Yozlaşma, sarîdir, işlektir. “Birazcık olsun canım!” yaklaşımı tekâmülün bütün imkân kapılarını kapar ve bir başka süreç zarurî olarak başlar. Yozlaşmada taviz diye herhangi bir şeyinizi değil, kişiliğinizi ve ruhunuzu verirsiniz. Ve yozlaşma uyuşturucu kullanmaya benzer; kullandıkça duyarlılığınız azalır. (Ahmet Selim-ZAMAN)
***
Sen güzellikle sözünü söylersin. Arif olan ders alır, cahil olan tavır. (Hacı Bektaş Veli)
***
“Bildiklerimi söylersem bazı şeyhlerin sözlerine uymayacak. Susarsam, hakkın batılla karışmasına izin vermiş olacağım. İzhar etmek mecburiyetindeyim.” (Mektubat-ı Rabbanî). Hürmet, tenkide mani değildir.
***
“Maddî esbaba tevessül”ün çok sınırlı olduğu haller vardır. […] “Dua mı edelim?” denilecek. “Dua” o kadar küçük görülmemeli, tabii ki dua edilmeli. Ama başka bir husus var: Dua için de, önce “manevî liyakat” temeli lazım. […] Bunun lüzumunu ve kıymetini anlarsak, inanın ki maddeye tasarrufumuz da daha mantıklı ve başarılı olur. (Ahmet Selim-ZAMAN)
***
Adı açıklanmayan ululardan biri, gece Rabb’in divanında, kendinden geçmiş bir halde ibadet ederken şöyle diyen gaybî bir ses duyar: “Gece virdiyle uğraşanlar ve gündüz orucunu kaçırmayanlar olmasaydı, seherlerde altınızdaki yer sarsılacak, helak olacaktınız. Çünkü siz, azabı hak etmiş kötü kimselersiniz” [İbn-i Harrat, es-Salât ve’t-Teheccüd, 400.]
***
Bazıları, en güzel yaşanmışlıkları bile unutuyor. Düşünerek, hissederek sevgiyle yaşamamışlar onları. Süzgeçleri, nadan süzgeci, havaiyat süzgeci. Çöp tenekesi gibi doldurup doldurup boşaltmışlar. Zaman böyleleri için dağ-ı derundur (iç yarasıdır). Bir gün ayılırlar, trafik dışı kalmış ıssız ve harap bir tren istasyonunun bomboş bekleme salonunda… Gelen yok, giden yok. Ama zaman orada da var ve onu bir yere koyacak. Gayretullaha dokunanların, (yani) Allah’ı ve muhabbetullah yolunda yaşayanları gücendirenlerin müstahak oldukları yere… Allah’ı unutanların cezasını Allah, onlara kendilerini unutturarak verir zamanın şimdi yaşanan boyutunda. (Ahmet Selim-ZAMAN)
***
İslam’ı yaşamak, onu hayatın bütünlüğü içinde yaşamaktır. İbadet’in kemali, hayatın bir ibadet halini almasıdır. İslam sana bir “istikamet”, bir “kişilik” kazandıracak ve sen bu hayatın her safhasını, her işini, o istikamet şuuruyla ve o kişilik sağlamlığıyla yaşayacaksın. Bu, sabahtan akşama kadar sürekli ibadet etmekle de olmaz; daima dinî motiflerle meşgul bulunmakla da, ayrıntıların zahirini dallandırıp çoğaltmakla da olmaz. (Ahmet Selim-ZAMAN)
***
En çok kendimize karşı dürüst olmalıyız. En kötü kandırma kendi kendimizi kandırmamızdır. En yaman hasmımız nefsimizdir; çünkü kendi zekâmızı kendi aleyhimize kullandıran oyunları vardır onun. Hiçbirinin zekâsı bizi onun kadar iyi tanıyamaz, oyuna getiremez, irademizi zaafa uğratamaz. Nefs ruha perde olunca, ruhun nuru olan akıl da tutulur ve yalnız kalan zekâ sizin aleyhinize çalışmaya elverişli hale gelir. Bir başka denge oluşmuştur artık: gaflet dengesi. İbadetler ve tefekkür ihtarları, işte böyle bir negatif dengenin oluşmaması içindir. “Az da olsa, sürekli” ilkesini de aynı sebebe bağlamak gerekir. (Ahmet Selim-ZAMAN)
***
“Allah’ın kulları! Daha sakin, daha derin, daha yumuşak, daha dengeli, daha verimli, daha şuurlu olun!..” “Daha mütevazı, daha duyarlı, daha düşünceli, daha samimi, daha dürüst, daha akıllı olun!” “İftiraya bühtana, suizanna, kine, nefrete, nefsaniyete, hileye sapmayın.”
***
Her vaktin bazı özel icapları vardır ki; bunların telafisi daha sonraki bazı başka vakitte gerçekleştirilemez. Hatta bu gibi ihmaller; ileride, “telafi edelim” telaşıyla bazı bazı çözülmelere yol açarak ters yöndeki yeni ihmallere de sebebiyet verir. Doğru ve zarurî olan, vaktin ve halin icaplarını hiç şaşırmayan ve şımarmayan bir itidal dikkatiyle görüp gözetmektir. (Ahmet Selim-ZAMAN)
***
İbn Abbâs (ra) şöyle demiştir: “Güzel ahlâkı en kapsamlı şekilde ifade eden âyet, Allah Azze ve Celle’nin ‘Kolaylığı seç, iyi olanı emret, câhillere aldırma!’ (el-A‘râf, 7/199) sözüdür.” (Seyfü’l-Mülûk – Seyfü’l-Kudât – s,54 Muhyiddin el-Kâfiyeci)
***