- Hazreti Ebû Bekir’in İnsanları İslâm’a Daveti
- Mus’ab b. Umeyr’in, Üseyd b. Hudayr’ı İslâm’a Daveti
- Mus’ab b. Umeyr’in Sa’d b. Muâz’ı İslâm’a Daveti
- Sa’d b. Muaz’ın Abdüleşheloğullarını İslâm’a Daveti
- Hazreti Umeyr b. Vehb’in İslâm’a Girişi ve Daveti
- Hazreti Ebû Hureyre’nin, Anne ve Babasını İslâm’a Daveti
- Hazreti Ümmü Süleym’in, Kendisiyle Evlenmek İsteyen Ebû Talha’yı İslâm’a Çağırması
Hazreti Ebû Bekir’in İnsanları İslâm’a Daveti
İbn İshak anlatıyor: “Ebû Bekir (radıyallahu anh) İslâm’a girip Müslümanlığını ilan edince insanları Allah’ın birliğine iman etmeye davete başladı. Hazreti Ebû Bekir, kavmi tarafından sevilen yumuşak huylu bir insandı. Kureyş’in nesebini, iyi ve kötü yönlerini çok iyi bilirdi. Güzel huylu, doğru ve dürüst bir tacirdi. Bilgili ve hoş sohbet olduğu için pek çok konuda kavmine mensup adamlar ona gelir ve onun sözünü dinlerlerdi. O da kendisine güvenen, akşam sabah kendisiyle birlikte bulunan kimseleri Allah’a ve İslâm’a davet ederdi. Bildiğime göre, onun vesilesiyle şu insanlar hidayete ermişti: Zübeyr b. Avvam, Osman b. Affan, Talha b. Ubeydullah. Sa’d b. Ebî Vakkas, Abdurrahman b. Avf. (radıyallahu anhum) Bu zatlar, Hazreti Ebû Bekir ile birlikte Peygamberimiz (sallallahu aleyhi ve sellem)’in yanına gittiler. O da, onlara İslâm’ı anlattı, Kur’ân okudu, İslâm’ın hak din olduğunu beyan etti. Onlar da iman ettiler. İslâm’a ilk giren erkekler bunlardı ve bu şahıslar, Allah Resûlünü tasdik ederek onun Allah katından getirdiği bütün âyetlere iman ettiler” (İbn Kesîr, el-Bidâye, 3/29)
Mus’ab b. Umeyr’in, Üseyd b. Hudayr’ı İslâm’a Daveti
İbn İshak anlatıyor: “Es’ad b. Zürâre, Mus’ab b. Umeyr ile birlikte Abdüleşheloğullarıyla Zaferoğullarının yurtlarına gitmek üzere yola çıktılar. Sa’d b. Muâz, Es’ad b. Zürâre’nin kuzeni idi. Zaferoğullarının hurmalıklarından Merak kuyusu civarında bulunan bir hurmalığa girip oturdular. İslâm’a girmiş bulunan birkaç adam da onların başlarına toplandı. O sıralarda Sa’d b. Muâz ile Üseyd b. Hudayr, Abdüleşheloğullarının liderlerindendi. Aynı zamanda, ikisi de henüz Müslüman olmamıştı. Mus’ab ile Es’ad’ın geldiklerini duyunca Sa’d b. Muaz, Üseyd’e:
“Babasız kalasıca! Bilgisiz olan insanlarımızı aldatmak için yurdumuza gelen şu iki adamın yanına git, onları kov, bir daha da buraya gelmesinler. Eğer Es’ad akrabam olmasaydı, bu işi sana bırakmazdım. O, teyzemin oğludur; ona benim çıkışmam doğru olmaz.” dedi.
Bunun üzerine, Üseyd b. Hudayr mızrağını alarak gitti. Es’ad b. Zürare, Üseyd’in geldiğini görünce Mus’ab’a dedi ki: “Bak, şu gelen adam, bu kavmin efendisidir, sana geliyor.” Mus’ab da: “Eğer oturursa kendisiyle konuşurum.” dedi.
Üseyd ise ileri geri söylenerek gelip onların başlarına dikildi ve: “Bizim yanımıza niçin geldiniz? Bilgisiz insanlarımızı aldatmaya mı? Yaşamak istiyorsanız çekin gidin buradan!” dedi.
Mus’ab: “Oturup beni bir dinler misin? Sana söyleyeceklerimizi beğenirsen kabul edersin, beğenmezsen bizden uzak durursun, olmaz mı?” dedi.
Üseyd, “İnsaflı konuştun.” deyip mızrağını yere dikerek onların yanlarına oturdu.
Mus’ab ona İslâm’ı anlattı, kendisine Kur’ân okudu. Mus’ab ve arkadaşının şöyle söyledikleri nakledilir: “Vallahi Üseyd’in; daha konuşmadan çehresinin parıldamasından ve yumuşamasından İslâm’a gireceğini anlamıştık.” Üseyd sonra şöyle dedi:
“Bu söylediğiniz şeyler ne kadar güzel, ne cezbedici! Sizler, bu dine girmek istediğinizde ne yaptınız?”
Mus’ab, “Gusleder, iyice temizlenirsin. Alt ve üst elbiselerini temizler, sonra da şehadet getirirsin ve namaz kılarsın.” dedi. O da kalktı, boy abdesti alıp üstüne ve altına giydiği elbiselerini temizledi, şehadet getirdi. Daha sonra iki rekât namaz kıldı. Hemen akabinde onlara: “Bakın, benim arkamda bir adam var. Eğer size tâbi olursa kavminden hiç kimse onun peşinden ayrılmaz, hepsi onun arkasından gider. Şimdi size Sa’d b. Muâz’ı göndereceğim.” dedi.
Mus’ab b. Umeyr’in Sa’d b. Muâz’ı İslâm’a Daveti
Daha sonra Üseyd mızrağını alıp Sa’d ve kavminin yanına döndü. Toplantı yerlerinde oturuyorlardı. Sa’d b. Muâz karşıdan gelmekte olan Üseyd’e bakınca: “Vallahi, Üseyd’in yüzü yanınızdan gittiği gibi değil, değişmiş!” dedi.
Üseyd gelip toplantı mahallinde durunca Sa’d: “Ne yaptın?” diye sordu. “O iki adamla konuştum. Vallahi, pek de zararlı bulmadım onları. ‘Buralarda fazla durmayın!’ dedim onlara. Onlar da: ‘Peki.’ dediler. Haber aldığıma göre Hâriseoğulları, Es’ad b. Zürâre’yi öldürmek için yola çıkmışlar, gayeleri de seni küçük düşürmekmiş! Çünkü Es’ad’ın senin kuzenin olduğunu biliyorlarmış.” dedi Üseyd.
Sa’d b. Muâz kendisine anlatılan bu haberden dolayı, endişeli ve öfkeli bir vaziyette, hızla yerinden kalktı, mızrağını eline aldı ve: “Zaten şimdiye kadar senin bir iş bitirdiğini görmedim ya!” deyip o iki sahâbinin yanına gitti.
Sa’d b. Muâz, onları endişesiz ve rahat görünce Üseyd’in kendisini aldattığını, onları dinlemesini sağlamak için öyle davrandığını fark etti. Sövüp sayarak yanlarında durdu ve Es’ad b. Zürâre’ye dönerek: “Bana bak Ebâ Ümâme! Aramızda hısımlık olmasaydı bunu benden istemezdin. Kendi obamızda mı bizim başımıza çorap öreceksin?” dedi.
Es’ad, Mus’ab’a: “Bak Mus’ab, vallahi sana gelen bu adam var ya, kavminin efendisidir. Eğer o senin dediklerine tâbi olursa, onun kavminden sana tâbi olmayan hiç kimse kalmaz!” diye fısıldadı.
Mus’ab: “Oturup dinler misin? Anlatacaklarımı beğenir ve ilgi duyarsan kabul edersin, ama beğenmezsen çeker gideriz!” dedi.
Sa’d da: “İnsaflı konuştun.” diyerek mızrağını dikti ve oturdu. Mus’ab ona İslâm’ı anlattı. Sonra ona Zuhrûf sûresinin şu ilk âyetlerini okudu: “Bismillâhirrahmânirrahîm. Hâ. Mîm. Açık olan ve gerçekleri açıklayan bu kitaba yemin olsun. Biz düşünüp anlamanız için, onu Arapça bir Kur’ân olarak indirdik. O, bizim nezdimizdeki ana kitapta saklı olup çok yücedir, hikmet doludur. Siz haddi aşan bir topluluksunuz diye bu hakikatli mesajla sizi uyarmaktan vaz mı geçeceğiz? Bu mümkün değil!” (Zuhruf, 43/1-5)
Adı geçen sahâbîler demişlerdir ki, “Vallahi Sa’d’ın; henüz konuşmadan yüzündeki parıltı ve yumuşamadan İslâm’a gireceğini anladık.” Sa’d b. Muaz onlara şunu sordu: “Müslüman olduğunuzda ve bu dine girdiğinizde nasıl hareket ediyorsunuz?”
“Gusleder, iyice paklanırsın; iç ve dış bütün kıyafetlerini temizler, sonra kelime-i şehadet getirir, akabinde de iki rekât namaz kılarsın.” dediler.
O da kalktı gitti ve boy abdesti aldı, elbiselerini temizleyip şehadet getirdikten sonra da iki rekât namaz kıldı. Daha sonra, mızrağını alarak Üseyd b. Hudayr ile birlikte kavminin toplantı mahalline döndü.
Sa’d b. Muaz’ın Abdüleşheloğullarını İslâm’a Daveti
Adamları, Sa’d’ın karşıdan geldiğini görünce birbirlerine: “Vallahi Sa’d, yüzü değişmiş bir halde geliyor!” dediler. Sa’d, gelip yanlarında durdu ve: “Ey Abdüleşheloğulları! Beni nasıl bilirsiniz?” diye sordu. “Efendimizsin, en üstün görüşe sahip olanımız ve en güçlümüzsün!” dediler. Sa’d: “Madem öyle diyorsunuz, o halde sizler Allah ve Resûlüne iman edinceye kadar erkekleriniz ve kadınlarınızla konuşmak bana haramdır! Hiç kimseyle konuşmayacağım!” dedi. Onun bu konuşması üzerine o gün akşam olmadan Abdüleşheloğulları aşiretinde İslâm’a girmeyen bir tek erkek ve kadın kalmadı. Es’ad ile Mus’ab, Sa’d b. Muaz’ın evine gittiler. Mus’ab, burada kalarak insanlara İslâm’ı anlatıyordu. Öyle bereketli bir davet olmuştu ki, Evs kabilesinden olan Beni Ümeyye b. Zeyd, Hatme, Vâil ve Vâkıf’ın evleri dışında, Ensâr’dan İslâm’a girmeyen hiçbir hâne kalmadı.” (İbn Kesîr, el-Bidâye, 3/153)
Hazreti Umeyr b. Vehb’in İslâm’a Girişi ve Daveti
Urve b. Zübeyr şöyle demiştir: “Umeyr b. Vehb el-Cümehî ile Safvan b. Ümeyye, Bedir hezimetinden sonra Mekke’de Hicr’de oturuyorlardı. Umeyr b. Vehb Kureyş’in azılı müşriklerinden, Allah Resûlüne ve onun sahâbilerine çok eziyet edenlerden biriydi. Mekke’de iken ondan çok kötülük görmüştü Müslümanlar. Oğlu Vehb b. Umeyr, Bedir’de esir alınanlar arasındaydı. Umeyr, Bedir’de öldürülerek cesetleri bir çukura atılan (Ashâbı Kalîb) ile uğradıkları felaketten bahsetti. Safvan:
“Vallahi, onlardan sonra artık hayatın tadı kalmadı.” dedi. Umeyr: “Haklısın. Vallahi ödemek mecburiyetinde bulunduğum borcum ile aile efradımın perişan olacaklarından endişe duymasam, Muhammed’e gider, O’nu öldürürdüm. Çünkü mazeretim de var: Oğlum ellerinde esir durumda.” dedi.
Safvan b. Ümeyye onun bu sözlerini fırsat bilerek:
“Pekâlâ, tüm borcunu üzerime alıyorum, senin adına öderim. Çoluk çocuğun da benimkilerle birlikte kalır. Yaşadıkları sürece onlara yardım ederim, onlardan hiçbir şeyi esirgemem.” dedi. Umeyr: “Öyleyse konuştuklarımız aramızda kalsın.” dedi. Safvan: “Pekâlâ, kabul!” dedi.
Sonra Umeyr kılıcının bilenmesini ve kılıcına zehir sürülmesini emretti. Zaman kaybetmeden yola çıktı ve Medine’ye ulaştı. O sırada Ömer b. Hattâb Müslümanlardan birkaç kişi ile Bedir Savaşı, bu savaşta Allah’ın kendilerine olan ikramları ve düşmanlarının yenilgisi hakkında sohbet ediyordu. Hazreti Ömer, Umeyr b. Vehb’in geldiğini fark etti. Umeyr; devesini mescidin kapısında bırakmış, kılıç kuşanmış bir halde bekliyordu. Hazreti Ömer: “Bu köpek Umeyr, Allah düşmanıdır; muhakkak kötülük yapmak için gelmiş olmalı. Bedir günü aramıza fesat sokan ve sayımız hakkında tahminde bulunan kişidir.” diye söylenerek Peygamberimizin yanına girdi ve:
“Ey Allah’ın Peygamberi! Bu Allah düşmanı Umeyr, kılıcını kuşanmış gelmiş!” dedi. Allah Resûlü: “Onu yanıma getir, yâ Ömer!” buyurdu.
Ömer geri döndü. Umeyr’i, boynuna astığı kılıcının kayışından yakalayarak arkasından çekmeğe başladı. Yanında bulunan Ensâr’a da:
“Allah Resûlünün huzuruna girin, yanında oturun. Şu çirkef herife dikkat edin, güvenilir biri değildir.” dedi. Umeyr’i içeri soktu. Peygamberimiz, Umeyr’i o halde görünce: “Ömer, onu bırak! Umeyr, sen de yaklaş!” diye emretti. Umeyr yaklaştı ve:
“Hayırlı sabahlar!” diyerek selâm verdi. Allah Resûlü: “Yâ Umeyr, Allah senin selamından daha iyi bir selâmla, cennet halkının selâmıyla bize ikramda bulundu!” buyurdu. Umeyr: “Vallahi yâ Muhammed, ben o selâmı henüz yeni duyuyorum.” dedi.
Efendimiz ona: “Ey Umeyr, niçin geldin?” diye sordu. Umeyr: “Elinizde bulunan esir oğlum için geldim, ona iyi davranınız!” dedi Umeyr.
Resûlü Ekrem: “Peki, şu boynundaki kılıç neyin nesi o halde?” diye sordu. Umeyr: “Allah, bu kılıçların belasını versin! Hiç işimize yaramadı bunlar!” dedi.
Resûlullah: “Bana gerçeği söyle, neden geldin?” dedi. Umeyr: “Başka değil, yalnızca dediğim maksat için geldim!” dediyse de Efendimiz (sallallahu aleyhi ve sellem):
“Hayır öyle değil! Sen ve Safvan b. Ümeyye Hicr’de oturdunuz, Kureyş’in Bedir’de kaybettiği büyüklerini yâd ettiniz. Sonra sen, “Geride borçlarım ve evlad ü ıyalim olmasa gider Muhammed’i öldürürüm.” dedin. Safvan da, Beni öldürmen şartıyla borcunu üzerine alıp senin aile fertlerinin bakımını üstlendi. Ama Allah aranıza girdi ve sana bu fırsatı vermedi!” buyurdu. Umeyr bunları dinledikten sonra:
“Şehadet ediyorum ki sen Allah Resûlüsün. Yâ Resûlallah, biz seni yalanlıyor, göklerden getirmekte olduğun haberleri, sana inen vahiyleri tekzip ediyorduk. Safvan ile o meseleyi konuşurken, yanımızda kimse yoktu. Vallahi şimdi kesinlikle biliyorum ki, sana gelen haberler Allah tarafından gönderiliyor. Beni İslâmiyet’le doğru yola erdiren ve beni bu güzel yola sevk eden Allah’a hamd ederim!” deyip iman ederek şehadet getirdi.
Peygamberimiz: “Kardeşinize dinini iyice anlatın, ona Kur’ân’ı öğretin, esirini de serbest bırakın.” buyurdu. Sahabiler, denilenleri yerine getirdiler. Sonra Umeyr şöyle dedi:
“Yâ Resûlallah, Allah’ın nurunu söndürmek için çok çalıştım. Allah’ın dinine bağlı olanlara çok işkence yaptım. Bana izin verin, Mekke’ye gideyim, onları Allah’a, Resûlüne, İslâm’a çağırayım. Ola ki, Allah onlara da hidayet lütfeder. Kabul etmezlerse vaktiyle senin sahâbilerine yaptığım gibi onların da başına bela olayım.”
Peygamberimiz Umeyr’e izin verdi ve Umeyr Mekke’ye döndü. Umeyr b. Vehb, Allah Resûlüne suikast yapmak amacıyla Medine’ye gittiğinden beri, Safvan b. Ümeyye her gün Mekkelilere, “Yakında size öyle bir olayın müjdesini vereceğim ki, Bedir hadisesini unutturacak.” diyordu. Bu nedenle Safvan, gelip giden kafilelere hep Umeyr’den haber soruyordu. Nihayet birisi gelip Umeyr’in Müslüman olduğunu bildirince Safvan bir daha onunla konuşmamaya, ona hiçbir surette yardım etmemeye and içti.” (İbn Kesîr, el-Bidâye, 3/313)
Urve b. Zübeyr anlatıyor: “Umeyr’in İslâm’a girişine Müslümanlar çok sevindi. Hatta Hazreti Ömer şöyle söyledi: “İlk geldiğinde, nazarımda domuz ondan daha sevimli idi. Ama şimdi onu bazı oğullarımdan daha çok seviyorum!“ (Heysemî, Mecmau’z-Zevâid, 8/508 (14064))
Vâkıdî rivayet ediyor: “Umeyr b. Vehb İslâm’a girdikten sonra, Mekke’ye dönünce doğruca ailesinin yanına gitti. Safvan b. Umeyye’ye uğramadı. Müslüman olduğunu açıklayıp herkesi İslâm’a çağırmaya başladı. Safvan bunu haber alınca:
“Bunu, bana uğramadan evine inmesinden anlamıştım. O da tehlikenin içine düştü, dininden çıktı. Kendisiyle bir daha konuşmayacağım, çoluk çocuğuna da yardım da etmeyeceğim.” dedi. Safvan, Hicr’de bulunduğu bir sırada Umeyr yanı başında durup kendisine seslendi. Safvan yüzünü çevirdi. Umeyr: “Sen büyüklerimizden birisin! Taşa tapıyor, onun için hayvan kesiyorduk. Söyle bakalım, bu bir din midir? Şehadet ediyorum ki; Allah’tan başka ibadete lâyık bir tanrı yoktur. Muhammed O’nun kulu ve Resûlüdür.” dedi. Safvan, Umeyr’e bir kelime olsun söylemedi.” (İbn Abdi’l-Berr, el-İstîâb) 2/486.
Hazreti Ebû Hureyre’nin, Anne ve Babasını İslâm’a Daveti
Ebû Hureyre (radıyallahu anh) şöyle demiştir: “Şirk içinde olan annemi sürekli İslâm’a çağırıyordum. Bir gün, anneme yine böyle davetimi yenilediğimde Peygamber Efendimiz (sallallahu aleyhi ve sellem) hakkında hoşlanmadığım bazı şeyler söyledi. Allah Resûlünün yanına geldim, ağlıyordum.
“Yâ Resûlallah, annemi İslâm’a davet ediyordum, yanaşmıyordu. Bugün de davet ettim. Senin aleyhinde hoşlanmadığım şeyler söyledi. Allah’a dua et, anneme hidayet versin.” dedim.
Allah Resûlü: “Allah’ım! Ebû Hureyre’nin anasını hidayete erdir.” diye dua buyurdu.
Sevinerek dışarı çıktım. Eve varıp kapıya yaklaşınca baktım kapı kapalı. Annem ayak seslerimi duymuştu. “Ebû Hureyre, bekle” dedi. Su sesi duydum. Biraz sonra annem elbisesini giymiş, başını da örtmüş olarak kapıyı açtı ve: “Şehadet ediyorum ki Allah’tan başka ibadete lâyık bir ilâh yoktur. Şehadet ediyorum ki Muhammed, Allah’ın Resûlüdür.” dedi. Ben hemen geri dönüp Peygamberimize bildirdim. O da, Allah’a hamdetti ve: “Hayırlı olsun.” buyurdu. (Müslim, Sahîh, 4/1938 (2491))
Hazreti Ümmü Süleym’in, Kendisiyle Evlenmek İsteyen Ebû Talha’yı İslâm’a Çağırması
Hazreti Enes (radıyallahu anh) anlatıyor: “Ebû Talha Müslüman olmadan önce, annem Ümmü Süleym’in nikâhına talip olunca Ümmü Süleym dedi ki: “Ebû Talha, tapındığın ilâhın topraktan bittiğini bilmiyor musun?” “Evet, biliyorum!” dedi Ebû Talha. Ümmü Süleym: “Peki, ağaca tapınmaktan utanmıyor musun? Müslüman olursan senden başka mehir istemem.” dedi. Ebû Talha da: “Bir düşüneyim.” deyip gitti. Sonra geri geldi ve: “Şehadet ediyorum ki, Allah’tan başka ilâh yoktur, Muhammed de Allah’ın Peygamberidir.” diyerek Müslüman oldu. Bunun üzerine Ümmü Süleym bana: “Enes, Talha’nın evlenmesine yardımcı ol.” dedi. Ben de evlenmelerine yardımcı oldum” (İbn Hacer, el-İsâbe, 4/461)
-Muhtasar Hayâtü-s-Sahâbe-