40-Denge Tesellisi

Hazlar birikmediği gibi acılar da birikmez. Ömrü boyunca ağrı çeken hasta, ağrısının son bulduğu ilk anda, hiç ağrı çekmemiş gibi bir duruma gelir. Yaşadığımız acılar insanın bedeninde birikseydi, acıdan inlemeyen tek bir insan bile kalmazdı. Her elem geçicidir ve geçmesiyle ruhta manevi bir lezzet bırakır. Hüküm giymiş, hapishaneye atılmış ve cezasını bitirmiş bir mahkum, kim bilir nasıl bir mutluluk içerisindedir. O gün, o şehirde, hiç hapishaneye girmemiş, dolayısıyla oradan çıkma bahtiyarlığına erememiş insanlar, o mutluluktan, o lezzetten o anda mahrumdurlar. Acı, kendi miktarınca mutluluğu içinde saklar. Kalpteki her ferahlık, önceden çekilmiş bir sıkıntının sonucudur. Hz. Mevlana der ki, “Gülmek ağlamada gizlidir. Zevk, gamda gizlidir” (Mesnevi, Cilt 6). Bu durum Cibran’ın satırlarında şu ifadelere bürünür: “Keder ne kadar derin boşluklar yaratırsa kalbinizde, işte o kadar fazla neşe sığabilir oraya. “

Sıfırı tüketmiş, dibe vurmuş bir insanın toparlandıktan sonra yaşadığı mutlulukla, dibi görmemiş bir insanın yaşadığı huzur aynı olamaz. Doğma büyüme ama olan birinin gözleri açıldığı anda onunla aynı görüntüyü görüyor olsak bile aldığımız lezzet aynı değildir. Fakirlikten yeni kurtulmuş birinin nimetlerden aldığı lezzetle, hayatı boyunca imkanlar içinde yüzen birinin nimetlerden aldığı tat elbette farklıdır. Bir Tereddüdün Romanı’nda şöyle denir: ‘İnsan, çektiği ıstırap nispetinde zevk duyar: Ne kadar acıkırsa yemekten, ne kadar ararsa bulmaktan o derece zevk alır. İhtiyaç ve ıstırapla, başarı ve saadet arasındaki bu uyum, bütün insanlar arasında tam ve ezeli bir eşitlik temin etmiştir. “

Adamın birinin başına belalar yağmış. Bir meczup ona, sabredersen geçer anlamında ”Bu da geçer ya hu” demiş. Aynı kişi padişah olmuş. Meczup yine ona, ”Bu da geçer ya hu!” demiş. Yani padişahlık da musibetler de fanidirler. Varlıkta kalabilmeleri, tutunabilmeleri bakımından birinin diğerine üstünlüğü yoktur. Bir halin olduğu gibi devamı imkansızdır.

Yine Bir Tereddüdün Romanı’nda Peyami Safa kahramanına şunu söyletir: ‘Eğer bir adamın hayatında duyduğu haz ve keder yekunları hesap edilecek olursa görülecektir ki hiç kimse kimseden daha fazla ne mesut ne de bedbahttır. Hepimiz kahkahalarımızı gözyaşlarımızla ödüyoruz ve bu hususta bir dilenci bir milyarderden farksızdır. Çok gülenin çok ağladığını söyleyen atalar sözü de bize heyecanlarımız arasındaki dengeden doğan bu büyük eşitliği bildiriyor. Bunun için geçici hazlar ve kederler istisna edilirse, insanlar arasında devamlı bir saadet ve felaketten bahsedilmesini bile fazla bulanlardanım.”

Aslında bu Nietzsche’nin de meselesidir: Nietzsche şöyle der: ‘‘Keyif ile keyifsizliğin birbirinden asla ayrılmaz şeyler olduğunu düşünelim, öyle ki, insan birinin ne kadarına sahip olmak isterse, ötekinin de ancak o kadarına sahip olacak olsun. Nasıl bir seçim yapardınız? Mümkün olduğu kadar az keyif, dolayısıyla az acılı bir yaşam mı; yoksa o ana kadar hiç tadılmamış zevkleri tatmanın, büyük keyifleri yaşamanın ağır bedelini ödeten bir yaşam mı? Eğer ilk seçeneği seçer ve acılarınızı azaltmayı, hatta yok etmeyi isterseniz, o zaman zevk alma kapasiteniz de azalacak, hatta yok olacaktır. “

“Acılar hatıralaşınca güzelleşir.” -Cemi Meriç-

Eser: Dervişin Teselli Koleksiyonu

Bu yazı 16 kez okundu