Ebû Hüreyre (radıyallâhu anh) anlatıyor: “Resûlullah(aleyhissalâtü vesselâm) buyurdular ki:
الدُّنْيَا سِجْنُ المُؤْمِنِ، وَجَنَّةُ الكَافِرِ . أخرجهُ مسلم والترمذي .
“Dünya, mü’mine hapishâne, kâfire cennettir.” [Müslim, Zühd 1, (2956); Tirmizî, Zühd 16]
Hadiste dünya, mü’minler için bir hapishane olarak değerlendirilmiştir. Âlimler, bu hükmün âhirete nisbetle verildiğini, yani, mü’mine Rabblerinin âhirette hazırladığı cennete nisbetle, dünya hayatının bir hapishane hükmünde kaldığını belirtirler. Dünyanın kâfir için cennet olması da, yine âhirette karşılaşacağı cehennem azâbına nisbetledir Bazı âlimler, hadise şöyle bir açıklama da getirmişlerdir: “Mü’min iradesiyle, nefsini dünyevî lezzetlerden uzak tutmuş, böylece sanki kendini bir nevi hapse tâbi kılmıştır. Kâfir ise, nefsini şehevâta salmış, böylece dünya ona cennet gibi olmuştur.” […]
Münâvî, hadisi açıklama sadedinde şu menkîbeyi nakleder: “Anlattıklarına göre, Hâfız İbnu Hacer, Kâdı’il-Kudât iken, bir gün etrafını saran büyük bir cemaatle, haşmetli ve güzel bir hey’ete bürünmüş halde pazara uğrar. Derken kılık kıyafeti pejmürde, eskimiş ve yağlara bulanmış bir elbise içerisinde sıcak zeytinyağı satan bir yahudi, kendisine doğru yaklaşıp atının yularından tutar ve: “Ey Şeyhülislam, inanıyorsun ki, Peygamberiniz: “Dünya mü’mine hapishâne, kâfire cennettir” demiştir. Sen hangi hapistesin ve ben nasıl bir cennetteyim?” der. İbnu Hacer şu cevabı verir: “Ben, Allah’ın bana âhirette hazırladığı nimetlere nisbetle, hâl-i hazırda sanki -(şu dünyevî saltanatıma rağmen)- hapiste gibiyim. Sen de, sana âhirette hazırlanan azâba nisbetle, cennette gibisin!” Yahudi, bu cevap üzerine Müslüman olur.”
El-Askerî, el-Emsâl adlı kitabında hadisin vürud sebebiyle ilgili bir ziyadede bulunur: “Âmir İbnu Atâiyye der ki: “Selmân-ı Fârisî’yi gördüm, yemeğe karşı çekingendi. Dedi ki: “Resûlullah(aleyhissalâtü vesselâm): “Kıyamet günü en uzun müddet aç kalacak olanlar, dünyada çok yiyenlerdir. Ey Selmân, dünya mü’minin hapsi, kâfirin cennetidir” buyurmuştur. İbnu Ömer (radıyallâhu anh)’den yapılan bir rivâyette şöyle buyurmuştur: “Ruhu cesedinden çıkan (ölen) bir mü’minin misâli, hapiste iken çıkıp, yeryüzünde istediği gibi gezip dolaşan, dilediği şekilde ferahlayan kimsenin misâlidir.”
İbrahim Canan, Kutub-i Sitte Tercüme ve Şerhi, Akçağ Yayınları:7/241-242