Hayata Dair Notlar-46

Önemli Bilgileri Araştırmadan Karar Verme

“Ey iman edenler! Bir fasık (Allah’ın emir ve yasaklarını açıktan ve bir endişe, iç burkulması duymadan çiğneyebilen bir kişi) size bir haber getirdiğinde, doğru olup olmadığını tesbit etmek için onu iyice araştırın. Aksi halde, hiçbir gerçeğe dayanmadan bir topluluğa zararınız dokunur da, sonra yaptığınıza pişman olursunuz. (Hucûrat Sûresi 6)”

Peygamberimiz Velid İbn Ukbe adlı sahabîyi, Beni Mustalık kabilesine zekât toplamak için gönderdi. Velid ile onlar arasında daha önce bir kin vardı. Kabîleye yaklaştığı zaman karşısına gelen atlıların kendi aleyhinde oldukları intibaına kapılıp korkarak geri döndü ve zekât vermediklerini söyledi. Hz. Peygamber ordu toplayıp üzerlerine hücum edeceği sırada tesbitin asılsız olduğu kendisine bildirildi. Hâlid bin Velîd’i durumu tahkik etmekle görevlendirdi. Geceleyin onlara çaktırmadan gelen Halid, onların ezan okuyup cemaatle namaz kıldıklarını, hatta gece namazı bile kıldıklarını tesbit etti ve zekâtlarını alarak döndü. Bu âyet bunun üzerine nazil oldu. Bu âyete dayanarak hadis ravileri cerh ve ta’dile tâbi tutulmuşlardır. Fakihler her haberin değil, ama nebe’ tarzında önemli haberlerin tahkik edilmesini şart görürler. Fâsık kelimesi burada, “çizgi dışına çıkmış, itaatsiz, emirleri yerine getirmeyen” anlamındadır. (Kur’ân-ı Hakîm ve Açıklamalı Meâli/Prof. Dr. Suat YILDIRIM)

Allah Rasûlü’ne (s.a.s.) karşı nasıl davranılması gerektiğini ortaya koyan âyetlerden sonra bu âyetin ifade buyurduğu düstur, pek çok bakımlardan önemlidir. Kısaca: İsrâ Sûresi 36’ncı âyette şöyle buyrulmaktadır: Hakkında kesin bilgi sahibi olmadığın şeye dayanıp karar verme. Çünkü kulak, göz ve kalb, evet bunların hepsi (verdiğin karar, vardığın sonuçtan) sorumludur ve sorguya çekilecektir. Dolayısıyla bir Müslüman, bir konuda kesin bilgiye dayanmadan hüküm veremez, harekete geçemez. Özellikle sorumluluk gerektiren ve başkalarıyla, toplumla alâkalı meselelerde çok dikkatli olunmalı ve duyumlara, zanna dayalı hüküm ve davranışlardan mutlaka kaçınılmalıdır. Kesin bilgi, ya bizzat şahitliğe veya doğruluğu kesin habere dayanır. Ayrıca, Hucûrat Sûresi 12’nci âyette ifade edileceği üzere, bir Müslüman, diğer Müslümanlar hakkında sûizanda da bulunamaz. Bir mü’min de olsa, eğer bir insan yalan söylüyorsa, iftira attığı tesbit edilmişse ve İslâm’ın kesin olarak yasakladığı herhangi bir fiili açıktan işlemekten çekinmeyebiliyor veya farz-vacip bir emri yerine getirmiyorsa, böyle biri fasıktır ve ne mahkemede şahit olarak dinlenir, ne de söylediği söze, verdiği habere güvenilip, o söz veya haber üzerine hüküm bina edilir. Hadis âlimleri, bu âyete dayanarak Hadis ilminde çok önemli bir yan ilim geliştirmişlerdir. Cerh ve Ta’dil denilen bu ilim, hadis râvilerini doğruluk noktasında araştıran ve rivayetlerine güvenilip güvenilemeyeceğini tesbit eden bir ilim dalıdır. Yalan söylediği, iftira attığı ve haram seviyesinde yasakları açıktan işlediği veya farz–vaciplerden birini terk ettiği, yani fıskı tesbit edilmedikçe bir mü’min güvenilir kabul edilir. (Allah Kelâmı Kur’an-ı Kerim ve Açıklamalı Meâli: Ali Ünal)

***

Eşleriyle Zina Edip Çocukları Veled-i Zina Olanlar

Pırlanta Müellifi: Aziz Müslüman! Ben müminlerin aleyhinde sağda solda, nerede olursa olsun konuşan, sağda solda yazı yazan, sağda solda müminler aleyhinde verip veriştiren kimselerin ajan olabilecekleri ihtimalini huzurunuzda bir kere daha tekrar ediyorum. Ağzını doldura doldura dindar görünen bir insan bir cemaate “kâfir” derse, evvela kendisinin kâfir olduğu muhakkaktır. Çünkü o cemaat bir fert olsaydı, belki o fert kâfir olabilirdi, bir ihtimal kendisi kâfir olmayabilirdi. Ağzını doldura doldura dindar görünen bir insan bir cemaate “kâfir” derse, o cemaat içinde bir fert müminse kendisinin kâfir olduğu muhakkaktır. Avradı o dakikada boş olur. Nikâh tazelemeden avradının yanına gitse zina etmiş olur ve bu hâl devam etse doğan çocukları da veled-i zina olur. Bu, bu kürsüye çıkan birisi de olabilir, o mihraba geçen birisi de olabilir, sizin önünüze geçen birisi de olabilir, veled-i zinanın babası olabilir. Hafizanallahu ve iyyaküm. [ https://youtube.com/shorts/DC4H7GyJJSo?si=qBN3tx_UhlLMl5-3 ] (Ayrıca bkz: Bakara 221/ Mümtehine 10)

***

Kimler Zalime Destek Vererek Zalim Olur

İnsanoğlunun, alıştığını normal görmeye başlamak gibi büyük bir zaafı var. Onun için ibret alınması  mümkün ve gerekli olan örneklerden ibret alamıyor. İşte yine, ibret alabileceklere bir fırsat sunan güzel bir menkıbe: “Zalim yöneticilere elbise diken bir terzi, büyük İslam alimi Abdullah İbn Mübarek’e, “Onlara elbise dikmekle ben zalimlere yardımcı oluyor muyum?” diye sorar. Ve aldığı cevap karşısında âdeta taş kesilir: “Hayır!” der İbn Mübarek, “Sana iğne iplik satanlar zalime yardımcı oluyor. Sen ise, doğrudan zalim olmuş oluyorsun!” Artık anlayana…

***

Üstad Bedîüzzaman Hazretlerinden Tüyler Ürperten bir ikaz

وَلَا تَرْكَنُۤوا إِلَى الَّذِينَ ظَلَمُوا فَتَمَسَّكُمُ النَّارُ

“Bir de sakın zulmedenlere meyletmeyin, sempati duymayın. Yoksa size ateş dokunur.” (Hûd sûresi, 11/113)] âyet-i kerîmesi fermanıyla; zulme, değil yalnız âlet olanı ve taraftar olanı, belki ednâ bir meyil edenleri dahi dehşetle ve şiddetle tehdit ediyor. Çünkü rıza-yı küfür, küfür olduğu gibi; zulme rıza da zulümdür. İşte bir ehl-i kemâl; kâmilâne, şu âyetin çok cevâhirinden bir cevherini şöyle tâbir etmiştir: Muîn-i zâlimin dünyada erbâb-ı denâettir, Köpektir zevk alan, sayyâd-ı bî-insâfa hizmetten! (Dünyada zalimlerin yardımcısı alçak kimselerdir, Köpektir zevk alan, insafsız avcıya hizmetten). Evet, bazıları YILANLIK ediyor, bazıları KÖPEKLİK ediyor. Böyle mübarek bir gecede, mübarek bir misafirin, mübarek bir duada iken, HAFİYELİK edip, güya cinayet yapıyormuşuz gibi İHBAR eden ve taarruz eden, elbette bu şiirin meâlindeki tokada müstehaktır. [Eser: RNK: Mektubat, 28.Mektup (4. Mesele, 2. Nokta)]

***

Zalime Engel Olmayan Toplumu Bekleyen Akıbet

EFENDİMİZ (sallallahu aleyhi ve sellem) “İnsanlar zalimin zulmüne şahit olup da ona mâni olmazlarsa, Allah’ın onlara umumi bir azap göndermesi pek yakındır.” [Ebû Davud, Melahim 17; Tirmizi, Fiten]  der; bu içtimai sorumluluğu hatırlatır. ŞAHSÎ ENDİŞE, KORKU, DUYARSIZLIK ve İHMALDEN kaynaklanan zulme sessizliğin, iyi-kötü ayırmaksızın BÜTÜN BİR TOPLUMUN cezalandırılmasını netice vereceğini haber verir. Dünya hayatında ağır imtihanlara maruz kalan sadece mazlum değil onunla beraber çevresinde bulunan HERKES de İMTİHANDADIR. Onların imtihanı ise “zulme karşı durup durmama ve mazluma yardım edip etmeme” imtihanıdır.

***

Kabri Ateş İle Doldurulacak Olanlar

Peygamberimiz Efendimiz Tüyler ürpertici bir ikazda bulunur: “Bir kul kabirde azaba maruz kalır ve sonunda kabri, ateş doldurulur. Azap kaldırılınca kul, niçin azaba maruz kaldığını sorar. Kendisine, “Sen hem abdeste çok dikkat etmeden namaz kılıyordun hem de bir mazlumu gördüğünde ona yardım etmiyordun.”diye cevap verilir.” (Heysemî, Zevaid) “Ceza, amelin cinsindendir.” kaidesince, Hadiste yardım etme imkânı varken ateşe düşen/düşürülen mazlumları sadece seyredenlerin, kabirlerinin ateşle doldurulacağı haber verilerek, inananlar şiddetle ikaz edilmektedir. Hadislerde emredilen yedi haktan birisi, ZULME MARUZ KALAN KİMSEYE yardım etmektir. Bundan dolayıdır ki İbn-i Mulekkin gibi hadis alimleri mazluma yardım etmeyi kul haklarından biri olarak saymıştır. (el-Bedru’l-Münîr, IX/50)

***

Zulmü iyi veya mübah gören gerek âmir, gerek memur bütün haksızların cezası

“(Yahudileri savaşa teşvik eden münafıkların durumu ise) tıpkı şeytan’ın durumuna benzer ki o, insana: “Dine inanma, reddet!” diye telkin eder. O kendisine kulak verip kâfir olunca da şöyle der: “Ben senden uzağım. Çünkü ben âlemlerin Rabbinden korkarım!” Neticede ikisinin âkıbeti de, ebedî kalmak üzere cehenneme girmek oldu. İşte zalimlerin cezası budur.” (Haşir Sûresi 16-17)

Hamdi Yazır: Çünkü birisi âmir tavrıyla küfre teşvik etmiş, diğeri de tutup yapmıştı. Demek ki âmirin Allah’a karşı isyan emri yapıldıktan sonra kendisine emredileni de sorumluluktan kurtaramaz. Eğer bu isyan küfür ise, cezası ebediyyen cehennemdir. Ve işte bu, yani cehennem ateşinde ebedî kalmak yalnız o ikisine mahsus değil bütün zalimlerin cezasıdır. Zulmü iyi veya mübah gören gerek âmir, gerek memur bütün haksızların cezası, sonsuza kadar cehennemde kalmaktır. Çünkü zulmü helal saymak da küfürdür…” (Hak Dini Kuran Dili > Haşr/17)

***

Hayırsız ve Geleceğini Kaybeden Toplum

Allah Resûlü, sokakta oturmakta olan bir grupla karşılaşınca onlara şu üç vazifeyi tavsiye etmiştir: “Gideceği yeri bulamayanlara yol gösterin, selamı alıp verin bir de zulme maruz kalanlara yardımcı olun.” (Tirmizî, (2726)); Müsned, (18569)). Efendimiz’in ZALİME engel olma ile ilgili tavsiyesine sosyal ve içtimaî bir görev olarak bakılmalıdır Zira yine O’nun beyanıyla “…Hak sahiplerinin, haklarını kolayca/rahatlıkla alamadığı bir toplumda/düzende hayır yoktur ve öyle bir millet iflah olmaz!” (İbn-i Mâce, Sadakât 17) Zulüm ve haksızlıklar karşısında duyarlılığını ve adaleti ikame hassasiyetini kaybetmiş bir millet, aslında geleceğini kaybetmiştir.

***

Attığı Her Adımda Lanetlenenler

Süfyân es-Sevrî Zulumle dine hizmet edilmeyeceğini düşünüyor ve şöyle diyor: “Zâlim birinden para veya mal veya silah alıp da Allah yolunda savaşa çıkan kişi dönene kadar attığı her bir adımda lanetlenir.” [Ebu Nuaym/Hilye/9478]

***

Allah’a isyan edilmesini isteyen Müslümanlar

Süfyân es-Sevrî der ki: “Zâlim birinin bekası için dua eden kişi, Allah’a isyan edilmesini istiyor demektir.” [Ebu Nuaym/Hilye/9685]

***

Mevlânâ’nın hem zalimlere hem de onları fark edemeyen zavallılara söyledikleri

Mevlânâ Hazretleri Mesnevîsinde, hem akıl hem de gönül penceresinden baktığı zulüm meselesinde, hem zalimlere hem de onları fark edemeyen zavallılara seslenerek şiirimsi ifadelerle şunları söylüyor:

“…Ey zulümle bir kuyu kazan! Sen kendin için tuzak hazırlıyorsun. ipekböceği gibi kendi etrafını örme; kendine kuyu kazarsan bari kararlıca kaz! Zayıfları sen yardımcısız, kimsesiz sanma; Kur’an’dan ‘iza câe nasrullah’ı oku Sen filsen, düşmanın senden ürkmüşse sana ceza olarak işte ebabil kuşu gelip çattı. Yerde bir zayıf aman dilerse, gökyüzü askerleri birbirlerine karışırlar. Sen birisini dişinle ısırıpta kan içinde bırakırsan diş ağrısına tutulunca ne yaparsın?” (Mevlânâ, Mesnevî, 1 /1309)

“Bir insan, saman çöpü gibi havaya kapılmış, maskara olmuşsa zalimi mazlûmdan nasıl fark edebilir? Zalimi mazlûmdan ayırt eden, zulümkâr nefsinin boynunu vurmuş kişidir. Yoksa içten içe nefse zebun olan kişi, deliliğinden mazlûmlara düşman kesilir. Köpek, daima yoksula, âcize saldırır, fırsat bulursa ısırır da. Komşularından av kapmak aslanlara göre ayıptır, köpeklere değil. Zalime tapan, mazlûmu öldüren kişilerin hepsi de pusudan çıkarak köpekçesine saldırdılar.” (Mevlânâ, Mesnevî, 3/2434)

Bu yazı 19 kez okundu