PEYGAMBERLER HAKKINDA ALLAH’IN YASASI BAZI KERELER DE ZAFER ŞUNUN İÇİN GECİKİR:
| Fî Zılâl’il Kur’an | Seyyid Kutub |
| Yusuf Sûresi 109 ve 110.ayetlerin Tefsiri |
.. Peygamberler noktasında Allah’ın yasasına ve de kimi geçmiş toplumların sonlarına ilişkin Allah’ın yeryüzündeki kanıtlarına dikkat çekiliyor.
Hz. Muhammed [ﷺ] , -salât ve selâm üzerine olsun- peygamberlerin ilki değildir. Onun getirdiği şeriat da, şeriatların ilki değildir. İşte, daha önceleri Allah’ın peygamberini ve şeriatını yalanlamış olanların sonlarına ilişkin kanıtlar yeryüzünde halâ apaçık durmaktadır:
وَمَٓا اَرْسَلْنَا مِنْ قَبْلِكَ اِلَّا رِجَالًا نُوح۪ٓي اِلَيْهِمْ مِنْ اَهْلِ الْقُرٰىۜ اَفَلَمْ يَس۪يرُوا فِي الْاَرْضِ فَيَنْظُرُوا كَيْفَ كَانَ عَاقِبَةُ الَّذ۪ينَ مِنْ قَبْلِهِمْۜ وَلَدَارُ الْاٰخِرَةِ خَيْرٌ لِلَّذ۪ينَ اتَّقَوْاۜ اَفَلَا تَعْقِلُونَ
–Senden önce gönderdiğimiz tüm peygamberler de, çeşitli şehirlerin halklarından seçerek kendilerine vahiy indirdiğimiz erkekler idi. Onlar yeryüzünde gezerek; kendilerinden önceki inkârcı milletlerin sonunun nasıl olduğunu görmüyorlar mı? Kötülükten kaçınanlar için ahiret yurdu, dünyadan daha hayırlıdır. Bunu düşünemiyor musunuz? [Yusuf Sûresi(12) 109. Ayet]
•Geçmişteki bu insanların bıraktıkları izleri gözlemlemek, yürekleri tir tir titretecek, en katı insanların yüreklerini bile ürpertecek bir iştir.
•Geçmişteki bu insanların hareketlerini, barınaklarını ve telaşlarını bir film şeridi gibi gözünüzün önüne getirin!•Düşünün onlar da bir zamanlar hayattaydılar!
•Bu yerlerde gidip gelip dolaşıyorlardı.
•Korkuyorlardı, umutlar taşıyorlardı.
•Onlar da hırs doluydular.
•Kendilerince bir yerlere varabilmek için didiniyorlardı… Ama derken, derin bir sessizliğe gömülüp gidiverdiler. Ne duyguları kaldı, ne de hareketleri!
•Bakın, onlardan kalan şu harabelerde, in-cin top oynuyor şimdi!
•Yokluğa karışıp gidiverdiler!
•Kendileriyle birlikte duyguları, kafalarında çizdikleri dünyaları, düşünceleri, hareketleri ve barınakları da yok olup gidiverdi!
•Gözlerde büyüyen, gönüllerde ve duygularda taht kuran dünyaları, kendileriyle birlikte yokluğa karışıverdi!.. İnsan gaddarın, aymazın, acımasızın teki bile olsa, tüm bunları İBRET GÖZÜYLE düşündüğünde, yüreği ister istemez ürperip titreyecektir.
Bu nedenledir ki, Kur’an yer yer insanları ellerinden tutarak, onları geçmiş toplumların akıbetlerini ibret gözüyle seyrederek şöyle bir düşünmeye özendirmektedir:
“Senden önce gönderdiğimiz tüm peygamberler de, çeşitli şehirlerin halklarından seçerek kendilerine vahiy indirdiğimiz erkekler idi.”
Daha önceki peygamberler de, ne melektiler, ne de bambaşka bir yaratık! Onlar da tıpkı senin gibi bir insandılar! Daha olgun, daha görgülü, daha nazik olabilmeleri için tıpkı senin gibi onlar da, Bedeviler arasından değil, şehirliler arasından seçilmiş birer insandılar!.. Çağrı ve doğru yola eriştirme noktasında sana verilen misyonun güçlüklerine karşı dayan! Kendilerine vahiy indirilmemiş erkeklere ilişkin Allah’ın yasası gereğince, senin mesajın da sürüp gidecektir…
“Onlar yeryüzünde gezerek kendilerinden önceki inkârcı milletlerin sonunun nasıl olduğunu görmüyorlar mı?”
Kendi sonlarının da onların sonlarından farksız olacağını kafalarına yerleştirsinler! Daha önceki toplumların bıraktıkları izlerde apaçık görülen Allah’ın yasası, onlar için de aynen geçerli olacaktır. Onların da yeryüzündeki akıbetleri, bir gün buradan çekip giderek tarihe gömülmek olacaktır:
“Kötülükten kaçınanlar için ahiret yurdu, dünyadan daha hayırlıdır.”
Onlar için ahiret yurdu, sonsuz bir yaşamın sözkonusu olamayacağı bu dünyadan daha hayırlıdır.
“Bunu düşünemiyor musunuz?”
Allah’ın geçmiş toplumlara ilişkin yasasını hiç düşünmüyor musunuz?
Bunu bir türlü anlayamıyor musunuz ki, halâ üçbeş günlük dünyanın sınırlı güzelliklerini, ahiret yurdunun bitimsiz güzelliklerine yeğlemekte direniyorsunuz?

Ardından peygamberlerin yaşamında, hiçbir gecikme hiçbir görmezlikten gelme olmaksızın Allah’ın yasasının işleyeceği, ALLAH’IN VAADİNİN GERÇEKLEŞECEĞİ o belirleyici anın öncesindeki, o ÇETİN ve SIKINTILI SÜRECİN anlatımına geçiliyor:
حَتّٰٓى اِذَا اسْتَيْـَٔسَ الرُّسُلُ وَظَنُّٓوا اَنَّهُمْ قَدْ كُذِبُوا جَٓاءَهُمْ نَصْرُنَاۙ فَنُجِّيَ مَنْ نَشَٓاءُۜ وَلَا يُرَدُّ بَأْسُنَا عَنِ الْقَوْمِ الْمُجْرِم۪ينَ
–Gönderdiğimiz peygamberler, ümmetlerinden iyice ümit kestiklerinde ve kesinlikle yalancı sayıldıkları sonucuna vardıklarında, kendilerine yardımımız erişiverdi de dilediklerimiz ortak azaptan kurtarıldı, fakat hiç kimse ağır suçlulardan şiddetli azabımızı savamaz. “ [Yusuf Sûresi(12) 110. Ayet]
•Peygamberlerin yaşamındaki dayanılmazlığın, üzüntüleri ve sıkıntının dozu canlı olarak gözlerimizin önüne seren korkunç bir tablodur bu.
•O peygamberler ki inkârcılıkla, bağnazlıkla, inatçılıkta direnmekle yüzyüze gelirler.
•Onlar çağrılarını sürdürürken günler gelip geçmekte ve çağrılarına çok az bir insan topluluğu dışında hiç kimse olumlu bir cevap vermemektedir.
•Yıllar gelip geçmektedir ama batıl halâ güçlüdür, batıl yanlıları halâ çoğunluktadır.
•Mü’minler ise, sayıca az oldukları gibi, güç açısından da halâ zayıftırlar.
ZOR MU ZOR BİR DÖNEMDİR BU..
•Batıl azıtmakta, azgınlaşmakta, kudurmakta ve acımasızlaşmaktadır.
•Peygamberlerse, yeryüzünde kendileri için henüz gerçekleşmemiş Allah’ın vaadinin bekleyişi içindedir. Yüreklerinde kuşkular kımıldamaya başlamıştır.
•Bir yalancı konumuna mı düşecekler ne?
•Bu dünya hayatında ZAFER UMMA NOKTASINDA HİÇ BİR ÜMİT KALMADI mı ne?
•Üzüntü, darlık ve sıkıntılar bir insanın asla güç yetiremeyeceği bir noktaya ulaşmadıkça peygamberlerin böylesi bir tutum içine düşmeleri düşlenemez!
Bu noktada, bir başka ayeti daha hatırlıyorum ister istemez:
“Sizden önce gelenlerin durumu sizin başınıza gelmeden cennete gireceğinizi mi zannettiniz? Peygamber ve onunla birlikte mü’minler: “Allah’ın yardımı ne zaman?” diyecek kadar DARLIĞA ve ZORLUĞA uğramışlar ve sarsılmışlardı“… (Bakara Sûresi 214)
Gerek bu ayeti, gerekse şu an açıklamasını yaptığımız ayeti ne zaman okumuşsam, hep aynı ürpertiyi yaşamışımdır.
- Peygamber de bu denli bir noktaya varan o dehşetengiz korkuyu;
- ayette sözü edilen türden duyguların satır aralarında gizli o korkuyu;
- peygamberi bile bu denli sarsabilen o çökertici üzüntüyü;
- peygamberin o andaki psikolojik durumunu; yaşadığı dayanılmaz acıları düşlemek tüylerimi diken diken etmiştir hep…
- KARAMSARLIĞIN ve ÜZÜNTÜNÜN iyiden iyiye çöreklendiği, peygamberlerin BÜTÜNÜYLE DARA DÜŞTÜKLERİ, tüm ENERJİLERİNİ SON DAMLASINA DEK TÜKETTİKLERİ BİR ANDIR BU!
- İşte tam o anda Allah’ın yardımı tümüyle, kesinkes ve belirleyici bir biçimde geliverecektir!
Evet, işte tam böylesi bir anda: “Kendilerine yardımımız erişiverdi de, dilediklerimiz orta azaptan kurtarıldı, fakat hiç kimse ağır suçlulardan azabımızı savamaz.”
İşte davet konusunda Allah’ın yasası budur.
Sıkıntılar mutlaka olacaktır.
Üzüntüler sonucunda ümitlerin yitirildiği anlar mutlaka olacaktır. Çabaların, enerjilerin son damlasına varana dek harcandığı, artık takatin hiç kalmadığı bir noktaya mutlaka gelinecektir.
İnsanların ilgisini çeken tüm GÖRÜNÜRDEKİ nedenlerden ÜMİT KESİLDİĞİ anda Allah’ın yardımı yetişiverecektir.
Allah’ın yardımı gelecek ve kurtuluşu hak edenleri kurtaracaktır. Onlar, artık yalanlayanların başına musallat olan mahvolma tehlikesinden kurtulacaklardır.
Zorbaların onlara yönelik baskı ve sindirme girişimlerinden kurtulacaklardır.
O ağır suçluları, Allah’ın şiddetli azabı yakıp kavuruverecektir. Allah’ın şiddetli azabı karşısında ellerinden hiçbir şey gelmeyecektir.
Bu sayede yerle bir olacaklar ve kökleri kazınacaktır.
Hiç kimse, hiçbir yardımcı onları Allah’ın azabına uğramaktan kurtaramayacaktır.
Bu, zaferin öyle son derece UCUZ OLMAMASI içindir. Zafer böylesine ucuz olsaydı, dava için çalışmak da bir çocuk oyuncağı olurdu. Zafer bu denli ucuz olsaydı, her gün bir yığın sahte dava adamı türerdi.
Mahiyet sıfır ya da çok az olacağı için, bir yığın insan dava adamı kesiliverirdi!
Oysa İslâm davasının bu denli anlamsız ya da çocuk oyuncağı olabileceği düşünülemez. Zira İslâm davasının içeriğinde, insanlık yaşamı için kurallar ve bir sistem vardır.
Bu davanın sahte dava adamlarından özenle korunması gerekir. Zira sahte dava adamları, bu davanın sıkıntılarını omuzlayamazlar. Bu sebepledir ki, onlar dava için çalışma noktasında son derece çıtkırıldım tiplerdir.
Biraz çalışıp bu işi göremeyeceğini anladıklarında, davayı falan bir kenara bırakıverirler. Dolayısıyla kimin haktan, kimin batıldan yana olduğunu ayırdetme noktasında, ayetlerde sözü edilen sıkıntılar sözcüğün tam anlamıyla bir mihenk taşıdır.
Zira bu sıkıntılara, ancak davalarına gerçekten yapışmış, gerçekten samimi insanlar katlanabilirler. O insanlar ki, İslâm davası için mücadele etmekten, her ne olursa olsun geri kalmazlar. BU DÜNYADA ZAFERE ULAŞAMAYACAKLARINI BİLE DÜŞÜNSELER, mücadelelerini yılmaksızın sürdürürler!
İSLÂM DAVASI ; “Bakarsınız şu yeryüzünde belirli de olsa biraz bir şeyler kazanabiliriz! Ama baktık ki olmadı, bu işten vazgeçer, daha çabuk ve daha iyi kazanabileceğimiz başka bir işe atılırız!” vb. türden hesaplar yapmaya elverişli, kısa vadeli bir ticaret değildir! Hangi zaman ve hangi mekânda olursa olsun, Allah’ın dışında bir otoriteye boyun eğip tabi olmayı yeğlemiş cahiliye toplumlarında insanları Allah yoluna davet etmeye soyunan bir kimse, daha işin başındayken kendisini hiç de rahat bir yolculuğun beklemediğini kafasına koymalıdır.
- Kısa vadeli maddi bir ticaret peşinde olmadığını da kafasına yerleştirmelidir!
- GÜCÜ ve PARAYI ELLERİNDE BULUNDURAN tağutlarla mutlaka karşı karşıya geleceğini bilmelidir!
- O tağutlar ki, KİTLELERİ DOLDURUŞA GETİRMEYİ, onlara KARAYI AK, AKI da KARA GÖSTERMEYİ çok iyi becerirler…
Yine İSLÂM DAVETÇİLERİ ; İslâma davetin pek çok zorluğu omuzlamayı gerektirdiğini, cahili direnişe karşı böyle bir misyon üstlenmenin birçok sıkıntıya katlanmayı gerektirdiğini bilmek durumundadırlar.
Her kuşakta gözlendiği üzere, başlangıçta bu davaya ezilenlerin kitlelerin değil, ancak ve ancak BU DİNİN GERÇEKLERİNİ KENDİ RAHATLARINA ve BU DÜNYANIN TÜM NİMETLERİNE yeğleyen BİR AVUÇ SEÇKİN İNSANIN gireceği de unutulmamalıdır.
Başlangıçta bu davayı üstlenen sözkonusu seçkin grubun sayısı ise, öteden beri hep azdır. Ancak, AMA UZUN AMA KISA SÜREN BİR CİHADIN ARDINDAN Allah, onlar ile toplumları arasında hak olarak kendi HÜKMÜNÜ VERECEKTİR.
İşte o gün kitleler de akın akın Allah’ın dinine gireceklerdir. Yusuf kıssasında, -kuyuda, başvezirin evinde, hapiste- binbir türlü sıkıntıyla karşılaştık. İnsanların yardımından umut kesilmesine de değişik biçimleriyle tanık olduk.
Neticede ise, -Allah’ın gerçek vaadine uygun bir biçimde- mutlu sonun ancak sakınanlar için sözkonusu olduğunu gördük. Yusuf kıssası, peygamberlere ilişkin kıssaların bir örneğidir.
Bu kıssa, DÜŞÜNENLER İÇİN İBRET DOLUDUR.
Yine bu kıssada Kur’an’dan önceki kutsal kitaplardaki bilgileri -Hz. Muhammed [ﷺ] ile bu kitaplar arasında doğrudan bir bağ bulunmamasına karşın onaylama sözkonusudur.
Hazreti Muhammed’in bu sözleri, düzmece bir sözler dizisi değildir. Zira uydurmaca sözlerin ne birbirleriyle tutarlılık göstermesine olanak vardır, ne insanları doğru yola ulaştırmasına, ne de inanan yürekleri rahatlatıp merhametle doldurmasına!
لَقَدْ كَانَ ف۪ي قَصَصِهِمْ عِبْرَةٌ لِاُو۬لِي الْاَلْبَابِۜ مَا كَانَ حَد۪يثًا يُفْتَرٰى وَلٰكِنْ تَصْد۪يقَ الَّذ۪ي بَيْنَ يَدَيْهِ وَتَفْص۪يلَ كُلِّ شَيْءٍ وَهُدًى وَرَحْمَةً لِقَوْمٍ يُؤْمِنُونَ
– Sağduyuluların, peygamberlere ilişkin hikâyelerden alacakları ibret dersleri vardır. Bu Kur’an bir düzmece sözler dizisi değildir. Tersine O, kendisinden önceki kutsal kitapları onaylayan, her şeyi ayrıntılı biçimde anlatan, mü’minler için doğru yol kılavuzu ve rahmet olan gerçek bir ilahi kitaptır. [Yusuf Sûresi(12) 111. Ayet]
•Böylece, kıssanın başlangıç ve bitiminde bir uyum gözlendiği gibi, surenin başlangıç ve bitiminde de bir uyum gözleniyor.
•Kıssanın gerek başına, gerek sonuna, gerekse ara bölümlerine yerleştirilmiş değerlendirme ayetleri de kıssanın konusu, anlatım tarzı ve ifadeleriyle tamamen uyum içerisindedir. Böylece dini amaç tümüyle gerçekleştirilmiş bulunuyor.
Fî Zılâl’il Kur’an | Seyyid Kutub
Yusuf Sûresi 109 ve 110.ayetlerin Tefsiri

ALLAH KELÂMI KUR’ÂN-I KERÎM VE AÇIKLAMALI MEALİ (Ali Ünal) adlı eserde ilgili ayetler aşağıdaki şekilde tercüme edilmiştir.
•109. Senden önce gönderdiğimiz rasûller de başka değil, ancak memleketler ahalisi içinden çıkmış ve vahye mazhar kıldığımız birtakım erkeklerdi. Acaba (şu müşrikler) yeryüzünde seyahat edip, onlardan önce gelen (ve küfür veya şirkle birlikte zulümde ve fısk u fücurda diretip de helâk edilmiş bulunan) toplulukların âkıbetleri nasıl oldu, hiç bakmazlar mı? (Dünyanın ve dünya nimetlerinin faniliği ortada. O halde,) kalbleri Allah’a saygıyla dopdolu olan ve O’na karşı gelmekten sakınanlar için hayırlı olan elbette Âhiret yurdudur. (Ey insanlar!) Halâ akletmeyecek, gerçeği görmeyecek misiniz?
•110. Öyle oldu ki, (daha önce helâk edilmiş bulunan topluluklara gelen) rasûller, (o toplulukların inkârda, zulümde ve fısk u fücurda diretmeleri karşısında,) her şey böyle gidecek galiba diye sanki ümitlerini yitirme noktasına geldikleri ve bütün bütün yalanlandıklarına âdeta kanaat getirdikleri bir anda kendilerine yardımımız ulaşıverdi. İşte Biz böyle dilediğimizi kurtarırız; hayatları günah hasadından ibaret suçlulardan ise zorlu baskınımız asla geri çevrilmez.
•111. Bütün o rasûllerin kıssalarında gerçek akıl ve idrak sahipleri için üzerinde durulup düşünülmesi gereken bir ibret vardır. Bilin ki Kur’ân, uydurulmuş bir söz değildir. O, kendinden önce gönderilmiş bulunan (İlâhî) kitapları (aslî halleri, halâ ihtiva ettikleri gerçekler ve İlâhî kaynakları itibariyle) tasdik eder (ve esasen onlar da Kur’ân’a delildir). Ayrıca o, açıklanması gereken her şeyi açıklar ve imana, imanda derinleşmeye açık kimseler için de baştan sona bir hidayet kaynağı ve çok büyük bir rahmettir. [Yusuf Sûresi]
BAZI KERELER DE ZAFER ŞUNUN İÇİN GECİKİR:
İslam ümmetinin karşısında bulunan şer kuvvetleri arasında bir takım hayır kalıntıları bulunabilir. Ve yüce Allah hayrın şerden bütünüyle ayrılarak saf hale gelmesi için şerri ayırtmak ister. Ve böylece şerrin tek başına yok olup gitmesini, beraberinde bir tek zerre hayrı da götürmemesini ister. Ve bunun için Müslümanların zaferi gecikir.
Zaferin gecikmesinin bir başka sebebi de islam ümmetinin karşılaştığı kimselerin apaçık batıl olduğu, bütünüyle halk tarafından anlaşılmaz.
Şayet müminler onları yenecek olurlarsa onlar aldatılmış kitlelerden kendilerine bazı yardımcılar bulabilirler.
O aldatılmışlar bunların fenalığını bilmez, yok olmaları gerektiğini kabul etmez.
Bu durumda gerçeği görmemiş olan iyi ruhlu kimselerin içinde bu batıl ehlinin uzantıları kalabilir. Ama Allah batılın, batıl olarak halkın gözleri önünde açığa çıkmasını ve giderken kökten yıkılıp gitmesini, bir daha onun yok oluşuna üzülecek kimsenin, kalmamasını istemektedir de o yüzden zafer gecikmektedir.”
Seyyid Kutub Külliyatı On Cilt
1.Cilt Syf : 167. Hikmet Neşriyat