Allah’a Gönül Koyan Serçe

MENKIBE BU YA… Küçücük serçenin biri yaşadığı bir hadise neticesinde Cenab-ı Allah’a gönül koyar, küser. Öyle derinden küser ki yemeden içmeden kesilir, içine kapanır ama Allah’ı da kimseye şikayet etmez. Öylece suskunluğa gömülmüştür. Yüzünden tebessümler, dilinden şen şakrak sözler uçup gitmiştir. Gel zaman git zaman serçenin bu hali sema ehlinin dikkatini celbeder. Melekler nazarlarını serçeye çevirmiş, onu izlemektedir. Kalbinin derinliklerini vakıf olamadıkları için serçenin halini Cenab-ı Allah’a sorarlar ama Allah cc meleklere mukabelede bulunmaz ve sadece ‘O’nu bana bırakın’ buyurur. Günlerden bir gün serçecik bir dalın üzerinde yine boynu bükük bir vaziyette sessizce durmaktadır. Etrafındaki kuşların şen şakrak hallerini izlemekle meşguldür ki semanın kapıları büyük bir gürültüyle açılır, perdeler kaldırılır, ormanı binlerce melek doldurur. Tabi ki bu atmosfere sadece bizim küçük serçe şahittir. Minik serçenin gözleri korkuyla açılır. Gökten bir nida duyar; ‘Ey serçecik Bana gönül koymandaki sebep nedir?’ Cenab-ı Allah’ın nidası ile irkilen serçecik o güne kadar içinde tuttuğu gözyaşlarını bırakır ve önce doyasıya ağlar. Allah’a karşı sitemkar sözlerde bulunmaktan dolayı utanır ama ikinci bir nida ile başlar içini dökmeye ; “Ey Rabbim halim Sana nigehbandır. Senden ne gizli kalmıştır ki? Şu küçücük kalbime söz dinletemiyorum. Zira derme çatma bin bir zorlukla yaptığım tek göz bir yuvam vardı. Orada kimseciklere zararım olmadan yaşar giderdim. Ama Sen bir fırtına ile yuvamı dağıttın ve o gün bugün ortalıkta kaldım.’’

Cenab-ı Hakk SERÇEYE MUKABELEDE bulunur; ‘’O fırtına ile yuvanın dağıtılmış olmasındaki hikmeti görmek ister misin?’’ Serçe başını kaldırır ve semaya bakar. Gökyüzü bir sinema perdesine dönmüş ve tüm HAKİKATLERİ GÖSTERMEYE başlamıştır. Kocaman bir yılan kayalıklar arasından bizim serçenin yuvasına doğru kıvrıla kıvrıla ilerlemektedir. Tabi serçenin bu yılandan ve onun kirli emellerinden haberi bile yoktur. Yuvasında keyf ü sefa sürmektedir.  Fırtına kopunca yuva darmadağın olur ve serçe toz,duman arasında kendini can havliyle uzaklara atar. Yılan ise oradan oraya sürüklenir Sürüklendikçe önüne gelenleri de yer tabi…Ama sonunda kayalıklardan kopan büyük bir parça yılanın üstüne düşer ve ormanın en büyük yılanı parçalanır! Fırtına, serçenin yuvasını dağıtmış ama hayatını kurtarmıştır. Fırtına, yılanı oradan oraya savurmuş ve sonunda bir kaya parçasını başına geçirip yok etmiştir

BİR AYET

اَمَّا السَّف۪ينَةُ فَكَانَتْ لِمَسَاك۪ينَ يَعْمَلُونَ فِي الْبَحْرِ فَاَرَدْتُ اَنْ اَع۪يبَهَا وَكَانَ وَرَٓاءَهُمْ مَلِكٌ يَأْخُذُ كُلَّ سَف۪ينَةٍ غَصْباً

“Gemi var ya, o, denizde çalışan yoksul kimselerindi. Onu delerek kusurlu hale getirmek istedim. (Çünkü) onların gideceği yerde her (sağlam) gemiyi gaspetmekte olan bir kral vardı’’ | Kehf/79 | Malumunuz Hz Musa as ile Hz Hızır’ın yolları kesişir. Ki bu da Hz Musa’nın talebi ve duası neticesinde vaki olur. Fakat bu buluşmaya karşı Hz Hızır as şöyle karşılık verir ; ”O kul, “Doğrusu sen benimle beraberliğe sabredemezsin, (iç yüzünü) kavrayamadığın bir şeye nasıl sabredersin?” dedi.’’ | Kehf/68 | Çünkü Hz Musa şeriat sahibi Ulu’l Azm Peygamberlerden biridir ama hadise zahirinin çok ötesinde pek büyük hikmetler barındıran bir düzlemde ilerlemektedir. Bu hikmetlere Hz Musa as bile muttali değildir. Hadisenin zahiri ile batını arasında dağlar kadar fark vardır. Zahirde gemiler batmakta ama hakikatte gemiler korunmaktadır!

ÂHİRZAMAN HADİSELERİ yeryüzünün görüp görebileceği en büyük ve en umumi fitneli dönemdir. Çünkü hadiseler ‘TÜM PEYGAMBERLERİN ÜMMETLERİNİ KORKUTTUĞU DECCAL ile ‘ALLAH NURUNU TAMAMLAYACAKTIR’ ayetinde ifade edilen hakikatlerin ‘KAPIŞACAĞI’ noktaya doğru hızla ilerlemekte, ilerledikçe de baş döndürmektedir. Hadiselerin arka planına muttali olmak da ‘serçelerin’ karı olmadığı gibi vazifesi de değildir. Çünkü kader ‘imtihan’ sırrını tüm şiddetiyle muhafaza edecektir. Kader kimseye zulmetmez. Çünkü kimsenin evini, yuvasını dağıtmasına ihtiyacı yoktur. Allah alemlerden müstağnidir. Kullarından bir şey almaya muhtaç değildir. Lakin kulları O’nun rızasına ermek için imtihanlara maruz kalmaya muhtaçtır. Evinde oturup duran serçe uçmayı öğrenemez. Serçelere uçmayı öğreten şey peşlerine takılan avcı kuşlarıdır. Bir yılan bir serçeyi yok etmeye and içmiş ve serçenin bundan haberi yoksa o anda çıkan fırtınanın adı Cebr-i Kader’dir. Çünkü hiçbir serçe hadisenin arka planına muttali olamadığı gibi hiçbir kuş da keyfini bozup yuvasından ayrılmaz.

BİR FIRTINA Kİ dünyayı dağıtıp ahireti imar eder.
BİR FIRTINA Kİ iki adım öteye gidemeyecek tohumları geniş vadilere savurur.
BİR HİKMET Kİ gemiyi batırır ama Kral’a teslim etmez!

Bu yazı 29 kez okundu