Ali Ünal: Ahmet Selim Bey’in bir sözünü nakletmişlerdi: “Kendilerini ispat etmiş büyüklere ait o anda düşünceme ters bir söz veya davranış okuduğum veya işittiğim zaman asla tenkide gitmem; onların bildiği, benim bilmediğim bir şey vardır der ve susarım.” (Haziran 2010)
***
İnsan FARKINDA OLMADAN da hata yapar; fakat buna FARKINDA OLARAK YAPTIĞI HATALAR sebebiyet verir. Farkında olmadan yapılan hatalar, bilerek yapılan hataların uzantısıdır. İnsan, kendi davranışlarını ve tercihlerini BÜTÜN HALİNDE SORGULAMALIDIR; sadece bir noktada, bir meselede değil. GENEL DEĞERLENDİRMELER gereklidir, lakin bunu yaparken, ormanın içinden çıkıp daha geniş bir açı arayacaksın. Yüksekçe bir tepeye çıkmak daha da iyi olur. Pusulayı eline alıp, yönlere ve ufka bakacaksın. Ağaçların arasında kalarak genel yorum yapılmaz. (Ahmet Selim-ZAMAN)
***
Öyle bir gün gelir ki, açmaz dediğin çiçekler açar. Gitmez dediğin dertler gider. Bitmez dediğin zaman geçer. Hayat öyle bir sır ki; Önce Şükür, sonra sabır, sonra da inanmak gerek. (Hz. Mevlana)
***
Anlayışsızlık, anlayış yetersizliği; insanların ve kavramların israfına yol açıyor. […] Kavramların ve insanların israfı yanında maddenin israfı hiçbir şey değil. “Halden anlamak” ne güzel bir ifadedir. Birisi “benim halimden o anlar ancak” diyordu, bir hikâyede. Haller çeşit çeşit. Halden anlamak, ortalamayı işaretler. Anlayışsız insan, sevgisiz insandır. Bir arıza vardır onda. Anormalleşmeye iten bir arıza… Oraya doğru, yavaş yavaş, adım adım kayar. Kendini öve öve, beğene beğene, aldata aldata kayar. Negatif bir tutarlılığı sağlamaya çalışır. (Ahmet Selim-ZAMAN)
***
Ceza’ya sevinilmez. İsabetine inanılır, doğruluğu onaylanır, gerçekleşmesi istenir; ama sevinilmez. Cezaya sevinen, sevineceği türden haksız cezalar verilmesine de yatkın hale gelmeye başlar. Acilen tedavi edilmezse, istikamet de kaybedilir. (Ahmet Selim-ZAMAN)
***
Haksız karar veren, uygulama yapan, en büyük zararı kendine vermiş olur. Haksızlığa uğrayanın tesellileri ve dolaylı kazançları çoktur. Onu hiçbir darp ve sadme bitiremez, tüketemez. Dahası Bazı ruhî ve fikrî inkişaflar, haksızlığa uğrama etkileri yaşanmadan gerçekleşmez! (Ahmet Selim-ZAMAN)
***
“Gerçek mutluluk yavaş yavaş gelir ve bu bizim hayata bakış açımızla, çevremizle, çevremizdekilere karşı davranışımızla ilgilidir. Mutluluk, birbirini tamamlayan ufak tefek şeylerin birikmesinden doğuyor.” (Toprak Ana, Cengiz Aytmatov)
***
İnsanların çoğu; Sorumluluktan dolayı düşünmekten korkar. Eleştirilmemek için konuşmaktan korkar. Kaybetmemek için, sevmekten korkar. Gençliği bilmediği için yaşlanmaktan korkar. Kimseye hayrı olmadığı için, unutulmaktan korkar Yaşamayı bilmediği için ölümden korkar. (Shakespeare)
***
09-) Çocuklar büyüklerin birer kopyasıdır. Çocukların bir şeyini değiştirmek istiyorsan, kendi yaptığın yanlışı değiştirmen yeterli. (Anonim Söz)
***
“Güdük kalmak” büyük kayıptır. Fıtratının bir yerleri hiç işlenmemiş, beslenmemiş, sulanmamış, bakım görmemiş; zamanla, başlangıçta var olan gelişme özelliklerini de kaybetmiş… Güdük kalmak “SEVGİSİZ ve SEZGİSİZ ” kalmaktır. BÖYLELERİ zengin olabilirler, profesör olabilirler; ama aydın olamazlar, arif (sağduyulu) olamazlar. İyi eş, iyi kardeş, iyi anne-baba, iyi evlat, iyi ve güzel insan olamazlar. (Ahmet Selim-ZAMAN)
***
Evlerimizi kitap okumakla aydınlatabiliriz: Evlerinin ilim ve marifet yuvası olmasını isteyenler evlerinde kitap okumalıdırlar. İslam tarihine göz atıldığında Kur’ân ayetlerinin insanlara ilk öğretildiği ve okunduğu yerlerin evler olduğu görülecektir. Erkam b. Ebi’l-Erkam’ın evi büyük sahabilerin çoğunun İslam’la şereflendiği bir evdir. Mus’ab b. Umeyr, İslâm’ı öğretmek üzere gönderildiği Medine’ye geldiği zaman Es’ad b. Zürâre’nin evinde misafir kalmıştır. Mahrame b. Nevfel’in evi Dâru’l-Kurrâ (tamamen Kur’ân öğretimine hasredilen evler) idi. Bedir’den kısa bir müddet sonra Abdullah b. Ümmi Mektum ve Mus’ab b. Umeyr Medine’ye geldiklerinde bu eve misafir olmuşlardı. Habbab b. el-Erett’in ise yine bu evlerden birinde Said b. Zeyd ibn Amr ve Fâtıma bint el-Hattab’a Kur’ân-ı Kerim’i öğrettiği tarihen bilinen hususlardandır. Özellikle, gençliğinden itibaren ilim ve maarif için çırpınan Bediüzzaman Hazretleri, yazdığı eserlerin pek çok yerinde her bir adamın, hânesinde dört-beş çoluk-çocuğu bulunsa kendi hânesini bir küçük Medrese-i Nûriye’ye çevirmesi gerektiğini anlatan tavsiyeleri, evlerde okumanın ne kadar önemli olduğunu bildirmiştir. Öyleyse evlerimizde okumalı ve ilim yolunda ev içi programlar yapmalı, okumak için çok gayret göstermeliyiz. Evlatlarını yüceliklere erdirmeyi düşünen her anne baba buna özen göstermelidir. Aile içinde okumayı sevimli hale getirmek çocuklara hediye edilecek en güzel miras olacaktır. (Niçin Okumalıyız? Yusuf Ömeroğlu)