Helâl dairesi geniştir, keyfe kâfi gelir. Harama girmeye hiç lüzum yoktur. [Sözler, “6. Söz”]
Eşyada asıl olan, mübahlıktır; ancak Din’in veya Şeriat’ın haram kıldıkları haramdır; helâl ilan ettiği veya hakkında sükût buyurduğu şeyler ise mübah olmaya devam eder. Cenab-ı Allah (c.c.), hakkında haram-lık hükmü verilmesini irade buyurduklarını haram kılmış ve bunun ötesinde soru sorulmasını dahi yasaklamıştır: Ey iman edenler! Cevaplandığında ve açıklandığında hoşunuza gitmeyecek meselelerden, Din’i yaşamanızı zorlaştıracak konulardan sormayın. Kur’ân fasıl fasıl indirilir ve size tebliğ edilip dururken sorup açıklama isterseniz, açıklanması gereken gerektiği ölçüde zaten size açıklanmaktadır. Sorduğunuz veya soracağınız pek çok şeyler vardır ki, Allah onlardan sizi muaf tutmuştur. Allah, bağışlaması pek bol olandır, kullarının hataları karşısında çok sabırlı, çok müsamahalıdır.” (Mâide Sûresi/5: 101)
Önceki peygamberler döneminde, bazılarının Cenab-ı Allah’ın haram kılmadığını haramlaştırması veya bir şey üzerinde yersiz ihtilâflar ve münakaşalar cereyan etmesi ya da sürekli Hz. Allah’ın ahkâmına muhalefet ve taşkınlık sebebiyle Cenab-ı Allah’ın bazı şeyleri haram kılması vuku bulmuştur. Meselâ, Yahudiler için iç yağının haramlığı gibi (Âl-i İmran Sûresi/3: 93; En‘âm Sûresi/6: 146) Sebt Günü’nün, yani Cumartesi günü çalışmama haramlığı da böyle, âdeta cezaî ve terbiyevî bir haram kılmadır: “Sebt (Cumartesi) günü çalışmanın haramlığı, (İbrahim’in inancını ve yolunu izleyen bütün topluluklara değil,) ancak o gün konusunda ihtilâfa düşenler hakkında hükmedildi. Rabbin, ihtilâf ettikleri hususlarda aralarındaki hükmü Kıyamet Günü elbette verecektir.” (Nahl Sûresi/16: 124)
Yiyecek, içecek ve davranışlarda haram kılınanlar çok değildir ve bu bakımdan helâl dairesi, değil sadece hayatı zarurî ihtiyaçları tatmin ölçüsünde sürdürebilecek kadar, belki selim zevk, lezzet ve keyifleri bile tatmin edecek ölçüde geniştir. Yine Hz. Bediüzzaman’ın buyurduğu gibi, dünyanın lezzetini, zevkini, saadetini, rahatını isteyen de, meşrû dairedeki keyifle yetinmelidir; çünkü bu, keyfe kâfidir. (Sözler, “13. Söz, 2. Makam”) Dolayısıyla harama girmeye katiyen lüzum yoktur; harama girme, bütünüyle haddi aşmadır, fıtrata tecavüzdür, yoldan çıkmadır.
| Risale-i Nûr’da Küllî Kaideler-1 | Ali Ünal |