➖Efendimiz’in (s.a.s.) Geceleri Değerlendirmesi
➖Efendimiz’in (s.a.s.) Kadir Gecesini Değerlendirmesi
➖Kadir Gecesi, İsmini Nereden Alır?
➖Kadir Gecesi Ne Zamandır?
➖Kadir Gecesinin Alametleri
➖Kadir Gecesinin Feyiz ve Bereketi
➖Kadir Gecesi Niçin Gizlidir?
➖Kadir Gecesinden Mahrum Bırakan Şey
➖Kadir Gecesinin Gizli olmasının 11 Hikmeti
➖Kadir Gecesi Nasıl Değerlendirilebilir?
EFENDİMİZ’İN (s.a.s.) GECELERİ DEĞERLENDİRMESİ
Geceler İlâhî lütuflara ve esintilere açık yamaçlar gibidir. Kalbini Hakk tecellîleri karşısında pırıl pırıl bir ayna hâline getiren hakikate uyanmış ruhlar, gecenin gelişiyle seccadelerinde pusuya yatar ve tecellî avına çıkarlar… (Zamanın Altın Dilimi/Dua ve Yakarıştaki Güç.). Hissedebilenler için hayatın asıl mûsikîsi hep gecelerde bestelenir, gecelerde söylenir, gecelerin hüzünlü saatlerinde tonunu bulur… (Zamanın Altın Dilimi/Kendi Güzelliğiyle Geceler)
Efendimiz (sallallahü aleyhi ve sellem) için karanlık bir zaman diliminden bahsetmek mümkün değildir. Günün geceye rastlayan bölümleri bile O’nun için, bizlerin gündüzlerinden daha aydınlıktı. Efendimiz (sallallahü aleyhi ve sellem), peygamberlik öncesi belli ölçüler içinde inzivada bulunarak, her zaman Rabbisine yakınlaşma yollarını araştırıyordu. İç âlemini, zaten temiz olan duygularını ve sürekli Hakk’a açık gönlünü, tıpkı günebakan çiçekler gibi, Rabbisinden gelen tecellileri ve lütufları yakalamaya çalışıyordu. Peygamberlikle beraber gecelerin nasıl değerlendirilmesi gerektiği hususunda açık emir ve yönlendirmeler de gelmeye başladı. Efendimiz (sallallahü aleyhi ve sellem), gecenin karanlıklarını teheccüd feneriyle aydınlatıyordu. Her geceyi değerlendiriyordu.
Kur’ân-ı Kerim’de Efendimiz’e (sallallahü aleyhi ve sellem) hitaben; “Sana mahsus bir namaz olmak üzere gecenin bir kısmında kalkıp Kur’ân oku, teheccüd namazı kıl. Böylece Rabbinin seni Makâm-ı Mahmûda eriştireceğini umabilirsin.” (İsrâ/79) “Sabah akşam Rabbinin adını zikret! Gecenin bir kısmında da O’na secde et,geceleyin uzun bir süre de O’na tesbih ve ibadet et.” (İnsan/26) buyrulmaktadır. Kur’ân-ı Kerim’in gece ibadetiyle ilgili yaptığı teşvik, sadece Efendimiz’e mahsus da değildir. Zâriyât sûresinde ahirette müttakilere verilecek mükafat ve lütuflar anlatılırken; “O müminler geceleri pek az uyurlardı.” (Zariyat/17) denilerek geceleri ihya etmenin önemi vurgulanmaktadır. Yine; “Teheccüd namazı kılmak için yataklarından kalkar, cezalandırmaktan endişe ederek, rahmetinden ümit içinde Rab’lerine dua edip yalvarırlar ve kendilerine nasib ettiğimiz mallardan Allah yolunda harcarlar.” (Secde/16) Efendimiz’in geceleri değerlendirme şekliyle ilgili Hz.Âişe validemiz (radıyallahu anhâ) şöyle buyurmuştur: Resûl-ü Ekrem (sallallahü aleyhi ve sellem) geceleyin kalkıp ayakları şişinceye kadar namaz kılardı. Bunun üzerine ona: Yâ Resûlallah! Senin geçmiş ve gelecek bütün hataların bağışlandığı halde niye böyle kendini yoruyorsun, dedim. Bana cevâben: Allah’a şükreden bir kul olmayayım mı, buyurdu. (Buhârî, Tefsîrû Sûre (48), 2 ; Müslim, Münâfikîn 81) Efendimiz (sallallahü aleyhi ve sellem) ümmetini de “Farz namazlardan sonra en faziletli namaz gece namazıdır.” (Müslim, Sıyâm 202). “Ey insanlar! Birbirinize selâm veriniz, yemek yediriniz, insanlar uyurken geceleyin namaz kılınız. Böyle yaparsanız selâmetle Cennete girersiniz.” (Tirmizî, Et’ime 45, Kıyâmet 42) buyurarak gece namazına teşvik etmiştir.
(Gece uykudan uyanmak suretiyle kılınan teheccüd namazı Hz.Peygamber’e farz, ümmete sünnettir. Teheccüd iki rekât kılınabileceği gibi, sekiz rekât da kılınabilir. Buhârî ve Müslim’in rivayetine göre, İbn Ömer (radıyallahu anhümâ), rüyasında iki dehşetli kimsenin gelip, kollarından tutarak kendisini derin, alevli bir kuyunun başına getirdiklerini ve atacaklar diye korkunca da: “Korkma, senin için endişe yok!” dediklerini Efendimiz’e (sallallahü aleyhi ve sellem) anlatır. Allah Resûlü (sallallahü aleyhi ve sellem), “İbn Ömer ne güzel insandır; keşke, teheccüd namazını da kılsa!” şeklinde tabir ve tevcihte bulunurlar, Allah böylece rüyasında İbn Ömer’e Cehennem’e ait bir berzah levhasını göstermiş ve bir eksiğini hatırlatıp, Efendimiz’in tavsiyeleriyle o eksiğin kapatılmasını sağlamıştır.) Câbir (ra) şöyle demiştir: Ben Resûlullah’ı (sallallahü aleyhi ve sellem): “Geceleyin öyle bir zaman vardır ki, Müslüman bir kimse o zamana rastlayıp Allah’tan dünya ve âhirete dair hayırlı bir şey dilerse, Allah ona dilediğini verir. Bu her gece böyledir” buyururken dinledim. (Müslim, Müsâfirîn 166, 167) Ebû Hüreyre ve Ebû Saîd el-Hudrî’den (radıyallahu anhumâ) rivayet edildiğine göre Resûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem) şöyle buyurdu: “Bir kimse geceleyin karısını uyandırır da beraberce veya her biri kendi başına iki rek’at namaz kılarlarsa, Allah’ı çok anan erkekler ve Allah’ı çok anan kadınlar arasına yazılırlar. (Ebû Dâvûd, Tatavvu 18, Vitir 13)
Pırlanta Müellifi: Gecelerini teheccüd feneriyle gündüz gibi aydınlatmış olanlar, berzah hayatlarını da aydınlatmış sayılırlar. Teheccüd, berzah karanlığına karşı bir zırh, bir silah, bir meşale ve kişiyi berzah azabından koruyan bir emniyet vesilesidir. Her namaz, insanın öbür âlemdeki hayatına ait bir parçayı aydınlatmayı tekeffül etmiştir; teheccüd ise ötelerin zâdı, zahîresi, azığı ve aydınlatıcısıdır. Ülfetin dağılmasında, kalblerin yumuşamasında, şeytanların ve günahların tesirlerinden korunmada herkesin uyuduğu saatlerde uyumayan gözlerle eda edilen zikirler, tesbihler, kılınan namazlar ve mütalâa edilen derslerin kalblere ne kazandırdığı, ancak tatbikatla ve tadıp bilmekle anlaşılır. Geceleri aydın olan insanların, gündüzleri hiç aydın olmaz mı? Hususiyle mübarek zaman dilimlerinde gönül dünyalarına yönelen insanlar için günler, geceler, hatta saatler ve dakikalar âdeta bir başka büyüyle gelir geçer… Kutsal zaman dilimlerini içinde barındıran geceleri değerlendiren insanlar iman ve izanlarından fışkıran ışıklarla eşyanın perde arkasını süze süze, duygularıyla, içinde ebedî bir ömür sürecekleri Firdevslere uyanmış ve ulaşmış gibi olurlar. Ramazanda ise her şeyi kendi sırlarıyla bürüyen geceler insanın duygu ve düşüncelerini ayrı bir halâvetle kucaklar. (Günler Baharı Soluklarken/ Gufranla Tüllenen Ay.)
O, gecesiyle gündüzüyle, orucuyla teravihiyle gönüllerimize nüfuz eder ve benliğimize işler. İşte bu sebeple Ramazan-ı Şerif kadar gecesi ayrı nurâniliğe ve gündüzü de ayrı aydınlıklara açık bir başka ay yoktur… Dahası Ramazan’ın en mübarek bir gecesinde insanlığa bir rehber olan, onları doğru yola götüren ve hakkı batıldan ayıran en açık ve parlak delilleri ihtiva eden Kur’ân indirilmeye başlanmıştır. Bu gece, bin aydan daha hayırlı olan Kadir gecesidir.
EFENDİMİZ’in (s.a.s.) KADİR GECESİNİ DEĞERLENDİRMESİ
Kadir gecesi “Gecelerin Sultanı” olarak isimlendirilmiştir ve kandil gecelerinin en üstünüdür. Kıyamete kadar bütün insanlara dünya ve ahirette rehberlik edecek olan bir Kitab’ın yeryüzüne iniş günü ve bunun yıldönümleri elbette ki müstesna bir gündür ve merasimlerle kutlanması gayet isabetlidir. Kadir gecesi, Kur’ân-ı Kerim’in, Levh-i Mahfuz’dan dünya semasına toptan indirilmiş olduğu gecedir.
Kur’ân’ı Kerim’de “…O Ramazan ayı ki insanlığa bir rehber olan, onları doğru yola götüren ve hakkı batıldan ayıran en açık ve parlak delilleri ihtiva eden Kur’ân o ayda indirildi…” (Bakara/185) buyrulmaktadır. Kur’ân-ı Kerim’de Kadir gecesini anlatan müstakil bir sûre vardır. Bu Sure Mekke’de nâzil olmuş olup 5 âyettir. Adını ilk âyette geçen Kadr, yani “Kadir gecesi” kelimesinden almıştır. Kadir: “Mevki, şeref, değer, azamet” mânâlarına gelir. Bu sûre Kur’ân’ın vahyinin başlangıcından ve o gecenin büyük fazilet ve bereketinden, o gece kâinatı kaplayan ilâhî esenlikten bahseder. Kadir sûresinde, Kadir gecesi şöyle anlatılır: Biz Kur’ân’ı indirdik kadir gecesi. Bilir misin nedir kadir gecesi? Bin aydan daha hayırlıdır Kadir gecesi! O gece Rab’lerinin izniyle Ruh ve melekler, her türlü iş için iner de iner… Artık o gece bir esenliktir gider… Tâ tan ağarana kadar… (1-5)
Kadir gecesi; “HÜKÜM GECESİ” demektir. Takdîr-i İlâhîde hükmolunmuş işlerin yahut birçok işlere hükmeden muhkem emirlerin ayırt edildiği gece anlamına gelir. Takdîrden maksad, ezelî hükmün açığa çıkmasıdır. Hikmetli işler karara bağlanır. Bu gecede kaderin bir çeşit istinsahı yapıldığı anlaşılıyor. Yani İmam-ı Mübîn’den, Kitâb-ı Mübîn’e istinsahı. (Bkz.Fasıldan Fasıla-2/323). Kur’ân-ı Kerim bu geceden itibaren Resûl-ü Ekrem Efendimiz’e inmeye başlamıştır. Cebrâil, Peygamberimiz’e (sallallahü aleyhi ve sellem) ilk vahyi bu gece getirmiştir. Kur’ân’ın ilk parçası olan Alak sûresinin ilk âyetleri de kadir gecesinde nâzil olmuştur. Bu gecenin fazileti hakkındaki hadislerde: Kadir gecesini ibadetle geçirenlerin geçmiş günahlarının affedileceği haber verilmiştir. (Dârimî, Savm 54). Yine Kadir gecesinin gündüzünde tutulan orucun bütün sene tutulacak oruca eşit olduğunu belirtmiştir. (İbn Mâce, Sıyâm 39.) Bir başka hadislerinde Resûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem) şöyle buyurmuştur: “Her kim inanarak ve sevabını umarak Ramazanda oruç tutarsa, geçmiş günâhları affedilir ve her kim inanarak ve sevabını umarak Kadir gecesini ihya ederse, geçmiş günahları bağışlanır.” (Buhârî, Savm 6,Teravih 1, Leyletu’l-Kadr 1; Müslim, Müsâfirîn173-176.)
KADİR GECESİ, İSMİNİ NEREDEN ALIR?
Kadir gecesi “kadr” kelimesinden gelir. Yani o gece bir kadirşinaslık rûh ve mânâsı nümayandır. Öyle ise o gecenin kadrini bilmeliyiz ki kadrimiz bilinsin. Ayrıca bu gecede liyakata bakılmaksızın Cenâb-ı Hakk’ın merhametinin bir tezahürü olarak ekstradan lütuflarda bulunduğu bir gecedir. Kadir gecesi, Efendimiz’in ümmetine olan aşkın sevgisi sebebiyle yaptığı bir duanın kabul edilmiş hâlidir. Şöyle ki: Fahr-i Kâinat Efendimiz’e kendisinden önceki insanların ömürlerinin müddeti veya bu ömürlerden Allah’ın dilediği kadarı gösterildi. Bunun üzerine “Başka ümmetlerin uzun ömürleri içinde yapamayacakları amelleri ümmetim kısa ömrü içinde yapmış olsun.” diye dua etti. Allah da O’na (içinde bu gece bulunmayan) bin aydan daha hayırlı olan Kadir gecesini ihsan etti.” [Muvatta, İ’tikâf 6.] (Bin ay, 83 yıl, 4 aya denk gelmektedir.) Bu gecenin, bin aydan hayırlı olması kesretten kinayedir ve herkes için de söz konusu değildir, belki her geceyi Kadir bilenler içindir. Evet sanki o, her geceyi ihyâ etmiş de bu gecede bardağı taşıran rahmet damlayıvermiş… Derken kul, damla ile deryaya ermiş… Bediüzzaman hazretleri bu gecede verilecek mükafatla alâkalı olarak Ramazanda amellere verilen sevapların binlerle ifade edildiğini söyler: “Her hasenenin sevabı başka vakitte on ise Receb-i şerifte yüzden geçer, Şaban-ı muazzamada üç yüzden ziyade ve Ramazan-ı mübarekte bine çıkar ve Cuma gecelerinde binlere ve leyle-i Kadirde (Kadir gecesi) otuz bine çıkar.” [Nursî, Şualar, 14.Şua, Tarihçe-i Hayat/Afyon Hayatı]
KADİR GECESİ NE ZAMANDIR?
Kadîr-i Mutlak Allah (cc), ümmete rahmet için Kadir gecesinin Ramazan’ın hangi gecesi olduğunu açıkça bildirmemiştir. Malumdur ki Cenâb-ı Hak şu imtihan dünyasında çok mühim şeyleri gizlemiştir. İnsanın ecelini ömrü içinde, makbul veli kullarını insanlar içerisinde ve ism-i azamı esma-i hüsna içinde gizlemiştir. Aynı şekilde cuma günü içinde icabet saati, beş vakit namaz içinde salât-ı vustâ, bütün ibadetler içinde rızayı ilâhî, zaman içinde kıyamet, hayat içinde ölüm ve Ramazan günleri içinde Kadir gecesi gizlenmiştir. (B.S.Nursî, Sözler, s.309). Bunlar gizli kaldıkça sair efrad dahi kıymetdar kalır , ehemmiyet verilir. (Nursî, Mektubat, s.535.) Bazı şeylerin bazı şeyler içinde gizlenmesinin hikmeti, o şeyin diğer fertlerini de kıymetlendirmek içindir, eğer bu gibi özel şeyler açıklanırsa, diğer şeylerin değeri düşebilir. (Nursî, Sünûhât, s.29). Hz. Âişe’den (radıyallahu anhâ) rivayet edildiğine göre Resûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem) Ramazan ayının son on gününde câmiye kapanır ibadete eder ve şöyle buyururdu: “Kadir gecesini Ramazanın son on günü içinde arayınız!” (Buhârî, Leyletü’l-Kadr 3; Müslim, Sıyâm 219. Ayrıca bkz.: Tirmizî, Savm 72).
Başka rivayetlerde Peygamberimiz (sallallahü aleyhi ve sellem), Kadir gecesinin Ramazan’ın son on veya yedi günündeki tek gecelerden (21, 23, 25, 27) birisi olduğunu söylemiştir. (Müslim, Sıyâm 212; İbn Mâce, Sıyâm, 56.). Ramazanın 27. gecesi olduğunu belirten hadîs-i şerifler (Müslim, Müsâfirîn, 179, Sıyâm, 220), ekserî âlimler tarafından büyük kabul görmüş ve bütün İslâm âlemi de bunu benimsemiştir. Bu benimseme ile alâkalı, Bediüzzaman Hazretleri’nin yorumu şöyledir: “.. (27.) gece Leyle-i Kadr olma ihtimali çok kuvvetlidir… Hakikî olmasa da madem ümmet o geceye o nazarla bakıyor. İnşallah hakikî hükmünde kabule mazhar olur.” (Nursî, Şualar, s.500) demiştir. Bunun yanında aynı senede hilalin farklı günlerde görünmesine göre başlangıç günü değişkenlik arz eden Ramazan’da Kadir gecesi de değişmektedir. Bu bağlamda pek çok ehlullah gibi Bediüzzaman da Kadir gecesini bir gün öncesi ve bir gün sonrası ile (daha bir itina göstererek) ihya etmiştir. (Nursî, Sikke-i Tasdîk-i Gaybî)
Kadir gecesinin gizli olmasıyla alâkalı PIRLANTA MÜELLİFİ bizlere şu değerlendirmelerde bulunmaktadır:
🎯“Bu gecenin gizli olmasında ayrı bir sır vardır. Efendimiz (sallallahü aleyhi ve sellem) onu önce biliyordu, sonra unutturuldu. (Buhârî, Fadlu Leyleti’l-Kadr 2; Müslim, Sıyâm 213.) Ta ki ihyâ edilsin. Sadece bu geceyi ihyâ eden de belki lütufa mazhar olabilir ama her geceyi Kadir bilip ihyâ edenin nasibdar olacağından şüphe yoktur.” (Fasıldan Fasıla-2)
🎯“Gizli hazinelere karşı ucuzcu olmamalı. UCUZCULARIN BİR ŞEY ELDE EDECEKLERİNE hiçbir zaman inanmadım / inanmıyorum. Mesela, ucuzcuların Kadir gecesinden tam olarak istifade edeceğine inanmıyorum. Onlar, bütün bir sene beklesinler; sadece Ramazan-ı Şerif’in yirmi yedinci gecesini ihya etsinler ve böylece Cenâb-ı Hakk’ın Kadir gecesini lâyık-ı vechiyle değerlendiren insanlara lütfettiği eltâf-ı ilâhiyeye mazhar olsunlar. Olacak şey değildir bu. Onun için Ebû Hanîfe -ki kanaati âcizâneme göre Hakîkat-ı Ahmediye’yi en iyi temsil eden insan odur- diyor ki,‛ Kadir gecesi sadece belli gecelerde değil, senenin üç yüz altmış küsur günü içindeki her bir gecede aranmalıdır. Siz üç yüz altmış küsur geceyi kemâl-i hassasiyetle ihya ederseniz, Allah Teâlâ da o samimî yüreğinize iltifatlarda bulunur”
Fahr-i Kâinat Efendimiz, Kadir gecesinin vaktini biliyordu. Fakat bir gün ‛Kadir gecesinin hangi gün olduğunu söyleyecektim, dışarıya çıktım, baktım ki iki insan birbiri ile münakaşa ediyor. Onlarla meşgul olurken Kadir gecesi bana unutturuldu.’ buyurmuştu; buyurmuş ve bu sözüyle hem mü’minler arasındaki en ufak bir ihtilaf ve kavganın kendisini nasıl derinden yaraladığını ve hem de Kadir gecesinin gizli kalmasında bir hikmet-i ilâhiye bulunduğunu işaret etmişti. Efendimiz (sallallahü aleyhi ve sellem) döneminde Kadir gecesi, Ramazan ayının yirmi yedinci gecesine rastlamıştı ve daha sonra da Resûl-ü Ekrem (aleyhisselâm) onu Ramazan-ı Şerif’in son on gününde, tek gecelerde aramayı tavsiye buyurmuştu.
‛Her geceyi Kadir, her kişiyi Hızır bil!’ vecizesi de kısa; ama pek şümullü bir sözdür. Evet, Hızır (aleyhisselâm) da insanlar arasında gizlidir. Ancak siz herkese saygılı olur, her muhtaca yardım eder, herkesin elinden tutar, bütün insanlara sadrınızı sinenizi açarsanız bir gün ehl-i imandan bir Hızır’a rastlarsınız ve sizin de gönül bahçeniz yeşerir. Evet, Allah’a (cc) yürekten bir bağlılık yoksa zor bulursunuz Kadir’i, Hızır’ı.. Bunlar, ancak kendi gönlünüzde sıdk ve sadâkati yakaladığınız; ardına düştüğünüz şeyi, önce kendi gönlünüzde arayıp bulduğunuz zaman sır perdelerini açar size. İçinizde hazırcılık mülâhazası varsa; ‛Hemen bulayım, hemen diyeyim, hemen elde edeyim!’ duygusuna bağlı iseniz daha çok beklemeniz gerekecektir… (Kırık Testi–1, s.62.)
“KADİR GECESİNİN ALAMETLERİ”
Ebu Saîd (ra) anlatıyor: “Biz Hz. Peygamberle (asv) birlikte Ramazan’ın orta on gününde i’tikafa girdik, 20. günün sabahı olunca eşyalarımızı (evlerimize) taşıdık. Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm) bir hutbe irad etti ve sonra şunu söyledi: Bana Leyle-i Kadr (in bütün alâmâtı) gösterildi. Sonra unutturuldu. Yâhud ben onu unuttum. (Ashâbım!) Siz leyle-i Kadr’i Ramazan’ın aşr-ı ahîrinde, tek (gece) de arayınız!. Ben (menâmımda) kendimi su ve balçık içinde secde eder gördüm. Kim ki benimle (yâni Resûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem) ile) i’tikâf ediyorsa, şimdi (i’tikâf mahalline) çekilsin! (buyurdu). Biz de yerlerimize çekildik. (Hava açıktı;) gökte bir bulut parçası (bile) görmüyorduk. Sonra bir bulut parçası geldi. (21. gece gökten şiddetli bir) yağmur boşandı. Hattâ Mescid’in sakfı (Resûlullah’ın secde mahalline) aktı. Mescid’in sakfı hurma ağacından idi. (Sabah) namazı kılındı. Ben Resûlulllah’ın (sallallahu aleyhi ve sellem) suya ve balçığa secde ettiğini (gözümle) gördüm. Hattâ (namazdan döndüğünde) Resûlullah’a baktım, alnında (ve burnunda) çamur eseri gördüm. Bu gece 21. gece idi.” [Buhârî, Fadlu Leyleti’l-Kadr 2-3, İ’tikâf:1; Müslim, Sıyâm: 213] Bu hadisten anlaşıldığına göre; Hz. Peygamber (asv), O yıl Kadir gecesini aramak kasdı ile Ramazan’ın son on gününde de i’tikâfa karar verir ve i’tikâf’a girenlere bu maksadla dönmelerini emir buyurur. (Kütüb-ü Sitte, 2/406.)
KADİR GECESİNİN FEYİZ VE BEREKETİ
Peygamberimiz: “Allah, Kadir gecesini ümmetime hediye etmiş, ondan önce hiçbir ümmete vermemiştir.” (Suyûtî, Câmiu’s-Sagîr 2/269) buyurmuştur. Meleklerin yeryüzüne indiği ve bir nevi ruhaniyetin yoğunlaştığı bu Kadir gecesi (Kütüb-ü Sitte, 3/286) kaçırılmaması gereken manevî bir fırsattır. Bu gecenin büyük bir nimet olması, onu hakkıyla değerlendirmeye bağlıdır. Ancak bu hadisteki müjdeye nail olabilmek için Ramazanın bütün günlerini oruçlu geçirmek icâbeder. Hastalık ve benzeri bir sebepten dolayı ma’zur olup da oruç tutmaya niyet ettiği halde, tutamayan kimseler eğer fidyelerini verirlerse, sonradan iyileştiklerinde kaza edecek olurlarsa onlar da bu müjdeden nasiplerini alırlar. AYNI şekilde bu müjdeye erişebilmek için Ramazanın bütün gecelerini ihya etmiş olmak da şarttır. Sadece bazı gecelerini ihya etmek yeterli değildir. Bilindiği gibi yatsı namazının farzıyla birlikte teravihi de kılan bir kimse o geceyi ihya etmiş sayılır. Hatta yatsının farzını bile kılmanın geceye va’dedilen sevaba erişmek için yeterli olduğunu söyleyenler de vardır.
Kıymetli âlimimiz M. Zihni Efendi, Ramazan ayı dışındaki gecelere de şâmil olmak üzere bir gece ihya etmenin mânâsını şu şekilde ifade ettiğini belirtmiştik: “Kıyamın mânâsı gecenin çoğu kısmında diğer bir görüşe göre bir saatinde taâtle meşgûl olmaktır.” (Mehmet Zihni Efendi, Ni’met-i İslâm, s.357.) Peygamberimiz (sallallahü aleyhi ve sellem) : “Kim inanarak ve sevabını Allah’tan bekleyerek Kadir gecesinde namaz kılarsa, geçmiş günahları affolunur.” (Buhârî, Sıyâm 71) ve yine; “Kadir gecesi yatsı namazında cemaatte hazır bulunan, o geceden nasibini almıştır.” buyurmuşlardır. (Kütüb-ü Sitte,3/289.) Bir diğer hadîste ise: “Her kim Ramazan ayı çıkıncaya kadar akşam ve sabah namazlarını cemaat ile kılarsa, Kadir gecesinden fazla bir hisse alır. (Kütüb-ü Sitte,3/289.)
Ayrıca Kadir; değer, kıymet ve ölçü mânâlarına da gelir. Bu kelimenin kudretle de münasebeti vardır. Allah, ahirette hikmetinden daha çok kudretiyle muamele edeceği gibi Kadir gecesinde de hikmetten daha çok kudret hâkimdir. O gecenin kadrini bilenlere İlâhî varidat dolu dolu gelir; hem de ahirette müminlere mükâfat verilmesi ölçüsünde gelir. Bu semavi nimetlerden istifade edebilmek için Kadir gecesini bir alıcı gibi kullanabilmek gerekir. Bu gecede, insan melekî yanının inkişafıyla, meleklerle şu veya bu şekilde temasa da geçebilir. [Fasıldan Fasıla-3/Tarihi Prizma]. Kadir gecesi sıkıştırılmış bir hayrât u hasenâtı bağrında saklar. Şu kadar var ki, Ramazan günlerini ve Kadir gecesini Allah’a kurbet vesileleri olarak değerlendirmek söz konusudur. (İkindi Yağmurları) s.318.) Kadir gecesinde ibadet ve mücâhede ile erilecek olan hayır ve sevap, içinde kadir gecesi olmayan bin ay amel ile kazanılacak olan hayır ve sevaptan daha hayırlıdır. Hatta bir sınır ve miktar ile tayin ve tahdit edilemeyecek kadar çok hayırlıdır. Bu sırf Allah Teâlâ’nın Muhammed ve ümmetine bir lütfu ve ihsanıdır.
PIRLANTA MÜELLİFİ Prizma Serisi 5.Kitap olan “Kendi İklimimiz” adlı eserinde “Ramazanın Ruhani İkliminden İstifade” adlı bölümde bu hususu tenvir için şöyle bir izah yapmıştır:
🎯“Bunu küçük bir misalle anlatmak gerekirse, diyelim ki Ramazan-ı Şerif’te Kadir gecesini yakaladınız. Bu, bin ay hesabına göre seksen sene yapar. Buna göre, o insan sanki seksen sene yaşamış gibi sevap kazanır; başka bir ifadeyle, bin ay namaz kılmış, bin ay oruç tutmuş gibi olur. Bu ise, bir insanın ömrünü aşkın bir şeydir; zira ümmet-i Muhammed’in en uzun yaşayanları bile seksen yaşını biraz aşkın yaşamışlardır/yaşıyorlar. Yine bu öyle bin ay ve öyle seksen sene ki, içinde riya yok, süm’a yok.. meselâ siz namaz kılar, rükua gidersiniz ama içinizden, ‘Çevredeki insanlar da gördü ki iyi bir rüku çıkardım.’ diye geçirseniz; yine secdeye gider, Cenâb-ı Hakk’ın Efendimiz’in secdesini tarif ederken “Secde edenler arasında kıvrım kıvrım hâlini Allah görüyor..” (Şuarâ/218-219) ifadesinde olduğu gibi, kıvrım kıvrım bir secde eda edersiniz ama aklınızın köşesinden, ‘Nasıl secde edilirmiş insanlar bir görsün.’ diye geçirseniz, sizin bu düşünceniz o secdeyi de rükûu da ve onların önündeki şeyleri de alır götürür. Sadece yatıp kalkmanız ve bir de yorgunluğunuz yanınıza kâr kalır. Ama Kadir gecesinde kazandığınız şey, öyle bir netice verir ki, gecenin bir ânında ve kimsenin olmadığı bir ortamda yaptığınız ibadet ü taati riya, süm’a fırtınaları alıp götürmez. Yine onun içinde başka günahlar da yoktur; meselâ harama bakmamış, yalan söylememiş, din-i mübin-i İslâm’ın esaslarına aykırı hareket etmemişsinizdir.
Bir ehl-i tahkikten bu geceyle ilgili şöyle bir değerlendirme duymuştum; bu zat derdi ki, meselâ birinin malını yemişsiniz, birine sövmüşsünüz ya da birinin gıybetini etmiş, çekiştirmişsiniz. Bütün bunların karşılığını ötede sizin sevabınızdan alır, ona verirler. Ancak bu verilecek şeyler, sizin yaptığınız şeylerden verilir; fazlî olan, yani Allah’ın (celle celâluhû) size fazlından verdiği şeylerden verilmez. O hâlde, eğer Cenâb-ı Hak bir gecede size seksen senelik bir ecir vermişse, seksen bin adama borcunuz da olsa, eğer sizin sadece o geceniz varsa, o geceniz alınıp onlara taksim edilir ama Allah’ın fazlî surette size verdiği şey, seksen seneye muâdil olarak bitevî size kalır… İşte Ramazan ayı, böylesine hayırlara, hasenata açık ve aynı zamanda önemli hayırlar doğuran bir aydır. Ancak hususiyle Kur’ân hizmetkârlarının Ramazan’ı da başka zamanları da ayrı bir önem arz etmektedir. Çünkü günümüzde hiç kimsenin yapamayacağı her mevsime ait işleri, Allah (cc) bu hizmet insanlarına yaptırıyor. Böylece onlar sadece Ramazan ayını değil, âdeta bütün ömürlerini mücahede ruhu ile bir dantelâ gibi örüyorlar. İşte bu durum, İmam Rabbanî Hazretleri’nin dediği, münhasıran bir Ramazan’ı ihyâ etmeyi, onu değerlendirmeyi ve Ramazan’ın değerlendirilmesiyle çok engin, çok geniş hayırlara açılma işini çok çok aşar. Çünkü bu insanlar, göz doldurucu ve çok çalımlı işler yapıyor ve belki şu anda gerçek değeriyle değerlendiremeyeceğimiz şekilde bir tarih yazıyorlar. Bu açıdan da eğer bir Ramazan ayı ihlâslı bir insana seksen senelik ömür kazandırıyorsa, her hâlde onlarınkini hesap etmek mümkün olmayacaktır.” (Kendi İklimimiz Prizma-5)
Ramazan; bir feyiz, yümün, bereket ayıdır. Hazreti sadık-ı masdukun dilinde “Yazıklar olsun ona ki, Ramazanı idrak etti de Allah’ın mağfiretine mazhar olmadı!” denilmektedir. Bu hadisin mefhumu muhâlifinden şunu anlayabiliriz: “Ne mutlu onlara ki,Ramazanı idrak ettiler Allah’ın mağfiretine, hediyesine liyakat kazandılar ve arınmış olarak Ramazandan ayrılıyorlar.” Ramazandaki bu eşsiz fırsatlar kaçırılmamalıdır. İbadetlerimize daha gönülden sarılmalıyız. Yapacağımız ibadetleri veda ediyor gibi yapmalıyız. Haydi, Hz. Muhammed Mustafa’nın (sallallahu aleyhi ve sellem) hayatı yaşadığı gibi yaşayalım. Böyle bir gece ya nasip olur ya da olmaz, hesabımızı ona göre yapalım. Öyle bir kadir gecesi değerlendirelim ki,eğer şu ana kadar hayatımızda böyle bir kadir gecesi değerlendirmediysek bir kere olsun hayatımızda kadir gecesi değerlendirmiş olalım.
[Buraya kadar olan bilgileri hazırlanırken Kütüb-ü Sitte ile EFENDİMİZ’İN (sav) RAMAZAN’ı adlı eser Pırlanta Serisi ve Risale-i Nurlardan istifade edilmiştir]
“KADİR GECESİNİ İDRAK ETMEKTEN MAHRUM BIRAKAN ŞEY”
Kadir gecesinin gizli kalmasına sebep olan şey, mü’minler arası kavgadır. Ubâde b. Sâmit (r.a) şöyle demiştir: “Rasûlullâh (sav), Kadir Gecesi’ni haber vermek üzere (hâne-i saâdetinden yanımıza, mescide) çıktı. Fakat Müslümanlardan iki kişi kavga ediyorlardı (çekişiyorlardı). Bunun üzerine buyurdular ki: Ben, size Kadir Gecesi’ni haber vermek için çıkmıştım. Falan ile filân kavga ettiler de ona dâir olan bilgi (benden çekip alındı, onların çekişmesi yüzünden kesin tarihi göğe) kaldırıldı. İhtimâl ki hakkınızda bu daha hayırlıdır. Artık siz, Kadir Gecesi’ni (20’den sonraki) 7. (yani 27.) veya 9. (yani 29.) veya 5. (yani 25.) gecelerde arayınız.“ [Buhari, Fazlü Leyleti’l-Kadr,4; Müslim, Sıyam, 217; Dârimî, Savm, 56.]
Kadir gecesinin kesin vaktinin bilgisini ashabına bildirmek üzere yanlarına çıkan Allah Rasulü, oradaki birkaç kişinin birbirleriyle çekişip durmaları, sözlü kavga etmeleri sebebiyle o kaderdenk bilgiyi unutmuştur, yahut ona unutturulmuştur ve “özel bilgi” göğe kaldırılmıştır. Ramazan ayında Kadir gecesini arayan ümmetin o geceye erebilmesi için en azından Ramazan’da kavgayı kesmeleri şarttır, tartışmadan, müşacereden, münakaşadan, münazaradan uzak durmalıdırlar. DEMEK Kİ Allah, kullarının birbirleriye uğraşmasından o kadar çok rahatsız oluyor ki, Peygamberi vasıtasıyla gönderdiği yoldaki bir lütfunu bile son anda kesiverebiliyor, kesip de göğe geri alabiliyor. Kadir gecesinin vaktini bilmek her ne kadar sübut bulmasa da, samimi niyetle ihya edilen gecelerden birini ona tevafuk ettirmesi Allah’ın o sonsuz rahmet ve merhametine en güzel yakışan bir semahet olur. Yeter ki ego çatışmalarında o göğün lutfu kaybedilmesin, benliğe kurban edilmesin…
M. Zekeriya Kandehlevî bu hadisle alakalı der ki: “Bu hadiste üzerinde düşünmemizi gerektiren üç konu vardır. En önemli olan BİRİNCİ KONU (iki müslüman arasındaki) çekişmedir. Çekişme o kadar kötü bir şeydir ki, bunun yüzünden Kadir gecesinin tarihi ebedî olarak kaldırılmıştır. Yalnız bu kadar değil, zaten çekişmek, her zaman bereketlerden mahrum kalmaya sebep olur. Peygamber Efendimiz (sas): “Size namaz, oruç, sadakadan daha üstün bir şey söyleyeyim mi?“ Sahabiler: “Evet, buyurun ya Rasulallah!“ dediler. “En üstün şey, aranızda birbirinizle GÜZEL geçinmenizdir.“ buyurdu. Aranızdaki kavga dini kazır (yok eder).“ YÂNİ ustura ile baştaki saçlar tamamiyle kazındığı gibi, aranızdaki kavgalar da aynı şekilde dini yok eder. Dünyayı seven, dinden haberi olmayan kimseleri anlatmaya gerek yok. Nice uzun zaman tebihler çeken ve din davasına kalkışanlar bile her zaman aralarında çekişmektedirler.
Önce onlar Peygamberimiz‘in (sas) bu sözüne iyice dikkat etmeli, sonra gururuna kapılarak barış için baş eğemedikleri dindarlıklarının halini de bir düşünmelidirler. Rasulullah (sas) müslümanların şeref ve haysiyetine dokunmanın en kötü ve en çirkin bir faiz olduğunu söylemiştir. Fakat biz çekişmemizin şiddetinden, ne müslümanın şeref ve haysiyetine aldırış ediyoruz, ne de Allah ve Rasulü‘nün sözlerini düşünüyoruz. Bizzat Allah Teala şöyle buyuruyor: “Allah’a ve Resulüne itaat edin, sakın birbirinizle ihtilaf etmeyin; sonra korkuya kapılıp za’fa düşersiniz,rüzgârınız (kuvvetiniz) gider. Bir de tam mânasıyla sabredin. Çünkü Allah sabredenlerle beraberdir.” (Enfal/46). Kandehlevî, bu hadisin yorumunda çok mühim şöyle müjdeli bir tespitte daha bulunur ve der ki: “Sözkonusu çekişmeden (iki sahabi arasındaki kavgadan) dolayı sadece o seneki Ramazan’da bulunan Kadir gecesi unutturulmuş ve daha sonra yukarıda (yani aşağıda) sayılan hikmet ve faydalardan ötürü de ebedî olarak kesin tarihi kaldırılmış olabilir.“ (M. Zekeriya Kandehlevî, Fezâilü’l-A’mâl, s.602)
KADİR GECESİ NİÇİN GİZLİDİR?
M. Zekeriya Kandehlevî yukarıdaki hadisin şerhinin devamında der ki: “Bu hadisten anlaşılan İKİNCİ HUSUS, Allah’ın hikmeti karşısında rıza göstermek, Onu kabul etmek ve O’na teslim olmaktır. Çünkü Kadir gecesinin belirlenebilmesinin ortadan kaldırılması hadisesi, görünüşte büyük bir hayrın ortadan kalkmasıdır. Ancak bu, Allah tarafından olduğundan, Rasulullah (sav) : ’Belki de bizim için böylesi daha hayırlı olmuştur’ buyurmuştur. Rahim ve Kerim olan Allah Teala, kullarına daima merhametlidir. Kul kötü bir amelden dolayı musibete düşer, buna rağmen Allah Teala’ya birazcık yönelir ve aczini itiraf ederse, lutf-u ilahi ona yetişir ve o musibet büyük bir hayra sebep olur. Çünkü Allah için hiçbir şey zor değildir. Bu yüzdendir ki alimler, Kadir gecesinin gizli kalması hususunda da birtakım faidelerden bahsetmişlerdir.“ [M.Zekeriya Kandehlevî, Fezâilü’l-A’mâl, s.601-602]
Kadir gecesinin kesin vaktinin bilinmesine dair bilginin, Allah Rasulü’nün kalbinden, ve bilenlerin gönüllerden ve hafızalardan kaldırılmış olmasının hikmetlerini maddeler halinde şöyle sıralayabiliriz:
1. Hikmet:
Abdülkadir Geylanî Hazretleri der ki: “Birisi çıkıp şöyle bir soru sorabilir: “Allah Teala, neden kullarına Kadir gecesini kesin bir şekilde yakînen bildirmemiştir. Oysa ki Cuma gecesini onlara bildirmiştir.” Bu soruya şöyle bir cevap verilebilebilir: Tâ ki,o gece yaptıkları amele güvenmeyeler diye. O geceyi bulup hayır işlediler mi, -muhtemele- diyebilirler ki: ‘Biz, bin aydın hayırlı bir geceyi ihya ettik. Allah bizi bağışladı. Onun katında, bizim için dereceler vardır ve Cennet’ler meydana gelmiştir.’ DOLAYISIYLA hiçbir amel işlemezler, o gece yaptıklarına güvenirler. Kendilerine ümit ağır basar, neticede helak olurlar. İşte bu sebepten ötürü Allah Teala kullara ecellerinide gizledi, tâ ki soruna kadar korkulu ve çekingen olalar. Ölümden korkup iyi amellere devam edeler. Kendilerine ölüm geldiği zaman, hayır üzere bulunalar.
Denilmiştir ki: Allah Teala beş şeyi, beş şeyde gizlemiştir: Rızasını tâatlerde gizledi. Gazabını masiyette gizledi. Salât-ı vustâ’yı (orta namazını) beş vakit namaz içinde gizledi. Kadir gecesini de Ramazan ayında gizledi. İcabet vaktini Cuma gününü içinde gizledi.” (Geylânî, Gunyetü’t-Tâlibin, s.140-141)
Zirr b. Hubeyş diyor ki: Übeyy b. Ka’b’a Kadir gecesini sordum ve Kardeşin Abdullah b. Mes’ud: “Yıl boyunca ibadet eden (yılın bütün gecelerinde kalkan) kimse Kadir gecesine isabet eder.” diyor, dedim. Übey b. Ka’b dedi ki: “Allah, Abdullah İbn-i Mes’ud’a rahmet eylesin. O, insanların Kadir gecesine güvenmemelerini istemiştir. Yoksa Kadir gecesinin, Ramazanda, Ramazanın da son 10 günü içerisinde olduğunu biliyordu…” [Müslim, Sıyam, 220. Hadisi ayrıca, Ahmed b. Hanbel, Ebu Davud, Nesai, Tirmizi ve Beyhaki de rivayet etmiştir]
M. Zekeriya Kandehlevî der ki: «Eğer bu gecenin kesin tarihi ilan edilmiş olsaydı, birçok ihmalci kimse diğer gecelerde ibadet etmeyi tamamen bırakırlardı. Halbuki bu durumda belki de bu gece Kadir gecesidir ihtimaliyle istekli olanlara birçok geceyi ibadetle geçirmek nasip olacaktır.» [M. Zekeriya Kandehlevî, Fezâilü’l-A’mâl, s.602]
2. Hikmet:
Fahruddin Râzi Kadir gecesinin gizli bırakılmasının hikmetlerinden dört tanesini zikretmiş ve kısa açıklamalarda bulunmuştur. Bunlardan birincisi şudur: «Allah Teala, bazı şeyleri gizli tuttuğu gibi bu bilgiyi de gizli tutmuştur. Çünkü Cenab-ı Hak, herkes tâatlere rağbet etsinler diye, rızasını tâatlerde; günah sayılabilecek bütün şeylerden sakınsınlar diye, gazabını masiyetlerde; herkese saygı duysunlar diye, iyi gözle baksınlar diye, evliyasını insanlar içinde; bütün dualarda alabildiğine çaba sarfetsinler diye, kabul ve icabetini bütün dualarda; bütün ilahî isimlerine saygı duysunlar diye, ism-i a’zamını esmâsı içerisinde; her namaza alabildiğine devam etsinler diye, salât-ı vustâ’yı namazlar içinde; her çeşit tevbeye devam etsinler diye, tevbenin kabülünü ve her mükellef sakınsın diye de ölümü vaktini zaman içinde gizli bıraktığı gibi.. Ramazan’ın TÜM GECELERİNİ tazim etsinler diye de, bu Kadir gecesini ayın bütününde saklı tutmuştur.» [Razi, Mefatihü’l-Ğayb, 23/281]
3. Hikmet:
Kadir gecesinin gizli olmasının hikmetlerinden birisi de “itikaf”tır. İtikafın hakiki hikmeti de Kadir gecesidir, onu yakalayabilme niyetidir. Kadir gecesinin kadrini bilmenin kemali, Ramazan’ın son on gününde itikafa girmek şeklinde tezahür eder. Çünkü o geceyi asla ve kat’a kaçırmak niyetinde olmayan samimi ve gayretli bir mü’min, gerekirse iş yerinden yıllık izne çıkma pahasına bile olsa ayrılır, gelir bir mescidde itikafa kapanır. Kadir gecesinin son on günde gizli bulunması, mü’minleri son on günde itikafa girmeye sevkedici bir arzu, bir iştiyak hasıl etmekte, derinden derine onları itikafla melekleşmeye doğru terğîb ü teşvik etmektedir. Nitekim Âişe (r.a)’den rivâyet edildiğine göre: Ramazan’ın son on günü girince, Nebî (sallallâhu aleyhi ve sellem) ibâdet konusunda daha da ciddî bir sa’y ü içtihâd arz ederlerdi. Gecesini ihyâ eder, ehl ü âilesini de ibâdet için uyandırırdı, izarını/önlüğünü de bağlardı (yani hanımlarından uzak durur, bütün vaktini ibadetle geçirirdi). [Buhari, Fazlü Leyleti’l-Kadr, Hadis no:2024; Müslim, İ’tikaf, Hadis no:1174.]
İbn-i Kesir der ki: “Kadir gecesinin mübhem kalması, hikmetin icabıdır ki ibadet peşinde koşanlar bütün ay boyunca çalışsınlar ve son on günde de daha çok çaba sarfetsinler. Bunun için Rasulullah (sas vefat edinceye kadar Ramazan’ın son on gününde itikafa girerdi. Daha sonra eşleri de itikafa girmişlerdir.“ [Tefsir-i İbn-i Kesir,15/8548]
4. Hikmet:
Kadir gecesi, kimi katmerli gafil beşer, bir şaşarlık yapıp da bin aydan hayırlı bir gecede günah işleme talihsizliği ile bin aylık bir günahı bir gecede işlemesinler diye, ilahî bir hıfz u inayet olarak gizli tutulmuştur. [Buhari, Fadlu Leyleti’l-Kadr, 2; Müslim, Sıyâm, 213]. Kadir gecesinin zamanının meçhul bırakılması, sadece artı bir fazilete ermek için değildir; belki umumi hayırdan mahrum kalmamak için içindir. Nihayet bu gizlilikte gözetilen çok önemli bir lütuf daha var ki o da şudur: Kadir gecesindeki sevaplar, bu gece açıktan bilinmese de bin aylık sevaba denktir. Ancak açıkça bilinseydi,bu gecenin günahları da bin aylık olurdu. Şu halde bundaki gizlilik birçok açıdan gayet büyük bir nimettir.
Râzî şöyle der: “Cenâb-ı Hak sanki şöyle demek istemiştir: «Ben, sizlerin günahlara karşı ne kadar cür’etkâr olduğunuzu bildiğim için, Kadir gecesini vakti muayyen ve sabit bir hale getirmiş olsaydım, sizin bu geceye olan güveniniz, sizi, çoğu kez günah işlemeye sevkedebilir, böylece de sizler günah işlemiş olurdunuz. Binaenaleyh sizin bile bile günah işlemeniz, bilmeyerek işlemenizden daha ağırdır.İşte bundan dolayı bu geceyi size saklı tuttum…»
Rivayet olunduğuna göre: Hz. Peygamber (sas) mescide girdi ve uyuyan bir kimse gördü. Bunun üzerine, “Ya Ali, onu uyandır, abdest alsın!” dedi.Hz. Ali de, onu uyandırdı ve sonra da «Ey Allah’ın Rasulü, sen hayırlar konusunda hep öndesin. O halde onu sen niçin uyandırmadın?» diye sordu. Hz. Peygamber: “Çünkü belki de dediklerimi redderdi. Benim emrime karşı gelseydi küfre girmiş olurdu. Senin dediklerini inkar etmesi, onun sana “Kalkmıyorum” demesi ise küfür olmaz. İşte bu sebeple, diretmesi ve itiraz etmesi halinde, onun suçunu gizli tutasın diye böyle yaptım.” buyurdular. Buna gore Cenab-ı Hak da adeta, “Kadir gecesini bilip de, onda taat edersen, bin aylık mükafaat elde etmiş olursun. Eğer onda günah işlersen, bin ayın cezasını hak etmiş olursun. (İşte bunun için o geceyi saklı tuttum.) Halbuki cezayı savuşturmak, mükafaatı elde etmekten daha evladır.” demiştir.» [Razi, Mefatihü’l-Ğayb, 23/282]
5. Hikmet:
Kadir gecesi bildirilmemesi yoluyla esasen, müslümanların ona bile bile saygısızlık göstermeleri engellenmiş olduğu gibi, ayrıca onu vaktini kesin bilmek suretiyle tâzim etmede aşırıya kaçmaları da önlenmiş olmaktadır. [Zemahşerî, el-Keşşaf, 4/273, Beyrut; Razi, Mefâtihü’l-Ğayb, 28-29.]
6. Hikmet:
Ezel cânibinde insanoğlunun yeryüzü halifesi kılınması hengâmında meleklerin Allah’a istifsârına karşı Cenâb-ı Mevlâ’yı meleklere karşı haklı çıkartan ve iftihar etmesine vesile olan beşerî kulluğun ifa ve ikamesine ilahî bir incelikle zemin hazırlamaktır. Fahruddin Razi der ki: «Kul, Kadir gecesinin hangi gece olduğunu kesinkes bilmediği zaman, içinde bulunduğu gecenin Kadir gecesi olduğu ümidi ile, Ramazan’ın tüm gecelerinde tâatte bulunmaya sa’y ü gayret gösterir. Böylece de, Cenab-ı Hak bu kullarıyla meleklerine karşı övünür ve «Siz, bu insanoğlunun yeryüzünü ifsat edeceğini ve orada kan akıtacaklarını söylüyordunuz. Ama bilinmeyen bir gece hususundaki şu (kulluk) gayretlerini de görünüz ; nasıldır!.. Ya ben o geceyi onlara bildirmiş olsaydım, o zaman gayretleri nasıl olurdu (sizce) ?!.» Tam bu noktada Cenab-ı Mevla’nın meleklere hitaben: «Ben, sizin bilmediğiniz şeyleri de biliyorum.» Bakara, 2/30 beyanının sırrı da tecelli etmiş oluyor.» [Razi, Mefatihü’l-Ğayb, 23/282]
7. Hikmet:
Kadir gecesi, ihsan şuuru, takva titizliği ve ibadet temkini sağlasın diye gizli tutulmuştur. İslam ulemasının âyet ve hadislerin ruhundan hareketle elde ettikleri genel kanaatine göre: Allahü Teâlâ Hazretleri, sonsuz hikmet ve maslahat gereği bazı kıymetli şeyleri normal emsali içinde gizlemiştir. Bunların gizli bırakılmasından gaye, mü’minleri Allah’a karşı olan kutsi vazifelerinde sürekli bir hassasiyet içinde bulundurmaktır; müslümanların daima uyanık, her an dikkatli ve devamlı Allah’a ibadet ve taat içerisinde olmalarını sağlamaktır. Şu hâlde Allahü teâlânın rızasına kavuşmak için, hiçbir iyiliği küçük görmemelidir! Gazabı günahlar içinde saklı olduğu için, hiçbir günahı küçük görüp işlememeli; orta namazı kaçırmamak için, 5 vakit namazı vaktinde kılmalı; evliyası insanlar arasında gizli olduğu için herkese birer veli imiş gibi muamele etmelidir! Bu sebepledir ki “Her geleni Hızır, her geceyi Kadir bil” denmiştir. Günler içinde Kadir, insanlar içinde Hızır gizli tutulmuştur; ta ki her geceyi Kadir,her geleni Hızır bilsinler diye.
Pırlanta Müellifi :
✨“Ramazan içinde Kadir gecesi, cuma içinde duâların makbul olduğu vakit gizlidir ve bununla da bütün Ramazan ayının ve bütün cuma gününün değerlendirilmesi hikmeti gözetilmiştir. Bunun gibi, günaha kefaret olacak namaz da gizli tutulmuştur ki, insan her namazında bunu arasın ve namazını bu duygularla eda etsin. Neticede de, namazlarından herhangi birinde kefaret meyvesini devşirmiş olsun.” demiştir. [Fasıldan Fasıla,1 ]
✨“(Kadir gecesinin) gizli olmasında da ayrı bir sır vardır. Efendimiz (sav) onu önce biliyordu, sonra unutturuldu. (Buhari, Fadlu Leyleti’l-Kadr, 2) Ta ki, ihyâ edilsin. Sadece bu geceyi ihyâ eden de belki hissemend olabilir ama, her geceyi Kadir bilip ihyâ edenin nasibdar olacağından şüphe yoktur.” [Fasıldan Fasıla, 2]
8. Hikmet:
Râzî: «(Allah Teala adeta) “Mükellef, o geceyi araştırmada iyice gayret göstersin ve böylece de sa’y ü gayretinin karşılığı olarak çokça mükafat kazansın diye, Ben (hakîm olan Allah), bu Kadir gecesini gizli tuttum.» demektedir. [Razi, Mefatihü’l-Ğayb, 23/282]
İbn-i Kesir şöyle bir yorum getirir: Hadisteki “Belki de bu, sizin için daha hayırlıdır.” sözü, Kadir gecesinin belirtilmemiş olması sizin için daha hayırlıdır, demektir. Zira belirtilmeyince onu araştıranlar, her tarafta araştırmaya koyulurlar ve daha çok ibadet ederler.“ [Tefsir-i İbn-i Kesir, 15/8548]
9. Hikmet:
M. Zekeriya Kandehlevi Der ki: “Bir mü’min, Kadir gecesini kesin olarak bildiği halde, bir sebepten dolayı o gece ibadet yapmayı kaçırmış olsaydı, bu durumda artık ona üzüntüsünden dolayı diğer geceleri uyanıp geçirip de ibadet etmek nasip olmazdı (o kayıp psikolojisi ile, ertesi senenin Kadir gecesine kadar yaşayıp yaşamayacağı meçhul olduğu için, geceleyi kıyamla geçirmeye aşk ü şevki, heyecan ve arzusu kalmazdı). Fakat şimdi Kadir gecesi bilinmediğinden dolayı, en azından herkese Ramazan’ın bir-iki gecesini ibadetle geçirmek kolay gelmektedir.“ [M. Zekeriya Kandehlevî, Fezâilü’l-A’mâl, s.602]
10. Hikmet:
Kadir gecesi, halkın nazarında Ramazan’ın ve dahi yılın bütün geceleri kıymetlensin ve önem kazansın diye gizli tutulmuştur. Malum: Cenab-ı Hak şu imtihan dünyasında nice mühim şeyleri gizlemiştir. İnsanın ecelini ömrü içinde, makbul veli kullarını insanlar içerisinde ve ism-i azamı esma-i hüsnası içinde gizlemiştir. Aynı şekilde Cuma günü içinde icabet saati, beş vakit namaz içinde salât-ı vustâ, bütün ibadetler içinde rıza-yı ilahî, zaman içinde kıyamet vakti, hayat içinde ölüm zamanı ve Ramazan günleri içinde kadir gecesi gizlenmiştir. [Nursi, Sözler, s. 309]. Bunlar gizli kaldıkça sair efrad dahi kıymetdar kalır, ehemmiyet verilir. [Nursi, Mektubat, s.476; Hutbe-i Şamiye, s.124]
Üstad Bediüzzaman, bazı şeylerin bazı şeyler içinde gizlenmesinin hikmetinin, o şeyin ait olduğu bütünün diğer fertlerini de kıymetlendirmek olduğunu ve eğer bu gibi özel şeyler açıklanırsa, diğer şeylerin değerden düşeceğini belirtir. [Nursi, Sünûhât] “Seksen küsur sene kıymetinde bulunan ve Ramazan-ı şerifin mecmuunda gizlenen” Kadir gecesi, belki de gizli kalması ile daha bir câzibeli, gizemli ve câlibeli hale gelmiştir. [Nursi, Kastamonu Lahikası] Hikmetlerinden bir tanesi de, insanların ona güvenip diğer zamanlarda isyana dalmamaları, bir diğeri de yine buna bağlı olarak, Kadir Gecesine tesadüf etme ümidiyle bütün bir Ramazanı ihya etmelerini istemek olabilir. Ebu’l-Ala Mevdudi der ki: “Galiba Kadir Gecesinin faziletlerinden feyz alınabilmesi, insanların bir gecelik ibadetle yetinmeyip daha fazla gecede ibadet etmeleri için Allah (c.c.) Rasulû, Kadir Gecesi’ne belli bir geceyi tayin etmemiştir.” [Mevdudi, Tefhimu’l-Kur’an.]
Kadir Gecesi çok fazîletli bir gece olmakla berâber, kulların gaflete dalmaması ve her ânını ibâdet ve tâatla süslemesi için ne zaman olduğu kesin olarak bildirilmemiştir. Bu da, Kadir Gecesini arayanların, birçok geceleri ihyâ etmesi gerektiğindendir. Evet Ramazan gecelerinde çok ibadette bulunulmasını temin için, o gecenin hangi gecede olduğu gizlenmiştir.
11. Hikmet:
M. Zekeriya Kandehlevî demiştir ki: “Kadir gecesi araştırma uğrunda kaç gece ibadetle geçirilirse, o gecelerin her birine ayrı ayrı sevap verilir.“ [M.Zekeriya Kandehlevî, Fezâilü’l-A’mâl, s.602.] Bu şu demek: Kadir gecesi niyeti ile kaç gece ibadetle ihya edilir ise, o gece miktarında Kadir gecesi idrak etmiş gibi ayrı ayrı sevap terettüp eder.
KADİR GECESİ NASIL DEĞERLENDİRİLEBİLİR?
Allah Resûlü (sallallâhu aleyhi ve sellem) Kadir gecesinin içerisinde bulunduğu Ramazanın son on gününün gecelerinde sabaha kadar ibadet-u taatte bulunmuş, ailesini bu geceleri değerlendirmeleri için teşvik edip tamamen ibadet ve kalp hayatına yönelmiştir. Efendimiz’in (sallallâhu aleyhi ve sellem) özellikle ailesini uyandırması, bu gecelerde aile fertlerine ve hatta çocuklarımıza da dayanabilecekleri ölçüde bu ibadet atmosferini yaşama fırsatının verilmesi gerektiğini göstermektedir.
Bu gecelerde çeşitli sürprizlerle onları ayakta tutarak aile içerisinde manevi bir atmosfer oluşturmak gerekmektedir. Nitekim çocukların ruhî gelişimleri adına böyle altından zaman dilimlerinden istifade etmeleri çok önem arz etmektedir. Bizler için bereketlerle dolu aşr-ı avâhirde günlük koşuşturmalarımızı azaltarak bir kenara çekilmenin, kalp ve gönül dünyasına yönelmenin ve böylece uhrevîleşmenin tam zamanıdır. Gönlümüzü ve zihnimizi meşgul edecek şeylerden bu müddet içerisinde biraz daha uzak durmak gerekmektedir. Kalp ve ruhumuzu güncel meselelerin esaretinden kurtaramaz, ibadetlerimizde gündelik problemlerle zihnimizi meşgul edersek -hafizanallah- yapılan ibadetlerden geriye açlık ve yorgunluktan başka bir şey kalmaz. Dolayısıyla geceleri konsantrasyonumuzu etkileyebilecek faaliyetleri azaltmak ve hem zihnen hem bedenen hazırlık yapmak bu geceleri ihya adına çok önemlidir.
Kadir gecesini değerlendirme adına yapılabilecek bazı amelleri zikretmeden geçemeyeceğiz.
1- Gece ibadeti:
Bu geceyi sabaha kadar ibadet-ü taatle özellikle namaz kılarak değerlendirmek gerekir. Nitekim, Efendimiz (sallallâhu aleyhi ve sellem) : “Kim kadir gecesini namaz kılarak ihya ederse geçmiş bütün günahları affolunur” buyurmaktadır. (Buhârî, “Fażlu leyleti’l-Ḳadr”, 1; Müslim, “Salâtü’l-müsâfirîn”, 175)
2- İtikaf:
Kadir gecesi için pusuya yatmak olarak da isimlendireceğimiz itikaf; bazı günler, bütün dünyevî meşgalelerini bir kenara bırakarak, dünya işlerini Allah’a teslim edip O’nun (cc) kapısında kah el pençe divan durarak, kâh rükû vaziyetinde, kâh başını secdeye koyarak, dualarla, zikirlerle, Kur’an tilaveti ve tefekkürle, işlemiş olduğu günahların ağırlığını atmak ve yeni bir hayata sıçramayı istemektir. Elini, dilini, gözünü, kulağını dünyevi meşguliyetlerden uzak tuttuğu gibi, hayalini de dünyevi hırs ve cazibelerden azade kılarak, bütün âzâ, duygu ve düşünceleriyle kendini Allah’a vermektir. İtikaf, Efendimiz’in (sallallâhu aleyhi ve sellem) hiç terk etmediği bir sünnetidir. Netice olarak itikaf, özellikle son on gün Kadir gecesini karşılama adına çok ehemmiyet arz eden bir sünnettir.
3- Dua:
Bu geceyi değerlendirmenin en önemli vesilelerinden biri de duadır. Dualarımızda özellikle mağdur ve mazlum kardeşlerimiz başta olmak üzere, yeryüzünde hizmet etmeye kendini adamış hakikat erlerini ve dünyanın dört bir yanında bulunan muhtaç ve mazlum mümin kardeşlerimizi unutmamalıyız. Dünyanın farklı coğrafyalarında yaşanan zulmün bitmesi için dua dua yalvarmalıyız. Şunu hiç aklımızdan çıkarmamalıyız; Allah Teâlâ belki bu sıkıntıların hepsini gönülden yapılan bir dua ile bertaraf edecektir. Dolayısıyla dualarımızı “Ya Rabbi istersen ver, istersen verme” mantığıyla ve müstağni bir tavırla değil bütün varlığımızı ortaya koyarak, gönülden süzülen sûzişîn nağmelerle, inilti ve göz yaşları içerisinde yapmalıyız.
4- Kuran Okuma:
Kadir gecesi Kur’ân’ın Levh–i Mahfuz’dan dünya semâsına toptan indirildiği ya da Kuran’ın nazil olmaya başladığı gecedir. (Suyutî, Celaleddin, el-İtkan, s. 156). Bu gecede Kur’an’ın her harfinin sevabı katlanarak verilir. Bu gece yapılacak en önemli ibadetlerden birisi de sadece dille değil kalple ve gönülle duyarak, hissederek gözyaşlarıyla Kur’an okumaktır.
5- Tövbe:
Eğer üzerimizde kul hakkı varsa bu günler helalleşmenin, kırgınlık ve dargınlıkları gidermenin, gönül almanın tam zamanıdır. Bu zaman dilimlerinde yapılması çok önem arz eden amellerden birisi de tevbe ve istiğfardır. Efendimiz (sallallâhu aleyhi ve sellem) bu gece yapılacak en önemli duanın istiğfar olduğunu ifade buyurmuştur. Nitekim Hz. Aişe (radiyallâhu anha): “Kadir gecesinin hangi gece olduğunu anlarsam nasıl dua edeyim?” diye sorar. Efendimiz (sallallâhu aleyhi ve sellem) :
اللَّهُمَّ إِنَّكَ عَفُوٌّ كَرِيمٌ تُحِبُّ الْعَفْوَ فَاعْفُ عَنِّي
“Allahım sen afv u keremi bol olansın, affı seversin, ne olur beni affeyle!” şeklinde dua etmesini tavsiye buyurur. ( Tirmizî, Daʿavât, 84; İbn Mâce, Duâ, 5)
4- İnfak, İhtiyaç Sahiplerinin Yardımına Koşma, Muavenet:
Ramazan’da özellikle Kadir gecesinde amellerin karşılığı katlanarak verileceği için özellikle ihtiyaç sahiplerinin ihtiyacını giderme, infakta bulunma, insanların gönlünü alma.. gibi Cenab-ı Hakk’ın merhametini celb edecek her çeşit salih ameli yerine getirmeye çalışmalıdır. Özellikle ülkelerinde zulüm gören mazlum ve mağdurların sıkıntılarını giderme, onların gönlünü alma, çocuklarını sevindirme bu dönemde çok önem arz eden bir salih amel kapısıdır. Ve böyle büyük sevaplara vesile olan bir kapıya bir mü’minin sırt dönmesi büyük mahrumiyetler yaşamasına sebebiyet verir.
Hz. İbn Abbas (r.a.) Mescid-i Nebevî’de itikaf yapmaktadır. Derken yanına birisi gelir, selam verip yanına oturur. Her halinden sıkıntılı ve dertli olduğu anlaşılan bu kimseye İbn-i Abbas: “Seni çok üzgün ve dertli gördüm, ne oldu?” der. Adam: “Vallahi, Hz. Peygamberin Amcasının oğlu! Ödemem gereken bir borç var o sebeple çok üzülüyorum.” der. Hz. İbn-i Abbas: “Gidip alacaklılarla konuşmamı ister misin?” der. O da: “Arzu edersen, sen bilirsin.” der. Hz. İbn Abbas hemen hazırlanıp çıkar. O’nun mescidden çıktığını gören adam çok şaşırarak “Neden çıktın? Yoksa itikafta olduğunu unuttun mu?” der. İbn-i Abbas, Efendimiz (sallallâhu aleyhi ve sellem) yakın vakitte vefat ettiği için gözyaşları içerisinde: “Şu kabrin sahibinden şunları işittim der: “Kim bir kardeşinin ihtiyacını gidermek için bir yere gider ve o işi çözerse 10 sene itikaf yapmış sevabı kazanır. Kim sadece rızayı ilahiyi hedefleyerek itikafa girerse Cenab-ı Hakk onunla cehennem arasına üç hendek koyar. Bu hendeklerin her birisi doğu ile batı arası kadar genişliktedir..” (Beyhakî, Şuabu’l-İman, 424-425)
Nasıl ki bazı dönemlerde kampanyalar düzenleyen mağazalardan alışveriş yapabilmek için ehl-i dünya var gücüyle yarışıyor. Belki çok erken vakitlerde o mağazaların önlerinde toplanıp bekliyor, mağazalar açılır açılmaz bütün kuvvetlerini kullanarak içeriye giriyorlar. O kalabalıklar içerisinde belki hayatlarını tehlikeye atarak almak istedikleri şeyleri alıyorlar. Bizler de uhrevî hayatımız adına onlar kadar belki onlardan daha fazla gayret göstermeliyiz. Hadiste ifade edildiği gibi: “Bu gecenin hayrından nasipsiz olan kimse bütün hayırlardan mahrum olur. Böyle bereketle tüllenen bir gecenin hayırlarından ise ancak bedbaht kimsenin nasibi yoktur.” (İbn Mâce, 1644) [Hikmet.net’ten..]