89-) Kader Tesellisi

Kadere inanmak ve kalpte kader inancını işletmek, acıları dindiren bir iksirdir. Kadere inanmamaksa, kişinin karşısına ahirette çıkacak bir sorun olmakla birlikte, dünya mutluluğunu da yitirme sebebidir. Bir hadis-i şerifte şöyle buyrulur: ”Kul, hayrıyla, şerriyle kadere iman etmedikçe; kendisine isabet eden bir şeyin onu atlamasının mümkün olmadığını ve kendisini atlamış olan bir şeyin de yanlışlıkla ona isabet etmesinin imkansız olduğunu bilmedikçe iman etmiş olmaz” (Tirmizi, Kader, 1). Ali Efendimize atfedilen bir sözde ”Mukadder olan şeyler başa gelir. Başa gelene sabredersen sevabını görürsün. Sabretmezsen takdir olunan şey yine başa gelir. Fakat sen sabırsızlığınla günah kazanmış olursun” denmiştir (Gazali, Abidler Yolu).

Kadere iman, tadına doyulmaz bir rahatlık ve emniyet duygusunun kaynağıdır. Kaldıramayacağı yükleri, güç yetiremeyeceği tehlikeleri, kader inancıyla Rabbinin kudretine emanet eden biri gerçek huzuru ve özgürlüğü elde etmiştir. Oysa zayıflığında hudud olmayan insanoğlunun sırtına kainat kadar büyük bir ağırlık yükler, kadere iman etmemek.. Manevi istidat ve yetenekler baskı altında değil, emniyet duygusu içerisinde ve serbest olarak gelişebilirler. Baskılarsa yetenekleri köreltmektedir. Kadere iman etmemek en büyük zorluk ve en büyük baskıdır. Çünkü kainattaki her varlık ve her hadise, kadere inanmayan biri için, başıboş ve kontrolsüz halleriyle yaşamı dayanılmaz kılabilecek serseri mayınlardır. Kainattaki her varlıkla ilişkilenmiş olan insan, her türlü tehlikeyle karşı karşıyadır. Kadere iman etmeyen insanın, dünyanın dönüşü, yer çekimi ve güneşin doğuşu gibi kimsenin hükmedemediği ve sözünün geçmediği konularda dahi içsel endişeleri vardır. Kader, Rabbimizin kainatı kontrol edişidir, iplerin O’nda oluşudur, hiçbir hadise ve varlığın başıboş olmayışıdır. Kadere iman etmemek, insanın o zayıf varlığıyla, bu sınırsız kainatı kontrolü altında tutma kompleksi ve kendisine yapabileceği en büyük eziyettir.

Kadere iman eden birinin ya doğal afet olursa, ya güneş doğmazsa, ya gezegenimiz dönmekten vazgeçerse, ya bir yıldız dünyamıza çarparsa diye bir korkusu yoktur. Kazalardan, musibetlerden, hastalıklardan korkusu yoktur. Etrafındaki insanlardan, eşyadan, tabiattan korkusu yoktur. İşten atılma, aç susuz kalma, insanların gözünden düşme, hor görülme, yalnız kalma, dışlanma, malını, canını veya makamını kaybetme endişesi yoktur. Allah’tan başka kimsenin olayların seyrini değiştiremeyeceğini idrak eden biri yalnız Allah’tan haşyet duyar ve böylece diğer bütün korkuları yenmiş olur.

Kur’ân’da bu hakikate şöyle değinilir: “Hiçbir zaman Allah’ın bizim için takdir ettiğinden başkası dokunmaz. O bizim Mevlamızdır. Müminler yalnızca Allaha tevekkül etsinler” (Tevbe, 51). “Yeryüzünde ve kendi nefslerinizde, sizlere isabet eden bir musibet yoktur ki, onu yaratmamızdan önce kitapta yazılmamış olsun. Muhakkak ki bu, Allah’a kolaydır. Bu, elinizden çıkan şeylerden dolayı gam yememeniz, Allah’ın size nasip ettiği nimetlerle şımarmamanız içindir” (Hadid, 22-23). “Allah’ın izni olmaksızın hiçbir musibet isabet etmez” (Teğabun, 11).

İbnu Abbas (ra) şöyle anlatmıştır: “Bir gün Hz. Peygamber (s av): ‘Bana bak yavrucuğum, sana Allah’tan faydalanmana vesile olacak birkaç cümle ögreteyim mi?’ buyurdu. Ben ‘Tabi, ya Resulallah!’ deyince, Hz. Peygamber (sav) şunları söyledi: Allah’ı gözet ki, O da seni gözetsin. Allah’ı an ki O’nu yanı başında bulasın. Rahatlık ve genişlik günlerinde Allah’ı tanı ki O da sıkıntılı günlerinde seninle olsun. Bir şey isterken Allah’tan iste, yardım dilerken Allah’tan dile. Çünkü olacak şeyler hakkında Allah’ın kaderi (yazısı) kesinleşmiştir. Eğer bütün insanlar, Allah-u Zülcelal’in senin hakkında takdir etmemiş olduğu bir konuda sana yararlı olmak isteseler, o işi yapamazlar. Buna karşılık bütün insanlar, Allah’ın alnına yazmamış olduğu bir zararı sana dokundurmak isteseler bunu başaramazlar” (Tirmizi).

Sahabeden Ubâde İbnu’s-Sâmit (ra) oğluna ölümü sırasında demiştir ki: “Oğulcuğum, başına gelecek olan şeyin asla atlatılamayacağını, kaçırdıklarını da yakalayamayacağını bilmedikçe, imanın tadını asla bulamazsın. Zira ben, Resulullah aleyhissalatu vesselam’ın şöyle söylediğini işittim: Allah’ın ilk yarattığı şey kalemdir. Kalemi yarattı ve: Kıyamete kadar olacak şeylerin miktarlarını yaz! dedi. Oğulcuğum, Resulullah aleyhissalâtü vesselâm’dan şunu da işittim: Kim bu inanç dışında olarak ölürse benden değildir” (Ebû Davud, Sünnet 17; Tirmizi, Kader 17). Hz. Peygamber (sav) oğlu vefat etmek üzere olduğu için büyük acılar çeken kızı Zeyneb’i, “Veren de alan da Allahtır; O’nun katında her şeyin belli bir vakti vardır” şeklinde teselli etmiştir (Buhari, Cenaiz, 33; Müslim, Cenaiz, 11).

Ecel birdir, değişmez. Canı hastalık değil, Allah alır. Her kesin vefat tarihi; saati ve dakikasıyla bellidir. O vakti insanlar geriye alamaz ve ileriye oynatamazlar. Ölüm, insanı nerede ve ne zaman bekliyorsa, onunla orada mutlaka karşılaşır. Hastalıklar ve musibetler ölümün gerçek sebebi değil, vesilelerdir; hakiki sebepse kaderdir. Ecel nasıl belirliyse, başa gelen musibetler de, yaşanılan mutluluklara ait ecellerdir ve onlar da belirlidir. Bir hak dostu attan düşünce, “Elhamdülillah” der. “Niçin hamd ediyorsun” diye soranlara şöyle cevap verir: ‘Attan düşmek kaderimizde vardı. Ezelde böyle olacağı takdir edilmişti. Düştüğümüzde artık o hükmü atlatmış olduk.”

‘Ağaçtaki elma olgunlaştığında neden yere düşer? Yerçekimine yenik mi düşmüştür yoksa artık dayanacak gücü kalmamış mıdır? Güneşten kurumuş mudur? Yoksa ağırlaşmış mıdır? Belki de ağacın altındaki çocuk onu yemek istiyordur. Hayır, bunların hiçbiri yeterli bir açıklama değildir. Kendi özgür irademizle yapıyoruz diye görünse de tarih açısından hiçbir eylem aslında tamamen özgür değildir. Her şey önceden belirlenmiştir.” Bu söz lerin sahibi Tolstoy…

Filozof Seneca der ki, “Kışın hava soğuk olur; titreriz. Yaz gelince sıcak havada terleriz. Hava sıcaklığındaki zamansız değişimler insan sağlığını olumsuz etkiler; bu defa da hastalanırız. Bazı yerlerde vahşi hayvanlarla karşılaşırız; ya da bazen en vahşi hayvandan bile daha zarar verici olan insanlarla.. Ve bu akışı değiştiremeyiz… Kendisini doğanın kuralına göre ayarlaması, buna uyması, bunu kabullenmesi gereken bizleriz… En iyisi değiştiremeyeceğin şeyi kabullenmektir.” Nietzsche’den söylemesi; ‘Amor Fati: kaderini sev, çünkü hayatın budur:”

Eser: Dervişin Teselli Koleksiyonu

Bu yazı 10 kez okundu