□Ayinesi iştir Kişinin Lafına bakılmaz!
□Elleri Neredeymiş?
□Zamanında adil karar!
□Pisliğe Bulaşanlar!
□Yanlış İmrenme!
AYİNESİ İŞTİR KİŞİNİN LAFA BAKILMAZ
Adamın birisi turist olarak gittiği bir şehirde geziyormuş. Yolda çalışan belediye işçilerini görmüş. Ama gördüğü manzaradan dolayı küçük dilini yutacakmış neredeyse. İşçiler iki grup olarak çalışıyorlarmış. Bir grup işçi ellerindeki kazma-ve küreklerle çukur kazıyor, diğerleri ise açılan çukurları dolduruyorlarmış. Merak etmiş niçin böyle yaptıklarını. Yanlarına giderek işçilere selam verdi ve ne yaptıklarını sormuş. Onlar da: “Efendim! Aslında biz iki değil üç grup idik. Bir kısım arkadaşlarımız çukur kazıyor, ikinci kısım fidan dikiyor, üçüncü kısım arkadaşlarımız da fidanlar dikildikten sonra çukurları geri dolduruyordu. Bugün fidan diken arkadaşlarımız gelmedi. Biz de bize verilen vazifeyi yerine getirmek için çukur kazıp, geri doldurarak görevimizi yapıyoruz.” diye cevap vermişler.
İcraatı olmayan beyanatları ne güzel anlatan bir fıkra.. Hz.Ömer gibi olmadan, Selahaddin Eyyubi gibi olmadan,yapılan açıklamalar ancak o kadar netice verir. Hak Dostu ne güzel söyler; Zeynülâbidîn’i anlatmak marifet değil Zeynülâbidîn olmak marifettir diye..
***
ELLERİ NERDEYMİŞ?
Tarihte lüks hayatlarından taviz vermeyen, saraylarda yaşayan, kendilerinden başka kimseyi önemsemeyen, halkını aşağılayan krallar vardır. Bu krallar sıkıştıklarında halktan ağır vergi toplarlar. Bunlar için halkın aç veya tok olduğu önemli değildir. Bunlardan birisi de Fransa’da 1643-1715 yılları arasında krallık yapmış 14. Luis’dir. Meşhur Versailles sarayını yaptırmıştır. Halkın ağır vergiler ve geçim sıkıntısından kaynaklanan isyanlarını kraliçe olan annesinin yardımıyla bastırmıştır.
Halk birgün Meşhur Versailles sarayının önüne ekmek bulamadıklarını anlatmak için toplanmış, 14. Luis’nin eşi marie therese “Ekmek bulamıyorlarsa pasta yesinler” demiştir.
Luois bir gün ava çıkmıştı. Hava soğuktu. Kral ellerini korumak için av eldiveni takmamıştı.
Bunu gören iki köylü aralarında şöyle konuşuyorlardı: “Kral ellerini soğuktan korumak için neden eldiven takmamış?”
Diğeri: “ Kralın eldivene ihtiyacı yok” demiş. Arkadaşı:
“Neden?” diye sorunca diğer köylü:
“Onun elleri hep bizim cebimizde” diye cevaplamış.
(Vikipedi, Ekşi sözlük, Tarihi Hakikatler, İsmail Hami Danişment, Tercüman Yayınları, 1979, İstanbul, cilt:1, sayfa: 70)
***
ZAMANINDA ADİL KARAR
Mahkemeler tarafından adil karar verilmesi çok önemlidir. En az onun kadar önemli olan kararın sürüncemede bırakılmayıp zamanında verilmesidir. Sümenaltı edilip zamanında verilmeyen karar ne kadar adil olursa olsun “yok” hükmündedir.
Rusya’da Çar Nikola döneminde mahkeme mübaşiri elinde bir zarfla bir albayı sormuş. Göstermişler. Mübaşir elindeki zarfı açtığında yıllarca önce vefat eden annesinin kendisi beşikteyken bir asilzade hakkında açtığı, fakat asilzadenin baskısından dolayı sürüncemede bırakılan davada kadının lehine karar verdiği yazılıymış. Bu karar dünyada mahkemelerin ne kadar hızlı çalıştığına örnek gösterilip yıllarca alay konusu olmuş.
(Tarihi Hakikatler, İsmail Hami Danişment, Tercüman Yayınları, 1979, İstanbul, cilt:1,s 239)
Bu karar hiçbir mahkeme kararı olmaksızın bir KHK ile mesleğinden atılıp öldükten sonra “pardon” denilerek görevlerine iade edilen akademisyen Mustafa Çamas, hainler mezarlığı yapılıp oraya gömülmeye çalışan öğretmen Gökhan Açıkkollu gibi zulüm altında ruhunun ufkuna yüreyen mazlumları hatırlatıyor… Bu iade kararlarının ne önemli var. İnsanlar öldü. Dünyanın ömrü varsa asırlar sonra da olsa İtiraf edilen cinayet, uyuşturucu, darp, gasp gibi olaylar hakkında soruşturma bile açmayan bu mahkemelerin kararları alay konusu olacaktır. Ve bu kararları verenler hem HAKK nezdinde hem halk nezdinde hem de tarihin sayfalarına kara bir leke olarak geçecek ve lanet ile anılacaklar..
***
PİSLİĞE BULAŞANLAR
Osmanlı Devleti de bunlardan birisidir. III. Osman ve III. Mustafa saltanatında 11 Ocak 1757 – 8 Nisan 1763 tarihleri arasında altı yıl iki ay yirmi sekiz gün sadrazamlık yapmış bir devlet adamı, aynı zamanda edebi kişiliği de olan, “merd-i kıpti şecaat arzederken sirkatin söyler” (Kıbtilerin mert adamı cesaretini anlatırken hırsızlığını söyler) vecizesi de kendisine ait olan Koca Ragıp Paşa, rüşvet söylentileri ayyuka çıkınca bürokratlarını rüşvet almadıklarına dair yemin ettirir.
Şair Haşmet’te oradadır ve bir köşede yemin edenleri seyretmektedir.
Ragıp Paşa şaire döner ve:
“Sen de yemin etmeyecek misin?” diye sorunca Haşmet:
“İnancımıza göre yalan yere yemin eden çatlarmış. Biraz bekleyelim. Yemin edenler çatlamazlarsa bende edeceğim” demiş.
Yine Devlet yetkililerinin her türlü pisliğe bulaştığı zamanda vezirin birisi hamama gider. Dellak veziri keselemeye başlayınca adam tamamen eriyerek yok olur.
“Vezir nerde?” diye soranlara:
“Ben keselemeye başlayınca eriyip yok oldu. Ben ne bileyim adamın tamamen pislikten oluştuğunu?” demiş.
Tarihte pisliğe bulaşmayan çok az insan ve o temiz insanların satın alınamadığı temiz kaldığı nadir devirler vardır. Kirli insanların saltanatlarının yıkılması kaçınılmaz olur. “Hayırlı âkıbet, kalbleri Allah’a karşı saygıyla dopdolu olan, O’na itaatta kusur etmeyen ve O’nun azabından sakınanlar içindir.”[Kasas-83] UNUTMAYIN! Kirlenmiş saltanatların akıbetlerinin güzel olmayacağı muhakkaktır.
***
YANLIŞ İMRENME
Karun Hazreti Musa’nin kavmindendi.. Hazreti Musa’ gibi büyük bir peygamberin yakını olarak istifade etmesi gerekirken faniliklerde boğulmuştu. Sayılamayacak kadar çok malı mülkü vardı. Bununla gururlanıyordu. Süslü elbiseler giyerek binekleri ve hizmetçileriyle insanların karşısına çıkıyor, avam ifadesiyle hava atıyordu. Bunu gören bazı kişiler kendisiyle gıptayla bakıyor ve “Keşke buna verilenler gibi bize de verilseydi” diyorlardı.
Sonra Allah verilen nimetlere şükretmesi gerekirken şımarıklık yapan bu kişiyi malı- mülküyle beraber yerin dibine geçirdi. Kendisini imrenerek seyreden ve “Keşke ona verilen gibisi bize verilseydi” diyenler bu son karşısında: “İyi ki biz onun gibi olmamışız” demişlerdi.
Kasas suresinde bu husus şöyle anlatılır:
“Karun bir gün, yine bütün ihtişam ve şatafatıyla halkının karşısına çıktı. Dünya hayatına çok düşkün olanlar: “Keşke bizim de Karun’unki gibi servetimiz olsaydı. Adamın amma da şansı varmış, keyfine diyecek yok!” dediler. Kendilerine ilim verilmiş olanlar ise dedi ki: «Yazıklar olsun size! Allah’ın sevabı, imân eden ve sâlih amelde bulunanlar için daha hayırlıdır. Ona ise ancak sabredenler kavuşurlar.» (Kasas 80)
Sonunda, onu da, sarayını da yerin dibine geçirdik. Allah’a karşı ona yardım edebilecek kimsesi de yoktu; kendini kurtarabilecek kimselerden de değildi. Daha dün onun yerinde olmayı isteyenler: Demek ki, Allah rızkı, kullarından dilediğine bol veriyor, dilediğine de az. Şayet Allah bize lütufta bulunmuş olmasaydı, bizi de yerin dibine geçirirdi. Vay! Demek ki inkârcılar iflâh olmazmış! demeye başladılar.” (Kasas 79-82)
Ve Kur’an-ı Kerim bizi de şöyle uyarıyor: Allah’tan gelen gerçekleri örtbas edenlerin, yeryüzünde refah içinde dilediklerini yapabilir görünmeleri seni aldatmasın. (Al-i İmran 196)
Rabbim merhametiyle bizi aldanmaktan muhafaza buyursun!