Haset, Liyakat ve Hakikatin Üstünlüğü

93 Harbi denilen savaşların Yahniler Muharebesinden üç gün önce yapılan çarpışmaları denetleyen Gazi Ahmet Muhtar Paşa, aksakallı bir binbaşının kahramanlıklarını görür. Birkaç gün sonra bir kaymakam tayini gerekir. Yanındaki yetkililere harp hattında gördüğü kahramanca mücadele eden aksakallı binbaşının kim olduğunu sorar. Muhtar Paşa’nın bahsettiği kişinin 5. Ordunun Halep redif taburu binbaşısı Habip Bey olduğu anlaşılır. Savaşlar sırasında dişe dokunacak bir iş yapmayan alayın kaymakamı olan Şamlı Ali Bey, Muhtar Paşa’ya gelerek Habip Bey’in vazife bilmez, tembel, cahil, ahlaksız bir adam olduğunu ve terfi etmemesi gerektiğini anlatır. Muhtar Paşa, gözleriyle gördüklerinin tersini söyleyen Şamlı Ali Bey’i huzurundan çıkarır ve Habip Efendi’yi kaymakam tayin ederek Habip Bey yapar. Meğer Şamlı Ali Bey, kendisi vazife bilmez, tembel, cahil, ahlaksız bir adammış. Habip Bey ise yağcılığı, dalkavukça hareketleri yapmadığından Şamlı ona içinde haset beslermiş. Bunun için terfisini engellemeye çalışmış. Habip Bey, kaymakam tayin edildikten birkaç gün sonra başlayan Yahniler muharebesinde Aladağ mevkiinde düşmana kahramanca taarruz etmiş, göğsüne isabet eden bir kurşunla şehadet şerbetini içmiştir. (Başımıza gelenler, Ahmet Arif Tercüman yayınları, cilt: 2, sayfa 597)

Bu tarihî hadise, hasedin insanı nasıl haksızlığa sürüklediğini, liyakatin ise sözle değil, yapılan işle ortaya konulduğunu göstermektedir. Habip Bey, dalkavukluk ve yağcılığa başvurmadan vazifesini hakkıyla yerine getirirken Şamlı Ali Bey, kendi eksikliklerini örtmek için onun yükselmesini engellemeye çalışmıştır. Bediüzzaman Hazretleri, Mektubat’taki 22. Mektup’ta hasedin insanın kendi ruhunu yaralayan, kardeşlik hukukunu bozan bir hastalık olduğunu anlatır. Fethullah Gülen Hocaefendi de Sükûtun Çığlıkları adlı eserinde hasedi, başkasının sahip olduğu güzellikleri ve başarıları hazmedememe şeklinde ele alır. Oysa mümin, başkasının başarısından rahatsızlık duymak yerine onu takdir etmeli; kendi eksiklerini gidermek için gayret göstermelidir. İnsanları şahsî kanaatlere, dedikodulara ve menfaat ilişkilerine göre değil, liyakat ve adalet ölçülerine göre değerlendirmelidir. Unutulmamalıdır ki başkasının yıldızını söndürmeye çalışmak insanı yükseltmez. Bir insanın gerçek değeri, başkalarını küçültmesiyle değil, kendi vazifesini hakkıyla yapmasıyla ortaya çıkar. Habip Bey’in kahramanlığı ve Şamlı Ali Bey’in hasedi, bu hakikatin tarihe düşülmüş ibretlik bir örneğidir.

Bu yazı 4 kez okundu