Hocaefendi Kestanepazarı’nda idarecilik yaparken talebeleri çok sever, bir o kadar da onları korumak, geleceğe iyi hazırlanmalarını sağlamak için onları sıkı bir disipline, takibe tâbi tutardı. O günkü şartlarda, çocukların boş zamanlarını, hafta sonu, sömestir hatta yaz tatillerini bile onların yetişmeleri adına nasıl değerlendirebileceğini planlıyor, bu konuda büyük bir çaba harcıyordu. Çünkü okul sezonunda ilmi, irfanı artan, müspet manada kazanımlar edinen öğrencilerin, tatilde maddi, manevi gerilediklerini müşahede etmekteydi. Onun için öğrencileri boş bırakmak istemiyor ve onları farklı aktivitelerle meşgul etmeye çalışıyordu.
Hocaefendi’nin Kestanepazarı talebelerine, okul derslerinin dışında önemle üzerinde durduğu ve sık sık uyguladığı faaliyetlerden biri de “tehzîb-i ahlâk”, yani ahlâkı güzelleştirici dersler, nasihatler ve sohbet seminerleriydi. Bu ders ve nasihatlerde samimi ifadelerle talebelerin kalp ve akıllarına hitap ederek onları bir kısım faydalı noktalara yönlendirmeyi, zararlı şeylerden de korumayı hedefliyordu. Yurtta kalan talebeler cuma akşamından servislerle evlerine gidiyor ve hafta sonlarını aileleriyle geçiriyorlardı. Hocaefendi onların Cuma akşamı da kalmaları ve tehzib-i ahlak derslerine katılabilmeleri için o gün akşamına ‘hamsi’ yaptırıyor, çocuklar da o akşam hem nefis bir yemek yiyor hem de derse kalıp ertesi günü evlerine gidiyorlardı.
Bir cuma akşamı ders için sınıfa girdiklerinde çocukların gardının düşük olduğunu gören Hocaefendi “Ne oldu çocuklar?” diye sorunca, onlar da “Hocam, aşçı bu akşam hamsi değil de mercimek çorbası yapmış, onu içtik.” demişlerdi. Buna üzülen Hocaefendi çocuklara “Gelin, size öyle bir hamsi tarifi vereyim ki onu uygularsanız hayatınız boyunca sanki hamsi yemiş gibi lezzet ve tat alırsınız.” der. Çocuklar heyecanlanır ve Hocaefendi’nin tarifini beklemeye başlarlar.
– H? Bu H nedir çocuklar? Hepsi bir şeyler söyler.
Fakat Hocaefendi:
– H, hedef demektir. Hayatta yüksek bir hedef edinmelisiniz. Eğer gaye-i hayal olmazsa veya tenasi edilse, ezhân enelere döner yani yüce bir hedefi olmazsa, kişinin zihni sürekli kendi benliği etrafında dolanır, durur.
Hocaefendi A harfine gelir ve çocuklara:
– Peki A nedir? diye sorar. Çocuklar yine farklı farklı cevaplar verirler. Onların cevabı bitince Hocaefendi:
– A, azim demektir. Hedefiniz ne ise ona ulaşmak için azimli, gayretli ve kararlı olmalısınız.
Hocaefendi devam eder:
– Ya M nedir? Çocuklar mücadele, müzakere vs. şeyler söylerler. Hocaefendi ise:
– Aklınıza mücadele gelebilir fakat bize göre hayat cidal değil, yardımlaşma, uhuvvet ve kardeşliktir. Bu M, mücahede demektir. Yani içteki, nefisteki engellerle kavga verip onları aşmaktır. Tembelliği bırakıp çalışmak, mâniler karşısında yılmamaktır.
Hocaefendi sormaya devam eder:
– Peki S nedir sizce?
Çocuklardan ‘sabır, sebat’ gibi cevaplar gelir.
Hocaefendi:
– Her ikisini de kabul ediyorum. S, sabır ve sebat demektir. Mücadelenin en temel disiplini sabırlı olmak ve sebat etmektir. “Men sabara zafera/ Kim sabrederse başarıya ulaşır.”
Son olarak İ harfi kalmıştır. Hocaefendi yine çocuklara sorar:
– İ sizce nedir? Çocuklardan bazıları inanç, bazıları istikamet vs. deseler de Hocaefendi şu açıklamayı yapar:
– İ, istişare demektir. Yani iki kişinin aklı, tek kişiden; üç kişinin aklı, iki kişiden daha faydalı şeyler üretir. Dâhi dahi olsanız hayatınızın her merhalesinde, her konuda istişare etmeli ve bir bilene danışmalısınız.
Bu gibi akli, mantıki, ilmî izahlarla konuları çocuklara izah eder ve ‘hamsi’nin tarifini yapar. Hatta latife yoluyla hamsinin Arapça ‘hams’ yani ‘beş’ rakamını andırdığını, dolayısıyla beş nokta açısından hamsinin tarifinin bu olduğunu söyler. Böylelikle çocuklar hamsi yiyememenin üzüntüsünü hamsi tarifiyle unutup, manevi ve tatlı bir akşam dersi dinlemiş olurlar. Hocaefendi bu tariften sonra onlara kendi hazırladığı hamsiyi de ikram eder. Evet, tam da yetişme çağında; istidat ve yetenekleriyle taptaze, gelişmeye ve yetiştirilmeye müsait kabiliyetli çocuk ve gençleri, hoşlarına gidecek faydalı ve öğretici hobilerle meşgul etmek, onların zamanlarını değerlendirmek ve boş bırakmamak büyük önem taşır. Zira bu şekilde onları iyi, güzel ve hayırlı işlere yönlendirerek kötü yollardan korumak, dün olduğu gibi bugün de en mühim meselelerden biridir.
Eser: GÜLEN AN(I)LAR Hocaefendi’den Güldüren ve Düşündüren Anekdotlar Sayfa: 129-131 Yazar: Numan Yiğit @NumanYiit9 (Süreyya Yayınları)