•AHZAB SÛRESİ (7-27) Rehberliğinde Günümüz Hadiselerine Bakış

(Ahzâb/7-8)

وَاِذْ اَخَذْنَا مِنَ النَّبِيّ۪نَ م۪يثَاقَهُمْ وَمِنْكَ وَمِنْ نُوحٍ وَاِبْرٰه۪يمَ وَمُوسٰى وَع۪يسَى ابْنِ مَرْيَمَۖ وَاَخَذْنَا مِنْهُمْ م۪يثَاقاً غَل۪يظاًۙ (٧)

-[ “Hatırla ki,peygamberlerden vazifeleriyle ilgili olarak çok kuvvetli söz aldık;ve senden, ayrıca Nuh’tan, İbrahim, Musa ve Meryem oğlu İsa’dan da.Gerçekten çok ağır bir söz aldık onlardan.]

لِيَسْـَٔلَ الصَّادِق۪ينَ عَنْ صِدْقِهِمْۚ وَاَعَدَّ لِلْكَافِر۪ينَ عَذَاباً اَل۪يماً۟ (٨)

[- Elbette Allah, sözünde SÂDIK OLANLARA sadakatlerine tevdi edilen EMANETTEN soracaktır; O, kâfirler için ise pek acı bir azap hazırlamıştır.]

(Cenab-ı Allah’ın rasûller dışında kalan peygamberlerden aldığı söz, şu âyetteki sözdür:

-“Allah, vaktiyle bütün peygamberlerden: ‘Ne zaman size (rasûl olanlarınıza doğrudan, nebî olanlarınıza bir Rasûl’ün mirasçısı olarak) Kitap ve hikmet versem ve ardından, size verilmiş bulunan (Kitabı) tasdik edici bir Rasûl gelse,O’na mutlak surette inanacak ve mutlaka O’na yardım edeceksiniz diye’ söz almıştır.” (Âl-i İmran/81)

Âyet, bilhassa beş büyük (ülü’l-azm) rasûlden, yani başta, zaman itibariyle en son gelmiş olmakla birlikte onların en büyüğü olduğu için âyette önce anılan Hz.Muhammed (sav) olmak üzere Hz.Nuh, Hz.İbrahim, Hz.Musa ve Hz.İsa’dan (Allahın selâmı üzerlerine olsun!) alınan bir başka sözden daha bahsetmektedir. Bu rasûllerin kendilerine Kitap ve Şeriat verilmiş rasûller olduğu hatırlanırsa, bu sözün Allah’ın Mesajı’nı bütünüyle tebliğ etmek ve böylece tarih boyu bütün mü’minlerin birliğini tesis etmek olduğu anlaşılır.

Nitekim,şu âyet bu konuda açıktır:

-“İşte, (bütün bu peygamberler ve onların arkasından giden ümmetler de dahil olmak üzere mü’minler olarak) hepiniz, aynı inanç üzerinde tek bir ümmetsiniz;Ben de, (sizi yaratan, yaşatan, koruyan ve sizi de kâinatı da idaresinde tutan) Rabbinizim; dolayısıyla yalnızca Bana ibadet edin.”(Enbiyâ/92)

Âyette SÖZÜ EDİLEN SÂDIKLAR ve ONLARIN SADAKATLERİNE tevdi edilen EMANETE GELİNCE, o da şu iki âyette ifade edilmektedir:

Yine, (rasûllerini toplayıp, onlara; “Size nasıl mukabelede bulunuldu?” sorusunu yönelteceği) o gün Allah, “Ey Meryem oğlu İsa! Sen mi insanlara, ‘Beni ve annemi Allah’tan başka iki ilâh daha edinin!’ dedin?” diye soracak, İsa da şöyle cevap verecektir: “Haşa! Sen,ortağı bulunmaktan ve her türlü noksandan münezzehsin Allah’ım! Bana ne oluyor ki, hakkım olmayan bir şeyi söylemiş olayım! Hem söylemişsem,malûmundur elbet. Bende ne var ne yoksa Sen hepsini bilirsin;fakat ben Sen’de olanı,Sen’in gizleyip de bana öğretmediğini, (böyle bir sorudaki hikmetini de) bilemem. Hiç şüphesiz Sen’sin, ancak Sen’sin bütün gizlileri hakkıyla bilen.”(Mâide/116)

 

Kendilerine rasûl gönderdiğimiz insanları, (rasûllerin davetine uyarak gereğini yerine getirip getirmedikleri konusunda) elbette sorguya çekeceğiz ve yine elbette, (tebliğ vazifeleri ve gönderildikleri toplumların tavırları hakkında da) o rasûllere soracak ve şahitliklerini isteyeceğiz.”(A’râf/6).

Kısaca, âyette SÖZÜ EDİLEN SÂDIKLAR, peygamberlerle onlara iman ve biat edip biatlarında sebat eden mü’minlerdir.) (Ali Ünal:Açıklamalı Meâl)

Açıklama (Tefsir):

Burada Peygamberlerden alınmış olan bu sözler, sadece onların şahıslarından alınmış olmayıp, ümmetlerinden de alınmış sayılırlar. Binaenaleyh, her ümmet kendi Peygamberinden sonra gelecek olan bir Peygambere ulaşırsa ona iman etmek ve onun şeriatı ile amel etmek zorundadır.Ama ne yazık ki, ne zaman yeni bir Peygamber gönderilse,önceki dinlerinin taassuba dönüşmesiyle yeni Peygamber reddedilmiş, Hz.Musa’dan sonra Hz.İsa’nın, ondan sonra Efendimizin başına hep aynı şeyler gelmiş ve inkâr edilmişlerdir.

***

(Ahzâb/9)

يَٓا اَيُّهَا الَّذ۪ينَ اٰمَنُوا اذْكُرُوا نِعْمَةَ اللّٰهِ عَلَيْكُمْ اِذْ جَٓاءَتْكُمْ جُنُودٌ فَاَرْسَلْنَا عَلَيْهِمْ ر۪يحاً وَجُنُوداً لَمْ تَرَوْهَاۜ وَكَانَ اللّٰهُ بِمَا تَعْمَلُونَ بَص۪يراًۚ(٩)

-[“Ey iman edenler! Allah’ın üzerinizdeki nimetini hatırlayın: Ordular üzerinize gelmişti ve Biz de, onların üzerine her şeyi kavuran, savuran bir kasırga ve sizin görmediğiniz (SEMAVÎ) ORDULAR göndermiştik. Allah, ne yapıyorsanız hepsini çok iyi görmekteydi.”]

* (Hicret’in 5.yılında (627) Nadir Oğulları yahudilerinin önde gelenlerinden bir grup Mekke’ye vardı ve Kureyş’le bir araya gelip,yardım vadiyle onları Müslümanlarla savaşmaları için kışkırttılar. Daha sonra Gatafan ve Kays Aylan kabilelerine gidip,onları da aynı şekilde Müslümanlara karşı harekete geçmeye çağırdılar. (İbn Hişam)

Bu entrikalar, Müslümanlara karşı Kureyş’ten, civardaki Arap kabilelerinden, hem Medine’den çıkarılmış bulunan hem de halâ orada oturan YAHUDİ GRUPLARINDAN ve Medine’deki MÜNAFIKLARDAN müteşekkil BÜYÜK BİR BİRLEŞİK DÜŞMAN KUVVETLERİNİN oluşmasına sebep oldu. Medine’deki yahudilerle münafıklar, Medine içinde BEŞİNCİ KOL FONKSİYONU görüyordu. Allah Rasûlü (sav), bütün bu HAZIRLIKLARDAN HABERDAR OLMUŞTU. Ashabı’yla istişarede bulundu. Neticede,Medine’de kalıp şehri savunma üzerinde karar kılındı. Selman-ı Farisî (r.a.),şehrin etrafına bir hendek kazılmasını teklif etti. Allah Rasûlü (asv),Müslümanları onar kişilik gruplara böldü ve onları tatlı bir yarışa itti. İŞ ZORDU; Müslümanlar fakirdi,kışın başlaması yakındı ve açlık vardı. AÇLIĞI hissetmemek için mü’minler karınlarına taş bağlıyorlardı; bizzat bir amele gibi çalışan Allah Rasûlü aleyhissalâtü vesselâm, iki taş bağlamıştı. Allah Rasûlü, savunma hazırlıklarının düşmana ulaşmaması için de tedbirlerini almıştı.

DÜŞMAN ORDULARI, Müslümanları açık bir meydan savaşında yok edecekleri ümidiyle Medine’ye doğru hareket ettiler. Fakat hendekle karşılaşınca ilk şoku yaşadılar. Yaklaşık 20.000 kişilik düşman kuvvetleri hendek boyu kamp kurdu. Medine’yi savunan Müslümanların sayısı 3.000 kadardı. Şehir içinden münafıklar ve Kureyza Oğulları yahudileri düşmanla işbirliği halinde idi.

Allah Rasûlü aleyhissalâtü vesselâm, ordusunu öyle yerleştirmişti ki, hem şehri düşmana karşı savunacaklar,hem de Kureyza Oğulları’ndan gelmesi muhtemel saldırılara karşı evlerini koruyabileceklerdi. Arkasını Sel Dağı’na veren Allah Rasûlü (s.a.s.), hendekte BİR NOKTAYI KASTEN AŞILABİLECEK HALDE BIRAKMIŞTI. Bununla, önde gelen Kureyş süvarilerinin hendeği aşmaya çalışacaklarını umuyordu. Gerçekten beklediği gibi oldu ve hendeği bu noktadan geçmeye çalışan bazı meşhur Kureyş süvarileri birebir çarpışmada Müslüman cenkçiler tarafından öldürüldü. Hz.Ali (r.a.), üç tanesini öldürmüştü. Artık düşman, bu noktadan da hücum edemeyeceğini anladı.

Kuşatma 27 gün sürdü. Soğuk, açlık, arkası gelmez ok ve taş yağmurları,hendek üzerinden yapılmaya çalışılan saldırılar, ŞEHİR İÇİNDE ENDİŞE EDİLEN İHANET ve ENTRİKALAR, Müslümanları bir hayli yordu. Kur’ân, bu durumu gelecek âyetlerde dile getirir. Dört haftalık kuşatmanın sonunda düşmanın da cesareti kırıldı.

MÜSLÜMANLAR, Allah’a, Rasûlü’ne ve İslâm’a bağlılıklarını İSPAT ETMİŞ ve fevkalâde SEBAT GÖSTERMİŞLERDİ.

Allah da, onları doğu tarafından gönderdiği SOĞUK KASIRGALARLA destekledi. Ayrıca, melek orduları da gönderdi. (Bkn:Âl-i İmran/124–127; Enfâl/9-10-12) Düşmanın çadırları alt üst oluyor, yaktıkları ateşler sönüyor, toz ve yağmur yüzlerine vuruyordu. Sonunda kuşatmayı kaldırıp, dönmek zorunda kaldılar. Hendek Savaşı, Kureyş’in Müslümanlar üzerine son saldırısı oldu.) (Ali Ünal:Açıklamalı Meâl)

Güncel Tefsir:

Tarihte yaşanmış olan bir olay, AYNIYLA TEKERRÜR ETMEZ.Fakat BENZER ŞEKİLLERDE defalarca tekrarlanabilir. Bu bakımdan, o gün yaşananlar ile günümüzde yaşadıklarımız arasında BENZERLİKLER KURMAK mümkündür. ARASINDAKİ FARK, o zaman AHZÂB (birleşik hizipler, gruplar) bir MÜŞRİK ordusu etrafında, YAHUDİ ve MÜNAFIKLARIN, bir de ganimet için katılan ÇAPULCULARIN destekleriyle teşekkül ettiği hâlde, BUGÜNKÜNÜN bir nifak hareketi etrafında, inanan (taylasanlılar), inanmayan bütün iman ve kur’an hizmeti düşmanları, yine fırsatçı, çıkarcı çapulcular tarafından gerçekleştirilmiş olmasıdır. YALNIZ BURADA münafık ifadesi, bu hareketi gerçekleştiren ve destekleyenlerin hepsinin münafık olduğu anlamına gelmez. İÇLERİNDE, onları da hiç sevmedikleri ve dinle, diyanetle hiç ilgisi bulunmadığı hâlde, sırf cemaati bitirsinler diye destekleyenler,menfaat ve çıkarını orada görenler olduğu gibi, pek çok amelleri itibariyle münafık gibi olsalar bile, çoğunun itikaden münafık oldukları kesinlikle söylenemez. İÇLERİNDE, cehâletlerinden, akıllarının hiçbir şeye ermemesinden, belli kesimlere karşı kininden, hasedinden vs. dolayı destekleyenlerin olduğu bir gerçektir.

BÖYLE BİR DURUMUN olabileceği, hattâ yaşanacağı bir hadis-i şerifte de şöyle ifade edilir:

Hz.Âişe (ra anha)’dan: Resûlullah -sav- şöyle buyurdu: “Bir ordu Kâbe’ye saldırmak üzere yola çıkacak; bir çöle geldiklerinde baştan sona bütün ordu yere batacaktır.” Bunun üzerine ben dedim ki, “Yâ Resûlallah -(sav)-, onların arasında ticaret için yola çıkanlar ve kötü niyetli olmayanlar varken niçin hepsi birden yere batacaktır?” Resûlullah (s.a.v): -“Hepsi birden yere batacak, âhirette yeniden diriltilip NİYETLERİNE GÖRE hesaba çekileceklerdir” buyurdu. (Buhârî, Müslim)

AYRICA burada görülüyor ki, tıpkı Uhud’da olduğu gibi en kritik zamanlarda, Efendimiz Ashabının GÖRÜŞLERİNE her zaman DEĞER VERMİŞ ve onlarla İSTİŞARE etmiştir. Nihai olarak söz kendisinde bittiği halde,onların görüşleri istikametinde karar almıştır. Her şeyi en iyi bilen! kimsenin aklına ihtiyacı olmayan liderlerin bunu anlaması ise imkansızdır,

***

(Ahzâb/10)

اِذْ جَٓاؤُ۫كُمْ مِنْ فَوْقِكُمْ وَمِنْ اَسْفَلَ مِنْكُمْ وَاِذْ زَاغَتِ الْاَبْصَارُ وَبَلَغَتِ الْقُلُوبُ الْحَنَاجِرَ وَتَظُنُّونَ بِاللّٰهِ الظُّنُونَا(١٠)

-[ “O zaman üstünüzden (doğu tarafından) ve altınızdan (batı tarafından) gelmişlerdi. Artık öyle bir durumdu ki, GÖZLER KAYMIŞ, YÜREKLER AĞIZLARA GELMİŞ, can boğaza dayanmıştı. Ve (ey mü’minlerin arasındaki zayıf imanlılar,) ALLAH HAKKINDA YAKIŞIKSIZ ZANLAR besliyordunuz.”]

* (Bir kısmı kâfirlerin savaşı kazanıp Medine’yi işgal edeceklerini,bir kısmı İSLÂM’ın ARTIK SONUNUN GELDİĞİNİ, daha başka bir kısmı da İSLÂM ÖNCESİ DÖNEMİN avdet edeceğini vb. düşünüyordu.) (Ali Ünal:Açıklamalı Meâl)

*(O zaman size üstünüzden ve aşağı tarafınızdan gelmişlerdi. Gatafan ve kendilerine uyanlar vâdinin yukarsından, doğu tarafından gelmişler, Uhud’un yanına konmuşlardı. Kureyş de Ehabîşî ile Tihame ve Kinane’den kendisine uyanlarla on bin kişi kadar olarak vadinin aşağısından batı tarafından gelmiş, Cüruf ile Zügabe arasında,Rûme’den sellerin toplandığı yere konmuşlardı. Ve o zamanki gözler kaymış, hayret ve heyecandan doğru bakamıyor, ve yürekler ağızlara gelmişti, dehşetli korkudan ve heyecandan nefesler kesilecekti. MÜŞRİKLER bütün ileri gelen başkanların kumandası altında toplanarak genel bir saldırıya karar vermişlerdi. Bunun için Hendek’in en dar noktası saldırıya hedef olarak seçilmişti.

Arapların Dırar b. Hattab,Hübeyre b. Ebi Vehb,Nevfel b. Abdullah,Amr b. Abdivedd gibi meşhur cengaverleri atlarını sürerek hendeği geçmişlerdi. Bunların her biri bin kişiye denk sayılıyordu.Amr. b. Abdivedd,Bedr’de yaralanmış ve intikamını almadıkça saçlarına koku sürmemeye yemin etmişti.Uhud’a gelmiş,bu kez de hendeğe bayraklı olarak gelmişti.

Bu sıralarda doksan yaşlarında olmasına rağmen,hendeği ilk geçen o olmuştu. Hendek ile dağın arasında adamlarıyla birlikte o dar yerden atlamış,çorak yerde atları dolanıp gezinmeye başlamıştı. Birkaç müslüman ile Hz.Ali de bunlara karşı sınırı tuttu. Amr bayraklı idi.

Hz.Ali ona: “Ey Amr! Senin bir adetin vardır. Kureyşt’en birisi sana iki teklifte bulunsa mutlaka birisini tutarsın, değil mi?” dedi. Amr,

– “Evet” dedi. Hz.Ali:  “O halde ben seni Allah’a ve İslam’a davet ediyorum.” Amr: “O’na ihtiyacım yok.” Hz.Ali: “Öyleyse seni binitlerimizden inip döğüşmeye davet ediyorum.”

Amr: “Vallahi ben seni öldürmek istemem” diye alay etti. Hz. Ali:

– “Fakat ben seni öldürmeyi arzu ediyorum” dedi.

Bunun üzerine Amr kızıp atından indi, bir kılıç darbesiyle atının ayağını kesti,Hz.Ali’ye saldırdı. Amr’ın darbesi Hz.Ali’nin kalkanını parçalayıp alnını kanatmıştı. Hz.Ali karşı darbe ile Amr’ı omuzundan biçmiş, Allahü ekber diye bağırmıştı, derhal etraftan yükselen tekbir sesleri ortalığı çınlattı, Amr ile birlikte bir iki kişi daha vurulmuştu;birini Hz.Ali öldürmüş, birine de bir ok isabet etmişti. Süvariler (binekliler) bozulup çekilmişler, bugün Ahzab savaşının en dehşetli günü olmuştu. Bütün gün savaş şiddetle sürmüş,düşman müslümanlar üzerine ok ve taş yağdımaya devam etmişti.Savaşı yönetmekten bir an olsun ayrılmaya fırsat bulamadığı için Resulullah, o gün dört vakit namazı eda etmeye imkan bulamamıştı,işte o gün gözler yerinden kaymış yürekler boğazlara dayanıp nefesler tıkanmıştı.

Ve ALLAH HAKKINDA TÜRLÜ ZANLARDA bulunuyordunuz.

Çeşit çeşit zanlar vardı: Kalpleri sabit olan samimi müminler,Allah’ın dinini yüceltmek için verdiği sözünü yerine getireceğine kanat etmekle birlikte bu kez o sözü yerine getirecek mi,yoksa kendilerini imtihan mı edecek? diye düşünüyorlar da kusur edip kaymaktan ve gereği gibi tahammül edip dayanamamaktan korkuyorlar;zayıf kalpliler ve münâfıklar da “hani diyordu…” diye hikaye olunacağı gibi kötü zanda bulunuyorlardı.) (Hak Dîni Kuran Dili)

Güncel Tefsir:

Korkanlar, korkudan gözleri kayan, yürekleri ağzına gelenler,ümitlerini kaybedenler ve mânen dimdik ayakta kalanlar. Birazcık dikkat edilirse,aynı örnekleri günümüzde de görmemek mümkün değildir. Peki o gün sonuç ne olmuştu? Ahzâbın dağılması,mü’minlerin zaferi, üstelik bu saldırının müşriklerin son hamlesi olması. SÜNNETULLAH AÇISINDAN günümüzde yaşananların da aynı sonucu vereceğini söylememek için hiçbir sebep mevcut değildir.Yeter ki ümidimizi kaybetmeyelim,yeter ki dik duralım ve Allah’a verdiğimiz sözden dönmeyelim. Hendek Savaşı,namazın vaktinde kılınması meselesiyle ilgili de bir hüküm ifade eder.Nisa suresi 102.âyetinde,düşman karşısında bile ve biraz farklı şekilde namazın cemaatle kılınması emredildiği halde, burada Efendimizin dört vakit namazı kazaya bıraktığı, gece olunca sırasıyla hepsini kaza ettiği biliniyor.

O âyet-i kerimenin ilgili kısmı şöyle: “Sen de içlerinde bulunup onlara namaz kıldırdığın zaman, onlardan bir kısmı seninle beraber namaza dursunlar, silahlarını (yanlarına) alsınlar,böylece (namazı kılıp) secde ettiklerinde (diğerleri) arkanızda olsunlar.Sonra henüz namazını kılmamış olan (bu) diğer gurup gelip seninle beraber namazlarını kılsınlar ve onlar da ihtiyat tedbirlerini ve silahlarını alsınlar…” (Nisa/102) DEMEK OLUYOR Kİ, buradaki kadarcık bir imkân bile olsa savaşta dahi namaz kazaya bırakılmayacak, ama bu da yoksa ilk fırsatta kaza edilecektir.

***

(Ahzâb/11)

هُنَالِكَ ابْتُلِيَ الْمُؤْمِنُونَ وَزُلْزِلُوا زِلْزَالاً شَد۪يداً(١١)

-[“İşte böyle, mü’minler (bu çetin şartlarla) denendiler ve sarsıldıkça sarsılıp, şiddetle silkelendiler.”]

* (İşte bu anda veya bu noktada MÜ’MİNLER imtihana çekilmiş, samimi inanan ile münafık, sebat eden ile sarsılan seçilmiş ve şiddetli bir sarsıntı ile sarsılmışlardı. (Hak Dîni Kuran Dili)

Güncel Tefsir:

Zaten denemek için burada, yani dünyadayız.Bunun için yaratıldık.Bu konuda artık neredeyse herkesin çoğunu duyduğu âyet-i kerimelerden bazıları meâlen şöyle: “(Ey müminler!) Yoksa siz,sizden önce gelip geçenlerin başına gelenler size de gelmeden cennete gireceğinizi mi sandınız? Yoksulluk ve sıkıntı onlara öylesine dokunmuş ve öyle sarsılmışlardı ki,nihayet Peygamber ve beraberindeki müminler:Allah’ın yardımı ne zaman! dediler. Bilesiniz ki Allah’ın yardımı yakındır.” (Bakara: 214.)

•-“Nihayet peygamberleri (onların iman etmelerinden) ümit kesecek hale gelince ve kendilerinin yalancı durumuna düştüklerini sanınca, onlara yardımımız geldi,yetişti;dilediklerimiz kurtarıldı.Suçlular topluluğundan bizim azabımız geri çevrilemez.”(Yusuf:110)

•-“Hiç şüphesiz sizi biraz korku, biraz açlık, biraz da mallardan, canlardan ve ürünlerden eksiltme ile imtihan edeceğiz. Müjdele o sabredenleri! Onlar başlarına bir musibet geldiği zaman: “Biz Allah’a aidiz ve sonunda O’na döneceğiz. derler.” (Bakara:155–156.)

***

 

(Ahzâb/12)

وَاِذْ يَقُولُ الْمُنَافِقُونَ وَالَّذ۪ينَ ف۪ي قُلُوبِهِمْ مَرَضٌ مَا وَعَدَنَا اللّٰهُ وَرَسُولُـهُٓ اِلَّا غُرُوراً(١٢)

– [“O vakit münafıklar ve kalblerinin ta merkezinde hastalık bulunanlar, ‘Meğer ALLAH ve RASÛLÜ bize ancak BİR ALDANIŞ VA’DETMİŞ!’ diye söyleniyorlardı.”]

* [(Kur’ân, pek çok âyetinde İslâm’ın zafere ulaşıp, bütün diğer dinler üstünde bir mevki alacağını müjdeliyordu. Allah Rasûlü de, misyonuna başladığı İLK GÜNDEN İTİBAREN aynı MÜJDEYİ tekrarlıyordu. Hattâ hendek kazılırken bile, “Bana İran’ın anahtarları verildi. Allahü ekber; bana Bizans’ın anahtarları verildi” diyordu. (İbn Hişam, El-Bidaye ve’n-Nihaye)

Yesrib, Medine’nin Allah Rasûlü’nün hicretinden önceki ismiydi.Allah Rasûlü (s.a.s.), onu Medine olarak değiştirmişti.Münafıklar buna rağmen Yesrib demekle,içlerindeki nifakı ortaya koyuyorlardı.) (Ali Ünal:Açıklamalı Meâl)]

*[ (Ve o zaman münafıklar ve kalblerinde bir hastalık bulunanlar yani itikadları zayıf olanlar şöyle diyorlardı: Allah ve Resulü bize bir “GURUR’DAN, bir aldanmadan başka bir vaadde bulunmamış. Bu sözü Muattib b. Kuşeyr söylemiş: -“Bizim birimiz KORKUDAN TUVALET İHTİYACINI GİDERMEYE çıkamazken, Muhammed TUTMUŞ da BİZE KİSRA’NIN ve KAYSER’İN hazineleri fethedeceğimizi vaad ediyor, BU SIRF ALDANMA vaadi bir boş vaaddir.” demiş, akranları da bu sözleri tasdik etmişlerdi.) (Hak Dîni Kuran Dili)]

Güncel Tefsir :

Uhud, Hendek ve Huneyn savaşlarında ortaya çıkan üç insan karakterini Kur’ân-ı Kerim, Ahzâb 12.âyette geçtiği ve 22.âyette de geleceği üzere,münafıklar, kalbinde hastalık bulunanlar ve gerçek müminler, olarak üç grupta ele alıyor. Bunlar her zaman mevcut bulunan, ancak zor zamanlarda ortaya çıkan karakter tipleridir.Geleceğin yeniden planlanması adına bunların ortaya çıkmış bulunması da ayrıca bir güzelliktir. BU SAVAŞLAR, insanların hem İMANLARININ, hemde KARAKTERLERİNİN TEST EDİLDİĞİ zorlu imtihanlardır. Çünkü zoru görmeden,iman gibi gerçek karakterler de ortaya çıkmıyor.

Tıpkı PIRLANTA MÜELLİFİNİN dediği gibi; …Bir yara aldık; ama belki sonucu itibari ile iyi olur. Dünyaya açılma, kendimizi mağduriyetlerin diliyle anlatma, duyurma…Ama çok temkinli olmak lâzım, şeytan boş durmaz; umur-u hayriyenin çok muzır manileri olur! Bu türlü sarsıntılarda yüksek karakterler ortaya çıkıyor. Ne mükâfât! Ne mükâfât! (BMTL:20.12.21)

Ancak bir kere dönmüş insanlara karşı tekrar döneklik yapabilecekleri ihtimaline binaen ihtiyat ve tedbiri de asla elden bırakmaz. Onların, yürünen uzun yolda güzergâh emniyetini ihlâl etmelerine bir daha fırsat vermez. Zira inanmış bir insan,bir kere sokulduğu delikten tekrar sokulmaz. Aynı kişiler tarafından tekrar aldatılmama adına alınması gereken bütün önlemleri alır. SURET-İ HAKTAN görünen münafık karakterli kişilerin kendisini idlal ve ifsat etmesine fırsat vermez.Hülâsa,herkes karakterinin gereğini sergiler. Kin ve nefretlerine yenik düşmüş, haset ve iğbirar hastalığından kurtulamamış, şeytanın dürtüleriyle hareket eden zavallılar,peygamber yolunda yürüyen insanları vazgeçirmek için akla hayale gelmedik entrikalar planlayacaklardır. Onların bu saldırıları karşısında bize düşen, “bünyân-ı mersus” gibi birbirimize kenetlenerek tam bir vifak ve ittifak içerisinde hareket etmektir. Öyle ki elli tane müfsit cereyan bizi birbirimizden koparmaya çalışsa yine de koparamamalı…(K.Testi:28/12/2021)

***

(Ahzâb/13-14)

وَاِذْ قَالَتْ طَٓائِفَةٌ مِنْهُمْ يَٓا اَهْلَ يَثْرِبَ لَا مُقَامَ لَكُمْ فَارْجِعُواۚ وَيَسْتَأْذِنُ فَر۪يقٌ مِنْهُمُ النَّبِيَّ يَقُولُونَ اِنَّ بُيُوتَنَا عَوْرَةٌ وَمَا هِيَ بِعَوْرَةٍۜ اِنْ يُر۪يدُونَ اِلَّا فِرَاراً(١٣)

[“İçlerinde bulunan (ve korkudan tir tir titreyen) bir bölük de, Ey Yesrib halkı, DÜŞMANA KARŞI DAYANABİLECEK DURUMDA DEĞİLSİNİZ, dolayısıyla evlerinize dönün! diyordu Onlardan bir başka grup da, EVLERİMİZ KORUNMASIZ! diyerek Peygamber’den izin istiyorlardı. Oysa, evleri hiç de korunmasız değildi. Maksatları sadece savaştan kaçmaktı.”]

وَلَوْ دُخِلَتْ عَلَيْهِمْ مِنْ اَقْطَارِهَا ثُمَّ سُئِلُوا الْفِتْنَةَ لَاٰتَوْهَا وَمَا تَلَبَّثُوا بِهَٓا اِلَّا يَس۪يراً(١٤)

[“Demek oluyor ki, evlerine gerçekten şehrin her tarafından saldırılsaydı ve kendilerinden İSLÂM’dan DÖNMELERİ İSTENSEYDİ, azıcık bir tereddütten sonra BUNU da YAPACAKLARDI.“]

*[(Onlardan bir grup demişti…” Bu grup da,Evs b. Kayzî ve ona tabi olanlar imişler Ey Yesrip ahalisi! Yesrib, Medine-i Münevvere’nin eski ismidir. Esasen bulunduğu yeryüzü parçasının adı olduğu da söyleniyor. Resul-i Ekrem onun bu isim ile anılmasını mekruh görüp yasak etmiş, orası “Taybe” veya “Tâbe”dir buyurmuştu. O halde onlar sanki peygambere muhalefet olsun diye bu ismi söylemiş oluyorlar. Sizin için kalacak duracak yer yok, yani asker durduracak bir karargah veya tutunacak bir yer yok onun için dönün. Bu tabirde birkaç mânâ ihtimali vardır: Geri dönün, Medine’ye evlerinize dönün, yahut Muhammed’in dininden eski müşrikliğinize dönün, yahut ona olan beya’tinizden dönün de onu düşmanlara teslim edin, yahut Yesrib’de size duracak yer kalmadı, dönün kâfir olun ki, orada durabilesiniz demek olabilir. Onlardan bir topluluk da peygamberden izin istiyorlar. Bunlar Harise oğulları imiş.Evlerimiz “avret” diyorlardı.

  • AVRET: Aslında eksik ve gedik demek olup burada sağlam değil,açık ve muhafazasız demektir. Halbuki o evler açık değildi, korumalı idi. Dışardan düşmanın o taraftan girmesine ihtimal yoktu. İçerden de şehrin asayiş ve güvenliğine bakılıyordu.Bununla birlikte evleri açık olsaydı varıp da onları koruyacaklar mıydı? Hayır. Sadece kaçmak istiyorlardı. YOKSA O evlerin etrafından üzerlerine girilse de onlar içlerinde iken üzerlerine doğru varılsa, o açık dedikleri evleri savunacaklar mı,hatta sade bu kadar değil, girilse de sonra kendilerinden “fitne” istenilse, inkâra dönmek veya düşmanın emrine teslim olmak teklif olunsa mutlak onu, o fitneyi yaparlar,hiç çarpışmazlardı ve fitnede durmazlardı, sadece biraz dururlardı;yani o fitneyi yapmakta durmazlar, ancak soru ve cevap konuşulacak kadar biraz dururlardı. Daha doğrusu o inkârı yaptıkları takdirde, o evlerde veya şehirde pek az durabilirlerdi, mahvedilirlerdi) (Hak Dîni Kuran Dili)]

Güncel Tefsir :

“Koskoca devletle uğraşılır mı, herkes biat etti siz niçin etmiyorsunuz, sizden başka Müslüman yok mu, size ne el âlemin kötülüğünden,kılın namazınızı oturun evinizde karışan mı var…” Daha neler, neler. Her şeyden önce biz devletle değil, devlet bizimle uğraşıyor. Tıpkı bunlardan öncekilerin uğraştığı gibi. En büyük suçumuz ise, namuslu, dürüst, kul hakkı yemeyen, Allah’tan korkan insanlar yetiştirmek. Bu insanlar asıl görevlerinin gereği olanı yaptıklarında ise, devlet bunları terörist ilân ediyorsa biz ne yapalım? Elbette ki ya bunlara, ya da Allah’a itaat etmek zorunda bırakılan insanların yapması gerekenleri.

***

(Ahzâb/15)

وَلَقَدْ كَانُوا عَاهَدُوا اللّٰهَ مِنْ قَبْلُ لَا يُوَلُّونَ الْاَدْبَارَۜ وَكَانَ عَهْدُ اللّٰهِ مَسْؤُ۫لاً(١٥)

[“Oysa,daha önce (Rasûlü’ne biat ederlerken) ne olursa olsun düşman karşısında geriye dönüp kaçmayacaklarına dair Allah’a KESİN SÖZ VERMİŞLERDİ. Allah’a VERİLEN SÖZ, sorumluluk gerektirir ve (o sözü verenler,) mutlaka ONDAN SORGUYA ÇEKİLİRLER.”]

*(Çünkü Şanım üstüne yemin ederim ki, bundan önce Allah’a söz vermişlerdi hiç arkalarına dönüp kaçmayacaklardı. Harise oğulları “Uhud” savaşında yılgınlık ettikleri zaman, tevbe edip bir daha böyle yapmayacaklarına yemin ederek Resulullah’a söz vermişlerdi. Allah’a verilen söz sorulur ve cezası verilir, dinden dönenlerin de sonları mutlaka budur. (Hak Dîni Kuran Dili)

Güncel Tefsir :

Şu süreçte de gördük ki, çok samimi olduklarını zannettiğimiz bazı insanlar, (sayıları az bile olsa) zoru görünce bizi SATTILAR. Hizmetin normal seyrettiği günlerde belki onlar kendilerini bile bilmiyorlardı. Onlara;[- “Birgün şartlar değişir, böyle böyle olursa ne yaparsın” denilse, herhalde büyük çoğunluğu kesinlikle taviz vermem diyeceklerdi. Bu sayede hem biz onları,hem onlar kendilerini tanımış oldular. DEMEK Kİ, Rasulullaha biat edenlerde bile durum bu ise, günümüzde olanları bir açıdan normal görmek gerekiyor. Fakat şunu da unutmamak gerekir: Dönek her zaman dönektir.Dün dönen bu gün de döner,bu gün dönen yarın da döner.Hizmetimizin geleceği adına sadece bunu anlamış olmak bile bu sıkıntıları çekmeye değer. Öyleyse bundan sonra yapılması gereken şudur;

* {“…Ancak bir kere dönmüş insanlara karşı tekrar döneklik yapabilecekleri ihtimaline binaen ihtiyat ve tedbiri de asla elden bırakmaz.Onların, yürünen uzun yolda güzergâh emniyetini ihlâl etmelerine bir daha fırsat vermez.Zira inanmış bir insan,bir kere sokulduğu delikten tekrar sokulmaz.Aynı kişiler tarafından tekrar aldatılmama adına alınması gereken bütün önlemleri alır.Suret-i haktan görünen münafık karakterli kişilerin kendisini idlal ve ifsat etmesine fırsat vermez…”} (KT:28/12/2021)]

***

(Ahzâb/16-18)

قُلْ لَنْ يَنْفَعَكُمُ الْفِرَارُ اِنْ فَرَرْتُمْ مِنَ الْمَوْتِ اَوِ الْقَتْلِ وَاِذاً لَا تُمَتَّعُونَ اِلَّا قَل۪يلاً(١٦)

[“De ki: Eğer ölmekten veya öldürülmekten kaçıyorsanız, böyle bir kaçmanın size asla faydası olmayacaktır.(Ne kadar yaşarsanız yaşayın,) pek az bir süre,(yani ancak ecelinize kadar) hayatta kalmanıza müsaade edilecektir.”]

قُلْ مَنْ ذَا الَّذ۪ي يَعْصِمُكُمْ مِنَ اللّٰهِ اِنْ اَرَادَ بِكُمْ سُٓوءاً اَوْ اَرَادَ بِكُمْ رَحْمَةًۜ وَلَا يَجِدُونَ لَهُمْ مِنْ دُونِ اللّٰهِ وَلِياًّ وَلَا نَص۪يراً(١٧)

[“De ki: “Eğer Allah hakkınızda bir felâket dilemişse ya da bir rahmet dilemişse, kimin haddine ki, HAKKINIZDA DİLEDİĞİNİ YAPMASI HUSUSUNDA ALLAH’a MANİ OLABİLSİN?” Eğer Allah onları terketmişse,onlar artık ne işlerini havale edebilecekleri ve kendilerini sahiplenecek bir veli bulabilirler, ne de bir yardımcı.”]

قَدْ يَعْلَمُ اللّٰهُ الْمُعَوِّق۪ينَ مِنْكُمْ وَالْقَٓائِل۪ينَ لِاِخْوَانِهِمْ هَلُمَّ اِلَيْنَاۚ وَلَا يَأْتُونَ الْبَأْسَ اِلَّا قَل۪يلاًۙ(١٨)

[“Allah, içinizden başkalarını savaştan alıkoymaya çalışanları ve kardeşlerine, “HAYATINIZI TEHLİKEYE ATMAYI BIRAKIN da, hadi bize katılın!” deyip duranları elbette biliyor.Onlar,zaten savaşa pek az iştirak etmekteydiler.”]

Güncel Tefsir :

Bir yol doğruysa, birileri şöyle dediği, böyle dediği, ya da korkuttuğu için o yol bırakılmaz. Başımıza gelecek bir şey takdir edilmişse, o mutlaka gelir.Özellikle geçmişte olanlar için, ‘şöyle yapsaydık, böyle yapsaydık” denmez. Kuran-ı Kerim’in daha başka âyetlerinde, hadis-i şeriflerde, Hz.Bediüzzaman’ın eserlerinde, Pırlanta Adamın sözlerinde bu mesele çok ele alınıyor ve özet olarak şunlar söyleniyor:

-“Ey iman edenler! Sizler, inkâr edenler ve yeryüzünde sefere çıkan veya savaşan kardeşleri hakkında: ‘Eğer BİZİM YANIMIZDA KALSALARDI ölmezler,öldürülmezlerdi’ diyenler gibi olmayın. Allah bu kanaatı onların kalplerine (kaybettikleri yakınları için onulmaz) bir hasret (yarası) olarak koydu.Canı veren de alan da Allah’tır.Allah, yaptıklarınızı hakkıyla görür.” (Âli İmrân Sûresi :156)

*Ebû Hureyre (ra)’tan: Rasûlullah (sav) şöyle buyurdu:

– “Başına bir şey gelirse,şöyle yapsaydım, böyle olurdu diye hayıflanıp durma. Allah’ın takdiri bu, O, ne dilerse yapar de. Zira ‘eğer şöyle yapsaydım’ sözü şeytanı memnun edecek işlerin kapısını açar.” (Müslim)

*İbn-i Abbas (r.a) şöyle der: Bir gün Resullullah (sav)’ın arkasında yürüyordum. Bana dedi ki;

– “Ey delikanlı, sana bazı sözler öğreteceğim. Onları koru ki, Allah seni korusun. Koru ki, Allah’ı yanında bulursun. İstediğin zaman, Allah’tan iste. Yardım dilediğin zaman, Allah’tan dile. Şunu bil ki, şayet bütün ümmet, sana bir yarar dokundurmak için bir araya gelseler de, Allah’ın senin için yazdığının dışında bir yarar dokunduramazlar. Aynı şekilde, sana bir zarar dokundurmak için toplansalar Allah’ın senin için yazdığından başka birşey dokunduramazlar. Kalemler kaldırılmış, sayfalar dürülmüştür.”(Tirmizi)

*“Aziz, sıddık kardeşlerim!

Bu musibetimizden kaçmak ve kurtulmak, iki cihetle kabil değildi:

  • BİRİNCİSİ:

Kader-i İlahî kısmetimizin bir kısmını buradan bize yedirmek için her halde gelecek idik. En hayırlısı bu tarzdır.

  • İKİNCİSİ:

Aleyhimize çevrilen dolaptan kurtulmak imkânı bulmadık. Ben hissetmiştim, fakat çare yoktu. Bîçare merhum Şeyh Abdülhakîm, Şeyh Abdülbâki kurtulamadılar. Demek bu musibette biz birbirimizden şekva etmek;hem haksız, hem manasız, hem zararlı, hem Risale-i Nur’dan bir nevi küsmektir. Sakın sakın, has rükünlerin gösterdikleri faaliyeti bu musibete bir sebeb görüp onlardan gücenmek ise, Risale-i Nur’dan çekilmek ve hakaik-i imaniyeyi öğrenmekten pişman olmaktır. Bu ise, maddî musibetten daha büyük bir manevî musibettir. Ben kasem ile temin ederim ki: Sizin herbirinizden yirmi-otuz derece ziyade bu musibette hissedar olduğum halde, niyet-i hâlise ile faaliyet göstermelerinde ihtiyatsızlığı yüzünden gelen bu musibet on defa daha fazla olsa da yine onlardan gücenmem.Hem geçmiş şeylere itiraz etmek manasızdır. Çünki tamiri kabil değil…”(13. Şua)

* “Biliniz:

En esaslı kuvvetimiz ve nokta-i istinadımız, tesanüddür. Sakın sakın bu sıkıntıların verdiği asabîlik cihetiyle birbirinizin kusuruna bakmayınız. Kısmet ve kadere itiraz hükmünde olan şekvalar ve BÖYLE OLMASAYDI ŞÖYLE OLMAZDI” diye birbirinizden gücenmeyiniz. Ben anladım ki, bunların hücumundan kurtulmak çaremiz yoktu, ne yapsaydık onlar bu hücumu yapacak idiler. Biz sabır ve şükür ve kazaya rıza ve kadere teslim ile mukabele ederek tâ inayet-i İlahiye imdadımıza gelinceye kadar, az zamanda ve az amelde pek çok sevab ve hayrat kazanmağa çalışmalıyız. Oradaki kardeşlerimize çok selâm ve selâmetlerine dua ediyoruz.”(13.Şua)

* “Bugün size bunca zulmü yapanlara geçmişte bazı tavizler verseydiniz dahi bu Câmia’ya hasetleri yüzünden bugün sizi yok etme adına yaptıkları bu zulümlerden geri durmayacaklardı. Yapacaklarını yine yapacaklardı. Uhrevî yönden kaybettikleri muhakkak,dünyalarını da kaybediyorlar…Allah bizi patikadan, otobana çıkardı; rahat yürüyelim diye…Yeise düşmemek lazım, GELECEKTE güzel şeyler olacak… (K.Testi)

***

(Ahzâb/19-20)

اَشِحَّةً عَلَيْكُمْۚ فَاِذَا جَٓاءَ الْخَوْفُ رَاَيْتَهُمْ يَنْظُرُونَ اِلَيْكَ تَدُورُ اَعْيُنُهُمْ كَالَّذ۪ي يُغْشٰى عَلَيْهِ مِنَ الْمَوْتِۚ فَاِذَا ذَهَبَ الْخَوْفُ سَلَقُوكُمْ بِاَلْسِنَةٍ حِدَادٍ اَشِحَّةً عَلَى الْخَيْرِۜ اُو۬لٰٓئِكَ لَمْ يُؤْمِنُوا فَاَحْبَطَ اللّٰهُ اَعْمَالَهُمْۜ وَكَانَ ذٰلِكَ عَلَى اللّٰهِ يَس۪يراً(١٩)

[“(Allah davası için) size katılmakta pek cimri ve pek isteksizdirler. Savaşta tehlike ile yüzyüze geldiklerinde, ölüm sekeratına düşmüş kimsenin bakışı gibi gözleri korku ile yuvalarından fırlamış bir halde yardım için sana baktıklarını görürsün. Savaş bitip de tehlike ortadan kalkınca da, ganimete konmak ve zafer şerefinde en büyük payı almak için keskin dilleriyle size yüklenip dururlar. Onlar, gerçekten iman etmiş değillerdir, Allah da,bütün yaptıklarını boşa çıkarmıştır; (kendilerine dünyada başarı vermediği gibi, Âhiret’te de herhangi bir mükâfat verecek değildir). Bu, Allah için pek kolaydır.“]

يَحْسَبُونَ الْاَحْزَابَ لَمْ يَذْهَبُواۚ وَاِنْ يَأْتِ الْاَحْزَابُ يَوَدُّوا لَوْ اَنَّهُمْ بَادُونَ فِي الْاَعْرَابِ يَسْـَٔلُونَ عَنْ اَنْبَٓائِكُمْۜ وَلَوْ كَانُوا ف۪يكُمْ مَا قَاتَلُٓوا اِلَّا قَل۪يلاً۟(٢٠)

[“(Öylesine korku içindeydiler ki,) birleşik düşman kuvvetlerinin halâ çekip gitmediklerini sanıyorlardı. Eğer o kuvvetler bir daha gelecek olsa, gönülden isterler ki, çöldeki bedevîler arasında bulunsunlar ve savaştaki durumunuzla ilgili haberleri uzaktan sorup öğrensinler. Aranızda bulunacak bile olsalar,bu takdirde de savaşa pek az iştirak ederler.”]

*(Çünkü Şanım üstüne yemin ederim ki,bundan önce Allah’a söz vermişlerdi hiç arkalarına dönüp kaçmayacaklardı.Harise oğulları “Uhud” savaşında yılgınlık ettikleri zaman, tevbe edip bir daha böyle yapmayacaklarına yemin ederek Resulullah’a söz vermişlerdi.Allah’a verilen söz sorulur ve cezası verilir,dinden dönenlerin de sonları mutlaka budur. (Hak Dîni Kuran Dili)

Güncel Tefsir :

Hizmetten dönmüş olmak, elbette dinden dönmüş olmak mânâsına gelmez. Fakat atılan iftiraların,söylenen yalanların, yakılan canların, çalınan malların, çekilen acıların, sebep olunan ölümlerin, hâsılı bütün zulümlere ortak olmanın vebalini düşündüğümüz zaman, hizmet mürtetlerinin işlerinin hiç kolay olmayacağı anlaşılır. Hele hele bunlar, kazanma kuşağında iken kaybedenler ise.

***

(Ahzâb/21)

لَقَدْ كَانَ لَكُمْ ف۪ي رَسُولِ اللّٰهِ اُسْوَةٌ حَسَنَةٌ لِمَنْ كَانَ يَرْجُوا اللّٰهَ وَالْيَوْمَ الْاٰخِرَ وَذَكَرَ اللّٰهَ كَث۪يراًۜ(٢١)

[“ALLAH’ın RASÛLÜ’nde sizin için, Allah’ı ve Âhiret Günü’nü hayatlarının gayesi yapan ve Allah’ı çok anan, O’na çok ibadet edenler için her bakımdan EN MÜKEMMEL BİR ÖRNEK vardır.”]

* (İslâm, bütün insan hayatını kapsayan evrensel bir din olmakla,Allah Rasûlü (as),hayatın bütün yanları için takip edilecek en mükemmel örneği ortaya koymuştur. O, manevî sahada bir mürşid, bir âlim ve muallim,en mükemmel bir ahlâk modeli, bir eğitici, bir devlet başkanı, bir kumandan,bir diplomat, bir eş, bir baba, bir arkadaş, bir komşu ve insanlar içinde onlardan bir fert olarak, her sahada örnek olmuştur. O, bütün insanlar için takip edilmesi gereken bir örnek olmakla beraber,bu örnekten istifade iman etmeye bağlıdır. Özellikle Allah’ı ve Âhiret Günü’nü hayatlarının gayesi yapanlar ve bu hayatlarını Allah’a ibadetle geçirenler, bu örnekliği çok daha iyi idrak ve ondan çok daha iyi istifade ederler.

Fransız tarihçi Lamartine şöyle yazar:

Dünyada başka hiç kimse, önüne O’nunkinden daha büyük bir hedef koymamıştır: Allah’la insan arasına sokulmuş bâtıl inançları ortadan kaldırmak,maddî ve çarpıtılmış ilâhlar kaosu arasında kutsal ilâh kavramını yeniden yerleştirmek. DÜNYADA başka hiç kimse, bu kadar zayıf vasıtalarla insan gücünün bu kadar ötesinde bir işe girişmemiştir ve başka hiç kimse, böylesine büyük ve kalıcı bir ikinci inkılâbı gerçekleştirmiş değildir. EĞER gayenin büyüklüğü, vasıtaların azlığı ve neticenin şaşırtıcılığı insan büyüklüğünün üç ölçüsüyse, Muhammed’le kim karşılaştırılabilir? O, (elindeki) Kitaba dayanarak,her dil ve her ırktan insanlardan bir manâ toplumu çıkarmış,bize sahte ilâhlardan nefreti ve gayr–ı maddî Bir Allah tutkusunu bırakmıştır. Arzın üçte birinin bu inanca teslim olması, O’nun bir mucizesidir. Fikirlerin filozofu, hatibi, elçisi, ortaya koyucusu, cenkçisi ve fatihi; tasvir,  timsal ve heykelleri olmayan bir dinin ve yirmi dünyevî ve bir manevî devletin kurucusu Muhammed. İnsan büyüklüğünün tesbitinde kullanılan bütün ölçüler içinde soruyoruz: O’ndan daha büyüğü var mıdır?” (Historie de la Turquie,2/276–277.) (Ali Ünal:Açıklamalı Meâl)

* (“Sizin için Resulullah’ta…” Bu âyet, Resulullah’ın “Peygamber size neyi verdi ise onu alın, size neyi yasak ettiyse ondan sakının” (Haşr/7) âyeti gibi, yalnız sözleriyle değil, fiil ve hareketleriyle dahi delil ve kendisine uyulan bir peygamber olduğunu hükme bağlar. Yani Resulullah din ve ahlakın teorik kısmını tebliğ ve hükme bağlamakla kalmamış, gerek savaşta ve gerek barış zamanında fiilleri ve uygulamaları ile ve bütün incelikleriyle kendisinde canlı olarak güzel bir uyma örneği olacak ders ve örnek vermiştir.Onun için Hz.Muhammed’in hayat hikâyesinde her açıdan insanlık dünyası için pek güzel bir örnek vardır.

Üsve, “teessi” edilecek, yani uyulacak, arkasından gidilecek örnek,meşk,nümûne-i imtisal demektir. Allah’a ve ahiret gününe kavuşmaya inanıp Allah’ı çok zikretmekte olan kimseler için, yoksa sadece dünya hayat ve süsünü arayanlar ve Allah’ı,ahıreti düşünmeyenler için değil.) (Hak Dîni Kuran Dili)

Güncel Tefsir :

Bazı insanlar, bazı konularda diğer insanlara örnek olmak konumunda olurlar. Fakat bu durum genellikle bir tek veya birkaç meziyet için söz konusudur. Efendimiz ise, bütün insanî değerlerde ve hayatın her alanında en kâmil bir örnektir.

Yukarıdaki âyet-i kerimenin dışında, şu âyet-i kerimeler de Onun farklılığını anlatıyor:

  • -“Ey Resulüm, Biz seni bütün insanlar için sırf bir rahmet vesilesi olman için gönderdik.” Enbiya: 107.
  • -“Ey Resûlüm, Biz seni bütün insanlığa rahmetimizin müjdecisi,azabımızın uyarıcısı olarak gönderdik, lâkin insanların ekserisi bunu bilmezler.” Sebe:28.
  • -“Ve sen pek yüksek bir ahlâk üzerindesin!” Kalem:4.

***

(Ahzâb/22)

وَلَمَّا رَاَ الْمُؤْمِنُونَ الْاَحْزَابَۙ قَالُوا هٰذَا مَا وَعَدَنَا اللّٰهُ وَرَسُولُهُ وَصَدَقَ اللّٰهُ وَرَسُولُهُۘ وَمَا زَادَهُمْ اِلَّٓا ا۪يمَاناً وَتَسْل۪يماًۜ(٢٢)

[“Mü’minler,o birleşik düşman kuvvetlerini karşılarında görünce,“İşte bu,” dediler, “Allah ve Rasûlü’nün bize haber verdiği ve va’dettiği şeydir. Allah ve Rasûlü, verdikleri her haber ve yaptıkları her va’dde elbette doğruyu söylerler.” Bu,onların ancak iman ve teslimiyetlerini arttırdı.“]

*[(Münafıklar sadece dünyevî kazanç peşinde oldukları ve her şeyi o andaki zahirî şartlara göre değerlendirdikleri için, Hendek Savaşı’nda kendilerini İslâm’ın merkezinde kuşatılmış bulunca, Allah ve Rasûlü’nün İSLÂM’ın GELECEĞİYLE İLGİLİ VA’dlerinin BİR ALDANIŞTAN İBARET OLDUĞU DÜŞÜNCESİNE kapıldılar. OYSA Allahü Tealâ’nın icraatını, icraatının kanunlarını ve hikmetlerini çok iyi bilen mü’minler ise,Allah’ın ve Rasûlü’nün va’dinin gerçekleşmesinde kendilerine düşen pek çok vazifeler olduğunun şuurunda idiler. Allah’ın kendilerini “inandık” demekle bırakmayacağını ve nasıl daha önceki ümmetleri imtihanlardan geçirmişse,kendilerini de imtihandan geçireceğini çok iyi biliyorlardı. Bu, gerçek mü’minler ve münafıklar ortaya çıksın, kim daha güzel işlerde bulunuyor belli olsun, Allah mü’minleri her bakımdan arındırsın, kâfirleri perişan etsin ve mü’minlerden şehitler, şahitler edinsin diye idi. (Ankebût/2–3;Mülk/2;Âl-i İmran/140–141,166–167) Bu maksatla O, mü’minleri korkuyla, açlıkla ve servet, can ve kazançlardan eksiltme ile imtihan edecekti. (Bakara/155-157) İmtihanda kazananlara ise elbette O,mükâfatını verecek ve onlara olan va’dini yerine getirecekti.Hendek Savaşı ve zaferi bunu bir daha ispatladı.(Ali Ünal:Açıklamalı Meâl)]

 

*(Bu, işte Allah’ın ve Resulü’nün bize vaad ettiğidir.İlk gördüklerinde hatırlarına gelen bu oldu. Çünkü Allah Teâlâ, – “Yoksa siz,sizden önce geçenlerin durumu başınıza gelmeden cennete girivereceğinizi mi sandınız? Onlara öyle yoksulluklar ve sıkıntılar gelip çattı ve çeşitli belalarla sarsıldılar ki,hatta peygamberleri beraberindeki müminlerle birlikte: ‘Allah’ın yardımı ne zaman’ diyordu. Gözünüzü açın:Allah’ın yardımı mutlaka yakındır”(Bakara/214) buyurmuştu. Resulullah da: -“Ahzabın bir araya gelmesiyle iş sıkışacak; fakat sonuç sizin lehinizde, onların aleyhindedir.” Bir de “dokuz veya on gece sonra Ahzab gelecek” demişti.) (Hak Dîni Kuran Dili)

Güncel Tefsir :

Efendimiz ashabına,ileride gelecek olan parlak zafer günlerini haber verdiği gibi sıkıntılı günlerin geleceğini de haber veriyordu. Demek ki bazıları işine gelenleri hatırlıyor, gelmeyeni unutuyor ya da unutmuş gibi yapıyordu. TIPKI BİZE, bu sürecin gelmesinden yıllarca önce söylenenleri, çoğumuzun hatırlamadığı veya hatırlamak istemediği gibi.

İşte o hatırlatmalardan biri:

*[…Gelecek hakkında teminat almış değiliz; her şey fevkalâde iyi de olabilir;çok şiddetli fırtınalar da esebilir. Ve şayet fırtınalar esecekse, işte o zaman sabr u sebatı kuvvetli olanlar, azmi, cehdi, gayreti, ikdamı tam ve meseleyi bir imtihan sırrı şuuruyla ele alanlar o fırtınanın şiddet ve tazyikine göğüs gerebilecek ve yarınlara yürüyebileceklerdir. Kim bilir, belki de şartlar bu çığırı ilk açan çilekeşlerin dönemindekinden daha ağır da olabilir; olabilir de, bu yola gönül verenler “Keşke ölseydim de bu günleri görmeseydim!” diyebilirler. Yine, kim bilir, belki o gün yerin altı üstünden daha fazla arzu edilir hâle gelebilir; dolayısıyla da, şimdilerde böyle bir imtihan sırrını gözardı edenler elenip giderler. O gün kimileri korkuyla elenecek, kimileri ikbal hırsına kendini kaptırdığından dolayı elenecek, kimileri şöhret marazıyla elenip gidecek.. bencillikten dolayı elenenler olacak. Bu işe ilk başladığı dönemdeki ihlâs ve samimiyetini koruyamadığından dolayı elenenler çıkacak; çıkacak, zira şimdiye kadar ne enbiyâ-ı izâm, ne evliyâ-i fihâm, ne asfiyâ-i kiram, ne müctehidîn-i izâm, ne müceddidîn-i kiram hiçbirisi böyle tekdüze yürüyerek hedefe varamamıştır.. varamamış ve defaatle imtihana tâbi tutulmuş, kaç defa elenmiş ve neden sonra gidip hedefe ulaşmıştır. TEKRAR ARZ EDEYİM ki bu iş,elli defa imtihan vermiş, elli defa Allah’a karşı vefa ve sadakatini ispat etmiş insanların işidir. Bu baştan böyle kabul edilmeli ve sonradan “Ne oluyor?” denmemeli. Zira bu ifade, Allah’ın takdirini tenkide açık, kazaya razı olmayan insanların ve daha doğrusu kâfirce düşüncenin ifadesidir. SON ASRIN MÜCEDDİDİ, gelecek olan tazyik hususundaki endişesini ifade ederken “Dilerim Cenâb-ı Hak bize pahalıya satmasın.” der. Ne var ki, böyle bir şeye malik olmak için mal da verilir, menal de verilir. BU İŞ her kişinin işi değil, er kişinin işidir. Bu iş, hiç başı, dişi ağrımayan hazırcıların omuzlayacağı kadar hafif bir iş de değildir. KİM BİLİR belki gelecekte, yığın yığın sıkıntılar üstümüze tıpkı karabasan gibi çökecek ve defaatle sarsılacağız. BELKİ İLK ETAPTA onun şokunu yaşayacak ve belli bir süre mânâsını anlayamama şaşkınlığı içinde kalacağız. Ancak daha sonra Cenâb-ı Hakk’ın icraatını esmâ veya sıfât dairesinden hayranlıkla temâşâ ediyor gibi seyredecek ve zevkten zevke ererek, kendimizden geçeceğiz.

Bazı ahvalde fertlerin birbirlerine sıkıca kenetlenmeleri onların kayıp düşmelerini önlediği gibi, geleceğin mutlu dünyasını imar etmeye azmeden ve yüce bir mefkûreye gönül verenlerin de hak ve hakikat etrafında kenetlenip ihtilaflara girmemeleri kaydırıcı, düşürücü sebeplere karşı öyle bir teminattır. BUNUN İÇİNDİR Kİ, her fert hakperest ve salih kullarla irtibatını mutlaka devam ettirmeli ve kardeşleriyle, sırf hak ve hakikat düşüncesiyle bütünleşmelidir. Evet, millet ve din yolunda hizmet, hak âşığı ve vatanperver bir insanın tabiatının ayrılmaz bir parçası olmalıdır. (BİR KERE DAHA TEBLİĞ USÛLÜ/ PRİZMA-2) ]

***

(Ahzâb/23-24)

مِنَ الْمُؤْمِن۪ينَ رِجَالٌ صَدَقُوا مَا عَاهَدُوا اللّٰهَ عَلَيْهِۚ فَمِنْهُمْ مَنْ قَضٰى نَحْبَهُ وَمِنْهُمْ مَنْ يَنْتَظِرُۘ وَمَا بَدَّلُوا تَبْد۪يلاًۙ(٢٣)

[“Mü’minler içinde öyle yiğitler var ki,Allah’a verdikleri söze daima bağlı kalmışlardır. Onlardan kimi, sözünün gereğini yerine getirdi (ve şehit oldu); kimisi de sırasını beklemektedir. Asla verdikleri sözden dönmedi onlar ve asla duruşlarını değiştirmediler.

لِيَجْزِيَ اللّٰهُ الصَّادِق۪ينَ بِصِدْقِهِمْ وَيُعَذِّبَ الْمُنَافِق۪ينَ اِنْ شَٓاءَ اَوْ يَتُوبَ عَلَيْهِمْۜ اِنَّ اللّٰهَ كَانَ غَفُوراً رَح۪يماًۚ(٢٤)

[Ebette Allah, SÖZLERİNDE DURANLARI SADAKATLERİNDEN dolayı mükâfatlandıracak, MÜNAFIKLARI ise dilerse cezalandıracak veya kendilerine tevbe nasip edip, tevbelerini kabul buyuracaktır. Allah, gerçekten günahları çok bağışlayandır, (bilhassa tevbe ile Kendisine yönelen kullarına karşı) hususî rahmet ve merhameti pek bol olandır.”]

*(Bu âyet, Allah’ın azabının veya cezalandırmasının meşiet’ine (dilemesine) bağlı olduğunu ortaya koymaktadır. O, azabı, cezayı hak etmiş olanları cezalandırabileceği gibi, dilerse af da edebilir. Eğer kulları içten tevbe ile Kendisi’ne iltica ederlerse, tevbeleri de reddetmez. Âyetin, Cenab-ı Allah’ın Ğafûr ve Rahîm isimleriyle son bulması, O’nun bağışlama ve hususî rahmetini ön plana çıkarmakta ve dolayısıyla günahkâr kullarını, münafıkları,tevbe ve bağışlanma ümidiyle Kendisine yönelmeye teşvik etmektedir.)

Güncel Tefsir :

Sadâkat ve bunun mübalağalı kipi sıddıkiyet, Peygamberlikten sonra dinî makamların ikincisidir. Sadâkat şehitliğin üstünde yer alır. Çünkü SIDDÎK OLMAK ŞEHİT OLMAKTAN ÇOK ZORDUR. Çünkü şehit bir kere ölür, üstelik ölüm acısını da duymaz. Ama sâdık ve sıddîk bazen günde yüz kere ölür.Kuran-ı Kerim bu makamları şöyle sıralıyor: “Kim Allah’a ve Resûl’e itaat ederse işte onlar, Allah’ın kendilerine lütuflarda bulunduğu peygamberler, sıddîkler, şehidler ve salih kişilerle beraberdir. Bunlar ne güzel arkadaştır!“(Nisa/69)

Hz.Peygamberden sonra bu ümmetin en büyüğünün sıfatı ‘sıddîk’tır. Sahabenin hepsi öyledir fakat, onun o sıfatta ilk sırayı almış olması,diğer sâdıkların ve şehidlerin önüne geçirmişti. Üstadımızın bütün mektuplarına “aziz,sıddîk kardeşlerim” diye başlaması, büyüğümüzün hizmetimizden “ikinci sahabe hareketi” diye söz etmesi önemli işaretler olsa gerek. İnşâAllah bu dönemin sâdıkları, sıddîkleri, sâdıkaları, sıddîkaları da ilklerin arkasında yerlerini alırlar ve bugün çekilenler çok fazlasıyla çektiğimize değmiş olur.

***

(Ahzâb/25-27)

وَرَدَّ اللّٰهُ الَّذ۪ينَ كَفَرُوا بِغَيْظِهِمْ لَمْ يَنَالُوا خَيْراًۜ وَكَفَى اللّٰهُ الْمُؤْمِن۪ينَ الْقِتَالَۜ وَكَانَ اللّٰهُ قَوِياًّ عَز۪يزاًۚ(٢٥)

[“Allah, küfür içindeki o orduları elleri boş olarak kin ve gayzlarıyla geri çevirdi. (Karşı karşıya) vuruşmaya gerek kalmadan mü’minlerin zaferi için Allah yetti. Allah,gerçekten pek kuvvetlidir, her işte üstün ve mutlak galiptir.]

وَاَنْزَلَ الَّذ۪ينَ ظَاهَرُوهُمْ مِنْ اَهْلِ الْكِتَابِ مِنْ صَيَاص۪يهِمْ وَقَذَفَ ف۪ي قُلُوبِهِمُ الرُّعْبَ فَر۪يقاً تَقْتُلُونَ وَتَأْسِرُونَ فَر۪يقاًۚ(٢٦)

[Ehl-i Kitap’tan olup da, savaşta o kâfir ordularına destek veren (Kureyza Oğulları’nı da) kalelerinden indirdi ve kalblerine korku saldı.Onların bir kısmını öldürüyor,bir kısmını da esir alıyordunuz.]

وَاَوْرَثَكُمْ اَرْضَهُمْ وَدِيَارَهُمْ وَاَمْوَالَهُمْ وَاَرْضاً لَمْ تَطَؤُ۫هَاۜ وَكَانَ اللّٰهُ عَلٰى كُلِّ شَيْءٍ قَد۪يراً۟(٢٧)

[(Allah), onların arazilerine, yurtlarına ve mallarına, ayrıca daha henüz ayak basmadığınız bir memlekete (Hayber) sizi vâris kıldı. Allah, her şeye hakkıyla güç yetirendir.”]

* (Medine’ye saldıran birleşik düşman kuvvetleri mağlûbiyet içinde şehri terk etmek zorunda kalınca Allah Rasûlü aleyhissalâtü vesselâm,Kureyza Oğulları üzerine yöneldi. Medine’de son kalan Kureyza Oğulları yahudileri, Medine’yi teşriflerinde Rasûlüllah ile yaptıkları anlaşmaya ihanet etmiş ve bu anlaşmaya göre Medine’ye saldıran düşman kuvvetlerine karşı Müslümanlarla ittifak edip şehri savunacaklarına, birleşik düşman kuvvetlerine içeriden yardım etmişlerdi. AYRICA, Huyeyy ibn Ahtab gibi,Medine’den çıkarılan Nadiroğulları yahudilerinin liderlerine sığınma hakkı tanıyıp,onlarla birlikte Müslümanlar aleyhinde sürekli komplo kurmakla meşguldüler. ALLAH RASÛLÜ aleyhissalâtü vesselâm,Hendek Savaşı biter bitmez, Allah’ın emri üzerine Kureyza Oğulları üzerine yürüme emri verdi.(Buharî) Eğer pişmanlık gösterse ve af dileselerdi,onları affedecekti.Fakat yahudiler kalelerine sığınıp, direnme yolunu seçtiler. Kuşatma 25 gün sürdü. Sonunda Yahudiler mağlûbiyeti kabulle teslim şartlarını görüşmeyi kabul ettiler. Böylece bu gaile de sona erdi.) (Ali Ünal:Açıklamalı Meâl)

* (Samimi müminlerden o erler ki Allah’a verdikleri sözde durdular. Bunlar sahabelerden birtakım kimselerdir ki Resulullah’ın beraberinde herhangi bir savaş yaparlarsa sebat edip şehid oluncaya kadar çarpışmaya azmetmişlerdi. Bunlar Osman b. Affan, Talha b. Ubeydullah ve Said b. Zeyd b. Amr b. Fudayl ve Hamze,Mus’ab b. Umeyr ve Enes b. Nadîr vesaire idiler. (Allah hepsinden razı olsun)

Onlardan kimisi, nezrini yani adağını ödedi. Hz.Hamze ve Mus’ab b. Umeyr ve Enes. b. Malik’in amcası Enes b. Nadir gibi bazıları sözlerini yerine getirip şehid olarak öldüler kimisi de şehitlik beklemektedir. Ki bunlar da Hz.Osman ve Talha gibi sonradan şehid olanlardır. (Allah hepsinden razı olsun).Ve Allah’ın yardımı savaşta müminlere yetti. Yani Allah müminleri savaştan kurtardı, çarpışma yaptırmadan, düşmanlarını savdı.

– “Hem de kitap ehlinden onlara yardım edenleri (kulelerinden) indirdi.”

Bu kitap ehli, yahudilerden Kureyzaoğullarıdır. Resulullah ile anlaşma yapmışlarken, Nadiroğullarının ısrarları ile dönmüşler, Ahzab’a yardım etmişlerdi. Ahzab’ın yenilip dağıldığı gecenin sabahı müslümanlar Medine’ye dönüp silahlarını bıraktıkları sırada Cebrail Resulullah (s.a.v.)e gelmiş, -“Zırhını çıkarıyor musun? Melekler henüz silahı bırakmadılar,Allah Teâlâ senin Kureyzaoğulları üzerine yürümeni emrediyor,ben de onlara gidiyorum” demişti.Bunun üzerine,

– “İkindiyi Kureyzaoğullarında kılsınlar” diye müslümanlara ilan edildi. Müslümanlar vardılar yirmi, yirmi beş gece kuşatma yaptılar, Resulullah’ın hükmünü kabul etmeleri teklif edildi, kabul etmediler, Sa’d b. Muaz’ın hükmünü kabul etmeye razı oldular. O da savaşa katılanların öldürülmelerine, çocukların ve kadınların esir edilmelerine hükmetmişti ki, bu olay meşhurdur. Sıysalarından, kulelerinden. Sayasî,sıysanın çoğulu,sıysa dağın ucuna ve her şeyin aslına ve çulha tarağına denir. Burada sağlam, yüksek kale, sur ve kule anlamınadır.) (Hak Dîni Kuran Dili)

Not: Hendek savaşının nasıl başlayıp nasıl sona erdiğine dikkat edilirse, gerçekten Allah’ın takdirinden başka bir şeyin olmasının mümkün olmadığı anlaşılır. 13.âyetten itibaren, günümüze bakan yönleriyle üzerine vurgu yapılan hususlara dikkat ettiğimizde, günümüzce ifadeleriyle yine şu benzerlikleri görüyoruz:

1)Ey Yesrib halkı, düşmana karşı dayanabilecek durumda değilsiniz,dolayısıyla evlerinize dönün!..” diyenlerden; “Bunlarla başedilmez, buna gücünüz yetmez, vazgeçin, pişman olduk deyin, itirafçı olun, işinize bakın, rahatınıza bakın, gerekirse davanızı da, arkadaşlarınızı da satın…” diyenler arasında ne kadar benzerlik var. Hâlbuki işler yolunda giderken kimse böyle demiyor, “üzerime düşen ne ise yaparım” diyorlardı…

2) Mücadele zamanında tırsan, iş bittikten sonra, yani ganimet zamanında hisseden pay kapmak isteyen (vazife, makam, maaş vs) insanlar da her zaman olacaktır. Bunların ne bu dünyada ne de âhirette nasipleri yoktur…

3) Her konuda olduğu gibi, bu türlü sıkıntıları yaşama ve bunları aşma konusunda da sizin en güzel örneğiniz, numune-i imtisaliniz Resulullahtır, Ona uyun ki sapıtmayasınız…

4) İşler düzeldikten sonra, her şeye rağmen gerçekten tevbe ederlerse, tevbe kapısı onlara da açıktır. (Kul hakkı kısmı hariç) Aslında bu bizi de memnun eder. Eğer bunu yapmazlarsa, herşey bugün olduğunun tam tersine dönebilir. “Malları ganimettir” dedikleri hususlar dâhil. Bugün onları koydukları müslümanların yerine kendileri geçebilir…

 Hâsılı kelâm; 

– “…Eğer sabreder ve takva dairesinde olursanız, onların hilesi size hiçbir zarar vermez. Şüphesiz Allah,onların yaptıklarını çepeçevre kuşatmıştır.”(Âl-i İmrân/120)

– “Evet,siz sabır gösterir ve Allah’tan sakınırsanız, onlar hemen şu anda üzerinize gelseler, Rabbiniz, nişanlı beş bin melekle sizi takviye eder.”(Âl-i İmrân/125)

– “Eğer siz Allah’a (Onun dinine) yardım ederseniz,Allah da size yardım eder, ayaklarınızı sabit kılar.(kaydırmaz)”(Muhammed/7)

***

  • İstifade edilen Kaynaklar
  • Hak Dîni Kuran Dili
  • ALLAH KELÂMI KUR’ÂN-I KERÎM VE AÇIKLAMALI MEALİ
Bu yazı 67 kez okundu