Doğruluk ve Yalanın Neticeleri

Abdullah b. Mesud (radıyallâhu anh) rivayet ediyor: عَلَيْكُمْ بِالصِّدْقِ، فَإِنَّ الصِّدْقَ يَهْدِي إِلَى الْبِرِّ، وَإِنَّ الْبِرَّ يَهْدِي إِلَى الْجَنَّةِ وَمَا يَزَالُ الرَّجُلُ يَصْدُقُ وَيَتَحَرَّى الصِّدْقَ حَتَّى يُكْتَبَ عِنْدَ اللّٰهِ صِدِّيقًا. وَإِيَّاكُمْ وَالْكَذِبَ، فَإِنَّ الْكَذِبَ يَهْدِي إِلَى الْفُجُورِ وَإِنَّ الْفُجُورَ يَهْدِي إِلَى النَّارِ. وَمَا يَزَالُ الرَّجُلُ يَكْذِبُ وَيَتَحَرَّى الْكَذِبَ حَتَّى يُكْتَبَ عِنْدَ اللّٰهِ كَذَّابًا “Size doğruluk yaraşır. Doğruluk … Devamını oku

İnsan Bir Yolcu, Dünya Bir Gölgeliktir

Dünya kelimesi, “yakın olmak” mânasına gelen dünüv kökünden türemiş “en yakın” anlamındaki ednâ kelimesinin müennesidir. Dünya kelimesinin “alçaklık, kötülük” mânasındaki denâet kökünden geldiği de ileri sürülmüştür Kur’ân-ı Kerîm’de arz coğrafî, dünya ise dinî ve ahlâkî bir terim olarak yer almış; dünya kötülenir veya hafife alınırken kozmik varlığı değil burada sürdürülen ve âhiret kaygısını geri planda bırakan hayat tarzı … Devamını oku

Bir Tebliğ ve İrşâd Yolu: Şefkat

Evet, insanların hata ve kusurlarını affetmeden ve onlara göstereceğiniz doğruyu şefkatle göstermeden hiçbir ferdî ve içtimaî meseleyi nihaî ölçüde çözemezsiniz. Onun içindir ki Efendimiz, ümmetinin hataları karşısında kendi durumunu bize şu temsil ve benzetme ile anlatmaktadır: إِنَّمَا مَثَلِي وَمَثَلُ أُمَّتِي كَمَثَلِ رَجُلٍ اِسْتَوْقَدَ نَارًا فَجَعَلَتِ الدَّوَابُّ وَالْفَرَاشُ يَقَعْنَ فِيهَا فَأَنَا اٰخِذٌ بِحُجَزِكُمْ وَأَنْتُمْ تَقَحَّمُونَ فِيهَا “Benimle sizin misaliniz, ateş yakan … Devamını oku

Âlimin Âbide Karşı Üstünlüğü

Yeryüzünde mutlak doğruyu hiç firesiz görebilen bir zümre varsa o da nebilerdir. Biz ise, hakikatlerin iç yüzüne ancak nebilerin göndereceği ışık hüzmeleri sayesinde nüfuz etme imkânını buluruz. Bir peygamberin vesâyâsı altına girmeden, insanın mutlak doğruyu bulması mümkün değildir. Belki insan cehd ve gayretiyle doğruya yakın hakikatleri keşfedebilir. Ancak mutlak doğru, sadece nebilerin delâletiyle keşfedilebilir. Binaenaleyh yeryüzünde Allah’ın gerçek vârisleri nebiler … Devamını oku

Mukaddes Göç

Mukaddes göçten kastımız hicrettir. Hicret, altında çok büyük mânâ ve büyük hakikatler yatan oldukça büyük bir meseledir. Bu kelime, insanın bir beldeden bir beldeye hicret etmesini ifade ettiği gibi, insanın bir düşünceden başka bir düşünceye hicret etmesini de ifade eder. Ve yine insanın kendi özünden kendi özüne hicretine de delâlet eder. […] عَنْ عاَئِشَةَ رَضِي اللّٰهُ عَنْهَا قَالَتْ قَالَ النَّبِيُّ صَلَّ … Devamını oku

Allah’ın Rahmeti

Rahman ve Rahim sıfatları, aynı kökten gelen Cenâb-ı Hakk’a ait iki sıfattır. Elmalılı Hamdi Yazır, Rahman sıfatı tefsir ederken: “Rahman; yeryüzünde canlı-cansız, mü’min-kâfir.. herkese Allah’ın rahmet etmesidir.” (Elmalılı Hamdi Yazır, Hak Dîni Kur’ân Dili 1/34) şeklinde bir yaklaşımda bulunur. Rahim sıfatı ise, dünyada iken vazife ve sorumluluğunu bilmiş kişilerin, mazhariyeti ne ölçüde olursa olsun, ahirette mükâfatlandırılmalarını tekeffül ve … Devamını oku

En Hayırlı Nesil

İslâm’ı imanla beraber ifade edecek olursak, Müslüman, Allah’a ve inanılması gereken esaslara, hem de aksine ihtimal vermeyecek şekilde inanmış ve Allah’a teslim olmuş insandır. Yani Müslüman, Cenâb-ı Hakk’ın ona şahsî, ailevî, içtimaî hayatını düzenlemesi adına ne kadar emirleri varsa, hepsini yürekten samimiyetle, ihlâsla temsil eden insandır. Bazı devirlerde Müslümanlar İslâmiyet’i, elif’inden ye’sine kadar temsil etme fırsatını bulamamış olabilirler, … Devamını oku

Allahın Tevbeden Duyduğu Memnuniyet

Tevbe, insanın bazen günahlarla temizliğini yitirince, hemen temizlenip asliyetine dönmesidir. Nitekim bir hadis-i şerifte buyruluyor ki: “İnsan günah işleyince, kalbinde bir siyah nokta belirir. Tevbe ile hemen onu silmezse, o nokta kalbinde öylece kalır. Sonra ikinci bir günah işlerse, kalbinde bir nokta daha belirir.” (Tirmizî, tefsir (83) 1; İbn Mâce, zühd 29.) Yani günah işleme fikri artık onun dimağında gelişmiş … Devamını oku

Edeb

İlim ilim bilmektir.. İlim kendin bilmektir..Sen kendini bilmezsin..Ya nice okumaktır. -Yunus Emre- عَنْ عَلِيٍّ رَضِيَ اللَّهُ عَنْهُ قَالَ قَالَ رَسُولُ اللَّهِ صَلَّى اللَّهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ: أَدَّبَنِي رَبِّي فَأَحْسَنَ تَأْدِيبِي “Beni Rabbim edeblendirdi, Edebimi de ne güzel yaptı…” (Kenzu’l-Ummal, Ali el-Müttakî, 7/214, Hadis no: 18673; Kurtubî, el-Câmi’, 18/228; İbnü’l- Cevzî, S›fatu’s-Safve, 1/201; Münavî, Feyzu’l-Kadir, 1/225) Edep, Arapça bir kelime olup Türkçe karşılığı saygıdır. Ancak … Devamını oku

Tefekkür ve İbadet

~Bir saat tefekkür, bir sene nafile ibadetten daha hayırlıdır. ~Tefekküre sevk eden âyetler, sessizce yapılan dualar, tefekkür yerine geçer mi? ~Tefekküre esas teşkil eden veya vesile olan belli vird veya zikir var mıdır? Belli virdler ve zikirler insanın tefekkürünü geliştirebilir mi? عَنْ أَبِي هُرَيْرَةَ عَنِ النَّبِيِّ صَلَّى اللَّهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ قَالَ: فِكْرَةُ سَاعَةٍ خَيْرٌ مِنْ عِبَادَةِ … Devamını oku