Hayata Dair Notlar-50

En Büyük Kayba Uğrayacak Olanlar

“Ey İman Edenler! Ne mallarınız, ne evlatlarınız sizi Allah’ı zikretmekten alıkoymasın! Bilin ki böyle yapanlar, en büyük kayba uğrarlar. Sizden herhangi birinize ölüm gelip çatmadan önce, size nasib ettiğimiz imkânlardan Allah yolunda harcayın! Ölüm gelip çatınca: “Ya Rabbi, az mühlet ver bana, bak nasıl hayırlar yapacağım, tam takva ehlinden olacağım!” diyecek olsa da, Allah vadesi gelen hiçbir kimseyi ertelemez. Allah yaptığınız her şeyden haberdardır.” (Münafikun, 9- 10–11)

Açıklama: Bu ayetin muhatabı Müslüman olduğunu söyleyen herkestir. “Ey iman edenler!” ifadesi Kur’an’da bazen Mü’minlere, bazen Müslüman olduklarını iddia edenlere, bazen de genel olarak Müslümanlara hitaben kullanılmıştır. Nerede, kime hitap edildiği, bir önceki veya bir sonraki ayete bakılarak anlaşılabilir. Burada “mal ve çocukların” özellikle zikredilerek vurgulanması, insanların umumiyetle mal ve çocuklarının hatırı için imanın sorumluluklarından yüz çevirmeleri nedeniyledir. Çünkü insan umumiyetle bunlar yüzünden nifak, iman zaafı, fısk ve itaatsizliğin bataklığına saplanır. Aslında kastedilen, insanı Allah’tan gafil eden dünyadaki her şeydir. Allah’tan gaflet, her kötülüğün asıl sebebidir. Şayet insan her an başıboş olmadığını, Allah’ın bir kulu olduğunu, Allah’ın kendisinin her yaptığından haberdar olduğunu ve yaptıklarından bir gün hesaba çekileceğini hatırında tutarsa, işte o zaman hiçbir sapıklık ve dalâlete düşmez. Beşeri zaafları dolayısıyla bir hata yapsa bile, hata yaptığını anlar anlamaz kendine çeki düzen verir. (Tefhimu’l-Kur’an)

Ömür sermayesi

Ömür sermayesi pek azdır. Lüzumlu işler pek çoktur. Birbiri içinde mütedâhil daireler gibi, her insanın kalb ve mide dairesinden ve ceset ve hâne dairesinden, mahalle ve şehir dairesinden ve vatan ve memleket dairesinden ve küre-i arz ve nev-i beşer dairesinden tut, ta zîhayat ve dünya dairesine kadar, birbiri içinde daireler var. Her bir dairede her bir insanın bir nevi vazifesi bulunabilir. Fakat en küçük dairede, en büyük ve ehemmiyetli ve dâimî vazife var. Ve en büyük dairede en küçük ve muvakkat, arasıra vazife bulunabilir. Bu kıyas ile –küçüklük ve büyüklük mâkûsen mütenasip– vazifeler bulunabilir. Fakat büyük dairenin cazibedarlığı cihetiyle küçük dairedeki lüzumlu ve ehemmiyetli hizmeti bıraktırıp lüzumsuz, mâlâyani ve âfâkî işlerle meşgul eder. Sermaye-i hayatını boş yerde imha eder. O kıymettar ömrünü kıymetsiz şeylerde öldürür. Ve bazen bu harp boğuşmalarını merak ile takip eden, bir tarafa kalben taraftar olur. Onun zulümlerini hoş görür, zulmüne şerik olur. (Dördüncü Mesele / Asâ-yı  Musa)

Kalb ve ruhta operasyon yapılmalıdır

Her insan, her gün biraz daha tefekkür ve düşüncede buudlaşarak, önümüze serilen kâinat kitabından tıpkı bir arı gibi mârifet hüzmeleri toplayıp, Cenâb-ı Hakk’ın gönderdiği nebiler ve velilerin açtığı geniş yolu takip etmelidir. Bu yol sayesinde o, ruha hayatiyet kazandıracak ve atılan her adım, ona yeni bir güç kaynağı olacaktır. Evet, vicdanımızın elinden düşmeyen Kitap ve Sünnet neşteri, bütün mânevî yaralarımızı kesip atarken, asırlara göre değişen tedavi usulleriyle mürşit ve mücedditlerin eserleri, bu eserlerdeki ölümsüz hakikatler de, mânevî yaralarımızı en kısa zamanda iyileştireceğinden şüphe duyulmayan birer ilaç, birer merhem gibi daima elimizin altında bulunmalı; tarif edilen ölçü ve prensipler dahilinde öncelik sırası çok iyi ayarlanarak, bu eserler ısrarla mütalâa edilmelidir. İşte, kalb ve ruhta her gün yenilenmesi zarurî bu operasyondan sonradır ki, şeytanın hile ve desiselerine karşı dayanıklık kazanmış oluruz. Aksi hâlde, okumayan, düşünmeyen ve kendini yenilemeyen insanların akıbetine uğrar, sararır solar ve savrulur gideriz. (Metafizik Gerilim Cemaatleşme Şuurucihad Ve Bazı Düsturlar/ İnancın Gölgesinde-2)

“Hiç ara vermeden” hep oruç tutup, namaz kılan  kimsenin sevabı gibi sevab

Hz. Ebu Hüreyre (ra) anlatıyor: “Resûlullah (s.a.v)’tan bir gün sordular:
“– Ey Allah’ın Resûlü! Allah yolunda yapılan cihada hangi amel denk olur?”
“- (Başka bir amelle) dedi, ona güç getiremezsiniz!”
Soruyu soranlar ikinci ve hatta üçüncü sefer tekrar sordular. Resûlullah  her seferinde aynı cevabı verip:
“- (Bir başka amelle) ona güç getiremezsiniz!” dedi ve sonra şunu ilâve etti:
“- Allah yolundaki mücâhidin misâli (gündüzleri ve geceleri hiç ara vermeden oruç  tutup, namaz kılan, Allah’ın âyetlerine de  itaatkâr olan ve Allah yolundaki mücâhid, cihaddan dönünceye kadar namaz ve oruçtan  hiç gevşemeyen kimse gibidir.” [Buharî, Cihad 2; Müslim, İmâret 110; Tirmizî, Fedâilu’l-Cihâd 1; Nesâî, Cihâd 17; Muvatta, Cihâd 1]

Allah Resûlullah (s.a.v) bu hadislerinde, cihad yoluyla elde edilecek sevabın namaz, oruç gibi, Allah nezdinde kıymetli olan başka amellerle, ibadetlerle elde edilemeyeceğini belirtiyor. Bunu ifade için mücahidin cihad için evden çıktığı anla, eve dönünceye kadar geçen  müddet içerisinde “hiç ara vermeden” hep oruç tutup, namaz kılan  kimsenin sevabı gibi sevab kazandığını, böyle bir ibâdet tarzına hiç kimsenin güç getiremeyeceğini söylüyor. [..] [İbrahim Canan, Kutub-i Sitte Tercüme ve Şerhi, Akçağ Yayınları:5/26-27.]

Malum olduğu üzere ‘Cihad’ insanlar ile Allah arasındaki engelleri kaldırmaktır.. Dine hizmet adına yapılan her faliyet hadiste bahsedilen cihad’ın tanımı içüne dahildir. Aynı sevabı alırlar Allah yoluna kendini Adamış olanlar.

Yedi Ayete’l-Kürsî Okumak

Bir gün düşmanları, oralarda Arap Süleyman diye bilinen ve eşkıyalık ile geçinen birini çağırıp “Al şu parayı, o Kireççi Hafız’ı (Ahmed Feyzi’yi) öldür!” diye talimat verirler. Bundan haberi olmayan Ahmed Feyzi Kul, âdeti üzere her sabah okuduğu gibi, o gün de yedi  Ayete’l-Kürsî okur. Altı cihete üfler yedinciyi okuduktan sonra içine çeker. O gece pusu kuran Süleyman, nişan alır ama silahını ateşleyemez. Ertesi gün de silah ateş almaz. “Bunda bir iş var” deyip gider, adamların paralarını verir ve “Ben o hafızı vuramam!” der. (Abdullah Aymaz/Çağlayan Dergisi Sayı: 16)

Saniyeler Senelere Dönüşebilir

Kendi ihtiyacı olduğu hâlde, hizmet adına bir yerde koşturan hayat arkadaşını bekleyen bir insanın saniyeleri hiç farkına varmadan seneler hükmünde ibadet şeklinde kabul edilebilir. Zira mü’minin niyeti amelinden hayırlıdır. Eğer eşlerden biri hayır peşinde koşarken diğeri de maddî-mânevî ona destek oluyorsa, Allah’ın (celle celâluhu) izniyle, her ikisi de o salih amelden hâsıl olan sevabı paylaşırlar. [Mesai Tanzimi ve Aile Hayatımız / Buhranlı Günler ve Ümit Atlasımız]

Vazîfemiz

Vazîfemiz ikidir:
a. İmân ve amel-i sâlih: Evet kendimizi ıslah edip dünyevî-uhrevî felâket ve azaplardan kurtulmanın çâresi olan îmân, İslâm, ibadet ve takvâ gibi yüce değerlere sahip olmak ve bu vesîle ile Yüce Mevlâ’yı memnun etmek, son derece önemli bir görevdir.
b. Tebliğ ve tebyin: Yani kabul ettiğimiz hak ve hakikatleri yakınlarımızdan başlayarak çevremizdekilere anlatıp açıklamak ve onları da irşâd edip aydınlatmak ve ikna edip kurtarmak suretiyle manevî cihâdı yapmak ve bu vesîle ile Cenabı Hakk’ın rızâsını kazanmaktır. Tebliğ ve irşâd ikna ile olmalı. Yani aklî, hissî ve kalbî burhan, delil ve misallerle olmalı. Zîrâ, medenîlere galebe iknâ iledir, icbâr ile değildir. (İlim ve İrfan Nesli / Vehbi Yıldız)

Başkası İçin Kendini, Kendin İçin Başkasını İhmâl Etme

Tebliğ ve irşâd vazifesini üstlenen ve başkalarına hizmet götürmekle çırpınan bir kimse, şu iki hususa çok dikkat etmelidir: “Başkası uğruna kendisini, kendisi için de başkasını ihmâl etmemelidir.” Şöyle ki:
a. Başkalarının irşâd ve ıslahı ile uğraşırken, kendimizi ve yakınlarımızı asla unutmamalıyız. Zîra okuduğumuz âyet ve hadîslerin ve verdiğimiz nasîhatlerin muhatabı önce kendi nefislerimizdir.
b. Kendi kemâlâtıyla yetinmek ve başkalarının terbiyesiyle uğraşmamak haddizâtında ciddî bir noksanlık ve bir dûn-himmetliktir. Bizler sadece kendimizi ıslah etmekle yetinmemeliyiz.

Çevremizde bulunanların da irşâd ve ıslahları için gayret göstermeliyiz. Bununla beraber tebliğ ve irşâd vazifesini yapalım. Fakat ilâhî vazifeye karışmayalım. Ve bilelim ki, hidayete erdirmek meselesi sadece Allah’ın elindedir. Biz bu yönüyle O’nun işine karışamayız. Zâten kimin neye lâyık olduğunu da bilemeyiz. Bizim başkalarıyla ilgili olarak vazîfemiz tebliğ ve irşâdı lâyıkıyla yapmaktan ibârettir. (İlim ve İrfan Nesli / Vehbi Yıldız)

Rehberlikte esas olan

Rehberlikte esas olan “örnek insan” olmaktır. Yani temsîli ve terbiyeyi sürekli olarak tebliğin ve talîmin önünde tutmaktır. Önce göze sonra kulağa hitap etmek en azından ikisini beraber göz önünde bulundurmaktır. İbâdette, muâmelede, haram-helâle dikkat etmede, aşk ve şevk ile hizmet vermede örnek olma meselesi, günümüzde insanlığın ve özellikle İslâm dünyasının en fazla muhtaç olduğu bir husustur. Bundan dolayıdır ki, çok edipler, vâizler ve kitaplar olduğu hâlde insanlarda ıslah, terbiye ve tekâmül yeterince meydana gelmiyor. Evet bizim en büyük eksiğimiz, her hâlükârda örnek insan olamayışımızdır.  (İlim ve İrfan Nesli / Vehbi Yıldız)

Sohbetler, Dersler ve Yazılar, Birer Elektrik Lambası Gibi Olmalı

Sohbetler, dersler ve yazılar, birer elektrik lambası gibi olmalı ve dinleyenlerin veya okuyanların bütün duygu ve düşüncelerini, geçmiş ve geleceklerini aydınlatmalıdır. Yoksa boşa kürek çekilmiş olur, boş yere dirsek çürütülmüş ve koskoca bir ömür boşuna heder edilmiş olur. Evet sohbetler, dersler ve yazılar aklı, kalbi, ruhu, nefsi, hayali vb. bütün duyguları doyuracak mâhiyette olmalı. Evet yazmada olsun konuşmada olsun; insanı rûhu, aklı, kalbi ve hisleriyle göz önünde bulundurarak, onu komple düşünmeli ve ona öyle hitap etmeli. Bu itibarla milletin yüreğini hoplatacak, onu düşünmeye sevk edecek, ona göz yaşı döktürecek, murakabe ve muhâsebe şuuru verecek yazılara ve sohbetlere günümüzde son derece ihtiyaç vardır. Öyle ise şuurlu ve uyanık olanlar böyle kalıcı yazılar yazmalı ve böyle etkili sohbetler yapmalıdırlar ki, kısa zaman zarfında ciddi uyanışlara ve gelişmelere zemin hazırlamış olsunlar.  (İlim ve İrfan Nesli / Vehbi Yıldız)

Yazılar veya sohbetler

Yazılar veya sohbetler, mü’minlerin îmanına kuvvet verecek, morallerini yükseltecek ve onları sevindirecek bir mahiyette olmalıdır. (İlim ve İrfan Nesli / Vehbi Yıldız)

Bu yazı 5 kez okundu