Yokluktan eşyayı çıkaran Kudret, o eşyayı ihmal edip, kendi haline veya başıboş bırakmaz. Ancak Hikmet’in murakabesi ve nezareti altında terbiye eder ve ettirir. (İşarâtü’l-İ’caz, Bakara Sûresi, 20. âyetin tefsirinde)
Bir kâğıt üzerinde bir nokta bile görsek, buna fail ararız. Bu nokta iki, bilhassa üç tane olursa, “Acaba bu ne manâya geliyor ve niçin konmuş?” deriz. Böyle iken, materyalistler, Darwinistler, kalkar şu insan aklının kavrayışının çok ötesinde bir düzen, sistem, intizam ve denge içindeki kâinatı kaosa, başıboşluğa, gayesizliğe ve failsizliğe, yani yaratıcısı olmamaya mahkûm ederler. Elbette bundan daha büyük cehalet ve hamakat olmaz.
Cenab-ı Allah (c.c.), eşyayı maddî anlamda yok iken yaratmıştır; onların İlm’indeki aslî–manevî varlıklarına madde âleminde maddî vücut vermiştir. Elbette maddî olmayan varlıklar da vardır ki, hattâ bunlar, maddî olanlardan çok daha fazladır. Cenab-ı Allah, asla abes iş yapmaz; icraatında ve eserlerinde israfa zerre kadar yer vermez. İcraatında ve eserlerinde azamî hikmeti, faydayı ve en kısa yolu diler ve sergiler. Dolayısıyla, haricî varlık âleminde yok iken var ettiği varlıkları da hiçbir zaman ihmal edip, başıboş bırakmaz. Onları Hikmet’in düsturları ve nezareti altında terbiye eder ve ettirir.
Hz. Allah (c.c.), meselâ, bir tohumu, insana düşen vazifedeki ihmaller ve hatalar veya Kendi’ne ait hususî maksatlar ve hikmetler sözkonusu değilse, toprağın altında çimlendirir; yağmurlarla sular ve hem yağmurlar, hem de güneşin ısısı ile toprağın yüzüne çıkarır. Sonra da, ona boy attırır. Bu arada o tohum bir ağacın tohumu veya çekirdeği ise, ağaç haline gelirken ve geldiğinde gerekiyorsa budattırır ve ilaçlatır. Ağacın çekirdeği veya bir bitkinin tohumu ise, gerektiğinde etrafındaki fazla otları yoldurur. Allah’ın yarattığı, meselâ bir insan ise, anne karnına düştüğü andan itibaren onu Hikmet’in düsturlarıyla ve nezareti altında safha safha yeni yaratmalara mazhar kılar; nihayet bir bebek olarak yeryüzüne getirir. Sonra da, kısmen bizzat, kısmen vücudu tâbi kıldığı ve mecbur ettiği faaliyetlerle, kısmen de insanın kendisine yüklediği vazifelerle hayatının devamını sağlar ve yaratmadaki gayesine yönlendirir. Kısaca, Cenab-ı Allah, yarattığı hiçbir şeyi başıboş bırakmaz; asla ihmal etmez ve onu yaratmadaki gaye istikametinde terbiye eder ve ettirir. “O ki, yaratıp en mükemmel şekil ve sisteme koyar; ve O’dur ki, her şey için bir ölçü (belli bir hayat, belli hususiyetler, belli bir gaye ve vazifeler) takdir ve tayin buyurup, onu bu gaye ve vazifelere yönlendirir.” (A’lâ Sûresi/87: 2–3.) âyetleri bu önemli gerçeğe parmak basar.
| Risale-i Nûr’da Küllî Kaideler-1 | Ali Ünal |