرَّحْمَانِ الرَّحِيمِ
﴿أَلَمْ تَرَ إِلَى الْمَلَأِ مِنْ بَـنِۤي إِسْرَۤائِيلَ مِنْ بَعْدِ مُوسَىۢ إِذْ قَالُوا لِنَبِيٍّ لَهُمُ ابْعَثْ لَنَا مَلِكًا نُقَاتِلْ فِي سَبِيلِ اللّٰهِۘ قَالَ هَلْ عَسَيْتُمْ إِنْ كُتِبَ عَلَيْكُمُ الْقِتَالُ أَلَّا تُقَاتِلُواۘ قَالُوا وَمَا لَنَۤا أَلَّا نُقَاتِلَ فِي سَبِيلِ اللّٰهِ وَقَدْ أُخْرِجْنَا مِنْ دِيَارِنَا وَأَبْنَۤائِنَاۘ فَلَمَّا كُتِبَ عَلَيْهِمُ الْقِتَالُ تَوَلَّوْا إِلَّا قَلِيلًا مِنْهُمْۘ وَاللّٰهُ عَلِيمٌ بِالظَّالِمِينَ﴾ قَدِيرٌ عَلَى مَا يُرِيدُ ﴿لَقَدْ سَمِعَ اللّٰهُ قَوْلَ الَّذِينَ قَالُۤوا إِنَّ اللّٰهَ فَقِيرٌ وَنَحْنُ أَغْنِيَۤاءُۢ سَنَـكْتُبُ مَا قَالُوا وَقَتْلَهُمُ الْأَنْبِيَۤاءَ بِغَيْرِ حَقٍّۙ وَنَقُولُ ذُوقُوا عَذَابَ الْحَرِيقِ﴾ قَوِيٌّ لَا يَحْتَاجُ إِلَى مُعِينٍ ﴿أَلَمْ تَـرَ إِلَى الَّذِينَ قِيلَ لَهُمْ كُفُّۤوا أَيْدِيَكُمْ وَأَقِيمُوا الصَّلٰوةَ وَأٰتُوا الزَّكٰوةَۚ فَلَمَّا كُتِبَ عَلَيْهِمُ الْقِتَالُ إِذَا فَرِيقٌ مِنْهُمْ يَخْشَوْنَ النَّاسَ كَخَشْيَةِ اللّٰهِ أَوْ أَشَدَّ خَشْيَةًۚ وَقَالُوا رَبَّـنَا لِمَ كَـتَـبْتَ عَلَيْنَا الْقِتَالَۚ لَوْلَۤا أَخَّرْتَـنَۤا إِلَۤى أَجَلٍ قَرِيبٍۘ قُلْ مَتَاعُ الدُّنْـيَا قَلِيلٌۚ وَالْأٰخِرَةُ خَـيْـرٌ لِمَنِ اتَّـقَى وَلَا تُظْلَمُونَ فَتِيلًا
Meal: Rahman ve Rahîm Allah’ın adıyla “Mûsâ’dan sonra İsrailoğullarının ileri gelenlerine dikkat ettin mi? O vakit onlar aralarındaki Peygambere: Ne olur, bize bir hükümdar tayin et, biz de Allah yolunda cihad edelim! demişlerdi. O cevaben: Ya savaşma emri size farz kılınır, siz de savaşmazsanız? deyince onlar: Ne diye Allah yolunda cihad etmeyelim ki vatanlarından çıkarılan biz, çoluk çocuğundan ayrı düşenler yine biziz! dediler. Fakat savaşma kendilerine farz kılınınca içlerinden pek azı hariç, hepsi dönüverdiler. Allah o zalimleri pek iyi bilir.” Ve Allah dilediğini yapmaya Kadîr’dir.’Allah fakirdir biz ise zenginiz.’ diyenlerin sözlerini Allah elbette işitmiştir. Ama Biz onların dedikleri bu sözü ve peygamberleri haksız yere öldürmelerini yazacağız ve “Tadın bakalım o yakıcı cezayı!” diyeceğiz.Dilediğini dilediği gibi icrâ eden kuvvet sahibi Kaviyy O’dur ve O’nun hiçbir yardımcıya ihtiyacı yoktur. “Baksana o kimselere ki, savaş zamanı değilken kendilerine: Savaşa sebebiyet vermeyin, namazı hakkıyla îfa edin, zekâtı verin! denilmişti. Sonra onlara savaşma farz kılınınca, onlardan bir kısmı insanlardan, Allah’tan korkarcasına, hatta daha fazla korkup şöyle diyorlar: Rabbenâ, niçin bize harbi farz kıldın? Bize biraz daha mühlet verseydin ya! Onlara de ki: Dünya zevki pek azdır, ahiret ise günahlardan sakınanlar için sırf hayırdır ve size kıl kadar olsun haksızlık yapılmaz.”
قَهَّارٌ لِمَنْ عَصَى وَطَغَى ﴿وَاتْلُ عَلَيْهِمْ نَبَأَ ابْنَيْ أٰدَمَ بِالْحَقِّۢ إِذْ قَـرَّبَا قُرْبَانًا فَتُقُبِّلَ مِنْ أَحَدِهِمَا وَلَمْ يُـتَـقَـبَّلْ مِنَ الْأٰخَرِۘ قَالَ لَأَقْتُلَنَّكَۘ قَالَ إِنَّمَا يَتَقَبَّلُ اللّٰهُ مِنَ الْمُتَّقِينَ﴾ قُدُّوسٌ يَهْدِي مَنْ يَشَاءُ ﴿قُلْ مَنْ رَبُّ السَّمٰوَاتِ وَالْأَرْضِۘ قُلِ اللّٰهُۘ قُلْ أَفَاتَّخَذْتُمْ مِنْ دُونِهِ۪ۤ أَوْلِيَۤاءَ لَا يَمْلِكُونَ لِأَنْفُسِهِمْ نَفْعًا وَلَا ضَرًّاۘ قُلْ هَلْ يَسْتَوِي الْأَعْمَى وَالْبَصِيرُۙ أَمْ هَلْ تَسْتَوِي الظُّلُمَاتُ وَالنُّورُۚ أَمْ جَعَلُوا لِلّٰهِ شُرَكَۤاءَ خَلَقُوا كَخَلْقِه۪ فَتَشَابَهَ الْخَلْقُ عَلَيْهِمْۘ قُلِ اللّٰهُ خَالِقُ كُلِّ شَيْءٍ وَهُوَ الْوَاحِدُ الْقَهَّارُ﴾ قَيُّومٌ يَرْزُقُ مَنْ يَشَاءُ بِقُدْرَتِه۪ اَللّٰهُمَّ أَنْتَ الْحَاضِرُ بِمَكْنُونَاتِ الضَّمَائِرِ  
Meal: Kahhâr olan Allah, ısrarla isyan ve tuğyana dalanları kahrıyla dize getirir ve Kendi iradesine râm eder. “Onlara Âdem’in iki oğlunun gerçek olan haberini oku: Onların her ikisi birer kurban takdim etmişlerdi de birininki kabul edilmiş, öbürününki kabul edilmemişti. Kurbanı kabul edilmeyen, kardeşine: ‘Seni öldüreceğim’ dedi. O da: ‘Allah, ancak müttakilerden kabul buyurur” dedi.’ Allah Zâtında mukaddes ve münezzeh, fiillerinde mutahhir ve munazzif bir Kuddüs’tür. Dilediğine hidayetini lütfeder. “’Göklerin ve yerin Rabbi kimdir?’ de! Onların da kabul ettiği gerçeği sen açıkla: ‘Allah’tır!’ de! Ama siz kalkmış, O’ndan başka, ne kendilerine gelen bir belayı uzaklaştırmaya ve ne de kendilerine bir fayda sağlamaya gücü yetmeyen birtakım tanrılar edinmişsiniz. De ki: ‘Hiç kör ile gören bir olur mu? Yahut karanlıklarla aydınlık bir olur mu? Yoksa Allah’ın yarattığı gibi yaratan ortaklar buldular da yaratma işi kendilerine şüpheli mi geldi?’ De ki: ‘Her şeyin yaratıcısı Allah’tır. O tektir, her şeyin üstünde mutlak Hâkim’dir.” Allah Kendi Kendine kâim olan ve her şey ayakta tutmasıyla ayakta duran Kayyûm’dur. O, kudretiyle dilediğine rızık verir.

ON’UNCU FASIL

اَللّٰهُمَّ إِنَّكَ غَنِيٌّ بِعِلْمِكَ عَنِ اطِّلَاعِكَ عَلَى أُمُورِ خَلْقِكَ ❁ اَللّٰهُمَّ إِنَّكَ غَـنِـيٌّ عَنِ الْإِعْلَانِ ❁ اَللّٰهُمَّ عَـزَّ الظَّالِمُ وَقَلَّ النَّاصِرُ، وَأَنْتَ الْمُطَّلِعُ الْعَالِمُ الْعَدْلُ الْحَكَمُ ❁ اَللّٰهُمَّ إِنَّ (فلانا) ظَلَمَنِي وَأَسَاءَ إِلَيَّ وَأٰذَانِـي فِي (كيت وكيت)، وَلَا يَشْهَدُ بِذٰلِكَ غَيْرُكَ، أَطْغَاهُ حِلْمُكَ فَـتَعَدَّى عَلَيَّ ظُلْمًا وَعُدْوَانًا وَإِفْـكًا وَبُهْتَانًا وَشَـرًّا وَعِصْيَانًا، وَقَـدْ عَجَزْتُ عَـنْـهُ، وَجَلَّتْ قُدْرَتُـكَ عَلَيْهِ، يَـا مَنْ يَغْضَبُ لِغَضَبِه۪ أَهْلُ السَّمَاوَاتِ وَالْأَرَضِينَ، عَلَيْكَ بِـه۪ ❁ اَللّٰهُمَّ إِنِّي حَاكَمْتُ إِلَيْكَ فِي إِنْصَافِـي عَـنْـهُ “عَلَيْكَ بِـهِ”، وَرَفَعْتُ ظُلَامَتِـي إِلَى حَرَمِكَ، وَوَثِقْتُ فِي كَشْفِهَا إِلَى كَرَمِكَ ❁ اَللّٰهُمَّ خُذْهُ مِنْ بَـيْـنِ يَـدَيْـهِ، وَمِنْ خَلْفِه۪، وَعَنْ يَمِينِه۪، وَعَنْ شِمَالِه۪، وَمِنْ فَوْقِه۪، وَمِنْ تَحْتِه۪ ❁ اَللّٰهُمَّ فَخُذْهُ ﴿أَخْذَ عَزِيزٍ مُقْتَدِرٍ﴾ ❁ اَللّٰهُمَّ خُذْهُ ﴿أَخَذَ الْقُرَى وَهِيَ ظَالِمَةٌۘ إِنَّ أَخْذَهُۤ أَلِيمٌ شَدِيدٌ﴾ ❁ اَللّٰهُمَّ إِنْ أَخَّرْتَ مُدَّتَـهُ فَاحْبِسْهُ فِي حَبْسِ بَلَائِكَ، حَتَّى يَـنْـفُذَ فِيهِ قَضَاؤُكَ❁
Meal: Allahım! Sen ezelî ilminle, mahlûkatının umûruna sonradan muttali olmaktan müstağnisin. Kullarının hâllerini başkalarına ilandan da müstağnisin; onların ayıp ve kusurlarını örter ve başkalarına ifşa etmezsin. Allahım! Sen daha iyi biliyorsun ki, zalim güçlendikçe güçlendi fakat bunun yanında yardım edenler azaldıkça azaldı. Sen her şeyi bildiğin gibi bunu da bilen Âlim, her icraatında adl ü istikameti takip eden Adl ve her şeyi hall ü fasl eyleyen Hakem’sin. Allahım! Kullarından biri bana/bize çok zulüm yaptı, çok kötülükte bulundu ve Senin daha iyi bildiğin üzere değişik şekillerde eziyette bulundu. Buna da Senden başkası şahit olmadı. O, Senin ona karşı olan hilminin hikmetini anlamadı ve haddini aşarak bana taaddîde bulundu. Bana zulmetti, düşmanlık yaptı, iftira ve bühtanla saldırdı, kötü muamelede bulundu ve âsîce davrandı. O zalimin karşısında ben çok aciz kaldım Allahım! Fakat Senin kudretin her şeye yettiği gibi onu durdurmaya da yeter. Ey gazabıyla, bütün gökler ve yerler gazaplanan Kudreti Sonsuz! O zalimi Sana havale ediyorum. Allahım! Haddimi aşıp da Sana saygısızlıkta bulunurum endişesiyle, “aleyke bih” deyip onu Sana havale ettim. Onun zulmünü Senin yüce dergâhına arzettim. O zulmün bertaraf edilmesini de Senin masum kullarına olan keremine bağladım; ona dayandım, ona güvendim. Allahım! O zalimi ve onun gibi ısrarla mazlum insanlara zulmeden zalimleri önlerinden, arkalarından, sağlarından, sollarından, üstlerinden ve altlarından göndereceğin cezalarla cezalandır. Allahım! Onu “mutlak galip, tam muktedir olan Allah’ın şanına yaraşır tarzda” cezalandır. Allahım! Yüce Kitabında, “halkı zalim olan ülkeleri cezaya çarptırdığı zaman Rabbinin çarpması işte böyle olur! Şüphesiz ki O’nun çarpması pek acı, pek çetindir!” ferman ediyorsun. İşte bu zalimi de öylece cezaya çarptır. Allahım! Şayet ona bir süre daha mühlet vereceksen, ne olur, onu bela hapsinde tut ve hakkındaki hükmünü infaz buyurana kadar zulmetmesini engelle.
اَللّٰهُمَّ إِنَّ هٰذَا عَدْلٌ مِنْكَ، خَلَقْتَهُ قَوِيًّا وَخَلَقْتَنِي ضَعِيفًا، وَلَا أَقْدِرُ عَلَيْهِ إِلَّا بِقُدْرَتِكَ اَللّٰهُمَّ إِنَّا نَسْتَعِينُ بِكَ عَلَى مَنْ ظَلَمَنَا، وَنَسْأَلُكَ أَنْ تُنْزِلَ بِه۪ حُلُولَ النِّقَمِ اَللّٰهُمَّ كَمَا قَطَعْتَ حَظَّهُ مِنَ الْأٰخِرَةِ فَاقْطَعْ حَظَّهُ مِنَ الدُّنْـيَا، إِنَّكَ أَنْتَ الْأَعَزُّ الْأَكْرَمُ [ ﴿سَلَامٌ عَلَى نُوحٍ فِي الْعَالَمِينَ﴾ (٣)] وَسَلَامٌ عَلَى جَرْجِيسَ اَللّٰهُمَّ مَنْ أَرَادَنَا أَوْ أَرَادَ أَحْبَابَنَا بِسُوءٍ أَوْ مَكْرٍ فَنَسْأَلُكَ يَا مَوْلَانَا بِقُدْرَتِكَ الْمُقَدَّسَةِ أَنْ تُـزَلْزِلَ أَقْدَامَهُ، وَأَنْ تَـرُدَّ بَأْسَهُ عَلَيْهِ اَللّٰهُمَّ غُمَّهُ بِالْبَلَاءِ غَمًّا، وَطُمَّهُ بِالْبَلَاءِ طَمًّا، وَاجْعَلْ دَائِـرَةَ السَّوْءِ عَلَيْهِ، وَارْمِه۪ بِبَلِيَّةٍ لَا أٰخِرَ لَهُ بِهَا، إِنَّكَ عَلَى كُلِّ شَيْءٍ قَدِيرٌ؛ يَا رَبَّـنَا فَإِنَّـنَا نَرْجُو خَلَاصَنَا مِنْ يَدَيْهِ، بِرَحْمَتِكَ يَا أَرْحَمَ الرَّاحِمِينَ، وَسَلَامٌ عَلَى الْمُرْسَلِينَ، وَالْحَمْدُ لِلّٰهِ رَبِّ الْعَالَمِينَ، وَصَلَّى اللّٰهُ عَلَى سَيِّدِنَا مُحَمَّدٍ وَعَلَى أٰلِهِ الطَّـيِّـبِينَ الطَّاهِرِينَ وَصَحْبِهِ الْكِرَامِ الْبَرَرَةِ أَجْمَعِينَ وَسَلَّمَ
Meal: Allahım! Bu Senin adaletindir. Nice hikmetlere binaen onu kavî, bu kulunu da zayıf yaratmışsın. Ben de onun sûrî gücü karşısında Senin gerçek güç ve kudretine sığınıyorum. Allahım! Bize zulmedene karşı sadece Senin yardımını dileniyor ve –şayet ıslah olmayacaklarsa azabınla onları durdurmanı diliyoruz. Allahım! O zalime âhirette bir pay vermediğin gibi, dünyadaki payını da elinden al. Sen, kudret ve keremi sonsuz Eazz ü Ekrem’sin. “Bütün milletler içinde selâm olsun Nuh’a.(3 defa)” Ve selâm olsun Cercîs’e (aleyhisselâm). Ey Yüceler Yücesi Allahım! Her kim bizim ve sevdiklerimizin hakkında bir kötülük yahut bir komplo düşünür ve kurarsa, Senden dileniyoruz ey Yüce Mevlâmız, kudret-i mukaddesenle, onu ayaklarından sars ve düşündüğü kötülükle kendisini cezalandır. Allahım! Zulüm ve haksızlığı kendisine meslek edinen o zalimi belalarla gam ve tasaya boğ, musibetlerin altında inlet, kurduğu tuzakları başına çevir ve sonu gelmeyen belalara müptela kıl. Allahım! Muhakkak ki Sen, kudreti her şeye yeten Kâdir-i Mutlak’sın. Ey Yüceler Yücesi Rabbimiz! Sen Merhametliler Merhametlisisin! Sonsuz rahmetine iltica ediyor ve Senden bizi o zalimin elinden kurtarmanı diliyoruz. Lütfen ve keremen dualarımızı kabul buyur ve bizi onun zulmünden halâs eyle. Senin bütün rasüllerine bir kez daha selâm ediyor ve hamd ü senalarımızı yeniden yüce dergâhına arz ediyoruz Allahım! Ne olur, dualarımızı lütfunla kabul buyur. Allahım! Efendimiz Hazreti Muhammed’e (sallallâhu aleyhi ve sellem), paklardan pak ehline, iyilerden iyi ashâbına salât ü selâm eyle.

-Yakaran Gönüller-

Bu yazı 796 kez okundu