Allah Hakkında Hüsnüzan

Hz. Cabir (radıyallahu anh) anlatıyor: “Resulullah (aleyhissalâtu vesselâm) buyurdular ki: “Sakın  sizden kimse Allah hakkında hüsnüzanda bulunmadan son nefesini vermesin.” [Müslim, Cennet 81, Ebu Davud, Cenaiz 17]

قَالَ رَسُولُ اللّهِ (صلى الله عليه و سلم): قَالَ اللّهُ تَعالى: أنَا عِنْدَ ظَنِّ عَبْدِي بِي .زاد مسلم والترمذي: وَأنَا مَعَهُ إذَا دَعَانِي

Sahiheyn ve Tirmizî’de Ebu Hureyre’den gelen diğer bir hadiste Resulullah şöyle buyurmuştur: “Allah Teala hazretleri şöyle buyurdu: “Ben, kulumun benim hakkımdaki zannına göreyimdir.” Müslim ve Tirmizî’nin rivayetinde şu ziyade vardır: “O bana dua edince ben onunlayım.” [Buharî, Tevhid 35; Müslim, Zikr 1, (2675); Tirmizî, Zühd 51, (2389).]

عن أبى هريرة أيضاً قال: ]قَالَ رَسُولُ اللّهِ (صلى الله عليه و سلم)

إنَّ حُسْنَ الظَّنِ بِاللّهِ تَعالى مِنْ حُسْنِ الْعِبَادَةِ

Ebu Davud ve Tirmizî’de Ebu Hureyre’den gelen bir rivayette, Resulullah (aleyhissalâtu vesselâm)’ın şöyle söylediği kaydedilmiştir: “Allah Teala hakkında hüsnüzan, güzel ibadettendir.” [Tirmizî, Daavat 146; Ebu Davud, Edeb 89]

1- Yukarıda kaydedilen son üç rivayetin üçü de Allah hakkında  hüsnüzanda bulunma hakkındadır. Hepsi de mü’minleri Allah  hakkında hüsnüzanda bulunmaya teşvik etmektedir. Birinci hadiste, ölmezden önce Allah hakkındaki zannımızı mutlaka güzel kılmamız istenir. Bunun niçin gerekli ve ehemmiyetli olduğu müteakip hadislerde belirtilir. Çünkü Allah Teala hazretleri kullarına, kendisi hakında beslediği zanna uygun şekilde muamele edecektir. Çünkü hüsnüzan da başlı başına güzel bir ibadettir.

2- Allah hakkında hüsnüzanda bulunmak demek, istiğfar edince Allah’ın bizi affedeceği, mağfirette bulunacağı,  dua edince icabet edeceği, ibadet  edince mükâfaatta bulunacağı kanaatini beslemek demektir. Halbuki alimler, bu hususta beyne’rreca ve’lhavf tabiriyle ifade edilen ümid ve korkuyu beraber taşımanın esas olduğunu belirtmişlerdir. Yani hakkımızda adaletini tatbik edip layık olduğumuzu verdiği takdirde azaba düşeceğimiz endişesini  yaşayıp devamlı tevbe istiğfar etmeliyiz, yaptığımız tevbe ve istiğfarları Allah’ın kabul edeceğini umarak şevklenmeli, rahatlamalıyız. Bunlardan sadece birinin içimizde galebesi İslamî edebe uymaz. Hatta, Nevevî’nin belirttiği üzere, gençlik ve sağlık halinde korkunun  galebesi müstahsen addedilmiştir. Ancak sadedinde olduğumuz hadise göre, ölüme yakın, ümidin galebe çalmas gerekmekte, hüsnüzan galebe çalmadan son nefesin verilmemesi  ısrarla tavsiye edilmektedir. Bu ısrarın bir sebebi yine Müslim’de kaydedilen bir diğer ihbardır: “Her kul, hangi hal üzere ölürse o hal üzere diriltilecektir.” Yani Allah hakkındaki hüsnüzan üzere  ölen, o hal üzere diriltilecektir.

Bu noktada Hattâbî’nin farklı bir yorumunu da hatırlatmak isteriz:

“Amelleri iyi olan kimseler Allah hakkında hüsnüzanda bulunabilir. Bu sebeple (aleyhissalâtu vesselâm) hadiste sanki: “Amellerinizi güzel kılın da Allah  hakkındaki zannınız güzel olsun, kiimin ameli kötü ise zannı da kötüdür” demek istemiştir.” Rafii de şöyle bir açıklama getirmiştir: “Hadisten, tevbeye ve zulümden vazgeçmeye bir teşvik anlamak da caizdir. Zira bir kimse bunu yaparsa Allah hakkındaki zannı güzelleşir ve rahmetini ümid eder.” Nevevî der ki: “Allah hakkında zannı güzelleştirmenin manası, Allah Teala’nın kendisine merhamet edeceğini zannetmesi ve bunu Allah’ın af ve rahmeti üzerine varid olan ayet  ve hadisleri ve onlarda tevhid ehline vaadedilen af ve mağfireti ve kıyamet günü onların mazhar olacakları rahmeti düşünüp tedebbür ederek bu hususta ümit beslemesidir.”

3- Hadis-i kudsi olarak gelen: “Ben kulumun benim hakkımdaki zannına göreyim…” hadisine gelince: “Bunun Buhârî’de kaydedilen bir veçhi şöyledir: [“Ben, kulumun  benim hakkımda yaptığı zanna göreyim. O , beni zikretti mi onunla beraberim. Eğer o beni nefsinde  zikrederse ben de onu onunkinden daha hayırlı bir cemaat içerisinde zikrederim. O bana bir karış yaklaşırsa ben ona bir  zira yaklaşırım, o bana bir zira’  yaklaşırsa ben ona  bir kulaç yaklaşırım. O bana yürüyerek gelirse ben ona koşarak giderim.”] Bu hadiste ümidin korkuya galip kılınmasına bir teşvik görülmektedir. Bazı alimler buradaki zannı “ilim”le te’vil ederken, bazıları da “yakin” ile te’vil etmiştir.  Böyle olunca mana: “Ben kulumun benim hakkımdaki yakinine, dönüşü bana, hesabı benim üzer ime olacağına dair ilmine, keza benim onun hakkında hayır veya şerden lehine veya aleyhinde vereceğim hükmün reddedilmeyeceğine, benim menettiğimi verecek, verdiğime mani olacak birisinin olmadığına dair kanaatine göreyim” olur.

Kurtubî, el-Müfhim’de der ki: “Kulumun benim hakkımdaki zannı” ibaresinin manası: Vaadinde sadık olan Resulullah’a dayanarak dua edince icabet zannı, tevbe edince kabul zannı, istiğfar edince mağfiret zannı, şartlarına uyarak  ibadet yapınca mükâfaat zannı beslemektir. Bu hususu bir başka hadis te’yid eder: “İcabetten emin olarak Allah’a dua edin.” Kurtubî devamla der ki: “Bu sebepledir ki, kişiye, Allah’ın kabul edip, günahlarını affedeceğine,kani olarak, üzerindeki vecibeleri yerine getirmesi  gerekir. Zira o bunu vaadetmiştir. O vaadinde dönecek değildir. Şayet, yaptığı ibadetleri Allah’ın kabul etmeyeceğine: bu gayretlerinin kendisine fayda vermeyeceğine inanır veya öyle bir zanna düşerse, işte bu Allah’ın rahmetinden yeistir  ve bu büyük günahlardandır. Kim bu hal üzere ölürse, bu hadisin bazı vecihlerinde geldiği üzere, kişi zannına havale edilir. Öyleyse kulum, hakkımda dilediği zanda  bulunsun.” Kurtubî sözünü şöyle bağlar: “Kulun ısrarlı şekilde mağfiret zannında bulunması da halis cehalet ve aldanma olur. Bu inanç kişiyi Mürcie mezhebine götürür.”

İbrahim Canan, Kutub-i Sitte Tercüme ve Şerhi, Akçağ Yayınları: 16/326-327

Bu yazı 22 kez okundu