Hiç Kimse Ameliyle Cennete Giremez

Cennetin, Kur’an’da bazen insanların çalışmasının bir kazancı olarak gösterilmesi, insanı onurlandırmaya yönelik bir iltifattır. Yoksa, gerçekte insanların yaptığı bütün ibadetler, Allah’ın daha önce insana verdiği nimetlerin tam bir şükrü bile olamıyor. Onun için ibadetlerin ahiret hayatında verilecek nimetlerin bir bedeli gibi algılamak, hiç de doğru değildir.

عَنْ أَبِي هُرَيْرَةَ رَضِيَ اللهُ عَنْهُ قَالَ رَسُولُ اللَّهِ صَلَّى اللهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ لَنْ يُنَجِّيَ أَحَدًا مِنْكُمْ عَمَلُهُ قَالُوا وَلاَ أَنْتَ يَا رَسُولَ اللَّهِ؟ قَالَ وَلاَ أَنَا، إِلَّا أَنْ يَتَغَمَّدَنِي اللَّهُ بِرَحْمَةٍ، سَدِّدُوا وَقَارِبُوا، وَاغْدُوا وَرُوحُوا، وَشَيْءٌ مِنَ الدُّلْجَةِ، وَالقَصْدَ القَصْدَ تَبْلُغُوا عَنْ عَائِشَةَ أَنَّ رَسُولَ اللَّهِ صَلَّى اللهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ قَالَ سَدِّدُوا وَقَارِبُوا، وَاعْلَمُوا أَنْ لَنْ يُدْخِلَ أَحَدَكُمْ عَمَلُهُ الجَنَّةَ، وَأَنَّ أَحَبَّ الأَعْمَالِ إِلَى اللَّهِ أَدْوَمُهَا وَإِنْ قَلَّ

Hazreti Ebu Hüreyre (radıyallahu anh), Nebiler Sultanı Efendimiz (aleyhissalatü vesselam)’ın şöyle buyurduğunu rivayet etmektedir: “Rasûlullah (sallallâhu aleyhi ve sellem) ‘Sizden hiçbirinizi asla kendi ameli kurtaramaz!’ buyurdu. Sahâbîler, ‘Yâ Rasûlallah! Seni de mi?’ diye sorduklarında Rasûlullah Efendimiz şöyle cevap verdi: Evet, beni de. Ancak, Allah’ın rahmetiyle bürüyüp koruması hariç. Binaen aleyh sizler doğru yolu tutun, ifrat ve tefrite girmeyin, gündüz ve gece ibadetlerinizi ihmal etmeyin. Gece yarısını da teheccüd gibi ibadetlerle değerlendirin. Her hâl ve hareketinizde itidâli koruyun, orta yolu tutun ki, maksadınıza eresiniz.” Hazreti Âişe (radıyallahü anhâ) annemiz de bu konuda Allah Rasülü’nden şu nakilde bulunmuştur: “Doğru yolu tutunuz, iş ve ibâdetlerinizde dengeyi koruyunuz. Şunu iyi biliniz ki, sizlerden hiçbirini kendi ameli cennete koyamaz (amelinize değil, Allah’ın rahmetine sığının). Amellerin Allah’a en sevgili olanı da, az olsa bile en devamlı yapılanıdır.” (Sahih-i Buhari)

Bu hadisler hem ibadetlerde hem de diğer her türlü beşeri ve sosyal münasebetlerde itidalli olmayı, ifrat ve tefritten sakınmayı tavsiye edip orta yolu tutmanın faziletine ve Allah katındaki değerine işaret etmektedir. Buna göre aşırılıklardan sakınıp denge ve itidal üzere yaşamak, bir mü’minin değişmez hayat vasfı olmalıdır. Çünkü ibadet ve bilumum hayırlı işlerde süreklilik ancak böyle kazanılacak, beşeri münasebetlerde iyilik ve güzelliğe de ancak böyle ulaşılabilecektir. İfrat ve tefritten yani eksik ve aşırılıklardan kaçınıp orta yolu tutan insanlar hem Cenab-ı Hakk’a karşı kulluk vazifelerinde hassas ve istikamet üzere bulunacak, hem de halka karşı sorumluluklarında muvaffak olacaklardır. Böyle dengeli yaşayan mü’minler asla kendi amellerine güvenmeyip, iyilik ve güzellikleri Allah’ın lütfundan bekleyecek ve bu şekilde bir vesileyle daha Allah’ın rızasına çağrıda bulunmuş olacaklardır. (Herkul)

~Pırlanta Müellifi~

●Yapılan ibadetlerin Cennet nimetlerinin karşılığı olduğunu düşünmek ve kullukla bu nimetlerin hak edileceği beklentisine girmek bile kulluk şuuruna bir yönüyle muhaliftir. Çünkü yarısı uykuda, diğer yarısı çoluk çocukla, kalanın büyük kısmı da dünya işleriyle geçen kısacık bir ömürle ebedî âlemlerin elde edilmesi mümkün değildir. Cennet nimetleri, yapılan amellerin karşılığı olamaz. Hiç kimse nail olacağı Cennet nimetlerini kendi amelleriyle elde edeceği bir “hak” olarak göremez. Cibril-i Emin, Allah Resûlü’nün (sallallahu aleyhi ve sellem) yanına gelerek beş yüz senelik ömrünü bir dağ başında Allah’a ibadet ederek geçiren bir kulun ahiretteki durumunu anlatır. Bu kul mahşer günü tekrar diriltilerek Allah’ın huzuruna çıkarılınca Allah onun için, “Kulumu rahmetimle Cennet’e koyunuz.” buyurur. Fakat o, ameliyle Cennete girmek istediğini söyler. Cenab-ı Hak tekrar, “Kulumu rahmetimle Cennet’e koyunuz.” buyurur. Fakat o yine ameliyle girmek istediğini söyler. Aynı sözler üçüncü defa tekrarlanınca Allah meleklerine şöyle buyurur: “Kulumun yaptığı ibadetle benim verdiğim nimetleri karşılaştırınız.” Bakarlar ki sadece bir göz nimeti beş yüz senelik ibadetten daha ağır geliyor, diğer nimetler ise şükrü eda edilmemiş olarak duruyor. Bunun üzerine Allah, “Onu cehenneme koyun.” buyurur. Cehenneme doğru sürüklenmeye başlayınca, “Allah’ım rahmetinle beni Cennet’e koy!” diye yalvarır. Allah’ın emriyle melekler adamı tekrar Cenab-ı Hakk’ın huzuruna getirirler. Aralarında şu muhavere cereyan eder:
– Henüz yok iken seni kim yarattı?
– Sen yarattın Ey Rabbim!
– Bu yaratmada senin dahlin var mı yoksa tamamen benim rahmetimin bir eseri mi?
– Elbette Senin rahmetinin eseri.
– Sana beş yüz sene ibadet etmek için güç kuvvet veren kimdir?
– Sensin Rabbim. Cenab-ı Hak, ona daha başka nimetlerini de hatırlatır ve onları ihsan edenin kim olduğunu sorar. Kul da her seferinde, “Sensin Rabbim.” diye cevap verir. Sonunda Allah şöyle buyurur: “Nasıl ki bütün bunlar Benim rahmetimin bir eseriyse seni de rahmetimle Cennet’e koyacağım.” Sonra da meleklere onu Cennet’e koymalarını emreder. Kıssayı bitirince Cibril şöyle buyurur: “Ey Muhammed, her şey Allah’ın rahmetiyledir.” (Hâkim, el-Müstedrek, 4/278)

Bunu destekleyen diğer bir hadiste Allah Resûlü (sallallâhu aleyhi ve sellem) şöyle buyurur: “Hiç kimse ameliyle Cennet’e giremez.” Sahabe-i kiram merakla, “Ey Allah’ın Resûlü, Siz de mi?” diye sorar. Efendimiz de şu çarpıcı açıklamayı yapar: “Allah rahmet ve fazlıyla sarıp sarmalamazsa ben de giremem.” (Buhârî, merdâ 19; Müslim, sıfâtü’l-münâfikîn 71-78) Allah için yapılan ibadet ü taatlerin hedefi, ne dünyevi ne de uhrevî mutluluk olmalıdır. Ne evlad u iyal ne de mal u menâle sahip olmak için kulluk yapılmaz. Hatta yapılan ibadetlerin sebebi, Cennet nimetlerine ve ebedî saadete ulaşmak bile olmamalıdır. Sanki biz kulluğumuzu yerine getirince dünyevî ve uhrevî neticeler hâsıl olacakmış gibi bir beklentiye girilmemelidir. | Kırık Testi-18 (Kulluk Şuuru) İmtihanlar Kuşağı |

●İnsanda Cennet arzusu olmalıdır. Ancak ibadet, kat’iyen Cennet arzusuyla eda edilmemeli ve Cennet’e girmenin bir vesilesi veya basamağı olarak görülmemelidir. Belki kulluk vazife ve mesuliyetlerimiz, Kudret-i Bînihaye ve Rahmet-i Nâmütenâhî’ye sunulan ubûdiyet veya derecesine göre ubûdet olarak görülmelidir. Cennet’e girme meselesi ise Cenâb-ı Hakk’ın lütfundan ekstra olarak beklenmelidir. Bunu teyit eden bir hadis-i şeriflerinde Peygamber Efendimiz (sallallâhu aleyhi ve sellem): “Hiç kimse ameliyle Cennet’e giremez.” buyurur. Bunun üzerine sahabe-i kiram: “Siz de mi ya Resûlallah” diye sorar. Sahabe efendilerimizin kendi durumlarını belirleme adına Resûl-i Ekrem Efendimiz’e böyle bir soru sorması onların firaset enginliğine delalet eder. Yani mesele Efendimiz (aleyhissalâtü vesselâm) gibi bir insanda test edilirse, kendi durumlarını anlamaları daha kolay olacaktır. Bunun üzerine Peygamber Efendimiz şöyle buyurur: وَلاَ أَنَا إِلاَّ أَنْ يَتَغَمَّدَنِيَ اللّٰهُ بِرَحْمَةٍ مِنْهُ وَفَضْلٍ “Evet ben de amelimle Cennet’e giremem. Ancak Cenâb-ı Hak rahmetiyle beni sarıp sarmalar ve fazlıyla ve ekstra lütuflarıyla serfiraz kılarsa o müstesna.” (Bkz. Buhari, Rikak 18; Müslim, Münafıkîn 76) | Kırık Testi-11 (Kulluk ve Tebettül:) Yaşatma İdeali |

Bu yazı 30 kez okundu