Mâlâyaniyâtı Terk, İslâm’ın Güzelliğindendir

İki Cihan Serveri buyuruyor ki: مِنْ حُسْنِ إِسْلَامِ الْمَرْءِ تَرْكُهُ مَا لَا يَعْنِيهِ “Müslümanın islâmiyetine ait güzelliklerindendir mâlâyanîyi terk etmesi…” (Tirmizî, zühd 11; İbn Mâce, fiten 12) Elbette ki, sadece böyle bir tercüme ile Efendimiz’e ait bir sözün derinliğini anlamak, bu kısa ifadenin şümulünü kavramak mümkün değildir. Hadiste; mü’minin islâmiyetinin, ihsan ve itkana ulaşabilmesinin sırrından … Devamını oku

El ve Dil Belâsı

Cevâmiü’l-kelim’den, İmam Buhârî ve Ebû Dâvûd’un naklettiği bir hadiste Efendimiz şöyle buyurmaktadır: اَلْمُسْلِمُ مَنْ سَلِمَ الْمُسْلِمُونَ مِنْ لِسَانِهِ وَيَدِهِ وَالْمُهَاجِرُ مَنْ هَجَرَ مَا نَهَى اللّٰهُ عَنْهُ “Gerçek Müslüman, elinden dilinden Müslümanların emniyet ve esenlikte olup (zarar görmedikleri) kimsedir. Hakikî muhacir de, Allah’ın yasak ettiği şeylerden uzaklaşıp onları terk edendir.” (Buhârî, iman 4; Ebû Dâvûd, cihad … Devamını oku

Ameller Niyetlere göredir

Buhârî, Müslim ve Ebû Dâvûd, Hz. Ömer’den naklediyor: إِنَّمَا الْأَعْمَالُ بِالنِّيَّاتِ وَإِنَّمَا لِكُلِّ امْرِئٍ مَا نَوَى، فَمَنْ كَانَتْ هِجْرَتُهُ إِلَى اللّٰهِ وَرَسُولِهِ فَهِجْرَتُهُ إِلَى اللّٰهِ وَرَسُولِهِ، وَمَنْ كَانَتْ هِجْرَتُهُ لِدُنْيَا يُصِيبُهَا أَوِ امْرَأَةٍ يَتَزَوَّجُهَا فَهِجْرَتُهُ إِلَى مَا هَاجَرَ إِلَيْهِ “Ameller (başka değil) ancak niyetlere göredir; herkesin niyeti ne ise eline geçecek odur. Kimin hicreti, Allah … Devamını oku

Nasılsanız, öyle idare edilirsiniz.

Efendimiz şöyle buyurur: كَمَا تَكُونُوا يُوَلَّى عَلَيْكُمْ “Nasıl olursanız, öyle idare edilirsiniz.” (İbn Cemî’, Mu’cemü’ş-şüyûh s.149; Deylemî, Müsned 3/305) Keyfiyetiniz ne ise, başınızdakilerin keyfiyeti de o olur. Siz nasıl bir kaynak iseniz, başınızdakiler de o kaynağın mahsulüdür. Bu söz, öyle bir sözdür ki, idare adına kamuslar meydana getirir. İsterseniz, sadece bu hadis üzerinde kısaca duralım: … Devamını oku

Takva İyilik Ve Güzel Ahlak

İmam Tirmizî ve Ahmed İbn Hanbel, Muaz b. Cebel’den naklediyor: اِتَّقِ اللّٰهَ حَيْثُمَا كُنْتَ وَأَتْبِعِ السَّيِّئَةَ الْحَسَنَةَ تَمْحُهَا وَخَالِقِ النَّاسَ بِخُلُقٍ حَسَنٍ “Nerede olursan ol, Allah’tan kork! Günahın arkasından hemen iyilik yap onu siliversin. İnsanlarla muamelende güzel ahlâktan ayrılma!” (Tirmizî, birr 55; Ahmed İbn Hanbel, el-Müsned 5/153) İnsanı, güzel ahlâkı kadar yükselten ikinci bir unsur … Devamını oku

Kişi Sevdiği İle Beraberdir

Eğer bu hadis, şerh ve izah edilmeye kalkılsa, en azından bir ciltlik kitap olur. عن عبد الله بن مسعود رضي الله عنه عن النبي صلى الله عليه وسلم أنه قال: الْمَرْءُ مَعَ مَنْ أَحَبَّ “Kişi Sevdiği ile Beraberdir” (Buhari, Edeb 96; Müslim, Birr 165) Yürürken yolda kalan rehberini tam takip edemeyen istediği hâlde yapılması gerekenleri lâyıkıyla yapamayan … Devamını oku

Doğruluk ve Yalanın Neticeleri

Abdullah b. Mesud (radıyallâhu anh) rivayet ediyor: عَلَيْكُمْ بِالصِّدْقِ، فَإِنَّ الصِّدْقَ يَهْدِي إِلَى الْبِرِّ، وَإِنَّ الْبِرَّ يَهْدِي إِلَى الْجَنَّةِ وَمَا يَزَالُ الرَّجُلُ يَصْدُقُ وَيَتَحَرَّى الصِّدْقَ حَتَّى يُكْتَبَ عِنْدَ اللّٰهِ صِدِّيقًا. وَإِيَّاكُمْ وَالْكَذِبَ، فَإِنَّ الْكَذِبَ يَهْدِي إِلَى الْفُجُورِ وَإِنَّ الْفُجُورَ يَهْدِي إِلَى النَّارِ. وَمَا يَزَالُ الرَّجُلُ يَكْذِبُ وَيَتَحَرَّى الْكَذِبَ حَتَّى يُكْتَبَ عِنْدَ اللّٰهِ كَذَّابًا “Size doğruluk yaraşır. Doğruluk … Devamını oku

İnsan Bir Yolcu, Dünya Bir Gölgeliktir

Dünya kelimesi, “yakın olmak” mânasına gelen dünüv kökünden türemiş “en yakın” anlamındaki ednâ kelimesinin müennesidir. Dünya kelimesinin “alçaklık, kötülük” mânasındaki denâet kökünden geldiği de ileri sürülmüştür Kur’ân-ı Kerîm’de arz coğrafî, dünya ise dinî ve ahlâkî bir terim olarak yer almış; dünya kötülenir veya hafife alınırken kozmik varlığı değil burada sürdürülen ve âhiret kaygısını geri planda bırakan hayat tarzı … Devamını oku

Bir Tebliğ ve İrşâd Yolu: Şefkat

Evet, insanların hata ve kusurlarını affetmeden ve onlara göstereceğiniz doğruyu şefkatle göstermeden hiçbir ferdî ve içtimaî meseleyi nihaî ölçüde çözemezsiniz. Onun içindir ki Efendimiz, ümmetinin hataları karşısında kendi durumunu bize şu temsil ve benzetme ile anlatmaktadır: إِنَّمَا مَثَلِي وَمَثَلُ أُمَّتِي كَمَثَلِ رَجُلٍ اِسْتَوْقَدَ نَارًا فَجَعَلَتِ الدَّوَابُّ وَالْفَرَاشُ يَقَعْنَ فِيهَا فَأَنَا اٰخِذٌ بِحُجَزِكُمْ وَأَنْتُمْ تَقَحَّمُونَ فِيهَا “Benimle sizin misaliniz, ateş yakan … Devamını oku

Âlimin Âbide Karşı Üstünlüğü

Yeryüzünde mutlak doğruyu hiç firesiz görebilen bir zümre varsa o da nebilerdir. Biz ise, hakikatlerin iç yüzüne ancak nebilerin göndereceği ışık hüzmeleri sayesinde nüfuz etme imkânını buluruz. Bir peygamberin vesâyâsı altına girmeden, insanın mutlak doğruyu bulması mümkün değildir. Belki insan cehd ve gayretiyle doğruya yakın hakikatleri keşfedebilir. Ancak mutlak doğru, sadece nebilerin delâletiyle keşfedilebilir. Binaenaleyh yeryüzünde Allah’ın gerçek vârisleri nebiler … Devamını oku