Sözleriniz Kaderiniz Olabilir

Kader söyledikleriniz ile müvekkeldir [vekalet altındadır]. O yüzden söylediğiniz kelimeleri güzel seçin ve dikkat edin.” [İmam Mâturidî]

Dil, Allah’ın ademoğluna bahşettiği en büyük nimetlerden biridir. İnsan bu nimeti kullanmadan önce düşünmeli, maksadını ifade ederken ağzından çıkanlara özen göstermelidir. Çünkü insanın ağzından çıkan sözler dua yerine geçip insanı o ifadenin anlamı çerçevesinde bir neticeye mahküm edebilir. Seleflerimiz “söz vücut bulur”, “Belâ ağızdan çıkan söze bağlıdır” derken de bu hassasiyetlere dikkat çekmişlerdir. Hususiyle büyük ve iddialı sözler, daima hüsran kapıları açar. Zira azamet ve kibriyalık, Hakk’a mahsustur. Kim bu alana girebilecek söz ve tavır içine girerse zilleti tadacak demektir. Albert Einstein “İnsanoğlu ağzından çıkan cümlelerin, beyninden çıkan düşüncelerin bütün evreni dolaşıp tekrar onlara geri döndüğünü bilse eminim çok daha dikkatli olurdu.” der…

KUR’ÂN’I KERİM de bu konuyla ilgili yusuf suresinde örnekler vardır.. işte onlardan iki tanesi:

Yakup (as), “O’nu alıp götürmeniz, beni gerçekten üzer.” mukabelesinde bulundu: “Siz O’nu unutup kendinizle meşgulken bir kurdun gelip O’nu yemesinden korkarım.” (Yûsuf Sûresi-13) Rivâyet olunur ki: Ya‘kûb (a.s.) rü’yâda gördü ki, dağın başında Yûsuf (a.s.) sahrada iken on kurt Yûsuf (a.s.)’a hücum etti. Yûsuf (a.s.) aralarında kayboldu. O’nun için Ya‘kûb (a.s.) Yusuf (a.s.)’ı kurt yemesinden korkarım dedi ve bu rü’yâyı görmekle beraber Yûsuf (a.s.)’ı kardeşlerine verdi. Kazâ, takdir ile geldiğinde bâsiret görmez olur. Sahâbenin bâzısı dedi ki: Kişinin hasmına huccet, ipucu telkini muvâfık (uygun) değildir. Hazreti Yûsuf (a.s.)’ın kardeşleri kurdun insanı yemesini bilmiyorlardı. Fakat Ya‘kûb (a.s.) kurt yemesinden korkarım diye hatırlarına getirip oğullarına ipucu telkin etmiş oldu. Yine Hikâye olunur ki : Lügat imâmlarından İbnü’s-Sekît: “İnsan dilinin sürçmesinden dolayı uğrayabileceği musîbete ayağının sürçmesi ile uğramaz. Zîrâ insânın sözü başını götürebilir. Hâlbuki ayağının sürçmesinden hâsıl olan yarası zamanla iyi olur.” (Mahmûd Sâmî Ramazânoglu, Hz. Yûsuf (a.s.), s. 33-34)

“Yusuf, (kadınların arzuları ve planları karşısında) Allah’a yönelip yalvardı: “Rabbim! Bunların beni yapmaya çağırdıkları şeyi işlemektense zindanı tercih ederim. Eğer fendlerini bozup beni onlardan kurtarmazsan, kayıp onlara meyleder ve cahillerden (doğru nedir, yanlış nedir bilmeyen, bilseler bile yapmamaları gerekeni bile bile yapanlardan) olurum.” Rabbisi duasını kabul buyurup kadınların fendini O’nun üzerinden çekti. Hiç şüphesiz O’dur Semî‘ (her şeyi, her duayı hakkıyla işiten); Alîm (her şeyi, herkesin durumunu hakkıyla bilen). (Yusuf Sûresi 33-34)” Rivayet olunur ki.. Yusuf (as) uzun zaman hapiste kalınca Cenab-ı Hakk’a bu halini arz etti. Allahu Teala da cevaben şu vahyi indirdi: Ey Yusuf, sen kendi kendini hapsettin. Zira kendin “hapsi daha çok severim” dedin. Eğer “afiyeti daha çok severim” deseydin sana afiyet verilirdi. Bu sırra işaretten (Hadis ölçülerine göre zayıftır) Allah Rasulüne isnat edilen bir sözde Peygamberimiz: “Belalar, konuşulanları takip eder” buyurmuştur. “Hadis-i şerîf diye rivayet edilen الْبَلاَءُ مُوَكَّلٌ بِالْمَنْطِقِ “Belâ ağızdan çıkan söze bağlıdır.” buyurulmuştur. (Kesfü’l-Hafâ/(Süyûtî, Câmiu’s-Sağîr, I, 110)) [Hadis değildir. Araplarda yaygın olan bir atasözüdür).

Bu noktadan hareketle; Bir insan olumsuz bir söz sarf ederse kullandığı söze bağlı olarak belaya maruz kalabilir. Geçmişte ve zamanımızda bir çok olay buna şahittir. İnsanın konuştuğu her olumsuz illaki başına gelecek diye bir kural yoktur. Bu deyimden maksat, insanı olumsuz ve kötü şeyleri konuşmamasıdır. İnsanın pozitif düşünmesi ve hayırla ağzını açmasıdır. İnsanın karamsar olması ve uğursuzluğa inanması doğru değildir. İnsanoğlu konuşacağı kelimeleri iyi seçmesi pozitifliği çağrıştıran ve ümidi kesmeyen en güzel ifadeleri kullanması gerekir. Eskiler: “Çocuğum düşersin.” demezmiş. “Düşmeyesin çocuğum.” dermiş. Sorduklarında da: “Ağızdan çıkan söz, dua hükmüne geçer.” derlermiş.

Konuyla ilgili “Hadiselerin ibret dili” adlı eserde günümüzde yaşanmış iki ibretlik hadise şu şekildedir:

Yaz sezonunda arkadaşlarıyla birlikte Bozcaada’da tatil yapan Gökşin Özbak, burada bir hurda araba görünce, hemen aklına bir espri geldi. Genç adam, arabanın içine girip sağ arka koltuğuna oturdu ve ölmüş gibi poz vererek fotografını çektirdi. Gökşin, tatil dönüşünde bu fotografı arkadaşlarına gösterip şaka yapacak ve “Trafik kazası geçirdim ve öldüm. Bakın bu da ölümümün fotoğrafı… Ben aslında bir hortlağım.” diyecekti. (…) Tatil bitti ve Gökşin memleketine döndü. Kısa bir süre sonra gelen Ramazan bayramı vesilesi ile Gökşin ailesi  İzmir’e gitmeye karar verdiler. Otomobili Gökşin’in babası kullanıyordu. Manisa-Kırkaç girişinde bir süre mola veren aile, biraz dinlendikten sonra tekrar yola koyuldular. Yola çıkalı henüz birkaç dakika olmuştu ki, önlerine aniden bir yaya fırladı. Baba Hikmet Bey, direksiyonu kırdı ama yayaya çarpmayı engelleyemedi. Kazanın etkisiyle Hikmet Bey direksiyon hakimiyetini kaybetti. Ön cam patladı ve araba dört takla atarak bir hendeğe yuvarlandı. Gökşin, tıpkı 7 ay önce şaka olsun diye çektirdiği fotoğraftaki gibi, arabanın arka koltuğunda oturuyordu. Görüntüsü de, fotoğraftakine çok benziyordu; bir farkla…! Bu şaka değil, Bu şaka değil, gerçek bir görüntüydü ve kan ile renklenmişti. Fotoğraf şakası ne yazık ki, gerçek olmuştu.

Yüksel Hanım 16 Ağustos 1999 tarihinde kocası ile birlikte Ankara’da misafirlikte bulunuyordu. Kocası Hasan Yavuz Bey, o akşam ısrarla İstanbul Avcılar’daki evine dönmek istiyordu. Hasan Bey ısrarlarını sürdürünce eşi Yüksel Hanım kocasına, “Evimiz mi yıkılıyor, duralım bir gece daha!” diye çıkıştı. Ertesi gün kıyameti andıran o büyük 17 Ağustos depremi patlak verince pürtelaş İstanbul’a dönen aile, Avcılar’daki evlerine geldiklerinde gördükleri enkaz manzarası karşısında şaşkına döndüler ve o gece İstanbul’a dönmedikleri için Allah’a şükrettiler. (Hadiselerin ibret dili adlı eserden)

Bu yazı 18 kez okundu