➖Meâl➖
Rahmân ve Rahîm Allah’ın Adıyla.
1. Kureyş’in güven ve barış antlaşmalarından faydalanmalarını sağlamak için,
2. Kış ve yaz seferlerinde faydalandıkları antlaşmaların kadrini bilmiş olmak için,
3. Yalnız Bu Evin (Kâbenin) Rabbine ibadet etsinler.
4. Kendilerini açlıktan kurtarıp doyuran, korkudan emin kılan (Rablerine kulluk etsinler).
***
Kureyş Sûresine “Liîlâfi Kureyş” sûresi de denir.
Mekke’de indirilmiş olup, dört âyettir.
İlk âyetinde Kureyş’ten bahsettiği için bu isim verilmiştir.
Bir önceki Fil Sûresi’ndeki konu ile sıkı irtibatı olup onun devamı gibidir. Kâbe’ye sahip çıkıp onu korumaları sebebiyle Kureyş’in nâil oldukları nimetleri bildirmektedir.
➖Nüzûl sebebi➖
Fil olayı dolayısıyla Beyt (Kâbe) ve Mekke’de yaşayanlar hakkında Allah’ın yardımı düşünüldüğünde Sevgili Peygamberimizin tevhît davetine ilk önce Kureyş’in koşması lazım gelirken, yine ilk önce onların Allah’a ortak koşmada ısrar ederek muhalefet etmeleri ve karşı koymaları bu sûrenin nüzûl sebebi olmuştur.
➖Tefsîr➖
ِلإِيلاَفِ قُرَيْشٍِِ
1. “Kureyş’in güven ve barış antlaşmalarından faydalanmalarını sağlamak için,”
➖ إِيلاَفٌ Îlâf, ülfet ve alışkanlık demektir. Allah, onları dağınık iken bir araya getirmiş ve ticaret yolculuklarını âdet haline getirmelerini sağlayarak zengin olmalarına vesile kılmıştır. Şimdi ise onlar Allah’a ibadetten yüz çevirmektedirler.
Halbuki, Kureyşlilere verilen sayısız nimetler bir yana bırakılsa da, sadece Allah’ın lütfu ile ticarî yolculuklar yapmaları bile başlı başına bir ihsandır ve sadece bunun için de olsa Allah’a ibadet etmelidirler.
إِيلاَفِهِمْ رِحْلَةَ الشِّتَاءِ وَالصَّيْفِ
2. “Kış ve yaz seferlerinde faydalandıkları antlaşmaların kadrini bilmiş olmak için.”
Allah, kışın Yemen’e, yazın Sûriye’ye yapmaya alıştıkları ticaret yolculuğunu Kureyş’e kolaylaştırdığı için O’na ibadet etsinler.
➖رِحْلَةٌ Rıhlet, göç, sefer demektir. Kureyş, ticaret için kışın Yemen’e, yazın da Şam tarafına, Basra’ya sefere çıkardı. Aynı şekilde gerek ticaret ve gerek diğer maksatla yazın yazlık olarak Tâif’e göçerler, kışın da Mekke’ye göçerlerdi. Yüce Allah’ın saymaya gelmez diğer nimetlerini hesap edemeseler, düşünmeseler bile, Kureyş hiç olmazsa sırf bu îlaf nimeti için, yani kış ve yaz seferlerinde faydalandıkları antlaşmalardan dolayı Kâbe’nin Rabbine ibadet etmelidirler:
فَلْيَعْبُدُوا رَبَّ هَذَا الْبَيْتِ
3. “Yalnız Bu Evin (Kâbe’nin) Rabbine ibadet etsinler.”
Yani Muhammed aleyhisselam’ın daveti üzerine dikbaşlılık etmeyip Hakkı tanısınlar, şirk ve isyandan vazgeçsinler de fil sahiplerinin saldırısından muhafaza buyurulmuş Beyt-i Atîk (eski ve yeryüzünde ilk yapılan ev) olan şu Kâbe’nin ortak ve benzerden uzak Rabbine ibadet etsinler, yalnız O’nu Mabud tanıyıp O’nun emri gereğince ibadet ve kulluk yapsınlar.
Kulluk, Kâbe’ye doğru yapılmalı, fakat Kâbe’nin kendisine değil, onun Rabbine yapılmalıdır. Bazı mü’minler -maalesef- Kâbe’ye gösterdikleri saygı ve hürmeti, Kâbe’nin Rabbi’ne, Allah Resûlü ve Kur’ân’a karşı göstermemektedirler.
الَّذِي أَطْعَمَهُمْ مِنْ جُوعٍ وَآمَنَهُمْ مِنْ خَوْفٍ
4. “Kendilerini açlıktan kurtarıp doyuran, korkudan emin kılan (Rablerine kulluk etsinler.)”
Bu korku da fil ashabının defedilmiş olan korkusudur. Bununla beraber “Görmediler mi, çevrelerinde insanlar kapılıp öldürülür veya esir edilirken, Biz (Mekke’yi) güvenli bir bölge yaptık.” (Ankebût, 29/67) buyurulduğu üzere etraflarından insanlar, vahşet ve kötülük içinde vurulup, çarpılıp dururken Kureyş, Kâbe’nin civarında emin harem, emin belde olan Mekke ve havalisinde emniyet buldukları gibi, harem ehli, seferlerinde de îlaf/antlaşma ile korkudan emin olarak gidip geliyorlardı.
Bu, dedeleri Hz. İbrâhîm’in (aleyhisselâm) duasının bereketiyle olmuştur. Zira Hz. İbrâhîm: “Ey Rabbim! Burayı emin bir şehir yap.” (Bakara, 126) diye dua etmişti. Yine o, “Onlara meyvelerden rızık ver.” (İbrahim, 37) demişti. Şu halde Kureyş’in, sadece kendilerini açlıktan doyuran ve korkudan emin kılan bu İlâh’a ibadet etmeleri gerekmez mi?
Yani, Arabistan’da hiç kimsenin emin olmadığı o korkudan sizi Allah kurtarmıştı. Zira o dönemde Arabistan’ın hiçbir yerinde insanlar gece rahat uyuyamıyordu. Her an bir saldırıya uğrama tehlikesi ile karşı karşıya idiler. Hiç kimse kendi kabilesinin sınırları dışına çıkmaya cesaret edemezdi. Çünkü yalnız çıkıldığında sağ olarak geri dönmek mümkün değildi. Ya birileri tarafından öldürülür ya da yakalanarak köleleştirilirlerdi. Hiç bir kervan saldırıdan emin değildi. Çünkü yol üzerinde her an önü kesilebilirdi. Malları gasp edilebilirdi. Ancak yoldaki kabilelerin ileri gelenlerine rüşvet vererek bu yoldan sağ salim geçebilirlerdi.
Ama Mekke’deki Kureyşliler bütün bunlardan tamamen emindiler. Onlar için düşman saldırı tehlikesi yoktu. Mekke’ye düşmanın saldırabileceği korkusu da yoktu. Onlar büyük ve küçük kâfilelerle yarımadanın her tarafında serbestçe dolaşırlardı. Taşıdıkları “Kâbe’nin hizmetçileri” sıfatlarından dolayı hiç kimse onlara dokunmazdı. Hiç kimse onlara ses çıkarmaya cesaret edemezdi. Hatta bir Kureyşli yalnız olarak seyahat ederken saldırıya uğrarsa, “Ben Haremliyim” ya da “Ben Allah’ın Haremi’ndenim” demesi bile yeterli oluyordu. Bu söz karşısında saldırgan hemen duruyordu. Çünkü Arap Yarımadası’nda oturan kabileler, yalnız Kâbe’ye değil, Kâbe yöresinde oturan Mekke halkına da saygı gösterirler: “Bunlar Allah’ın Evinin komşuları, Hareminin sakinleri, Kâbe’nin yöneticileri, Allah’ın ehlidir.” derlerdi.
İşte gerek Hicaz bölgesinde, gerek onun dışında yaşayan Araplara karşı saygınlık kazanmış olan bir toplumun liderleri, Hz. Muhammed’in davetinin kendi yararlarına zarar vereceğini, kendileri açısından tehlikeli olduğunu düşündükleri için ona karşı koymuşlardır. Sûrede onlara bu davetin getirdiği tevhîde karşı koymamaları, bu daveti kabul edip kendilerine bu nimetleri bahşeden Kâbe’nin Rabbine kulluk etmeleri emredilmektedir.
Kaynak : Kısa Sûrelerin Tefsîri Işık Yayınları