[Bedîüzzaman Hazretlerinin Talebeleri ve Onu ziyaret edenlerin hatıralarının yazıldığı “Şahitlerin Dilinden” adlı eserden alınmıştır]
*️⃣”Afyon Hapishanesine nasıl girdim?”
*️⃣”Üstad adına Kelime-i Tevhid çektim”
*️⃣”Vazifenizi yapın, ücret beklemeyin”
*️⃣Üstadın namaz kılışı ve hususi halleri
*️⃣”Abdurrahmanlar cesur olur”
“Afyon Hapishanesine nasıl girdim?”
MUSTAFA ACET:
Afyon hapsine Üstadla birlikte girdiğimiz zaman, yirmi üç yaşındaydım. 1947’de askerden yeni gelmiştim. Ceylan Çalışkan benim akrabamdı. İlk defa Üstad Bediüzzaman’a beni o götürdü. Heyecanla, bu görüşme gününü beklemiştim. Daha önce kıymetli eserlerini okumaya başlamıştım. Afyon hapsine benim girişim, bir isim benzerliğinin neticesidir. Terzi Mustafa girecekti, benim de adım Mustafa olduğu için bu piyango bize isabet etti. Kader-i İlâhinin bir rahmeti oldu. Hapishanede Kur’ân harflerini öğrendim, yazı yazmaya başladım. Kur’ân okumayı ilerlettim.
Afyon hapsi gerçekten benim için bir ‘Yusufiye Medresesi’ oldu. Orada tecvidi öğrendim. Hapishaneden çıktıktan sonra, on yıl Emirdağ’da imamlık yaptım. On dört yıldır da Diyanet İşlerinde hattat olarak görev yapıyorum. İşte bunlar Üstadla olmanın, ona gönül vermenin, sadece dünyada görülen küçük bir meyvesidir.
Hapishaneden çıktıktan sonra, 1951’de imam oldum, 1960’a kadar hizmetimiz oldu. Hapis hayatımız 11 ay sürdü. [Şahitlerin Dilinden-1]
“Üstad adına Kelime-i Tevhid çektim”
MUSTAFA KARAPINAR :
İlk defa 1947 yılında Emirdağ’da Hayri Gence vasıtasıyla Üstad Bediüzzaman ile tanışmak şerefine nail oldum. Daha evvel de kendisinin fevkalâde bir âlim olduğunu duymuştum. Çok mütevazı olmakla beraber, gayet ciddi idi. Giyim kuşamı tam mânâsıyla İslâm kisvesi idi. Bana, ‘Kur’ân okumasını biliyor musun?’ diye sordu. ‘Hayır, bilmiyorum’ dedim. Kur’ân’ı öğren kardeşim’ dedi.
Yine 1947 senesi Ramazan ayında Kadir Gecesinde geceyi ihya etmek için Osman Çalışkan beni çağırmıştı. Üstad rahatsız olduğundan bana iki yüz defa Üstad adına Kelime-i tevhid çekmemi istediler. Ben de Üstad adına çektim. Gece rüyada kapımızın zili çalındı. Kapıyı açtığımda Üstad karşımda idi. ‘Teşekkür ederim kardeşim’ dedi. [Şahitlerin Dilinden-1]
“Vazifenizi yapın, ücret beklemeyin”
HAFIZ NURİ GÜVEN:
Bir defasında köpekle kedilerin mukayesesini yapmıştı. ‘Köpeğe bir dilim ekmek verin, size bağlanır, mutlaka borcunu ödemeye çalışır. Halbuki kediyi çok sevdiği ciğerle besleseniz bile, hiç aldırmaz, nankörlük yapar, size minneti ve borcu olmaz. Siz de işinizi, vazifeniz olduğu için yapın, ücret beklemeyin.’ [Şahitlerin Dilinden-1]
Üstadın namaz kılışı ve hususi halleri
HAFIZ NURİ GÜVEN:
Teravih namazını biraz daha ağır kıldırmamı söylemişti. Kendisi Fatiha’yı ancak zorlukla bitiriyormuş, ben rükûa gidiyormuşum. Teravihte cemaat da çok oluyordu. Üstad cemaatin çok olmasından memnun olarak şunu söyledi: ‘Kesret-i cemaatte, vâcip olan sehiv secdesi bile affediliyor. İnşaallahu Teâlâ Allah affeder. Okumayı biraz ağırlaştır ki, cemaat Sübhanek’yi okuyabilsin.’ [Şahitlerin Dilinden-1]
“Abdurrahmanlar cesur olur”
ABDURRAHMAN CANTEKİNLER :
Hazreti Üstad ertesi sabah beni kabul etti. Mübarek ellerini öptüm. Memnun ve mütehassis idim. Bana hitaben, “Evladım, sen de bir Abdurrahman’sın. Abdurrahmanlar cesur olur. Ben sana vazife veriyorum, Ankara’ya gittiğinde Adliye Vekili Ruknettin Nasuhioğlu ile görüşeceksin. Yalnız bu selâm Adliye Vekili olduğu için değil, Nasuhi Şeyhi Rukneddin Efendinin torunu olduğu cihetle size selam gönderdi, diyeceksin” dedi.
Yıl 1950. Ankara Tıp Fakültesini kazanmıştım. Ankara’ya gittim. O yıllarda bizden önce mezun olan kardeşlerimizden Muhsin Alev ve Ziya Nur Aksun Ankara’da idiler. Ankara’ya varınca ilk işim Hazret-i Üstadın selâm emaneti idi. Muhsin Alev, Ahmed Atak ile birlikte Adliye Vekili Rukneddin Nasuhioğlu Beyle görüşmeye gittik. Randevu aldık. O yılların üniversitelisi idik ve bizi odasına kabul ettiler. Kendimizi takdim ettik ve akabinde, “Ziyaretimizin maksadı Hazret-i Bediüzzaman’ın selâm mevzuatıdır” dedik.
“Siz neci oluyorsunuz?”
Bunu der demez bize gayet hiddetli olarak cevaben dedi ki: “Siz neci oluyorsunuz? O adamın peşinden niye gidiyorsunuz? Ben şimdi sizin isimlerinizi alıp tahkikat açtıracağım, v.s.” Vaziyete baktım. Ziya Aksun ile Muhsin Alev biraz çekingenlikten dolayı sustular. Bunun üzerine ben Bakan Beye gayet cesurane olarak hiç çekinmeden ve yüksek bir sesle dedim ki:
“Sen necisin? Sen kenidini ne zannediyorsun? Said Nursi Hazretlerinin sana ihtiyacı yok. Size muhtaç da değil. Sizin dedenizden dolayı ve o cihetle size selâm gönderdi. Ben size Risale-i Nurları okumayı tavsiye ederim. Bediüzzaman’ın eserlerinde iman hakikatları var, müjdeler var. Başta Gençlik Rehberi’ni okuyun, bakın içinde neler göreceksiniz. Gençlik müthiş bir bunalım içinde, buhran geçirmektedir. Bir kurtarıcı arıyor. İşte Risale-i Nurlarda kurtuluşun çareleri var. Efendim, okuyun bunları.”
Bunun üzerine Adliye Bakanı sustu ve mânen sarsıldı ki, o eski, tehditkârane hali kayboldu. Ve bize güleryüz göstermeye çalıştı. Ve “Her zaman sizi beklerim” dedi.
Yani şunu ifade etmek istiyorum. Hazret-i Üstadın bana Emirdağ’da, Tıp Fakültesine gideceğim aylarda, “Abdurrahmanlar cesur olur” tabiri ve “Sana vazife verdim” sözleri tahakkuk etti. Bu âşikâr bir kerametti ve zahir oldu… [Şahitlerin Dilinden-1]