Allah İman Selâmeti Versin

“Kıssa, tarihçe bir vaka değil, belki ders-i ibrettir. Kıssa hisse içindir.” (Sözler, 25. Söz; ayrıca 12. Lem’a, 2. Nükte). Misal Bedîüzzaman’a göre Hz. Musa – Firavun kıssası, “zalim ne kadar güçlü olursa olsun, hakkın galip geleceğini” anlatır. Burada asıl vurgulanan mesele mucize değil, imanın zulüm karşısındaki direncidir. Yine O “Kur’an-ı Hakîm’in kıssalarında maksat, vakıanın kendisi değildir. Belki o vakıadaki manayı, dersi, neticeyi göstermektir.” (Mektubat, 19. Mektup) der.

Pırlanta Müellifi’de kıssalar ile ilgili özetle şunları söyler: “Kur’an-ı Kerim, tarih kitabı değildir. Kıssalar, geçmişe ait bilgi vermez; ibret, ders ve hikmet verir. Kıssalar, her zamanın insanına mesaj taşır.” (Kırık Testi, c.2) “Kur’an’daki kıssaları birer hadise olarak okumak, Kur’an’ın maksadını ıskalamaktır. O kıssalar, her dönemde tekrar yaşanır; zira insan aynı insandır.” (Asrın Getirdiği Tereddütler-4). Kıssalar sadece geçmişi değil, bugünü de aydınlatır.

“Madem öyledir, hazer et, dikkatle bas, batmaktan kork. Bir lokma, bir kelime, bir dane, bir lem’a, bir işarette, bir öpmekte batma. Dünyayı yutan büyük letaiflerini onda batırma..” (Lem’alar, 17.Lem’a, 14.Nota.) dediği meseleye örnek olan bir kıssa bir nükte:

Fatih Sultan Mehmed Han İstanbul’u fethettiği zaman, hocası Akşemseddin hazretlerine, Cuma namazını Ayasofya’da kılmak istediğini ve hocasına kendisinin imam olmasını söyler. Ayasofya’yı cami yapmak için seferber olunur. Cuma gününe cami yetiştirilir, cemaat namaza başladığı sırada Fatih Sultan Mehmed Han’ın abdesti kaçar. Tabii sultanın yanında da rastgele insanlar olmaz. Sağında ve solunda da en büyük hocalar, şeyh efendiler saf tutarlar. Kamet getirilir, imam Allahü ekber der. Fatih Sultan Mehmed han, ne yapacağını şaşırır. Abdestsiz namaz kılınmaz. Abdest almaya çıksa izdiham olacak… Namaz kılar gibi eğilip kalksa, Cumadan mahrum kalacak. Ya Rabbi, ben ne yapayım şimdi derken, yanındaki bir şeyh efendi firasetiyle vaziyeti anlar. Cübbesini açar, buradan abdest al der. Sultan bakar ki, çeşme var, su var. Acele olarak abdestini alır ve rükûa varmadan önce imama yetişir. Namaz biter, selam verilir, dualar yapılır. Ertesi gün Fatih Sultan Mehmed Han, hocası Akşemseddin hazretlerini ziyarete gider. Ayrılırken, (Hocam dua buyurun) der. O da, (Allah iman selameti versin) der.
Daha uzun dua bekleyen Fatih Sultan Mehmed Han, şaşırıp kalır. Hocası sorar;
— Ne oldu, beğenmedin mi?
— Bu kadar mı efendim?
— Hünkârım yetmez mi? En kıymetli dua budur. Dün sana cübbesini açıp abdest aldıran şeyh, bir saat önce öldü; ama imansız gitti; çünkü bu kerametinden dolayı ona kibir geldi.

Kıssanın Hissesi

Bu kıssa, insanın manevî derecesini kaybetmesine sebep olabilecek -kibrin- ne kadar büyük bir günah olduğunu ders verir. Görünüşte “keramet sahibi” olan bir veli, bir anda içine düştüğü enaniyet ve kibirle bütün manevî derecesini kaybeder. Bizlere dışta görünen büyüklüğün değil, kalpte saklı olan teslimiyetin asıl ölçü olduğunu anlatır. Akşemseddin Hazretleri’nin Fatih’e söylediği o kısa ama derin dua -“Allah iman selameti versin”– bu kıssanın özüdür. Zira imanla ölmek, her türlü makamdan, ilimden, kerametten, zaferden ve dünya nimetinden daha kıymetlidir. İnsan ömrü boyunca nice hayırlı ameller işlese de, son nefeste kalbin hâli neyse, hakikatte kazanma ya da kaybetme onagöre olur. Her güç, her bilgi, her meziyet, sahibine bir kibir vesilesi hâline geldiğinde, insanın en büyük imtihanı olur ve iman tehlikeye girer. Bu kıssa her dönemin insanını terbiye eden bir ders-i ibrettir. Bu kıssada anlatılanlar, ne yalnızca bir sultanın, ne yalnızca bir velinin, ne de bir dönemin meselesidir. Bu nükte dünden bugüne insanın Allah karşısındaki hâlini anlatan bir ibret aynasıdır.

Bu yazı 37 kez okundu